Uncategorized

Sanatın Siyasetteki Etki Gücü-Sabahattin Şen

Şunun şurasında sanat istenilen özgürlüğü kazanalı yüz yıl olmadı. Yüz elli yıl önce sanat ve sanatçı özgürlüğünün uğraşı yoğunluk kazanmaya başlayınca istediği sonuca ulaştı diye değerlendiriyoruz. Kolay olmayan bu uğraşta günümüzde de zorlukların yaşandığına tanık oluyoruz. Geçmişte sanat ne tür bir anlayışa hizmet etmek zorunda bırakıldıysa yine bu anlamda zorlamalarla karşı karşıya… Egemen güçler sanatın ve sanatçının tümüyle özgür olmasını istemez. Kendi denetimi altında olmasına zorlayıcı yöntemleri uygulamaya sokabilmektedir. “En başta benim anlayışıma uygun çalışmalar yaparsan para var; yapmazsan para yok. Sürün… “ anlamında bir yaklaşım söz konusu…

Kısaca böyle açıkladığımız sanat ve sanatçının konumuna baktığımızda sanatın siyasi bir gücünün olmadığı da görülür. Sanat ve sanatçı çoğu zaman siyasi güçler tarafından kullanılmıştır. Çünkü sanat belli güçlerin ellerini ve egemenliklerini güçlendiren bir araç olarak kullanılmıştır.  Rönesans dönemine baktığımızda sanatı destekleyen en büyük güç kiliselerdi. Biz buna destek mi yoksa kilisenin sanatı kendi çıkarı doğrultusunda kullanmak mı, diye sorduğumuzda sanatın kiliseye hizmet eden bir görev yüklendiği görülür. Resimlerle, yontularla, yapılarla, dini daha duyarlı, daha güçlü ve daha insancıl gösterme çabalarının gösterişe yönelik önemli bir parçası oldu, sanat. Sanatın ruhsal değerleriyle dinin ruhsal değerleri bir araya getirilerek din daha da yüceltilmek istendi. Bağımlı, kimi zaman güdümlü bir sanat yürürlükteydi. Büyük boyutlarda dinsel yapıların başında kiliseler yer alıyordu. Buna bağlı olarak kiliselerin içi yontu ve resimlerle de donatılıyordu. Sanatçıların da geçimi, yaşamı buna bağlıydı. Yaptırım gücünün olmadığı bir dönemdi; sanat açısından. Varsıllar çoğaldıkça onlar da sanatı kendi güçlerinin gösterişini simgeleyen bir araç olarak kullandılar. Bir yandan da sanat ve sanatçının adım, adım kendi özgürlüklerinin de yolu açılmış oldu. En azından kilisenin ağır etkisi gücünü yitiriyordu. XX. Yüzyılın başlarında buna Kübizm de eklenince sanat ve sanatçının özgürlüğü bir utkuya ulaştı.   Sanatçı yaşamını ve geçimini bağımsız, ödünsüz ve güdümsüz sürdürebilme olanağına kavuştu. Günümüzdeki koşullarda bunun yüzde kaçını yüzde kaçı kullanabiliyor, bu da başka bir soru.

Diego Riviera,duvar resmi

Diego Riviera, Duvar Resmi

Kuşkusuz ki ilkel çağlarda sanat bir gereksinimdi ve gereksinimden doğdu. İnsanın kendini arayışıydı. Hem kendini hem de doğayı tanımak için çok yoğun bir çabaya girdi.   Bana göre mağaradaki hayvan resimleri resmini çizdiği hayvanları yakından tanıdığının belgeleridir. Elbette kendini de buraya katarak onlarla belli bağlantılarının da olduğunu betimleyecekti. Korkuları en ürkütücü ve en üstün duygularıydı. Korkulardır onu kendi iç dünyasına iten. Dinlerin doğuşunun da nedeni buydu. Nesnel anlamda duygularına çözüm bulamayan insan inançlarıyla sanatı birbirine bağlı olarak sürdürdü. Kurulan güçlü devletler sanatı ve sanatçıyı din ve devlet anlayışı doğrultusunda kullandı. Sümerler, Hititler, Eski Mısır, Eski Yunan gibi devletlerden bizlere çok sayıda yapıtlar kalmasına karşın o yapıtları yapan hiç birinin ne adı, ne de sanı var. O dönemin sanatçıları bağımsız ve özgür bir sanatı düşünmüşler midir; bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey siyasi anlamda hiçbir etkilerinin olmayışı. Var olan devlet gücü sanatçıların yaratıcı gücünü kendi erklerine eklemişlerdir. Sanat ve sanatçılar egemen güçlerin buyruğu altında çalışmışlardır.

