Uncategorized

Sanatta Mobbing-Dolunay May

“Böylesi düşüncelerin ilk zamanlar aşırı bir sapkınlık sayılması insanı şaşırtmıyor”  diye başlayan metinde, Gombrich’in(1) konu ettiği düşünceler, ne bir dinsel topluluğa ne de toplumun temel taşlarını sarsacak gizli bir örgüte aittir. Sonraları İzlenimciler diye anılacak olan bir grup ressamın uygulamaya koydukları yeni biçim tekniğine, dönemin sanat çevrelerinin değerlendirmeleri neticesidir, sapkınlık yakıştırması. Öyle ki bu yakıştırma, konu seçiminde toplumun kutsal değerlerine sanat vasıtasıyla yapılmış radikal bir eleştiri beklentisinden ziyade, manzara temelli tablolara getirilmeye çalışılan, biçimsel bir bakış açısı karşısında kullanılmıştır.

Manet,Olympia

Manet,Olympia

Niyetleri resimde yer etmiş, çokça eskimiş doğayı betimleme alışkanlıklarına yeni bir soluk getirmek olan bu ressam grubu, sanatçıların, yüzlerce yıldır uygulana gelmiş bir anlayışla atölyelerine kapanarak resim yapmalarının sanıldığının aksine gerçeklikten uzak ve suni olduğunu gösterebilmekti. Düşünce dünyası tarafından yüz yıllardır sanatçının yüklenmesi gereken bir misyon olarak dile getirilen böylesi bir niyet, dönemin sanat mabedi durumundaki, sanat eğitimi veren akademilerin entelektüel üyeleri tarafından hor görülmek bir yana adeta sosyal bir şiddete maruz kalıyordu. Bu şiddet, sanatçılar için yıpratıcı bir baskıdan daha fazlası anlamına geliyordu. Dönemin Paris’i dünyanın dört bir yanından sanatçıları kendine çeken tüm dünyanın sanat başkenti olma unvanına sahipti. Paris Salon sergileri, bu sergilerde yer alabilmenin, bir sanatçının sanat dünyasında yaşamına devam edip edemeyeceğinin belirleyicisi niteliğindeydi.

1863 sergisinde yer alamayan sanatçılar, tam da bu entelektüel yıldırmayı protesto etmek için eserlerini, kendilerinin tabiriyle “Reddedilenler Sergisi” isimli özel bir sergide sergileyebilmişlerdi. Manet (2) ve Monet(3) gibi ressamların da aralarında bulunduğu bu sanatçı grubu 1874’te tekrar bir araya gelerek bir fotoğraf atölyesinde yine bir sergi düzenlemişlerdir. Gombrich, bu sanatçıların yaşadıkları dönemde maruz kaldıkları akademik yıldırmanın ulaştığı boyutu, 1876 tarihli haftalık bir gazetenin haberini alıntılayarak örnekler.(4) “La Rue Le Peletier bir felaket sokağı. Operanın yanmasından sonra, işte size ikinci bir felaket daha! Durand-Ruel’de, içindekilerin resim olduğu ileri sürülen yeni bir sergi daha açıldı. İçeri giriyorum ve ürkmüş gözlerim korkunç bir şeyle karşılaşıyor. Aralarında bir de kadın bulunan beş veya altı deli, yapıtlarını sergilemek için bir araya gelmişler. Bu resimlerin karşısında gülmekten katılanlar gördüm. Ama ben onları görünce içim kan ağladı. Bu sözde sanatçılar kendilerini devrimci, Empresyonist olarak tanımlıyorlar. Bir tuval parçası alıyorlar, bir de boya ve fırça, tuvale rastgele birkaç renk lekesi atıyorlar, ortaya çıkan şeye de imzalarını basıyorlar. Bu insanların, yolda buldukları taşları elmas sanarak toplayan tımarhane delilerinden pek bir farkı yok.”

