SanatTufan Erbarıştıran

Utku Varlık’ın Resimlerinde Mitoloji ve Görsel Algılamanın Yarattığı Gerçeküstü Bir Yolculuk-Tufan Erbarıştıran

İnsan zihni görsel bir algılamanın yarattığı “gerçeği” beş duyusu ile tanımak, bilmek, anlamak ister. Çevresindeki koşullar, nesneler, olaylar, kişiler, binalar ve her şey beynimizde beliren görüntünün netleşmesiyle gerçekleşir. Duyularımız bize dış dünyayı, hayvanları, tanık olduğumuz olayları, yolları, ormanları, insanları sanki bir filim makinesi aracılığı ile karşımıza getirir. Bizim özel bir katkımız olmadan, sadece gösterilen filmi izleriz. Büyük bir hologramın içinde yaşamanın, bildiğimiz tüm gerçekliğin dışında olan bir dünyanın yarattığı “ortamda” birer figür, soyut bir varlık gibi koşturur, evlenir, kızar, ağlar, güler, iş yapar, gezer ve ölürüz. Hepsi bu mudur? Bizim bildiğimiz gerçekliğin dışında başka bir dünya var mıdır? Duyularımız sonucu zihnimiz aldanmış olmasın? Gördüklerimizle algılamanın sonuçları zihnimizde görüntüye dönüşür sonra da bunların gerçek olduğuna inanırız. Yunan filozofu Platon (Eflatun) tüm gerçekliğin ideler âleminde olduğunu, yaşadığımız dünyanın sanal, içi boş, dışı belirsiz bir görünürlük olduğunu iddia eder.

Utku varlık, Bozlu Art Project izniyle-Fragmanlar-Akşam-113x93 Tükt

Utku varlık, Bozlu Art Project izniyle-Fragmanlar-Akşam-113×93 Tükt

“İdealar artık nesnelerin ilk örnekleridir (paradeigmata). Nous (Evrensel Akıl) ya da Tanrı bu ilk örneklere bakarak yeryüzündeki nesneleri yaratmıştır. Şimdi ‘pay alma’ ya da  ‘bulunma’ yerine yansılama (mimesis) geçmiştir: İdealar ilk örneklerdir (paradeigmata); yeryüzündeki oluş içinde bulunan nesneler, duyusal varlıklar da bunların yansıları, kopyaları, resimleridir (eidola, eikones). Cisimler dünyanın gerçeklik derecesi, idealar dünyasınınkinden daha azdır; çünkü biri asıl, öteki de bunun kopyasıdır. s.72” (1)

Yazımızdaki inceleme konusu, genel anlamda soyut ve mistik, fantezi türü yapılan resimlerle ilgilidir. Sözünü ettiğimiz soyut resim tekniği sayesinde,  nesnelerin ve fiziksel gerçekliğin olmadığı bir dünyanın renklerle ve biçimlerle tanımıdır. Figürlerin ve eşyanın çarpıtıldığı, aslından uzak bir teknikle çizildiği, temanın daha çok renkler üzerinden verildiği soyut teknik anlayışı, bu akımın gündemde kalmasına yol açmıştır. İzleyici bu soyut görüntü karşısında epeyce düşünen, çözümleme için kendini zorlayan bir arayış ve uğraş içine girer. Bir bakışta çözülen, hemen ne olduğu anlaşılan, daha çok görsel zevke, beğeniye hitap eden bir resim yoktur karşısında. İzleyici görsel algılama ile resimdeki temayı çözmek için hem kendini geliştirir hem de ressamla âdeta bir köşe kapmaca oynar. Bu tür resim anlayışına uygun, mistik ve fantastik çalışmaları yansıtan önemli bir ressamın eserleriyle ilgili bir çözümleme yazmaya çalışacağız.

