Uncategorized

Türkiye Resim Sanatı’nı Yeniden Okumak-Evrim Sekmen

Batılı anlamda sanat tarihimizin Cumhuriyet döneminde oluşmaya başladığı ve batılılar Empresyonizmi bırakmaya ve tepki duymaya başladıklarında bizim bu akımı sahiplendiğimiz  bilinir. Sanat tarihinde buna benzer daha birçok kalıp bilgiyle karşılaşırız. Böylece gelenekle hesaplaşamadığımızda karşısına argümanlar çıkaramadıkça kuşaklar boyu aktarılan zincire bir ek yapmış oluruz. Sanat tarihi yazını ile eleştiriyi ayıran işte bu ayrımdır.

 

 Sanat tarihinde edindiği bilgiyi yorumlayabilen ve kanıtlar sunabilen yeri geldiğinde karşı çıkabilen kişi eleştirmen, bilgi birikiminin taşıyıcısı ve dökümante eden sınıflandıran kişi de sanat tarihçidir. Ülkemizde bu keskin ayrımlar yapılamadığı için ortaya konan işlerde ona paralel özellik gösteriyor. Bu anlamda  Özkan Eroğlu ve eserleri  yaptığı işlerden ve gösterdiği tavırdan dolayı bahsettiğimiz eleştirmen ve eleştiri  sıfatını hak ediyor.

 Bir sanat tarihçi olarak yola çıkan ve şimdilerde sanat felsefesiyle sanat tarihini birleştirdiği yapıtlarıyla varlık gösteren Özkan Eroğlu aslında bir kişi üzerinden sanatın ve eleştirinin ahvali konusunda bize yeterli bilgiyi veriyor. Üniversitelerimizde eleştiriye duyulan tepki ve bilgi kıskançlığının sonucunda yurt dışına çıkarak eğitim hayatına devam eden Eroğlu  döndüğünde çeşitli üniversitelerde hocalık yaparak ve sanat tarihini  felsefi kavramlarla pekiştirerek bize kendi harmanını yaptığı bir estetiği duyumsatıyor.

 Öznel bir yorumun olması için nesnel ve filtreden geçirilen bilgilerin olması önemlidir. Eroğlu’nun yapıtlarında bunu görüyoruz. Başkalarının darılır, kırılır veya daha fazla iş yapamaz diye söyleyemediği birçok şeyi Türkiye’de Resim Sanatı kitabında okuyucuyla buluşturuyor. Eroğlu’nun kitapta didaktik bir tavrı yok bize gördüğü gerçekleri ve ayrıntıları anlatmak bir bakış açısını edinmemiz için yol gösterici nitelikte yazılar bunlar. Derinleşmek ve karşı savlarınızı üretmeniz için yollar açık bırakılmış.

 Cumhuriyet sonrasındaki resim geleneğimizin geçmişten kopuk batı taklitçisi olduğu gerçeği tarih çok gerilere kaydırılarak sanatın geleneksel tarafının es geçilip bir estetik oluşturulamayacağını kanıtlarcasına kitabın ilk bölümü tarih öncesinden Osmanlı’ya kadar Türkiye sanat tarihinin en iyi örnekleri verilerek gösterilmiş. Minyatürlerin ikonografisiyle hesaplaşmadan günümüze dair bir şey söyleyebilir miyiz? Kitapta bu hatanın  Cumhuriyet döneminden sonraki resim sanatımıza bir darbe vurduğu dile getiriliyor. Modernizmin anahtarı deha sanatçılardan geçiyordu. Kendi öznel tavırlarıyla resim yapan özel akademilerde yetişmiş, akademizme karşı bir resim geleneği modernizmin başlıca unsurlarıydı. . Bizde ise süreç biraz farklı işledi. Akademide yetişen sanatçılar hem öğrenci yetiştirip hem de resim yapmaya çalıştılar. Özkan Eroğlu bu sıradan işleyen süreçte artistik özelliğini gösteren sanatçılar arasında Hüseyin Avni Lifij ve Sabri Berkel’e dikkat çekiyor. Lifij empresyonizmin kurallarına  kendi içsel var oluşuyla romantik bir yön tayin edip sanatçı tavrını gösteren gerçek bir sanatçı. Resimlerindeki tinsellik Kandinsky’nin sanatta tinsellik üzerinde yapıtında belirttiği üzere Türk resminde ilk örneklerdendir. Sanatı ilerici   bir ruh taşımaktadır. Eroğlu, Lifij’in poşatlarının ayrıca değerlendirilmesi gereken eskizler olduğunu da ekliyor. Sabri Berkel ise kusursuz inşasıyla geleneği kendine yön tayin edip biçimsel ustalığıyla Türk resminde ikinci dönemeçte yer alan diğer bir isimdir.

