Açık Sergi

Sisteme ve Otosansüre Kırmızı Alarm-*Umay Çise Kurt

Nazlı Kocaçınar ve Cem Demirel’in fotoğraf ve kolaj çalışmalarının bir araya gelerek oluşturduğu kolektif işler, Dadaizm bakış açısıyla metinlenerek Adahan İstanbul’da 13-14-15 Temmuz’da izleyiciye sunuldu.Küratörlüğünü Yeşim Girgin ve Deniz Can’ın yaptığı serginin ana metni “Oradadır, vardır, senindir” başlığı altında toplandı. Dadacı izler taşıyan alt metin ve çalışmalar sloganın ortaya çıkmasında öncülük etmiştir. Dadaizmin çıkış noktası olarak görülen sanat ve gündelik yaşantıdaki katılığın, erotizmin yabancılaştırılmasının, dil ve estetik kurallarını yok saymanın benimsenmesiyle ortaya çıkan sergide; katılığın ve otosansürün sebep olduğu kaos ortamına farkındalık sağlamak, bireyin Öz’ünde zaten var olan duyguların özgürlük ihtiyacını görebilmek, sanat aracılığıyla bu kaosun ve sürecin ortaya konulmasını amaçlanmıştır.

Nazlı Kocaçınar ve Cem Demirel

Öz’de varolan bağımsızlık ve yaratma arzusunun, gerek bireyin kendine uyguladığı otosansürle, gerekse duygusal çarka çomak sokmak niteliğinde hareket eden sistemin getirdiği kalıplar, kurallar ve tanımlarla yok olması ve sınırlanması söz konusudur. Uyarı imgeleriyle düzenlenen işler bu bağlamda Öz’e seslenerek, oradaydı, vardı ve senindi diyerek şiddete karşı alarm vermektedir. Kırmızı rengin hakim olduğu çalışmalar erotizmi, bireyin kendinde oluşturduğu sınırları ve bağımsızlığı vurgulamaktadır. Aynı zamanda kırmızı renk; öfke, cinsellik, kaos, uyarı ve arzuları betimlemektedir. Her bir çalışmanın belli duygularla üretilmiş olması, sergi manifestosunun kısıtlama kaygısı gütmesi sebebiyle, izleyicinin duygu etiketlerini kendi keşfetmesi amaçlanmıştır. Böylece 30 adet duygu etiketi sergi süresince dağıtılarak keşif sürecine davet edilmiştir. Sergide; projenin amacı, serginin yaratım süreci ve duygularla çok iyi bütünleşen kolektif çalışmaların uyumu ön plandadır.

 

 

 

  1. Yüzyıl akımlarından biri olan Dadaizm, I. Dünya Savaşı’nın sonucu olan militarist, otoriter ve şoven iklime karşı ortaya çıkmıştır. 20. Yüzyılda sanat nesneden, doğadan ve gerçeklikten uzaklaşmaya başlamış, Avangart sanatın da hâkim olduğu bu süreçler sanatın kendisinden gelen bir cephe olarak yorumlanmıştır. Avangart ve diğer hareketler sanatın eylemselleştiği ve kavramsallaştığı müdahalelere dayandırılmıştır. Dadaizm tüm bu süreçleri bir sonuca bağlamış, sanatın ne olduğunu değil, varlığını hedef almıştır. Kant’ın tanımıyla birlikte Dada, evrensel rasyonel, müspet bir kategori altında sanatı reddetmiştir. Dadaizmin fikir babası olan Hugo Ball’ın tiyatro sevdası, Almanya’daki Dada hareketlerinin biçimlenmesinde etkili olmuştur. Tiyatro eğitimi alan ve aynı zamanda eğitim vermiş olan Ball’a göre tiyatro; akla hayale gelmeyen özgürlük demekti. Sergide yer alan işlerde model olarak sunulan sanatçıların tanınan yüzleri ve mesleklerinin tiyatro bazlı olması, Dadaizm kavramında tanık olduğumuz sanatın özgür ruhlarından biri olan tiyatro ile ilişkilendirilebilir.

 

Dadaizm, endüstriyel makineleşme, finansal metalaşma ve Klasizmin düzene dönüş hareketine, otoritenin siyasi propagandasının müdahalesine karşı aldığı tavırla birlikte oluşan cephe, sarsıcı ve etkili bir sürecin başlangıcı olmuştur. Burjuvazinin bayağı zevklerinin sanatın üzerindeki estetik baskısı Avangartları derin bir tiksintiye sürüklemiştir. Dadacılar, bireyin ve toplumun makineleşme sürecini, otoriteyi ve propagandaları eleştirmiş, eylem-devinim ve sanatı entegre ederek tepkilerini ortaya koymuşlardır. Meta kavramına ağır yaklaşımlar sergileyen Dadacıların özgür irade ve özgür sanat manifestoları ön plana çıkmıştır. Politika ve otoriteden bağımsız bir bakış açısıyla bakıldığında makineleşmenin yarattığı katılığın, toplum üzerindeki kısıtlamaları ve sansürün Öz’ü evrimleştirme süreçlerine karşı Dadacıların hareketleri oldukça arı bir mantığa yerleştirilebilir.