Utku Varlık, resimlerinde, insan zihninin sınırlarını zorlayan, düşle gerçek arasındaki o incecik çizgi üzerinde yürüten, tinselliği ve görünürlüğü bir çatışkı halinde, mistik bir atmosferde anla(t)maya çalışan özgün bir sanatçıdır. Resimlerinde renklerin, biçimlerin, figürlerin ve çizgilerin tanımsallığı ile yaratılan devasa bir atmosferin içinde yer alırsınız. İzleyici olarak tablolara baktığınızda, sizi içine çeken, sıkıca sarıp sarmalayan, bir anda farklı bir dünyaya götüren, tinselliğinizin tetiklenmesine yol açan güçlü bir heyecan duygusu yaşarsanız. Resmin içindeki figürler, renkler ve biçimler arasında gezinirken, bilmediğiniz bir dünyanın tinselliğinde duygularınız yoğunlaşır, gerçeğin ne olduğunu anlamaya çalışırsınız. “Her şey göründüğü gibi değildir” sözü belleğinize geliverir ve işte o zaman gerçekle düşselliğin ne olduğunu, bunların kendi aralarındaki çatışkıyı tanımaya başlarsınız. Tinselliğin her şeyi duygularla kapsadığı o mistik ortam, sonuçta kurgusal bile olsa, sizi görsel bir tasarımın içinde dış dünyadan soyutlayarak, kendi dünyanızı kurmaya yönelirsiniz. Resim sizi böyle bir fanteziye, gerçeküstüne doğru kışkırtıcı bir davetle içine çekmek, farklı olanla tanıştırmak, kendinizi bile yeniden size tanıtmak ister. Bu coşkulu, heyecan dolu, fantezi ve mistik bir ortamın içinde, kendi düşleriniz size yol göstermeye başlar. Alabildiğine soyut bir atmosferde, ayaklarınızın altından zeminin kaydığını, uçarcasına yol aldığınızı, hiç bilmediğiniz ve tanımadığınız bir dünyaya yöneldiğinizi duyumsarsınız. Utku Varlık, böylesine güçlü bir tasarımla sizi etkisi altına alır, soyut ve fantezi bir yapının karşısına getirir. İşte orada psikolojik ve tinsel açmazların birer birer çözüldüğünü, kendinizle tanışmaya başladığınızı, kimselere soramadığınız soruların yanıtlarını aramaya başlarsınız. Utku Varlık’ın resimlerinde gerçeküstüne yapılan bu izleyici yolculuğu, başlangıçta ne yarar sağlar diye burun kıvrılabilir, ancak daha sonra biçimlerin, çizgilerin, renklerin dili çözülür ve sizinle konuşmaya başlar. Sözgelimi, çocukluğunuzda gördüğünüz gizemli bir nesne, tuhaf bir düş, devajuyu andıran bir olay ve diğerleri… Bunların hepsi birer birer gözlerinizin önünde belirlemeye başlar ve devamında sorular, sorular… Sanatçının resimleri kendinizi tanıma, anlama, soyutluğun dünyasına geçme ve orada asıl gerçeğin peşine düşmenizi isteyen bir yolculuk öneriyor. Kuşkusuz buna hazır olmanız, görmek ile bakmak arasındaki farkı bilmeniz gerekiyor. Resimde nereye ve nasıl bakılacağını, figürlerin ifadeleri ve duruşları, renklerin yansıttığı değerleri ve içselliği… Tüm bunlar belirli bir bilginin eşliğinde size yol gösteren küçük ipuçlarıdır aslında.

Utku Varlık, Fragmanlar6,27x21 cm,Tuval Üzeri Karışık Teknik,

Utku Varlık, Fragmanlar6,27×21 cm,Tuval Üzeri Karışık Teknik,

“Her yeni görsel ortamın kendine özgü niteliği, üzerimizde etkileyerek, bilincin ve bilinçaltının unsurları arasındaki olağan ilişkiyi değiştiren ‘profesyonel tepki’ durumlarında yeni, duyulmamış bir teknikle ve doğaya yönelik alışılmamış bir tutumla, yani yeni bir bakış açısıyla ifade edilen ek unsuru oluşturur. Bizler ya yeni ortamın etkisini dikkate almak ya da belli bir otoriter standardı benimseyerek ona direnmek mecburiyetindeyiz. s.15”  (2)

Utku Varlık, temel bir koşullanma refleksi olarak insanın zihinsel dalgalanmalara açık olduğunu, yaşamın içinde anlık ‘kırılmaların’ yarattığı dejavuları anımsatan düşsel bir sanat imgelemi yaratıyor. İnsanın anımsama ve geçmiş ile dolaylı bir bağlantı kurması, bunun sonucunda zamansal bir kırılganlık yaşaması söz konusudur. Benlik içselliğinde oluşan tinsel bir dalgalanma, insanın zihinsel yapısına da kökten etki eden bir malzeme üretir. Kim olduğunuzu anlama, bilme, tanıma ve bunları yaşamsal serüveninize uyarlamak, görsel etkileşimin yaratacağı bir dinamizm sayesinde belli bir oranda da olsa ilerleme gerçekleşir.

