Sanat Tasarım

Terörizmin Estetiğinden Söz Etmek Mümkün müdür?-Gökçe Özdem

Estetik ve sanat artık tümel ve aşkın temellerden özgürleşmiş, günlük hayatımızdaki nesnelere, etkinliklere nüfuz etmeye başlamıştır. Bu dönüşüm estetiğin sanat felsefesine dönüşmesiyle paraleldir ve artık sanat felsefesi siyaseti, etik’i de kapsayarak genişlemiştir. Estetik hazzı genel olarak sanat eserleri ve doğa ile deneyimlesek de bambaşka durumlar ve nesneler karşısında da bu hazzı almak mümkündür. Bu tarz deneyimler bizi büsbütün ve koşulsuz katıldığımız yoğun duyumsal bir alana çeker, tıpkı sanat eserlerinde deneyimlemeye alıştığımız gibi. Bu nesneler ve durumlar, çamaşır asmak, yemek yemek, sosyal ilişkiler kurmak ya da çok iyi işleyen bir araba gibi sıradan olanlar olabilir.[1]

Estetiğin tanımının bu anlamda genişlemesinin önemli sonuçları vardır. Bu sonuçların belki de en çarpıcı olanı, bu yeni tanımın sanat ve doğa ile kurulmuş ilişkiden daha fazla estetik deneyim içerdiğini kabul etmek olacaktır. Bahsettiğimiz bu estetik genişleme kuşkusuz alışılmışın dışındadır, fakat bu durumun insanın normatif deneyimlerinin hepsini kapsıyor olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Estetik deneyimler sadece güzeli, göze hoş geleni içermez aynı zamanda kınanabilir, alçaltıcı ya da yıkıcı olabilirler ve bu negatif deneyimler gerçek deneyimlerden ve pratiklerden gelir. Estetik, dünyaya dair tam ve doğrudan bir anlayış sunar, bu demektir ki aynı zamanda şiddet ve ahlaksızlık da içerebilir. Buna en iyi örnek sanırım şiddet ve ahlaksızlığın ileri hali olan terör eylemleri olacaktır. Buradaki kötü niyetli şiddet ve kontrolsüz yıkımın dehşet vericiliğini akla getirmek yeterlidir.

Günlük yaşamın ve sanatın birbirine nüfuz etmesi, yeni bir estetik vizyon ve ifade etme ihtiyacı için zemin oluşturmaktadır. Bu durumda, bu yeni ilişkide muhtemelen sanat olmayan fakat sanat olarak algıladığımız nesnelerde durum nedir? Burada bir nesnenin günlük yaşamdan koparıldığı, çerçeveye alındığı (framing) hazır nesne sanatından (bir buket kır çiçeği ya da kullanılmış bir pisuar vs.) söz edebiliriz. Bu hazır nesnelerden bir kısmının tehlikesiz, diğerlerinin provakatif ya da kasıtlı olarak tahrik edici olduklarını da belirtelim. Bu durumda hazır nesne sanatı direkt olarak olağan dünyada bulunur ve buradaki anahtar kavram ise çerçeveye almaktır. Peki bu yöntemi terör eylemlerini yorumlarken de uygulayabilir miyiz?

11 Eylül saldırısı sırasında

Öncelikle sanat dünyasının dışında, günlük yaşamda bulabileceğimiz en çarpıcı örneğini 9/11 terör saldırılarına tepkiler oluşturmaktadır. Alman Avangart besteci Karlheinz Stockhausen yaşanan bu vahim olayı “tüm evren için hayal edilebilecek en büyük sanat eseri” diyerek yorumlamıştır[2]. Ayrıca İngiliz sanatçı Damien Hirst de sanatı ahlaki yargılardan tamamen bağımsız tutup, olayın ‘görsel olarak çarpıcı’ olduğunu ve sanat eserine benzediğini söylemiştir.[3] Nitekim o görüntüleri sanat olarak hissetmemize neden olan,  çerçeveye almanın bir sonucu olabilir.