 

 

Ortaya konulan işlerden biri Stankiewicz’in Çöp Sanatıdır. Çöp Sanatı, soyut formların figüratif biçime nasıl dönüşebileceğinin ve sanatçının özgür bırakılması, kısıtlanmaması, geri dönüşüm ve endüstriyel makineleşmeye tepki üzerine kurulu manifestoları savunan güçlü sonuçlardan biridir. Dadaizmin düzene dönüş hareketinin etkisi altına girmediği 1915 yıllarının arı hali baz alınarak metinlenen ve üretilen sergi projesi, robotlaşma-makineleşme, sınırlanma-sınırlama, otosansür gibi olgulara tavır alarak şekillenmiştir. Alınan bu cepheyle birlikte yaratma arzusunu sınırlamaması kaygısıyla doğan isyankârlık, çalışmalara yansımıştır. 1920 yıllarında düzene dönüş hareketinden etkilenen Dadaizmin sonradan şekillendiği kısıtlayıcı, kalıplaştıran ve sansürleyici tavrından sergi projesi süresince kaçınılmıştır. Sonucunda Dadacılar kaybetmiş olsa da Dadaizm, özündeki toplumu, bireyi, sanatı ve sanatçıyı özgürleştirici en saf hali ile sanat tarihinde ve süreçlerinde kendini korumayı başarmıştır. Sergi manifestosunda ise, Dadanın özerk ruhu yol gösterici olarak benimsenmiştir.

 

Dönemin savaş sonrası getirmiş olduğu kısıtlama ve karamsarlıklar Dadaistleri özetler niteliktedir. Dadaistlerin özünü yansıtan aklın değerinin olmaması, ağırlıklı olarak duygu imgelerinin ön plana çıkışı, toplum çerçevesindeki bilgilerin doğruluğundan şüphecilik, alışılmış estetik anlayışına tepki, estetik kaygısı gütmeme ve isyan, çalışmalarla ve sergi metni ile entegre olmuştur. Bunun en iyi örneklerinden biri ise izleyici gözüyle aşk, şehvet, masumluk, ümitsizlik gibi imgelerin sergi süresince isimsiz şekilde yansıdığı çalışmadır (Aşk, 2018).

Aşk,2018, Nazlı Kocaçınar,Cem Demirel

Ümitsizlik ve masumluk olgularını barındıran çalışma, daha birçok duyguyu kavramsallaştıran kolektif çalışmaların arasında ön plandadır. Sergi sanatçılarından Nazlı Kocaçınar, “Aşk” adlı duygu çalışmasının sembolik yapılanma sürecini şu şekilde vurguluyor;

‘‘Avrupalılar kuzgunu kılık değiştirmiş insan ve duygu olarak tanımlıyor. Şamanizm’de de şifa, koruma, sihir, bütünleşme ve içsel yolculuk süreci olarak tanımlandığı yerler de mevcut. Kuzgunların şekil değiştirme ve aynı anda iki yerde olabilme özelliğine inanıldığından kuzgunu 2 adet olarak model ile bütünleştirdik. Kuzgunun bir tanesini reflect hali şeklinde kullandık. Tabloda ise bize göre solda kalbi var ve orada filizlenmekte olan bir tohum sembolize edildi. Aşkın filizlenme ve köklenme sürecini, kuzgun ve karakterin şekil değiştirme süreci ile betimledik.’’ Aşk adlı çalışma, Şamanizm’in de içinde barındırdığı Öz’e yolculuk süreciyle iç içe geçerek farklı kültür ögeleriyle de bütünleşmiştir. Öz’de bulunan duygu durumlarını sembolik bir dille anlatmayı amaçlamış ve oluşumunu bu şekilde tamamlamıştır. Şamanizm kültüründe kuzgun güçlü bir şekil değiştiren ve zekâyla betimlenen erk hayvanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Öz’e yolculuk veya göğe çıkma ritüelleri sırasında yardımcı ruhu kuzgun olan Şaman, güçlü bir şekil değiştiren olarak kabul görmektedir. Karakteri, davranışları ve tüm Öz’ü kuzgun olarak değişim sürecine evrilir. Aşk imgesinin filizlenmesi ve tohumlaşma sürecinin yaratmış olduğu bu değişimler, Dadaist anlatım tarzı ve Şamanizm’e dem vuran sembollerle anlatılmıştır.