1874 sergisinde yer alan tüm bu devrimci sanatçılar, dönemin ünlü sanat eleştirmeni Louis Leroy’un, Monet’nin sergideki İzlenim: Gün Doğumu tablosundan esinlenerek kültürel bir kabadayılığın getirdiği alaycı bir tavırla verdiği isimlendirme nedeniyle, izlenimciler olarak anılmışlardır. Sanat tarihinde literatüre girmiş Gotik, Barok ve Maniyerizm gibi adlandırılmalar, yine İzlenimcilere benzer şekilde, kendi dönemlerinin sanat otoritesi durumundaki kurumların aşağılayıcı ifadelerinden doğmuş, anlamlarındaki olumsuz algıyı,  bu akımları temsil eden sanatçıların zamanla kazandıkları sanatsal başarıları unutturmuştur.

Tarih boyunca sanatçıların maruz kaldıkları entelektüel şiddet, ne yazık ki farklı dönemlerin genç nesil sanatçılarının getirdikleri yenilikçi bakış açılarını kabullenmek istemeyen, sanat dünyasında yer edinmiş, dönemlerinin otoritesi haline gelmiş, önceki nesil akademisyen ve sanatçılar tarafından uygulanmıştır. 20. yy. da Kandinsky’nin(4) salık verdiği gibi sanatçılar içinde bulundukları toplumun öncüsü,  yığınlardan meydana gelmiş toplum üçgeninin konforlu, geniş bölümlerinde değil, kalabalıklardan uzak uç kenarlarda var olmuşlar, hayatlarını, toplumu daha güzele sevk etmeye adamışlardır. Bu toplumsal öncülük misyonun getirdiği yalnızlık, maalesef çoğu zaman kuramın gerektirdiği şekilde, kavramsal bir yalnızlıktan öte, sanatçıları var eden toplumun hali hazırda sanatını işgal eden, öncülük misyonlarını tamamlamış sanatçılar tarafından uygulanan yalnızlaştırma politikaları halini almıştır.

Tartışılır olmakla birlikte genel kabul gören bir bakış açısıyla yukarıda örneklendirilen izlenimci sanatçıların kapısını araladığı düşünülen modern dönem ile birlikte sanat, günümüzde etkilerini en üst düzeyde gözlemlediğimiz bambaşka bir yola, güzellik arayışından, hakikatin arayışına evirilmiştir. 21 yy.ın ortalarında, sanat dünyasında yaşanan gelişmeler Danto’nun (5) deyimiyle sanatın sonunu getirmiş, sanat daha önce belki de hiç olmadığı anlamlarda yeniden tanımlanmaya başlanmıştır.

Sanatın sonu diye addedilen olgu, sanatın, kelimenin anlamındaki tükenmişlikten öte, sanatın var olduğu günden, bu algıda, son olarak kabul edilen güne kadar eklemlendiği tüm bağlamlardan ayrışarak, kendi kendisinin nesnesi olarak var olabildiği, kısaca sanat adına her şeyin mubah olabildiği bir dünyadır. Bu yeni dünyanın kavramsal, biçimsel ve teknik kuralları ya da kuralsızlıkları, sanatın sunulması anlamında bambaşka gereklilikleri de beraberinde getirmiştir. Sıradan olanın bile sanat eserine dönüşebildiği, genel kabul olarak çağdaş sanat diye adlandırılan, sanatın sonundan sonraki bu yeni olguda, sanat ve sanatçı artık çok farklı koordinatlarda konumlandırılabilmektedir.

Guerilla Girls

Guerilla Girls

Küreselleşen dünya düzeni, kendi kültür endüstrilerini inşa ederken, sanat, öteden beri yaşadığı metalaşma sorunsalında ürünleşmekten daha derin anlamlarda, bir pazarlama stratejisi haline dönüşmüştür. Sermayenin paha biçilmez reklam projeleri haline evirilen sanat yapıtları, projenin arkasındaki ekonominin hacmi ile doğru orantıda kütlesel olarak devleşirken, sanat alanları, şov mantığı ile icra edilen küresel fuarların, bienallerin oyun alanı haline gelmiştir. Bir proje kapsamında ele alınan sanatçı ve sanat eserleri, çağdaş sanatın her şey mubah kuralsızlığı dahilinde suiistimal edilmeye açık bir  avantaja dönüşmüş, sanatseverin neyi izlemesi gerektiğini, dolayısıyla neyin sanat olup, neyin olmadığına karar verebilme kudretini sponsor ekonominin ellerine teslim etmiştir.