 Kitap sıradan bir sanat tarihi kitabı gibi kurgulanmamış. Kitabı okurken Özkan Eroğlu’nun düşünme pratiğine eşlik ediyorsunuz. Eroğlu sanat felsefesiyle düşünürken bir sanat tarihçi olduğunu unutmuyor ve bir resimden bahsederken bir başka eserle ilgili bir bağ kurmazsanız tekçi ve sıradan bir bakışa mahkum olunacağını hatırlatıyor. Özkan Eroğlu için “göz” çok önemli yapıtları incelerken gözün bize verdiği ve onun tarihsel arka planı sanatçının estetiğini oluşturuyor. Bu   elbette bir resmin yapısının iyi kurulması tek başına yeterlidir demek değildir. Özkan Eroğlu resimlerde duygulanım arayan bir eleştirmen. Abdurrahman Öztoprak iddiası da bu sav üzerine kuruluyor. Abdurrahman Öztoprak’ın soyut resimleri boşluk doluluk ilişkisi ve şiirselliği ile resimdeki derin hislenmenin en önemli örneğini oluşturuyor.

 

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Türkiye resim tarihinin başlıca isimleri Özkan Eroğlu eleştirisinden geçiyor. Bir sanatçıyı tanımak ve üslup farklılığını kavramanın sanattan anlamak demek olmadığını Özkan Eroğlu’nun ayrıntılı çıkarımlarından anlıyorsunuz. Burhan Doğançay’ın dönemleri arasında farklılıklara dayanan inceleme, Nejat Melih Devrim’in neden üstün nitelikli gerçek bir sanatçı olduğuna dair söylem ve Erol Akyavaş’ın siyasi bir takım yaftalamalarla anlaşılamayacağına dair görüşler  kesin yargılarla bezenmiş zihninizi tekrar düşünmeye itiyor. Özdemir Altan ve Ömer Uluç’un sanat tarihindeki haklı yerini gerekçeleriyle bir kez daha okuyorsunuz.

 

Özkan Eroğlu, sanat ortamı adına yaptığı açıklamalarda hiç çekinmeden doğru bildiğini yüzünüze vuruyor. Herkesin kendi arasında dedikodu tadında yaklaştığı gerçeklerin eleştirmen üstüne gidiyor. O nedenle eleştirmenin tehlikeli sularda dolaştığını söylemekten kendimizi alamıyoruz. İki yüzlü davranmıyor. Bu nedenle “ kim sanatçı” kitabı büyük bir cesaretle yayınlanmış bu özellikte bir ilk kitap. Bu kitap ek bölüm  olarak Türkiye’de Resim Sanatı kitabının sonunda verilmiş. Yapılan seçkiye göre sanatçılar belli kriterlere göre sıralanmış  “dönemi, direkt, dolaylı, figüratif , soyut, soyutlama, değer arayan, kalıplarla örülü, tekrarlayan, dekoratif, illüstratif, bilinen uzam, yeni uzam, yeni malzeme, bilinen malzeme, metaforik eleman” gibi birçok  kriterden oluşuyor. Sanatçılar ise “ sanatçı, sanatçı adayı, profesyonel, Amatörce davranan, Durumu belirsiz” gibi bir sınıflandırmaya tabi tutulmuş. Eleştiri geleneği gelişmemiş, gerçekleri değiştirmeye çabalayan bir toplumsal yapıda olmadığımız için bu kitap için hazır bir sanat ortamı olmadığını düşünüyorum. Eroğlu’nun kriterleri gerçek bir sanatçıda olması gereken karakteristiklerdir. Herkes içinden sanatçılarımızın bu özelliklerin hepsini taşımadığını biliyor. Sanat piyasasında 80 sonrası bazı hak etmeyen isimlerin koleksiyonlara girmesinin sağlanması   kimlikli, uluslararası sanattan nasıl  azade oluşumuzun en açık kanıtıdır.

 Kitapta tüm nedenselliklere ve nesnel olgulara rağmen sanatın bıçak sırtı ve kaygan yüzeyi öznel gelişimin tüm olumsuzlukları yok edebileceği inancını taşıyor. Geleceğe daha iyi hazırlanıp  donanımlı ve sorgulayan bir bakış açsını sahip entelektüeller olmak gereklidir. Aksi halde sanatla ilgilenmenin hem kendimize hem de yaşama bir katkısı olmayacaktır. Yalın kat bilgiyle sanat okuması yapmanın sıradan metinler ve akademik söylevler dışında bir çıktısı yoktur. Özkan Eroğlu’nun vurguladığı gibi sanatı tinsel bir boyutla ele almıyor  onunla bir duygulanım elde edemiyorsanız sanat ezberi dışında bir şey yapmıyorsunuz demektir. Bu kitap bu ezberi bozan ve kendi zihinsel süreçlerini kağıda dökerek bizi zorlayan bir özellik gösterirken aynı zamanda sizin sanat yolculuğunuz için iyi bir rehber.

                                                                                                                     

Türkiye’de Resim Sanatı

Özkan Eroğlu

Tekhne Yayınları

297 sf

2015

Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Nazan İpşiroğlu'nu Kaybettik

SONRAKİ YAZI

İzlekler Eylül Ajandası

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*