Sanat ve Eleştiri

Yaşanmışlıkların Şehri Mardin’de Bienal-Firyaz Alp

Anadolu, Mezopotamya,  Mısır ve Hindistan’a kadar uzanan kadim uygarlıklar coğrafyasının merkezinde kurulmuş olan Mardin; doğunun en önemli kentlerinden biri olup son zamanlarda yaşadığımız siyasi ve ekonomik şiddetin yarattığı kültürel tahribata rağmen yüzyıllardır beslenmiş olduğu büyük medeniyetlerin semboller, ikonlar ve mitler evreninde; sanat, edebiyat ve felsefenin derin izlerini günümüze dek koruyabilmiş nadide yerleşimlerimizden birisidir. Binlerce yıl evvel yaratılmış kültürel köklerinden beslenmeye günümüzde de devam eden bu yüksek medeniyete dikkat çekmek gayesiyle üçüncüsü düzenlenen Mardin Bienali, 15 Mayıs-15 Haziran 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Mardin Bienali’nde sıradışı sanatsal etkinliklerle tarihin derinliğinden beslenen mitolojik konular üzerinde yoğunlaşılmıştır. Yerel ve yabancı toplam 62 sanatçının yer aldığı bienalde 70’e yakın eser (proje); Mor Efrem Manastırı, Kırklar Kilisesi, Mardin Müzesi, Alman Karargâhı (Atamyan Konağı), Keldani Kilisesi, Videoist, Açık Hava Sineması ve Mardin Çarşısı’nda sergilenmiştir.

Yaygara

Yaygara, Kuluçka

Sergilenen eserlerin önemli bir kısmına Mardin’in kültür hazineleri arasında yer alan Mor Efrem Manastırı ve Atamyan Konağı (Alman Karargâhı) ev sahipliği yapmıştır. Mor Efrem Manastırı, Süryani Katolik cemaatine ait olup Antakya Patriği Cercis Şelhef döneminde inşa edilmiş bir yapıdır. Şehrin dışında yer alan manastır 1884-1933 yılları arasında rahipler tarafından kullanılmış olup 1933-1945 yıllarında ise 12 yıllık bir süre ile askeri hastane olarak işlev görmüştür. 1945’ten günümüze kadar hizmet dışı kalan yapı, 2015’te Mardin Bienali kapsamında gündeme geldiğinde hem arazilerin çoğunluğuna el konulduğu görülmüş, hem de tekrar amacına uygun bir şekilde kullanılması gerektiği fikrini doğurmuştur.  Atamyan Konağı ise Mardin’in önde gelen Ermeni asıllı tüccarlarından olan İskender Atamyan’ın Konağı olarak bilinmektedir. Bu yapı 19. yüzyıla ait olup Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından karargâh olarak kullanılmıştır. Mustafa Kemal Paşa tarafından da ziyaret edilmiş olan tarihi konak günümüzde Kenan Özçelik mülkiyetinde olup Mardin Bienali ile ilk kez kamuoyuna açılmıştır.

Bu yazıda Bienal kapsamında bu mekânlarda sergilenen projelerden bazılarından bahsetmek istiyorum.

Ani Setyan, Atamyan Konağı’nda sergilediği “Konservasyon”  adlı yerleştirmesinde cam kavanozların her birine birer yürek yerleştirerek varlıklarını başka ülkelerde sürdüren insanlarla kavanozlardaki yürekler arasında ilişki kurmuştur. Sanatçı, Ermeni asıllı bir aileye ait olan bu mekânda özellikle Ermenilerin ve Süryanilerin varlıklarını hissettirerek yüzyıllardan beri Mezopotamya’nın kaderi olan göçe, sıra dışı bir fikirle ve sıra dışı bir tasarımla dikkat çekmiş; böylece Mardin, Turabdin ve Mezopotamya’dan göç etmek zorunda kalan insanların yüreklerinin hâlâ doğdukları toprakların hasretiyle çarptığını betimleyerek kendi topraklarına geri dönüş fikrine göndermede bulunmuştur. Sanatçı, bir niş içerisinde mimari bir form vererek üst üste dizdiği kavanozların içine yerleştirdiği yüreklerle yaptığı düzenlemenin arka planında yürek sesini anımsatan bir ses kullanmıştır.

Ani Setyan,Konservasyon

Ani Setyan,Konservasyon

 

 

Canan Budak, Alman Karargâhı’nda sergilediği “Medet” adlı 3’25” uzunluğundaki video yerleştirmesinde; kendi yaşadığı coğrafyada doğurmayan kadınların uğursuz olarak kabul edilip dışlanmasına ve cezalandırılmasına dikkat çekmek amacıyla belli ritüelleri yeniden yorumlamıştır. Doğuramayan kadınların doğurganlıklarını kazanabilmeleri için halk arasında gerçekleştirilen ritüellerden birisi dualar eşliğinde bir hayvan cenininden medet ummaktır. Sanatçının video yerleştirmesinde delikli bir poşetin içine konularak tavana asılmış bir hayvan cenininin altında oturan bir kadın yer alır. Kurulan düzenekle su delikli poşetin içine girip oradan da kadının başına akmaktadır. Su başından aşağıya akarken kadın Arapça sözcükler mırıldanmaktadır. Sahne izleyene kadının çocuğu olması için Tanrı’ya yakarışta bulunduğunu hissettirir.

