Uncategorized

Sanatın Gündemi

Sanat Pusulası Neleri Gösteriyor?

Kışın ortalarına doğru yaklaşırken sanat ortamı sergiler, açılışlar tartışmalarla sürüp gidiyor. Biz de   gündeme konular önerip bunları  her ay tartışıyor olacağız.  Bazı beylik tartışmaları yerine dinamik üsluplu yaklaşımlar oluşmaya başladı. İlk dikkatimizi çeken Bige Örer’in cesaret gösterip  bienali oluşumunu incelediği yazısı.  Geçmiş Bienal küratörlerinden Rosa Martinez’inde belirttiği  gibi Bige Örer’in problemi  sanat ortamı içerisinde tartışılmayı hak ediyor. “Dönüşen ve dönüştüren bir sergi formatı olarak bienaller” yazısında suya sabuna dokunmadan ideal bir sergi konsepti  içinde siyasal, toplumsal bağlamla nasıl ilişki kuracağına dair kafa yormuş. Bienalin yönetiminde bir isim olarak bir sayfa boyunca  sorularını sıralamış. Yazı, bienalin yaşayan bir organizma olarak nasıl davranması gerektiğine dair Francis Alys’in tanıklığında ilerliyor. Bige Örer İstanbul bienali özeline değinmekten kaçınıyor.  Bienallerin mücadele alanı olarak tanımlaması diğer uluslararası  bienalleri de kapsıyor. Tüm bienallerin eksiğini vurgulayan eleştiriye kapı açan bir giriş aslında…

Savaş ortamında kurgusal yapısıyla sanatın nasıl bir ilaç olacağı  bienalin başat sorunlarından biridir. Aylar öncesinden hazırlanan ve benzeri kişilerle düzenlenen serginin toplumsalı içine alması esnek bir yapı içerisinde mümkün olur. Sanat tarihi 21. yüzyılda siyasi tarihle birlikte yazılmaya başladı. Bienalin yeni dil arayışları, hayatla buluşması toplumsal dinamikleri çözümlemeden imkansız gibi gözüküyor.  İstanbul bienalini siyasi retoriye verdiği önem gün geçtikçe artsa da küçük grupların ve underground sanatçıların görülmediği statik bir yapıda  daha korunaklı ve steril bir bienal izlemeye devam ediyoruz. Bige Örer’in bahsettiği dünya tasavvuru mahalli bakış açıları ve küratörün şehri iyi tanımasıyla, tanışmasıyla mümkün olacaktır.  Yerelle bağlantı kurmadan mahalleye kendini anlatmadan  bienaller bu sorularla daha çok karşılaşacaktır. Yine de yazıda İstanbul Bienali demekten kaçınılması kendi içinde bir problem oluşturuyor.  İstanbul coğrafyası gereği diğer bienallerden farklı. Her bienal kendi içinde farklı meselelerle uğraşıyor. Küresel bakış açısı çoğu kişiyi ikna etmezken tek bir bienal varmış gibi davranmanın bir nedeni olmalı. 

Bige Örer’in soruları aslında Bienalin üzerinde durması gerektiğini düşündüğü konulara odaklanıyor. Şehrin pazarlamasına yönelik bir çabanın yanı sıra sanatçının işlerinin izini sürdüğü bir yer olarak şehrin dönüşmesine yardım etmesi gerçeğiyle yine yüzleşiyoruz.  Bienallerin düzenlediği yerler kültürel dokusu ve tarihiyle çok katmanlı bir yapının beslendiği hatta çoğu sanatçının işlerinin zayıf kaldığı yerler.İyi bir süzgeçten geçirildiğinde şehrin içinden başka şehirler çıkartılabilir. İstanbul’un bitmeyen inşasında sanatın etki alanı daha genişlerse Bienal bir ayla sınırlanmadan tüm yıl etkisini sürdürecektir. Pazarlamasının bir turizm faaliyetini yüreklendirdiği açık. Yıllardır bienal izleyicisinin değişmediği  aynı kitleye sunulmasını da unutmuyor, Bige Örer… Kurumsallaşma bu durumu çözebilir. Bienalin farklı sanat türlerini içine alması ve gerçekçi işlerle merkezi yerlere konumlanan mekanların daha çok sanata uzak kitleyi cezbedeceği açıktır .

