Evrim SekmenSanat-YorumUncategorized

Sanatın Güncel Vizyonu

Sanat, bir yaşama biçimidir. Sanatla kurulan bağlar kişinin çevresiyle olan etkileşimini sürdürür veya yıkıcı etkilerde bulunur. Kişilerin tercihleriyle alakalı bu boyut bireysel algılamadan çıkarılıp toplumsal belleği oluşturduğunda sanatın yaşamsal dürtüleri harekete geçirdiği ve bilgi içeriğiyle doldurulduğunda ise  hayata bakışı farklılaştırdığı tartışılmaz bir gerçektir. Sanatın hayatla olan bu iletişimi günümüzün kavrayış şekillerinin görünür kılındığı bir platforma çoktan dönüşmüştür bile…

fuar alanı

Zamanın dinamikleri, bu algıyı bir yaşama biçimi olarak gündelik yaşantımıza sokup  bizi rahatlatan, tüketime teşvik eden bir seyir halinde bize duyumsatıyor.  Ağır çalışma koşullarımızda gün içinde motivasyonumuzu arttırıp gittiğimiz tiyatro, sinema, konser gibi sanatsal aktiviteler sanatın gündelik yaşam ile kurduğu sıkı ilişkiler, bu faaliyetlerimizin sıklığı kişisel bakış açımızı sanatı alımlama şeklimize göre belirleyici bir ölçüttür.  Zaman geçtikçe deneyimlenen eserlerin niteliği bizi değiştirmese bile sanat zevkimizi görünür kılmaya yeter. Sanatın yaşadığımız çevrenin sorunlarına duyarlı, toplumsal yapıyı tanımlayıcı hatta bu yapıyı kategorilere ayırıcı özelliği çok dillendirilmese de sanatı tartışıyorsak tartışmanın sonunda bireyleri ve özelliklerini suçlamamız kaçınılmazdır. Bu nedenle sanatın sınırları ya da kapsayıcılığı belirsiz ve tehlikelidir. Sanatın mesajı, ister dijital pratiklerle ister geleneksel yollarla iletilsin bir izleği takip eder. Bu izleğin sanatın özerkliğini bozucu,  tekrarlara düşüren,  üretimi tekdüzeleştiren yapıya bürünmesi en kötüsü bir amaca yönelmesi sanatçının ölümünün tartışıldığı filozofik söylemi sanatın ölümünün tartışıldığı bir platforma taşıyabilir. Yok olma ve var olma söylemleri modern algıda besleyici üretime teşvik edici bir refleks iken modern sonrası belirsiz sanat ortamında sanatı değersizleştirici  karmaşık bir sistemle ilerleyebileceğini  gösteriyor.

Postmodernitenin modern sonrası tıkanıklığı aştığı ve demokratik bir anlayışla ilerlediği sanatçılar ve sanat ortamı tarafından nasıl algılandığı ile ilgili bir üretim gerçekleşiyorsa bizim temel sanat  prensiplerine sıkı sıkıya bağlanmamız için hiçbir neden yok. Selçuk Duran’ın Timur Çelik yazısında Heidegger’i referans göstererek  belirttiği ve karşı olmadığı burada olmaktan uzaklaştığında yeni bir buradalığın peşinden gitme fikri çatışmalar tekrara dönüştüğünde ve yaşam pratiği sıkıcılaşıyorsa bizim için bir kurtuluştur. Yaşamın esir almadığı hayat ile çevrelendiği bağımsız bir atmosfer. Sanatın bu yönü yaratıcılığa yeni bir ivme katarken sanatın bulunması gereken özerk alanı anlamlı kılar. Sanat başka bir söylemin diline dönüşmez ve postmodern efektlerin ironisiyle karşılanmaz. Yalnız bu sanatın modern ekolleri için yeterlidir. Sanatı sanat için gördüğümüzde sonu baştan denetimli bir yolda ilerleriz ve bu sanatçı için ölümcül ama sanatı için sonsuz auralar yaratır. Diğer yandan sanatı toplumsal yaşamda var ettiğimizde – adını gezi olayları diye koyalım artık-  giydiği bir elbise ve görünür olduğu bir alanda dönemeci geçti. Biraz abartırsak sadece Türkiye’nin değil dünyanın direniş hareketlerinin ortak noktası ve tanımlandığı içerik olarak taksim gezi direnişi sadece sanatın değil birçok kurumsal işleyişin içerik kazandığı ve vücut bulduğu iklimin adı oldu. Bireyin   yaşam deneyiminde de bir izlek olarak besleyici ve gençleştirici bir alana işaret ediyor. Toplumsal kavrayışıta bireyin  sonrasını gezi sonrası dönemde görüyor ve yazının kendi gerçeğinden çıkıp söz söyleme yönünün hayatla buluştuğu alan olarak nitelendirildiğinde çağdaş sanatın belirsiz ve isimsiz kavramlarını şekillendirildiği bir ortamda yaşam, hayat buluyor.