Canan Budak, Medet

Canan Budak, Medet

Evrim Kavcar, Alman Karargâhı’nda sergilediği “Dikkat Boşluk Var” adlı yerleştirme ve fotoğraf serisinde mekânla bağlantı kurarak oluşan boşluğa dikkat çekmiştir. Yaşanan olumsuzluklardan dolayı oluşan boşluğu düşlerle süsleyerek yeni şehirdeki dev bir boşluktan hareketle somut bir gerçekliği gözler önüne sermiştir. Burada asıl vurgulanmak istenen; 1895 ve 1915 soykırımlarında göç etmek zorunda kalan, katledilen Süryani ve Ermenilerin şehirde oluşturduğu boşluk ile Mardin, Savur ve Midyat sokaklarında günümüzde yer alan “Dikkat Boşluk Var” yazılı inşaat ikaz levhaları arasında bir benzerlik kurarak geçmişe gönderme yapmaktır.

Evrim Kavcar,Boşluk Var

Evrim Kavcar,Boşluk Var

Alban Muja’nın, “Benim Adım Onların Kentleri” adlı değişebilir boyutlardaki fotoğraf serisi Mor Efrem Manastırı’nda sergilenmiştir. Bu fotoğraf serisi ile kendi ülkelerinde yaşamaktan yoksun olan insanların yaşadıkları şehirlerden belli bir kesit alınarak kendi ülkelerine olan sitem ve hasretleri dile getirilmeye çalışılmıştır. Fotoğraflarda görüldüğü gibi her biri farklı şehirlerde yaşamaktadır. Yabancı olarak bir şehirde yaşamakta olup kullandıkları isimler ise önceden yaşadıkları topraklarda kullanılan isimlerdir. Bu durum onların yüreklerinin incindiğini, yorulduklarını, yıllar sonra kaybolan anılarını tekrar yeşertmeye çalıştıklarını çağrıştırmaktadır. Vatanlarına geri dönüşün sağlanması ile yabancı kaldıkları şehirlerde yabancı kalmaktan kurtulup kendi memleketlerinde olan yabancılıkları da tamamen sona ermiş olacaktır.

Alban Muja-Benim Adım Onların Kentleri

Alban Muja-Benim Adım Onların Kentleri

Yaygara’nın Keldani Kilisesi’nde sergilenen “Kuluçka” adlı karışık teknikli yerleştirmesinde Mardin’in yeniden canlanmasının sembolü olarak yumurta kullanılmıştır. Yumurta, bölge kültürünün yaratılması ve gelişmesinde büyük katkıları olan Süryani Hıristiyanları için kutsal olarak kabul edilir ve yeniden doğuşu, yeni yaşamı ve dirilişi temsil eder. Ayrıca çeşitli sebeplerle İslamlaşan Süryaniler olarak bilinen Mıhallemiler arasında da geleneksel ve kültürel olarak aynı öneme sahiptir.

Bienalde sergilenen proje, fotoğraf, video yerleştirme ve resimlerle Mardin’e has efsaneler üzerinden bir zamanlar yoğun olarak Mardin’de yaşayan Süryani ve Ermeni halkının geri dönüşleri üzerine yoğunlaşılmıştır. Mekânların efsanelerden hareketle özel olarak seçilmiş olduğunu görebilmekteyiz. Bienalde yer alanlar arasında tanıtmayı seçtiğim işlerden hareketle; yaşanmışlıkların şehri olan Mardin’de üzerinde konuşulmayan konuların gün yüzüne çıkmaya başladığını, kaybolmaya yüz tutmuş mimari yapılarda mekânla ilişki kurularak eserlerin insan kayıpları-mimari kayıplar ekseninde sergilendiğini söylemek mümkün. Bienal kapsamındaki işlerin önemli bir kısmının özellikle Mor Efrem Manastırı ve Alman Karargâhı’nda sergilenmesinin, günümüzde kullanılmayan bu yapıların zaman içinde yitip gitmesini engellemek ve bienalle birlikte onları da ön plana çıkarıp varlıklarını hissettirmek amacına da hizmet edeceğini ummaktayız. Bu yapıların tarihi ve kültürel dokularına daha fazla zarar verilmeden ivedilikle restore edilip korunmaya değer kültür varlıkları kapsamına alınması en büyük dileğimizdir.

  

 

Sanat Tarihçi Firyaz Alp

Sanat Tarihçi Firyaz Alp

ÖNCEKİ YAZI

Muhalif Çinli Sanatçı Ai Weiwei Yasaklara Rağmen Devam...

SONRAKİ YAZI

Nicolas Bourriaud'nun Görevden Alınma Nedeni Belli Oldu !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*