U. Varlık, tablolarında renklerle belirli duyguları, fantezileri ve tinsel arayışları yansıtmak amacıyla kullanıyor. Genellikle koyu renkler ve bunları çeviren çizgiler aracılığı ile soyut bir anlayışın içselliği ve döngüsel özelliği ortaya çıkıyor. Resimlerde saklı, gözden uzak, bazı imgelerin ve renklerin arasında bulunmayı bekleyen yüz ifadeleri görürüz. Resimde uzaklık, yakınlık ve içe dönüklük temaları hayli uyumlu ve dengelidir. Yüz ifadeleri farklı köşelerde, bekler gibi görünen, resmin tanımsallığı açısından örtük bir biçimde izleyene bazı ipuçları fısıldayan bir tasarım halindedir. Sanatçının bazı resimleri birden fazla imgenin, sembolün, soyut figürün yan yana, bazen ayrı pozisyonda, çoğu kez de atıl bir yapıda görülür. Tablolarda nesne ve mekân bağımsızlığı, otantik bir yapının, düşle gerçek arasındaki itiş kakışın ve soyut bir tanımsallığın gerçeğe çağrı yapan bir ifadesi söz konusudur.

Utku Varlık, resimlerinde merkez/kaç kuvvetini, doğal olanı, nesneleri, bilinen türden somut objeleri resimlerinde kullanmayan, izleyenin duygularına ve sezgilerine yönelik bir aktarma çabası içinde olduğunu söyleyebiliriz. Utku Varlık’ın tablolarına baktığımızda; düşlerde, masallarda, destanlarda, mitolojide ve tarihsel önemi olan bazı olaylarda anlatılan, çeşitli değişiklerle günümüze kadar gelen, tıpkı bir dengbej ustasının büyülü bir ses tonuyla kulağımıza fısıldadığı sözcüklerden oluşur. Onun tablolarında sözcükler “ses” olur, çizgiler ve soyut biçimler “söz” olur. Her ikisi de zihinsel algıda, mistik bir atmosferle soyut bir tasarım yaratır. Tablolarda güçlü bir tinsellik ve bunun getirdiği etkin bir mistik atmosfer vardır. Önemli olan, tablolardaki soyut olanı ayırt etmek, imgelerin ve biçimlerin/çizgilerin yarattığı düşleri/fantezileri gerçekle ne derece uyumlu bir konuma getirebiliriz sorusunu sormak ve buna yanıt bulmaktadır. Utku Varlık’ın tablolarına hayranlıkla bakmak, renkleri ve yaratılan kurguyu şöyle bir bakışta sadece beğeni ile izlemek, resmi anlamak için yeterli değildir. Tabloda yer alan imgeler, çizgiler, desenler, biçimler, figürler, soyut yapılar… Bunların hepsini günümüz fiziksel koşulları göz ardı ederek, doğrudan tinsellik ile çözümlemek, tüm ayrıntıları tek tek elekten geçirmek, hangi figürün, hangi rengin yanına neyin/neden geldiğini doğru anlamak önemlidir. Yani burada asıl anlatmak istediğimiz, izleyicinin belirli bir kültür düzeyi, bakmakla görmek arasındaki farkı bilmesi, bir resme nasıl odaklanması gerektiğini, resmi çözümlerken nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmelidir. Tinsellik içeren bir tabloda, sanatçının renk kullanımı ve kurguda vermek istediği ana unsuru bilmek, anlamak ve doğru yorumlamak için bakışın görmeye dönüşmesi gerekir.

imageHandler

“Bilginin ruhsal ile bağı, ruhsal olmayanın ifade edemediği, açıklayamadığı ve dolayısıyla ortaya koyamadıklarıyla ilgilidir.    ….Ruhsallığa dayalı bilgi ile ‘derin his’de doğrudan bir ilişki içindedir. s.27-25 (3)  