Sanat ve sanatçının XX. Yüzyılın başlarında kendi gücünü kullanmadaki bağımsızlığı özgün ve bireysel bir güçtü. İnsana ve topluma sanatsal değerlerle ileri derecede yaratıcılık ve duyarlılık sunmakla uygarlaşmanın dengelerini güzelleştirmeye çalışan sanat, günümüzde de bu doğrultuda alabildiğine ileri atılımlarla dolu bir güç olmayı sürdürüyor. Toplumu ve insanı güzelduyu ve yaratıcılıkta şaşırtacak denli etkili oluyor. Siyasi bağlamda sanata bakınca geçmişte olduğu gibi bugün de etkisinin olmadığına tanık oluyoruz.

Hiçbir sanatçı savaştan yana olmamıştır.

Leon Golub, Sorgulama

Leon Golub, Sorgulama

 Sanat ve sanatçının özgürlüğünü kazandığı XX. Yüzyılın başlangıcında dünya büyük bir savaşa hazırlanıyordu. Ressamıyla, yontucusuyla, şairiyle, romancı ve öykücüsüyle tüm sanatçılar böyle bir savaşa karşıydılar. Savaşa karşı yapmaları gerekenleri de yaptılar. Birinci Dünya Savaşı engellenemedi. Sanatın siyasi bir gücü yoktu çünkü. Savaş geldim, geliyorum çığlıklarıyla birinci Dünya Savaşı’ndan daha korkunç bir savaşa hazırlanırken sanatçılar yine var güçleriyle karşı çıktılar. Birçoğu öldürüldü ve geriye kalanlar ülkelerinden kaçtılar. Egemen güçler kendilerine karşı çıkan güçleri ezdiği gibi sanatçıları da ezdi. Çünkü sanatçılar doğrudan insan duyarlılığını etkileyenlerdi. Karşı çıkmaları yerine egemen siyasi gücün yanında olmaları toplum için inandırıcı bir konuma getirilerek duygu sömürüsü yapmayı kolaylaştırıyordu. Tüm sanatçıların karşıt tüm uğraşları dünyanın en korkunç savaşı olan İkinci Dünya  Savaşı’nın çıkmasına engel olamadı. Naziler kendi anlayışlarına uygun bir sanat çizgisi oluşturmaya kalkarak kendilerinden yana olanları yüceltmeye çalıştı. Duyarsız bir çizgi de olsa sanat adıyla Nazilik daha da güçlü görünmeye çalıştı. Savaşı engelleyemeyen sanat, savaşa karşı olsa da savaş için de kullanılması engellenemedi. Picasso’nun Guernica yapıtı tam anlamıyla savaşa karşı olan en büyük yapıttır.

Savaşı engellemeye böylesine erdemli bir yapıt da Picasso’da yetmedi.

Gerhard Richter yaşıyor. Yaşayıp da yapıtı en yüksek edere satılan bir sanatçı. Birçok açıdan çok ilginç ve çok başarılı, sözü de dinlenir bir sanatçıdır. Onunla ilgili yapılan bir televizyon söyleşisinde şu soru soruldu: “Sanatın dünyayı değiştirebilme gücü var mı?” Bu soru bence de çok önemliydi ve ne diyeceğini çok dikkatlice dinledim. Yanıt: “Sanatın böyle bir görevi yoktur.” dedi. Küçük yaşta da olsa çocukluğunda İkinci Dünya Savaşı’nın içinde kalmış bir Almandır, Gerhard Richter. Savaşın acılarını, savaşa karşı olan sanatı ve sanatçıları da yakından tanıyan çok önemli bir sanatçı. Sanatın özüne inildiğinde gerçekten sanatın dünyayı değiştirme gücünün olmadığı görülür. Böyle bir görevi yüklendiğinde sanat onun bunun siyasi emellerini değiştiremez; aracısı olur. 

Geçtiğimiz yüzyılda sanatı kendi siyasi emelleri için kullanmaya kalkanlar çok olmuştur. Hiç biri sanatın yücelmesine katkıda bulunmamış, sanatı yozlaştırmıştır. Duygu sömürüsüyle kendilerini insancıl göstermekten ileri gitmeyen böylesi bir anlayışın yanında olmaya kalkan sanat özgürlüğünü ve özgünlüğünü yitirir. 

Sabahattin Şen/Köln

Sabahattin Şen

Sabahattin Şen

Ressam - Sanat Yazarı

ÖNCEKİ YAZI

Sanat Kitapları Seçkisi-1

SONRAKİ YAZI

Art in America ve Art News Tek Çatı Atında...

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*