Siyasetin sanatla olan ilişkisi gerginleşiyor. Kültür Bakanlığı  Avrupa Birliği yaratıcı Avrupa kültür fonundan çekildiğini açıkladı. Zaten  Bakanlığın  sanata desteği ortadayken bu haber  Avrupa ideallerinin terk edilmeye başlandığını açıkça ortaya koydu. 10 sene öncesinin umudu şimdi doğuya dönük Türki devletler de.  Özgen Acar Cumhuriyette arşivden aldığı sözlerle bir Avrupa maratonu heyecanı içinde olduğumuz günleri hatırlattı. Bir de bir fotoğraf koymuş. Papa heykelinin altında komisyon üyeleri duruyor. Biz de heykeller yıkıldı, nice olumsuz durumlar yaşandı. İnsan hakları komisyonunu bir türlü de ikna edemedik. Üstüne yenileri eklendi.  Hükümetin “one minute” cesareti de eklenince  sokaktaki halk da birliğe üye olmanın anlamından azade oldu. Ne olursa olsun Avrupa’ya yakın bir inşanın vazgeçilmez olduğu sanatın da bu yaklaştırma ve ortaklık için gerekli olduğudur. Fondan yararlanan sanat kurumlarının çoğu hepimizin bildiği kurumlar. Salt bu kurumların başını çekiyor. Vasıf Kortun İstanbul Art News’teki yazısında köprüleri atmayın diye adeta yalvarıyor. Kültürel değişime katkı sunan yaratıcı Avrupa fonları  bu güne kadar çok sayıda projeye destek vermiş. Uzun vadede zararları kültür hayatımızda hissedilecektir.

Abdülkadir Günyaz yıllardır yazılarıyla sanatla iç içe tanıklıklarıyla çok değerli bir hafızadır. rh+artmagazine’deki yazısında yine ölüm haberleri var. Çok sevdiği arkadaşı Kaya Özsezgin’in  vefatının ardından  Ressam Cuma Ocaklı’nın ölüm haberini vermek yine Abdülkadir Hoca’ya düşmüş. Satırlarında hüzün ve geçmiş zamanların puslu esintisi hissediliyor ve tabi arkadaşlarına duyduğu derin özlem…

Sanatın siyasetten ayrı düşünülmediği yolun bir yerde siyasetin stratejilerine çıktığı bu yolculukta  üretimler, misyonlar kişisel analizler sanat tarihini siyasetin üzerinden yazıyor. . Ne yazık ki ahvali inceleyen süreli kaynaklardan  yoksunuz.  Okuyabileceğimiz doğru düzgün içerikli yayınlar kalmadı. Cumhuriyet gazetesi badireler üstüne badireler atlatıyor. Hasan Bülent Kahraman bir konuşmasında yeni bir diskurun oluşacağı eleştirmen kuşağının geleceğinden söz etti. Bu kişileri kendi elleriyle yetiştiriyormuş.Müzelerde müdür olarak görev alacaklarmış. ileride her şey farklı olacaktır muhakkak. 90 kuşağının meraklı gençleri iletişim teknolojileriyle başımızı döndürecek, müzede bizi karşılayacak, müzenin içinde turlar düzenleyecek, hayat bir performanstan ibaret havası yaratıp Hasan Bülent Kahraman’ın   sosyokültürel temelli  eleştirisini  bize dikte  edip muhteşem bir sunum hazırlayacaktır. Yalnız eleştirel diskur için gerekli olan mecraları bu kuşağa sunmadan önce etrafa bakmak gerek… En çok alışveriş merkezi ve tv izlenme oranları bizdeymiş…. Hayatı ele geçiren görsel bombardıman altında eleştiri diskuru bir yana, yaşam şeklimizin artık düşünmeye ve  analizler yaptırtmaya muktedir olması gerek yoksa bir kuşağın tek başına bir diskur oluşturması ayakları yere basmayan anlatılara bir yenisini daha ekler.  

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Galeri Ark'da Bahar Kocaman Ritüel'i

SONRAKİ YAZI

15. İstanbul Bienali'nin Kavramsal Çerçevesi Açıklandı!

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*