Tablodaki biçimlerin tepkisel devinimi ile oluşan edilgin konumları bir karşıtlık yapısında karşımıza getirir. Hareket ve devinim ustaca dengelenmiş, ilk bakışta karmaşa gibi görünen biçimlerin ve renklerin zihinsel algılama yarattığını söyleyebiliriz. Tabloya baktığınızda kompleks bir yapının tasarımsal görüntüsünü, resimde yer alan figüratif biçimlerin kesişmelerini, ayrışmalarını, ben/merkeze yönelik bir içsellik içinde olduğunu söyleyebiliriz. Her biri soyut figür, dolaylı bir döngüsellikle kendi mecrasını yaratmakta, renklerin ve çizgilerin eşliğinde ana temanın yapısına (temeline) yönelik bir “duruş” sergilemektedir. Kendi pozisyonları, edilgin yapıları, temaya katkıları, renklerin tasarımsal atmosferinde gölge ve ışık katmanları bir denge oluşturmaktadır. U. Varlık’ın, ışığı ve gölgeyi kullanma anlayışı, biçimsel yapının temeline koymaya çalıştığı içselliği, A priori bir çıkarımsallık sayesinde tümdengelim bir algılamaya yaratmaya yöneliktir. Resimlerde ışık ve gölge oyunları, özellikle ışığın sağa sola yayılması, gölgenin ölçümlü görünümü, figürlerin bu merkez/kaç kuvvetiyle uygulananan ışık-karanlık dengesi içinde farklı bir dünyayla ilişki kurmayı sezdirir.

“Empati gücü sayesinde, şeylerin özünü salt algısal deneyimden öte içsel olarak göz sadece kabuğu ve dış görünümü görür: iç göz ise çekirdeği görür, şeylerin özünü ve karşılıklı kuvvetleri yakalar. Bunların birbiriyle olan ilişkisinde ve bağları gerçekte üç boyutlu olmayan; ancak algı üstü ve bu nedenle de doğaüstü etkileri görmemizi sağlar. Öyleyse şeylerin özü algı üstü kavramlarda yatar. s.47-48” (4)

Sanatçı böyle bir sezdirmeyi, var oluş ile yok oluş arasındaki bağlantıyı anlamdırmakla birlikte, resimde nesnesiz bir yaklaşımla doğrudan duygulara ve tinselliğe gönderme yaparak imliyor. İzleyici açısından zihinsel algılama son derece önemlidir. Dış dünya gerçekliğinin temel koşulları ile kendi tinselliğinin yarattığı içsel duygusallık arasında sağlam bir bağlantı kurmalıdır. Nereye ve nasıl baktığının bilinciyle, çözümleme için belirli bir yöntem bulmalı, sonrasında ayrıntıları ayıklayarak ana temaya ulaşmalıdır. Hiç kuşkusuz bir resme bakan herkes farklı öğeler, farklı figürler ve farklı renkler görebilir. Bunda eleştirilecek bir durum yoktur. Kişinin tinselliği ne denli güçlü, sağlam, zihinsel algılaması ne kadar farklı ve yoğunsa, baktığı resim üzerine o denli düşünsel derinliği olan yorumlar yapabilir.

“Dış dünyada ortaya çıkan izlenimler ve uyarılar duyu organları vasıtasıyla beyne iletilirler, burada onlara ait bazı izler muhafaza edilir. Ancak algılama hiçbir zaman fotografik bir görüntüyle karşılaştırılmamalıdır, çünkü algılamada bulunan kişiye ait benzersiz ve bireysel nitelikler algılamaya sıkı sıkıya bağlıdırlar. Bir kişi bir diğerinin gördüğü her şeyi algılamayabilir. Belli bir resme karşı hiçbir insan bir diğeriyle aynı tepkiyi vermez; onlara algıladıklarının ne olduğu sorulduğunda çok farklı cevaplar vereceklerdir. s.56”  (5)

 