Robert Fleck

Robert Fleck

Sanatın özerk alanına olan ısrarın farklı sanat üretimlerine dönüştüğü ve o yolda ilerlemesi sanat tarihi dizgesinin temel prensipleriyle kusursuz estetik üretimlerle sonuçlandığı ve bu üretim yollarıyla izleyiciyle buluşacağı kaçınılmaz. Yalnız sanatın toplumsalı bir değiştirici değil, çözümlemeci hiç değil ama yaratıcılığa destek verici bir biçeme bürünmesi ise hala mümkün. İzleklerin çeşitlenmesi yaratıcı ürünlerin sanat ortamındaki aktörlerle üretim gerçekleştirmesi sanat aktiviteleri takipçilerine seçmesi için fırsatlar tanıyor. Başta söylediğimiz beğeni yargısının artması ise İstanbul’da yapılan Art International, Contemporary İstanbul gibi fuarların geleneksel bir nitelik taşıyıp yurt dışı bağlantılarla sanat ithal etmesi izleyici göz için tanıdık imajlar, yerli sanat galerileri için sanatın gösteri tarafına vurgu, fuar düzenleyicileri için otoriter bir kimlik, eleştirel bakış için çağdaş sanat kavramlarıyla konuşmak için bolca malzeme sunuyor. Bu durumu 80 sonrası sanat ortamında düşündüğümüzde bir birikimin artık bir mekana kavuşması, algının yöneltilmesi ve yaşamın hareketliliği olarak düşünmek gerekir. Bu hareketliliğin İstanbul’un canlılığı, kozmopolitliği ve çatışmalarıyla düşündüğünüzde sıkıntılı bir evreye girdiğini düşünmek için kozmik bilgilere ihtiyaç yok. Bu düşünsel bir süreç yalnız fuarlarda gördüğümüz yıldız sanatçıların kusursuz eserlerinde yok olan onların yapıtlarının evreninde dağılan çarpıcı bir etki. Bir sanat sezonundan söz etmeye başladığımız dönemde  ajandalara yazıldığı yerler olarak  fuarlar, müzayedeler ve bu aya yönelik yapılan yan etkinlikler artık sanatın bir ayda alınabilecek verimin tek bir elde yoğunlaştığının göstergesi olarak gazetelere ve neredeyse gündelik konuşmaya yansıyor. Sanat etkinlikleri ve birilerinin yapıp ettiklerini engellemek yön vermek imkansız yalnız değerlendirmesini hem sanatçı kendi için hem de sanat üretmeyen uygulayıcılar  sanat için bilinçli bir şekilde yapmak zorundadır ki hızın ve çokluğun, popülaritenin getirdiği olumsuz etkilerden sıyrılsın.

Dokuzuncusu düzenlenen Contemporary İstanbul ile  yaklaşık 1 ay  önce Haliç Kongre Merkezinde düzenlenen “İstanbul Art International” arasında sanat takipçilerinin kıyaslamaya gittiği bir görünüm ortaya çıktı. Birbirine rakip görülüp iki fuar organizasyonunu karşılaştırmak ticari ilişkili bir bakış açısının temel göstergelerinden biridir. Buradan anlaşılan bu ticari faaliyetin her iki tarafa da kazanç sağladığı yalnız detaylarda anlaşamadıkları yönünde bir izlenim oluştu. Art International  adı üstünde uluslararası yönünü öne çıkararak Edwin Wurm, Jaume Plensa, David Hockney, Andy Warhol gibi   çağdaş sanatın yıldız isimlerini  izleyici ile buluşturarak Haliç kıyısında dünya çapında bir fuar algısını taşımaya niyetli olduğunu gösterdi. Ayrıca Art International yıldız isimleri öne çıkardığı kadar Başak Şenova’nın küratörlüğünü yaptığı kavramsal çerçevesi  “an epidemic amnesia” üretimleri aslında sanatın tartışmaya açılacak bir konusuyken fuarın görmediğimiz yapıt kalmasın hızından değer görmemiş olabilir. 12. Bienal’de güncel sanat pratiklerine iyice ısınan Lale Müldür şair kimliği ile fuarın direktörlerinden Stephen Ackerman ile yaptığı işbirliği sonucunda ortaya çıkan  “azılı yeşil” (violent green) video çalışması şiirin çağdaş sanatın zamansızlığına kavramsal katkılar sunmak için ideal bir kaynak olduğunu bir kez daha gösterdi. Birçok medyanın tutarlı buluşmaları sanatı şekillendirmeye devam ediyor.   Ayrıca  batının içinde doğu diyebileceğimiz üretimlerin temsilcileri Gohar Dashti, Shirin Neshat ve Samira Abbassy’e ait çalışmalar fuardaki farklılıklardan… Contemporary İstanbul ise bu sene yine başarılı tekrarlarını gözler önüne serdi. Geçtiğimiz yıl rh+artmagazine için  yerli yabancı galeriler ile yaptığımız görüşme sonucunda yabancıların fuara alıştıklarını ve bir vitrin yeri olarak Ci’nin ideal olduğunu farklı sanat profesyonelleriyle tanışmanın onları mutlu ettiklerini gözlemlemiştik. Yalnız yerli ve yabancı ayrımının fuar telaşında birbirleriyle iletişimi çok mümkün kılmadığını da görmüştük. Yerli galeriler fuarda stand açmak için önemli maliyetlerin altına girmekteler yalnız bu maliyet güçlü galeriler için daha az sakıncalı bir özellik gösterirken devamının da geliyor olması sanat piyasası için bugünden baktığımızda mutlaka olması gereken bir durum. Yani günceli ve diyaloğu bıraktığınız zaman dünya platformunda değil arkadaşınızla dahi konuşsanız bile karşılıklı etkileşimi yakalamanız zor gözüküyor.

