Özkan Eroğlu

Mimarlık Üzerine Düşünceler

Mimarlık, insan aklını ve iradesini yansıtan evrensel bir üretimdir. Barınmanın vazgeçilmezi, yönettiği sessiz fakat güçlü dil sayesinde doğal dünyayı sayısız şekilde dönüştürme potansiyeline sahiptir. Sanat, insanların korkularını yenmelerine, bireysel ve toplumsal kaygıları için toplanma yerleri yaratmalarına izin verir. Mimarlık tarihinde yorumlanan her yapı, alanı yerine dönüştüren, taş yığınlarını kutsal ikonlara dönüştüren bir tılsımdır. Kutsal eserler çünkü insanlığımızı yüceltiyorlar, bizi korkularımızdan kurtarıyorlar ve gelecekle yüzleşmemize, bilinmeyene sahip çıkmamıza izin veriyorlar. Mimarlık çalışması bir yapının işlevi, estetiği ve geometrisi etrafında örülürken, sanatın güçlü maddi olmayan varlıklara üç boyutlu şekil sağladığı gerçeği göz önüne alındığında, anlamın taşıyıcısı olarak rolünü de yorumlaması gerekir. Mimari, güçlü hikâyelerle ilgili çok katlı yapıları bünyesinde barındırdığı için, rüyalar ve kâbusların ikonik değerli bir tılsımıdır.

 

“Batı” sanatına yönelik çalışmaların bir kenara bırakılması gerektiğine inananlar var. Onlar kimi çalışmaları kanonik sayabilir ve dolayısıyla gereksiz olarak görmeleri mümkündür. Bununla birlikte, hiçbir mimar, zamanın başlangıcından beri var olan bir faaliyet olan mesleğinin tarihini ve kuramını araştırmaktan asla vazgeçmeyecektir. Aslında 19. yüzyıl boyunca, mimari ile zamanın yeni mühendislik çalışmaları arasındaki temel fark, ilkinin bu alanlardaki dersleri içermesiydi. Bugüne kadar, mimarlık tarihi ve kuramı ile ilgili araştırma faaliyetleri, tasarım süreçlerinin temel bileşenleridir. Bu köklü gelenek aşındırıcı dönüşümlere uğrasa da, bu konulardan elde edilen bilgiler, mimarların onsuz yapabileceği süslemeler değil, profesyonel bilginin dayandığı bilişsel temeli oluşturan yapı taşlarıdır.

Mimarlığın, tarihin bir sahtekârı ve bir ilham kaynağı olarak oynadığı muazzam rolü göz önünde bulundurarak, özellikle sanata odaklanan yorumlayıcı metodolojilerin ortaya çıkışı göz önüne alındığında, sözü edilen kuramsal çalışmaların incelenmesini reddetmek uygunsuz olarak kabul edilebilir. Örneğin, geçtiğimiz on yıllar boyunca, mimarlık arkeolojisi alanı, inşaatların oluşturduğu maddi kültürü yorumlayarak, geçmiş ve şimdiki uygarlık çalışmaları üzerine çabalarını yoğunlaştırmıştır. Geleneksel sanat ve mimarlık tarihi dersleri, eseri daha iyi anlamak için geçmişi araştırırken, bu akademik alan insanı daha iyi anlamak için onu çözümler. Mimari ifadeler, ehlileştirme gücüne sahip duvarlarla metaforik olarak temsil edilen güçlü düşüncelerin kalıcı ifadeleri olan taş, ahşap ve beton kitaplara benzetilebilir. Mimarlık, üç boyutlu eserlere ek olarak, insanlığın var olmasını mümkün kılan ruhsal ve zihinsel yapılar yaratır. Çeşitli kültürlerin tadını çıkarmak, çevremizdeki dünyayı daha iyi takdir etmek ve kendimizi anlamak için mimarlığın tarihini ve kuramını inceliyoruz.

Mimarlığın oynadığı en alakalı rollerden biri, geçmişin hayatımızda var olmasını mümkün kılmasıdır. Her tarihi mülk, geçmişteki yabancı ülkeyi ziyaret etmemize izin veren bir pasaport görevi görür. Ele alınıp incelenecek mimari örnekler, zamanın gücünü somutlaştıran işlevsel nesneler, görüntülerdir. Tarih, özellikle mimariyle ilgili olarak doğrusal değildir. Sanat, dönemler ve üsluplardan fazlasını kapsar, aynı zamanda mimari eserin binlerce yıl boyunca ne anlama geldiği ve ne anlama geleceği ile ilgilidir. Bu konuyla ilgili olarak her tarihi özellik, GÖRÜNTÜ – ZAMAN – BELLEK içeren bir ilişki oluşturur. Çoğu kişi, bugünü daha iyi anlamak için geçmişin gerekli olduğunu kabul etse de, geçmiş ile bugün arasında diyalektik bir ilişki olduğu için bunun tersi de doğrudur. Geçmişi daha iyi anlamak için bugüne ihtiyacımız var.

zaman, her tarihi eserle kesiştiği için, mimarlık çalışması, mevcut neslin inşa edilmiş mirasın vekilharcı olarak hizmet etmesi gereken sorumluluğun altını çizer. Mimarlık üzerine yapılacak kuramsal çalışmanın, tuğla ve taş yığınlarını geçmişin ve günümüzün medeniyet tılsımlarına dönüştürebilen bir birliktelik olan mimarlığın tarihi, kuramı ve korunmasının yarattığı zorlu kesişme etrafında örmekle gerçekleşir. Bu hiç bitmeyen ilişki hakkında bir anlayış penceresi açmak sözü edilen kuramsal çalışmanın nihai amacı olmalıdır.