Utku Varlık

Utku Varlık

Tablolardaki mistik ögeler

Utku Varlık, resimlerinde çıplak gerçeklik yerine, insanın köklerine uzanan, arketip bir tetiklemenin başucunda beklediği, mitolojik ve masalımsı bir dünyanın içinde gezintiye davet ediyor. Sözünü ettiğimiz bu sanal yolculuk bir çırpıda anlaşılan, hoş bir lunapark eğlencesi değildir. Bir bakışta, “tamam, anladım işte” diyebileceğiniz türden sıradan bir bilmece de değildir. Sanatçının yapıtlarında doğrudan insanın zihinsel algısına yönelik, benliğine bir etki yapan,  soyut ile somut arasındaki çatışkıyı yaşatan bir imgeler dünyasına yolculuk yaparsınız. Tablolarda kurgusal bir dünya, zihinsel algılama ile oluşan imgeler, soyut görüntüler yer almaktadır. Her iki tabloda saklı yüzleri, yitik benlikleri, iki dünya karmaşasını, yaşanmış ve henüz yaşanmamış düşleri, korkuları ve hüzünleri görebilirsiniz. M. Bakthin’in ünlü “karnavallaşma” kuramı burada karşımıza çıkar. Birden fazla “seslerin”, “sözlerin”, değişik inançların ve karakterlerin sanki bir tül perde gerisinden kukla oyununu izler/duyar gibi oluruz. Kuklacı, iplerle oynattığı maketleri sağa sola çeker, aşağı yukarı indirir kaldırır, bazen hızla oynatır, bazen yavaşlatır ve durdurur, sonra da onların ağzından değişik seslerle konuşmalar yapar. Perde gerisindeki kukla oyunu ile Platon’un İdealar âlemi arasında hiçbir fark yoktur aslında. Her ikisi de bize kendi gerçekliğimizin dışında olan bir dünyayı/yaşamı sunmaktadır. Gerçekliğin sorgulandığı, somut olanla soyut olan arasındaki farkı tanımanın ne denli önemli olduğu ortaya çıkar. Tablolardaki ilk bakışta karmaşa gibi olan, çok sayıdaki imge, figür ve biçimlerin her biri bir “ses”, bir “tını” bir “sözdür”. Onlar görüntülerini, içlerinde sakladıkları içselliği ve tinselliği dışa vurmak yerine, üzerini örter, saklar ve izleyicinin onu arayıp bulmasını ister. Her bir “ses” imgesel değerleri barındırır, kendi özünde var oluşa uzanan dayanak noktasını oluşturur ve “ses” bir süre sonra “söze” dönüşür. Yani ses çoğalır, üretir, değişir, devinir ve sonunda sözü yaratır. Sesin çoğalması, kendini üretime dönüştürmesi, harflerin içrekliğinde duyularla ve sezgilerle kavranabilen farklı bir boyuta geçersiniz. Sesin ve sözün önemi, etkisi, insanın zihinsel algılamada düşünsel yetisini, tinselliğini ve sezgilerini yansıtır.

Utku Varlık’ın tablolarında “ses” imgeselliği “söz” imgeselliği arasındaki dayanışma, ayrışma, harflerin ve tınıların özgürleşmesi sonucunda, resimdeki ana temanın ucu açılır ve kendini göstermeye başlar. Yüzlerdeki belirsiz ifadeler, belki atılan çığlıklar, isterik haykırışılar, ağlama sesleri, küfürler, hakaretler, iyi niyetli yapılan yardım istekleri… Bunların hepsi yüz ifadelerinde saklı olan “ses’lerin” sözcüklere dönüşmeden önceki gösterimsel yapısıdır. Bedensel dilden ve anlatımdan uzak, sesin ve sözün içselliğinde yaratılan, tinsel/düşsel bir dünyanın farklı kalıpları içinde oluşan soyut bir yaşam alanıdır. Sesler ve sözler tinselliğin tınısında, renkleri/biçimleri/çizgileri tamamlayan, onların adına “konuşabilen” (izleyiciye sezdirilen) birer figüratif görüntüdür aslında. Orada renk yığınının tam ortasında ya da en kenarında sessizce duran, atıl bir konumda bekleyen, izleyenin meraklı bakışları karşısında kendisini göstermeye çalışan, bunun sonucunda izleyenle bir tür ilişki içine giren, yoğun anlatımlı birer harftir. Her bir harfin, tıpkı Hurufilikte olduğu gibi, birden çok anlamı ve katmanlı bir yapısı vardır. Kabala öğretisinde ise, harfler ve sözcükler dünyasında mistik bir yapının örgüsel şeması söz konusudur. Seslerin ve sözlerin mistik, felsefi, dinsel ve kurgusal yönü, dinleyen ile söyleyen arasındaki bağlantının ne derece sağlam olduğuna bağlıdır. “Yarattıkları resim hayal ürünü olsa da, bu Kuvvetlerin seviyesine yükselenler onların ne kadar gerçek olduğunu görürler. Bu Kuvvetler aynı kalsa da, sürekli farklı resimler üretir. s.185 – Kabala Bilimi / Michael Laitman”