Olaya sanatsal bir başarı atfetmek kuşkusuz sağduyulu bir tutum olmayacaktır, fakat Hirst’ün ve Stockhausen’ın ifadeleri ilgisizce reddedilmeyi hak etmemektedir. Birçok doğa olayı vardır: günbatımı, gece gökyüzündeki dolunay ya da fırtınalı bir deniz. Fakat algı gücü, estetik haz barındırsa dahi,  tek başına sanat yaratamaz. Stockhausen’ın yorumunda bir anlam vardır, özellikle onun gibi muazzam ölçekte dramatik müzikler yapan bir sanatçı için şaşırtıcı bir yorum değildir. Bu yorumlara nasıl bir cevap verilebilir?  Böylesine heyecan yaratan bir durumda, estetiği ahlaktan özgürleştirmek mümkün müdür; ya da ahlakî sorumluluklar estetik olana boyun eğmeli midir?

Burada 18.yüzyılda, estetik teorinin gelişiminde anahtar rolü olan yüce (Sublime) teorisine değinmek istiyorum. Teori, kendine özgü bir tür estetik deneyimi büyük bir muhakeme ile yansıtır. Burke, insanların sadece güzel olan nesne ya duygulardan değil korkunç ya da belirsiz olanlardan da haz duyduğunu savunur. Burke’e göre yüce’nin merkezî özelliği korkudan titreten (terrify) bir durum olan terördür. Doğada yüceliğin yol açtığı en güçlü duygu, tüm düşüncelerin askıya alındığı korkudur.

Kant da korkuyu yüceliğin bir özelliği olarak tanımlar. Burke’ün aksine Kant daha ayrıntılı bir teoriyle ‘matematiksel yücelik’ ile ‘dinamik yücelik’i birbirinden ayırır. İlkinde, piramitler karşısında hissettiğimiz “ne kadar harika” duygusunda, onların büyüklüğü karşısında kendimizi aciz hissetmemiz yatar ve onu ‘yüce’ yapan da bu duygudur. Kant’ın buna ‘matematiksel yücelik’ demesi boyutlara ve büyüklüğe yöneliktir. ‘Dinamik yücelik’ ise büyük bir volkan karşısında hissettiğimiz dehşetle karışık hayret duygusudur. Doğanın ne kadar güçlü olabileceğini anlar ve bir nevi güvenli bir korkuya kendimizi teslim ederiz.

Terör saldırılarının yıkıcı gücünün boyutları karşısında bizler de aciz hissetmekteyiz. Bununla beraber, Kant’ın dinamik yücelik’inde olduğu gibi, terörizmin etkileri onun, güvenliğimizi tehdit etme potansiyelinde yatar. Terörde güvenlik özellikle belirsizdir, herkes her an, her yerde zarar görebilir; fakat hem ahlâki hem de estetik açıdan terör saldırılarının kapsamı ve yoğunluğu kavramın ötesindedir. Bu durumda kavramın olumsuz yönü vurgulanabilir ki bu terör adına çok daha anlamlı ve gerçekçi bir tanım olacaktır.

Terörist eylemlerdeki estetikte olumlayıcı bir yücelikten bahsetsek dahi kuşkusuz bu yaşananları haklı göstermez. Daha doğrusu estetik,  terörün karşısında tek başına ayakta kalamaz. Terörizm bizlere dramatik bir şekilde de olsa ahlâkın ve estetiğin ayrılamaz oluşunu göstermektedir. Artık ahlâk, estetik ve siyaset sanat felsefesi disiplini içerisinde beraber okunabilir, okunabilmelidir de. Ayrıca bu durumun Antik Çağ’da da farklı olmaması akıllara başa mı dönüyoruz sorusunu getiriyor. Kuşkusuz bu soru başka bir tartışmanın konusu olacaktır.

 

 

 

[1] http://www.contempaesthetics.org/newvolume/pages/article.php?articleID=663

[2] http://nymag.com/news/9-11/10th-anniversary/karlheinz-stockhausen/

 

[3] http://www.theguardian.com/uk/2002/sep/11/arts.september11

ÖNCEKİ YAZI

Eros'un Aşk AH'ı-Meryem Günana

SONRAKİ YAZI

İhtiyar Balıkçı'nın Yurt Özlemi Sürüyor - Özgen Acar

Gökçe Özdem

Gökçe Özdem

Işık Üniversitesi, Sanat Bilimi Doktora Öğrencisi

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*