Bu mekanizma içerisinde sanat, diğer tüketim ürünleri gibi bir anda üretilip hızlıca tüketilebilecek bir yapıya kavuşturulmuş, gelişen teknolojinin imkânlarıyla sanatçı ve sanatı bir tık mesafe uzaklığa kadar indirgenebilmiştir. Sanayide görülen şirket rekabetleri, sermayenin oyuna iyiden iyiye dâhil olmasıyla birlikte sanat dünyasında da görülmeye başlanmış, farklı sermaye gruplarının desteklediği sanat kolonileri, bir anlamda kendilerine biat etmeyen sanatçılara yaşam şansı tanımamaktadır. Günümüz çağdaş sanatçıları, maruz kaldıkları entelektüel baskılara karşı, önceki yüzyıllardaki meslektaşlarından daha çaresiz durumdadırlar. Modern dönemle birlikte yeşermeye başlayan kavramsal ve teknik bakış açıları, sanatın, doğayı en usta şekilde taklit etmek üzerine kurulu mimetik anlayışa sünger çekmiş, sanatçının sanat dünyasında dolaşımda bulunabilmesinin, sanatkâr bir yetenekten öte politik yeteneklerine bağlı olmasını getirmiştir. Çoğu zaman sanatı yazanlar, sanatı yapanlardan daha ön plana çıkarken, küratör gibi sanat dünyasına dahil olan yeni oyuncular tuttuklarını altına dönüştüren çağdaş simyacılar haline gelmişlerdir. Sermayenin yatırım aracı olarak emtialaştırdığı sanat eserleri, borsa salonlarına dönüşen müzayede evlerinde sanatsal değerlerinden öte bol haneli para birimleriyle, sanatçılar da eserlerinin ulaştığı satış rakamları ile değerlendirilmeye başlanmıştır.

Sanatçı olmak tarihin her döneminde çeşitli zorlukları beraberinde getirmiştir. Yukarıdaki örneklerde verildiği gibi sanat tarihi boyunca birçok sanatçı, içinde bulundukları toplumların muhafazakâr birimlerinden öte kendi meslektaşları tarafından itibarsızlaştırmalara, yalnızlaştırılmalara maruz bırakılmış, sanat dünyasında tutunmak bir yana, var bile olamadan, bu dünyadan kaybolup gitmiştir. Dünya, eskisine oranla her ne kadar daha özgür, birey olabilmek adına sonsuz imkânlara erişimin daha kolay olduğu bir yer olarak algılansa da, toplumun en özgür bireyleri olan sanatçılar, günümüzde farklı fonksiyonların pençesinde, sanatsal yeteneklerinden daha fazlasına güvenmek zorundadırlar.

 

1)      Ernst Hans Josef Gombrich (1909 – 2001)

2)      Édouard Manet (1832-1883)

3)      Claude Monet (1840-1926)

4)      E.H.Gombrich, Sanatın Öyküsü, Remzi Kitapevi, 1999, S.519

5)      Vassily Kandinsky (1866-1944)

6)      Arthur Coleman Danto (1924- 2013)

 

 

 

Dolunay May

Sanat Kuramı ve Eleştiri Yük.Lis.

Sanat Yazarı Dolunay May

Sanat Yazarı Dolunay May

ÖNCEKİ YAZI

Sanatı Sanat Yapan Bütünün Gözetilmesi-Özkan Eroğlu

SONRAKİ YAZI

Deniz Kıyısından İzlenimler-İki Perdelik Teatral Şan ve Arp Resitali

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*