Utku Varlık’ın tablolarında, saklı kalan bastırılmış bir “ses” yoğunluğu vardır. Tablolardaki figürlerin ve imgelerin, bunların renklerle ve biçimlerle ifade edilmesi arasında bu sözünü ettiğimiz bastırılmış, perde gerisine çekilmiş, duyulması güçleştirilmiş bir ses birikimi mevcuttur. Tablolardaki ses yoğunluğu, birikimi ve resme olan katkısı belli ölçülerde kabul edilebilir düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Utku Varlık, düşselliğin, masalın, kurgusal bir anlayışın tasarımında renkleri ve biçimleri/çizgileri öne çıkartıyor. Ancak bu tanımsallığın gerisine (özüne) yoğun bir “ses” ve “söz” birikimi yerleştiriyor. İşte esas mesele bu “sesleri” ve “sözleri” bulup ortaya çıkarmak, onları dikkatle dinlemek ve resimle bütünleştirmektir.

“Binalar boy attı yükseklere doğru, daralarak. Hepsi sağdaki bir noktaya meyletti, belki de sabahın olduğu yöne. Sabaha duyulan özlem gibiydi belirginleşen. Ve daha parlak, daha soğuk, daha zehirli bir yeşile kesti gökyüzü, evler, kaldırımlar ve kaldırımda yürüyen insanlar. Dur durak bilmeden, kesintisizce, yavaş yavaş ve daima ileri bakarak yürüdü herkes. Ve hep birbaşlarına. s.10” (6)

 

Karanlığın sabahına yolculuk (mu?)

Utku Varlık

Utku Varlık

Utku Varlık’ın resimlerinde koyu renkler, yumuşak tonlarla yapılmış biçimler ve çizgiler, resmin ana temasının düş ve gerçek arasındaki o incecik çizgiyi simgeleyen bir ifade yarattığını söyleyebiliriz. Ancak öncelikle değinmek istediğimiz konu şudur: Utku Varlık’ın resimleri karanlığın bir düşler dünyası olduğunu imliyor. Resimlerdeki karanlık ve beraberinde kaos ortamı, temanın ana eksenini oluştursa da, genel anlamda söylemek gerekirse, karanlığın bir perde olduğunu ve bunun arkasında devasa bir dünya yattığını betimliyor. Figürlerin ifadeleri, kullanılan imgeler, çizgiler/biçimler ile resimdeki renkler ve tinsellik… Sanatçı tüm bunları görmemiz gerektiğini imliyor. Resimlerde karanlık ve kaos edilginliği ölçülü ve dengeli bir biçimde resmin üzerinde bir tül perde gibi durmaktadır. Sanatçı fırça darbeleriyle yumuşak tonları kullanarak, renkleri ve biçimleri/figürleri/ışığı flu bir gölgeleme tekniğiyle yansıtıyor. Dikkat edilirse, ışık ve gölge birbirini tamamlayan, öte yandan resmin içinde zihinsel bir algı yaratmada bir tür yap/boz tekniği uygulamaktadır. Işığın yansımaları, küçük pırıltıları, resmin merkezine yönelik duyarlı bir yönelişi, figürleri hem saklamakta hem de ortaya çıkarmaktadır. Karanlık ise salt boğucu, kasvetli, ürperti veren bir atmosfer yaratmakla kalmaz, bir de ışığın ortaya çıkmasını, onun yetkinliğini âdeta savunan bir itici gücü simgelemektedir. Bu ikili arasında kalan, tüm figürler/biçimler/renkler hem kendi içlerinde hem de ana temaya odaklanan bir tasarım yaratmaktadır. Karanlık imgesi bizim her zaman bildiğimiz türden bir baskın, hayli korkutucu bir tanımsallığı kadar, ışığın renkler ve figürler üzerindeki etkisini arttırmaya yönelik bir katkı yapmaktadır.

Işık ve gölge, figürlerin ve biçimlerin önüne getirilen bir maske gibidir. Sözünü ettiğimiz kapalılık ortamı ya da yüzü göstermeyen, onu koruyan, saklayan bir maske, aynı anda görülmeyen ama gören bir işleve sahiptir. Maske, simgesel bir değer taşısa da, sonuçta kendini gizleyen ama dışarıyı gören bir paradoks söz konusudur. Tablolardaki figürlerin ve diğer şeylerin önünde bu anlamda, gizleme sözcüğünü söyleyebileceğimiz bir maske vardır. Işık ve gölge, birlikte yarattıkları bu maske sayesinde, tablodaki gerçeği saklar, üzerini örter, onun yeniden keşfedilmesi için, izleyicinin bir kazıbilimci gibi çalışmasını beklemeye başlar. Tablodaki maske, bizim bildiğimiz simgesel anlamda değil, ışık ve gölgenin ortaklaşa ürettiği soyut bir perdeleme anlamındadır. Gerçek maskenin simgesel değeri farklıdır.