 

Zamanın Şafağından Ortaçağlara

Tarih öncesinden Ortaçağa kadar var olan uzun bir zaman dilimini kapsayan dünya çapında bir mimarlık araştırması, önemli ikilemlerle karşı karşıyadır. Biri, bazıları yüzyıllardır kullanılmakta olan geleneksel dönemler tarafından hırpalanmıştır. Doğu/Batı gibi etnik ayrımlar başka bir ikilem yaratır. Kuramsal bir mimarlık çalışmasının en yetkin amacı mümkün olduğunca çoğulcu ve evrensel olmakla birlikte, mimarlık tarihi akademik disiplini geleneksel olarak ayrıntılandırmasını çerçevelemek için ona bağlı olduğundan, kronoloji kendi değer sistemini yaratır.

İlk defa çözüm öneren bir tasarımın sonraki yorumlarından farklı bir yere sahip olduğunun da altını çizmekte yarar var. Bu paradigma nedeniyle ve her ikisi de aynı miktarda yaratıcılık ve yenilik sergiliyor olsalar bile, MÖ 40.000 yılına tarihlenen İspanyol Prehistorik mağaralarına 6. yüzyıldan kalma Arjantin mağaralarından daha fazla dikkat etmek mantıklı görünebilir. Dünyanın dört bir yanında bulunan düzinelerce Neolitik dolmenlere rağmen, Büyük Britanya’daki en eski ve en büyük örnekler, Porto Riko’daki küçücük olanlara kıyasla özel bir ilgi görüyor. Avrupa eserlerine yönelik bu belirgin tercih, bilimsel bir gerçeğin sonucudur: Tüm hominoidler(*) Afrika’dan geldi ve önce Avrupa’ya yerleştiler. Sonuç olarak, Prehistorya bu son kıtada Asya’dan daha erken yaşanmıştır. Güney Kore dolmenleri Fransız dolmenlerinden iki ila üç bin yıl sonra inşa edildiğinden, yukarıda bahsedilen kronolojik eşitsizlik ortaya çıkıyor. Dünya çapında insanlar tarafından yaratılan her bir mimari eseri listelemek olanaksız olduğu için, bir mimari tip, üslup veya idealin ilki, baş çalışma türü olur. Bu gerçekliğin, akademik mimarlık alanında var olan talihsiz dışlayıcı söylemi güçlendirebileceğinin farkında olmakta da büyük yarar var. Niyetim, mümkün olduğunda bu tür ayrımları bulanıklaştırmak.

Diğer çarpıcı farklılıklar, farklı etnik kökenler tarafından uygulanan çeşitli mimari yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. İncelenen dönem boyunca, Çin ve Japon mimarisi, özellikle mimari tipolojiler açısından, Avrupa üretiminden daha az çeşitlidir. Ek olarak, bu iki kültür, bir tema üzerindeki çeşitlemeleri benimseme eğilimindedir; bu durum, tapınaklarının tasarımında uygulanan metodolojide fazlasıyla kanıtlanmıştır. Ayrıca, birçok bina daha öncekilerin kopyalarıdır. Çok sevilen Avrupa deneysel yaratıcılık kavramına, yukarıda bahsedilen kültürler tarafından benzersiz bir şekilde yaklaşılmaktadır. Sonuç olarak, metin mümkün olduğunca liberal bir bakış açısını, gerektiğinde çapraz zaman ve kültürel sınırları benimser.

Frank Lloyd Wright’ın “Bir yapı asla bitmez” inancının gölgesinde kalan tarihler, inşaatın gerçekleştiği yüzyılla sınırlıdır. Bilindiği gibi her mimari eser, bir tasarımcıya ne zaman görev verildiği, mimari planların ne zaman bittiği, inşaatın ne zaman başlayıp ne zaman bittiği ve açılış töreninin ne zaman yapılacağı gibi çeşitli ilgili tarihlerle ayırt edilir. Değişiklikler ve dönüşümler ek zamansal işaretler sağlar. Bilim adamları arasındaki tartışma, ek tarihlerin tek bir yapıyla ilişkilendirilmesine yol açabilir. Bu tehlikeli sulara girmektense sadece işin başladığı yüzyıla yer verilmiştir. Bazıları bir yapının anlaşılması için gerekli olan tarihlerin ayrıntılı bir şekilde ayrıntılı bir çözümlemesini düşünebilir, ya da bin yıl boyunca dikilmiş düzinelerce örnek hakkında olabilir.

Bir tasarımdan sorumlu mimarın adını bilmek önemli olmakla birlikte, önemli de olmayabilir. Bir tasarımla birden fazla isim ilişkilendirildiğinde, isimlerin listesi, konuyla ilgili ayrıntılar olmadan ortaya konacaktır. Yapıyı incelemek ve yorumlamak için Büyük Piramidin mimarının adını bilmemize gerek yok, çünkü bu boşluğa rağmen, birçok kuşağı derinden etkilemiş ve bilgi boşluğuna bakılmaksızın bunu yapmaya devam edecektir. Nasıl ki Hamlet, yazarıyla ilgili mevcut tartışmalara rağmen keyifli bir okumaysa, tasarımcısının adı bilinmese bile mimariden keyif alınabilir.

 
(*) İnsansılar veya insansı maymunlar, Eski Dünya maymunlarından bir primat üst familyası. İnsansılar üst familyası iki familyaya bölünür: Gibongiller veya küçük insansı maymunlar ve insangiller veya büyük insansı maymunlar.
 
Kaynak: Arleen Pabón-Charneco, Architecture History, Theory and Preservation Prehistory to the Middle Ages, Routledges, 2021, s. 11-14
Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

A Conference: Point A:Giotto, Point B: Duchamp, Point C:

SONRAKİ YAZI

Tate Modern'de Lubaine Himid

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*