İkilem, Nazlı Kocaçınar, Cem Demirel

 

Kadın ve çelişki imgelerinin ağırlıkla gözlemlendiği bir diğer çalışma İkilem, duygunun tasarlanmış halidir. N. Kocaçınar bu süreci ise şu şekilde anlatıyor;

‘‘Tek bir beden ve onun bütünlüğünü ifade eden bir sembol yaratmak istedim ve aynı zamanda özünde ve bedeninde buna aykırı bir şekilde bölünme, ikilem ve ayrımı ifade ettim. O yüzden ikiye bölünmüş gibi gözlemlenen görselde, iki tarafta da farklı teknik ve grafikler söz konusudur’’.

Çalışmada kadın imgesinin kullanılması kadının iç dünyası, karışıklığı ve değişik duygu durumlarının dezavantaj olarak ileri sürülmesi bağlamında oluşan bir sembol niteliğini taşımaktadır. Bir anlamda Alarm temasının alt metnini destekleyici niteliktedir. Geyik boynuzu ise Üst Paleolitik çağ döneminden, hatta daha eski süreçlerden beri günümüze kadar gelen ve kadın ile özdeşleşmiş bir semboldür. Bu sembollerin hangi kronolojik süreçte başladığı bilinmemektedir ve araştırma sürecindedir. Ancak günümüze kadar gelmiş ve yerini korumuştur. Alarm sergi sürecinde de gözlemlediğimiz geyik boynuzu, ikilem, karmaşa ve otosansür ile kaynaşmıştır. Grafiksel çizgilerle ayrılan görselde; iki tarafta kullanılan farklı teknik ve temalar, Dadaist etkilerini kanıtlar niteliktedir.

 

Tercih, bilinmezliğin getirdiği endişe ve değişim süreci ise Korku adlı çalışmada ön planladır. Şamanizm’de göğün direği olarak bilinen, sanatçının zihniyle bütünleşen bu sembol, bilinmezlik ve değişim sürecinin getirmiş olduğu korku ve endişe ile betimlenmiştir. Avrupa eski Roma ve Yunan kültürlerinde de rastlanılan bu direk, Şaman kültüründe göğe ulaşma süreçlerini ve katmanları ifade eder. Aynı zamanda yeri ayıran çizgiyi, yeraltını, yeryüzünü ve göğü sembolize eder. Göğe çıkma süreçlerinde ve Öz yolculuklarında aşılması gereken düşmanlardan biri korkudur. Ölüm korkusuyla birlikte değişim sürecinin getirdiği endişe ve bunları tercih eden birey, korkularını aşmakta ve diğer bir aşamaya geçmektedir. Bireyin Öz iradesiyle gerçekleşen bu süreçler, çalışmada korku imgesinin sürecini oluşturmuştur. Korkunun otosansür ve kısıtlama yaratması bu çalışmada gözlemlenmektedir.

Korku, Nazlı Kocaçınar, Cem Demirel

Canlı performansla açılışı yapılan sergi, manifestonun alt başlığı olan otosansür ve makineleşme ile kaynaşmış, bireyin duygularını çaresizce arayışını, kendi kalıplarında kayboluşunu ve bir yol arayışını izleyiciye yansıtmayı amaçlamıştır. Bu süreçte insanın içinde varolan yaratma arzusunun yok olmasını sanatçı, kısıtlanmış ve ne yapacağını bilmez şekilde robotlaşmış tavırlarla izleyiciye performansında yansıtmıştır. Performansın alt metnini oluşturan diğer mesaj ise; makineleşen birey için sanatın yegâne kurtuluş olduğu şeklindedir. Kırmızı renk kumaşın üzerinde gerçekleşen performansta kumaş, yukarıdan aşağıya yol şeklinde yerleştirilmiş ve sanatçı (birey) yol arayışını bu şekilde vurgulamıştır. Yolu görememe ve çaresiz duygu hallerini otosansür ile betimlemiştir. Bu doğrultuda kırmızı bir alarm performansı kurgulanmıştır.

 

Proje, farklı kurgu temasıyla yoğun bir ilgi görerek amacına ulaşmış ve işlerin yaratım süreci, sanatçıların duygu imgeleri göz önüne alınarak tasarlanmıştır. İzleyiciyi özgür bırakmak amacıyla duygu biletlerinin ortaya konulması yaratım sürecine dahil edilmiştir. Genç sanatçı ve küratörlerden oluşan proje ekibi, bireyi ve toplumu kısıtlayan etmenlere nokta atışı yaparak başarılı bir sergi projesi ortaya koymuştur.

 

 

*İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Yönetimi Bölümü

 

 

 

 

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Doğa/ Die Natur/Özkan Eroğlu

SONRAKİ YAZI

Sanatın Gücü- Boris Groys

1 Comment

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*