“Maske, hiçbir koşulda simge olmanın dışına çıkmadığı için bize de kendisini öyle görmenin ötesinde hak tanımayıp, sonuna kadar direnir.     ….Bu yüzden, gerçek anlamda sanat kaygısı belirleyici olduğu sürece, maskenin kendisi değil, olsa olsa bağlamı temsil edilebilir ancak.    …Gerçekten de maskenin kusursuz bir tehdit aracı olması, özünde paradoksal yapısından kaynaklanır; çünkü gizlediği şey (göz), açıkta bıraktığıdır; görünen görünmeyen, görünmeyen görendir – görme hakkına tek taraflı el koymanın despotizmi. Bundan ötürü maskeli insan bakmaz, dikizler. s.45” (7)  

   Sanatçının tablolarında yer alan figürlerin yüzlerindeki dram, bekleyiş, belirsizlik gibi temalar gerçeği yansıtmaktadır aslında. İnsanın hologram bir dünyaya bakışı sonucunda, kendi yaşadığı dünyayı tanıma anlayışı da değişir. Matrix filminde duyduğumuz şu söz çok önemlidir: “Gerçek nedir?” Evet, gerçek derken, aslında neyi kastediyoruz? Hangi gerçek bizimledir? Bu tür sorular felsefi yanıtlara gebedir ama öte yandan, doğru ve yanlışın gösterimsel tanımsallıkları arasındaki çatışkı bir yol haritası sunabilir. Utku Varlık, bu tür soruları bir tık daha ileriye taşıyor ve resimlerinde şöyle bir algı yaratıyor. “Gerçek nerededir?” İşte Utku Varlık’ı öne çıkaran, resim yapmasında temel olan, düşüncesini şekillendiren, mistik ve fantezi ağırlıklı resimlerine konu malzemesi olan, insanın düşsel dünyasını soyut bir anlayışla karşısına getiren bir anlayışla üretimi sürdürüyor. Utku Varlık, gerçeğin nerede olabileceğini, onu bulmak için neler yapmamız gerektiğini sanatsal bir anlayışla harmanlıyor, düzenliyor ve tasarıma dönüştürüyor. Onun tablolarını izlerken, kendinize şu soruyu soruyorsunuz. “Gerçek nerede, ben neredeyim?”   

Utku Varlık

Utku Varlık

 

Utku Varlık’ın resimlerine mitolojik temelli farklı bir bakış açısı

İnsanlık tarihi boyunca mitoloji, yerel gelenekler, masallar, destanlar her zaman önemini korumuştur. Bunların içinde insanı halen etkileyen, düşündüren, eldeki sözel/yazınsal malzemeden yola çıkılarak sanatsal bir estetiğe kavuşturulan çok sayıda eser vardır. Tarihin akışı içinde, kadim dönemde oluşturulan sözel anlatılar, yerel söylenceler, söz ustalarının anlattığı masallar sayesinde resim ve heykel sanatı (ve edebiyat) epeyce yararlanmıştır. 

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğünde Hades’le ilgili şunları yazar:

“Hades. Yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı. Görünmez anlamına gelen Hades adı hem tanrının kendisi, hem de egemen olduğu ölüler ülkesi için kullanılır. Hades tanrının bir özelliği kendisini görünmez kılan başlığıdır. s.129”

Efsaneye göre, Hades ve karısı Persephone öldürmekten zevk alan, acımasız birer katildir. Kendilerine karşı koyan, söz dinlemeyen ya da sırf zevk için insan öldürürler. Söylenceye göre, Hades bir gün Persephone’yi kendi ülkesine kaçırır. Bir nar tanesi yedirerek, bir daha gün ışığı görmesine engel olur. Yeraltında ikisi yaşamlarını sürdürür. Bu söylence birçok yazara konu olmuştur. Sözgelimi, Hesiodos, Homeros, Dante, Vergilius… Işık ve karanlık, yeraltı ülkesi gibi konular çokça işlenmiştir. Işığın ve karanlığın dönüşümlü ortaya çıkması, insanın karanlıktan kurtulmak için çabalaması, Hades’in öncülüğündeki kötücül sistem, ölüm ve yaşam, korkunç ritüeller, yüzlerdeki ürperti, umut ve kaygı… Tüm bu saydıklarımız, kökeni çok eski bir söylenceye ait olan, sanat alanında sıkça kullanılan birer malzemedir. Peki, bu söylence ile Utku Varlık’ın resimlerini nasıl karşılaştıracağız?

