İzlekler Dergi

Sarkis’ten Belleğe Dair Bir Sarı Nokta-Gülgün Başarır

 

Daha yeşil değil miydi mavi

kitabını yazarken Ruben Dario?

Erguvani değil miydi  Rimbaud

ve Gongara vişneçürüğü?

Üç renkli değil miydi Victor Hugo 

ve ben kendim sarı çizgili

Pablo Neruda -Sorular Kitabı-Broy yayınları

Boğazkesen Caddesi’nde  iki ay önce açılan Riverrun binasının bodrum katında  güncel sanat için oluşturulan sanat mekanında, Sarkis, Sarı Nokta isimli  sergisi ile yer alıyor.  Sarkis’in  sergisi bundan sonra da devam edecek  olan Bunker (Sığınak) sergilerinin ilki. Sarkis’in “Sarı Nokta” olarak isimlendirdiği bu serginin konusu sığınak. Serginin yer aldığı mekanın verdiği algı da sığınak.

Serginin adı, gözün arkasında ağ tabakasında  yer alan görme hücrelerinin en yoğun olduğu, aydınlık ortamda daha keskin görmenin merkezi olan  sarı noktaya  gönderme yapar. Sarkis  sergiye bu adı vererek,  sergilediği fotoğraflarda karanlık mekanda patlayan ışıkla, mekanın gerçekliğinin daha keskin olarak görülmesini mümkün kılar.Sarkis’in bütün işleri bellekle ve mekanla ilişkilidir. Sarkis işlerini sergilediği mekanın beklediği işi, belleğinin hazine sandığından bulup çıkarır. 

Bellek, öznel ve nesnel  olarak yaşanılanların, deneyimlenenlerin, yapılanların, ızdırapların, kederlerin, acının, sevincin, aşkın  saklandığı bir hazine. Bu hazinenin farkında olmak, anımsamak ve unutmamak insanlığın ortak belleğinin de farkındalığı demektir. Aby Warburg insanın ızdırap hazinesinin  insanlığın ortak mülkü haline geldiğini belirtiyor. Ses, koku, çığlık, renk, mekan vb gibi  uyarılar  yaşanılana, hissedilene dair beyinde iz bırakır.  Bu izler yaşanan bir olayda  geçmişi anımsatan ve geçmişi bugüne bağlayan imgelere dönüşür.  Bu güne dair farkındalığı ve unutmamayı mümkün kılar.  Bellekte hiç unutulmayan ise, insanı  ve insanlığı inciten, yaralayan kanatan şeylerdir. Yaşanmış  bellekte yer etmiş uyarılar  ağıt, yas, melankoli umutsuzluk ya da umut  biçiminde sanat eserine dahil edilir. 

Sarkis belleğinin  hazine sandığından belleğin onda saklı kalmış görüntülerini hep  geri çağırarak hayata dahil eder.  “ Eserlerim daima belleğe tutturulmuştur. Hayatımdaki her şey oradadır. Tarih bir tür hazinedir. Tarihte olmuş olan  her şey bize aittir. İnsana dair var olan her şey, ızdırap, aşk içimizdedir ve bizim en değerli hazinemizdir. Yaşadıklarım, yaptıklarım, deneyimlediğim her şey benim hazinemdir. Eğer  bu sanatla somut ve görünür    hale, deneyimlenebilecek bir nesne haline getirilebiliyorsa, bu biçimlerle yolculuk yapılabilir; o vakit sınırlar kapatılmak yerine açılabilir.” diyecektir.

Sarkis’in Sarı Nokta isimli sergisi 1972 yılında yaşadığı  binanın bodrumunda çektiği fotograflardan oluşuyor. Sanatçı  apartmanın  karanlık zemin katında, patlayan flaş ışığı ile zamanın o mekanda bıraktığı  çizikleri, su akıntılarını, boya lekelerini, unutulmuş, ya da terk edilmiş kırık dökük şeylerin  kalıntılarının  izlerini görünür kılar.

Sanatçı bu fotograflar üzerine, suluboya ile fotografların benzeri olan soyut, küçük sarı renkli  resimlerini  yapar. Bu sarı renkli resimler her bir fotografta  farklı yere yapıştırılır.  Bu fotograflar sanatçının yaşadığı evin, onun için bir sığınak olduğunu  düşündürür.İçinde yaşadığımız şu günlerde evlerimiz her zamankinden daha çok sığınak değil mi?

Serginin bir üst katında, Sarkis’in bugüne kadar açtığı sergilere dair bilgiler ayni büyüklükte sarı renkli kağıtlar üzerine yazılmış. Fotograflar üzerine yapıştırılan sarı renkli küçük suluboyalar da bu biyografilerle  birlikte, Sarkis’in “kartviziti” haline geliyor. Sarkis, bu sergisiyle geçmişte  yaşadığı bir evin bodrumunun fotografları ve sarı renkli kartvizitiyle bu coğrafyaya aitliğini görünür kılıyor.

Sanatçının sarı rengi seçmesi bir rastlantı değil. Batı toplumlarında  ve Nazi Almanya’sında Yahudiler sarı giymek zorunda bırakılır, evlerinin kapıları sarıya boyanır, Hristiyanlık sarıyı hasedin, kıskançlığın rengi olarak  tanımlar. Sarkis bu algıyı tersyüz ederek sarıyı bu ırkçı bakıştan  kurtarır. Sarkis için sarı karanlığı aydınlatan ışığın rengidir.

Sarkis, geçmişte yaşadığı kendisine dair şeyleri içeren bir mekandan yola çıkmış olsa da, bu fotograflardaki imgeler hakikat olarak bilinenle ilgili içeriği saklar. O mekan bugün hepimizin yaşadığı  ortak mekandır artık . 

Sığınak kavramı bana Henry Moore’n sığınakta etüd ettiği, savaşın izlerini anımsatan büyük delikli bedenleriyle soyut anne ve çocuk heykellerini ve Haneke’nin Kurdun Günü fimini anımsattı.

Haneke;tatil yapmaya giden bir ailenin evlerinde saldırıya uğramaları, bilmedikleri bir şiddet ortamında, babanın öldürülüşüyle, iki çocuklu bir aile üzerinden şiddetin, korkunun, açlığın, insanlıktan çıkışın görünür kılındığı bir  zamanı anlatırken, sığınak olmaktan çıkan ev, sığınağa dönüşen bir gar  binası mekanında, insanlığın nasıl sınandığını görünür kılar.

İnsanlığın  sınandığı  bugünkü verili dünyada hangi sığınak koruyabilir  insanlığımızı.

 

Gülgün Başarır

Gülgün Başarır

Gazi Eğitim Enstitüsün'de Resim Bölümünü bitirdi. Gülgün Başarır, Ressamlığının yanı sıra sanat yazarlığı da yapmaktadır ve eleştirileri ödüle layık görülmüş, kitaplaşmıştır.

ÖNCEKİ YAZI

Jazz-Ümit Yılmaz

SONRAKİ YAZI

İstanbul Modern, "Müzeler Konuşuyor"un Konuğu : Viyana

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*