Utku Varlık, resimlerinde ışığı ve karanlığı felsefi bir anlatımla, tinselliğin iniş ve çıkış ritüeline uygun bir tasarımla yaratıyor, figürleri bu anlamda karşımıza getiriyor. Utku Varlık’ın resimlerindeki anlatım, yeraltı ülkesindeki vahşet, sonsuz bir karanlık, ölümler ve ışıksızlık, felsefi anlamda tinselliğin iniş ve çıkış sürecini tanımlamaktadır. Tıpkı “Yakub’un Merdiveni” gibi gökyüzü ile yeryüzü arasındaki tinsel bir yolculuk, soyut bir merdiveni simgeler. Utku Varlık, böyle bir iniş ve çıkışı, ışık ve karanlıkla simgeliyor. İnsanın tinsel boyutunu, karanlığın içinde kalmış ve henüz tetiklenmeyen bir tür arketip olarak görüyor. Karanlık burada bastırılmış duyguları, bilincin yeterince uyanmamış olmasını, çevreye karşı duyarsız kaldığını imliyor. İnsanın kendini tanıması için, öncelikle tinselliğinin en alt kademesine inmesini, orada her şeyi yalıtarak yeniden inşa etmesini öneriyor. Tıpkı Dante’nin ünlü yolculuğu gibi… 

 

Sonuç:

Utku Varlık, sıra dışı bir ressam olarak, insanın tinselliğini ve gerçeği arayışını simgeleyen eserler yapıyor. Karanlık imgesi altında kötülüğü, gerçek dışılığı, günahları ve yanlışları tanımlıyor. Işık ise, insanın güç ve kuvvet aldığı, iyinin ve doğrunun adıdır. Her ikisinin çarpışması, sürekli bir mücadele içinde olması; tez, karşı tez, sonuç kuramı gibi, yeniliklerin ve doğruların belirli bir merak ve arayış içinde olabileceğini anlatıyor. Utku Varlık, kendi yarattığı felsefi ve mistik tasarımlarda, hepimizi ilgilendiren, temel konuları hedef seçiyor. Resimlerinde bu konuları incelikle işliyor, tinselliğin arayışlarını ve gerçeğin nerede olabileceğini sormamızı sağlıyor. Bir resimle, izleyene yüzlerce soru sorduran ve bunların yanıtlarını verirken, peşinden yeni sorular sorduran, böyle bir süreklilik sağlayan, devasa bir yolculuk öneriyor. Soru-yanıt ikilemi, çatışkısı, birlikteliği sayesinde, izleyen kendini daha iyi tanıyor, gerçeği bulma ilgisi artıyor ve çoğalıyor.-

 

                                                              Tufan Erbarıştıran  

 

Kaynakça:

Felsefe Tarihi (1)

Macit Gökberk

Remzi Kitabevi

1980 – 490 sayfa

 

 

Nesnesiz Dünya (2)

“suprematizm manifestosu”

Kazimir Malevich

Çeviri: F. Cansu Tapan

Dedalus Yayınları

2013 – 96 sayfa

 

 

 

Bir Resme Nasıl Bakmalılıyız? (3 – 4)

Özkan Eroğlu

Tekhne Yayınları

2013 – 136 sayfa

 

 

İnsan Doğasını Anlamak (5)

Alfred Adler

Çeviri: Deniz Başkaya

İlya Yayınları

2003 – 295 sayfa

 

 

 

Sesler (6)

Wassily Kandinsky

Altıkırkbeş Yayın

Çeviri: Aytek Sever

2015 – 79 sayfa

 

 

Görmece (7)

Mehmet Ergüven

Metis Yayınları

2007 – 236 sayfa

Tufan Erbarıştıran

Tufan Erbarıştıran

ÖNCEKİ YAZI

İstanbul Bienali Konuşmaları "Söz Edimleri, Söylem Forumları"

SONRAKİ YAZI

Tuzlu Su Dolu Şişeler "Tuzlu Suya" Geldi !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*