Ardan Özmenoğlu

Ardan Özmenoğlu

Global dünyanın referanslarını filtrelemek ister modern anlamda kendi hikayesinin kusursuz estetiğini yakalasın,  ister sosyal bakışı ile güncel pratiklerle iş üretsin sanat nosyonunun birincil ve öncelikli görevidir. Bu görev günümüzdeki sanat karmasında tek başına kimsenin tekelinde değildir. Herkesin sanata bakışında gerçekçi ve ispata yönelik, akla uygun olduğu sürece bu dinamiği beslemeye, yorumlamaya hakkı vardır. Yalnız bu hakkı bir saldırı, bir kurumu kötüleyici şekilde yapıldığında zaten sanattan değil insani ve  etik olmayan süreçlere girildiğini anlamak gerekir. Sanatın sorunları ve spekülatif yönü birbirini ezici ve yok edici bir özellik gösterdiğinde en olumsuz dönemlerden geçildiği zaman umutlu olmayı okuyucularına öğreten Çetin Altan misali babı alinin ve naif değerlerin peşinden gittiğinizde gerçekle ve sorunlarla olan iletişiminiz sağlıklı bir boyut kazanıyor. Bardak siz nasıl bakıyorsanız o şekilde doluyor veya boşalıyor.

Contemporary İstanbul Art Internatinal gibi iki fuarı kıyaslamalı incelemeye devam edersek Ci’nin 9. Su olması nedeniyle daha yerleşik ve beklenti yaratıcı ve bu beklentileri karşıladığı bir vizyon çizdiğini unutmamak gerekir. Contemporary İstanbul sanat fuarı yine aynı nedenden bir durağanlığa kapılmadan bir seyir izlerse daha uzun yıllar kasım ayı bizim için sanat ortamının hareketlendiği bir ay olarak gelenekselleşecektir. Bu hareketliliğin sanatı temsil eden, alışverişlerde bulunan kişiler içinde böyle olması ise sanırım her fuar sonrası kısa bir değerlendirme yapmakla ve keşkeleri bir kenara yazmakla mümkün olacaktır.

Maria Kılıçlıoğlu Baraz

Maria Kılıçlıoğlu Baraz

Marcus Graf ve ekibi bu keşkeleri kendisi için azaltmak ve izleyiciler için kaçırmışlık duygusunu  arttırmak için elinden geleni yapmış gibi görünüyor. 90 Minutes Show ve Çin sanatından video örneklerinin görüldüğü “Now you see”  programları fuarı renklendiren çekicilik kazandıran çalışmalardan biriydi. Kişisel fuar deneyimi başlığı altında söylenebilecekler ise yerli galerilerin sanatçılarını sunması ve eserlerin estetik bağlamda taşıdığı olanaklar açısından Daire Galeri’ de Buğra Erol’un çalışması genç sanatçının üretimlerini takip etme konusunda bir istek uyandırıyor. Daire Galerinin özgün ve güncel işler anlamında bir yoldan gittiklerini ve bu planlamayı bilinçli yaptıklarının göstergesi. Armaggan sanat galerisi yine genç isimlerin platform bulduğu ve iyi işlerin sergilendiği kurumsal yapısı ile sanat ortamına pozitif ve verimli katkılar sunması nedeniyle takdir edilecek diğer bir sanat oluşumu.

Önceliği genç isimlere vermemizin nedeni artık bu genç sanatçı tabiriyle yavanlaşan bildik tartışmaların biraz olsun kırılması ve sanat ortamı için gençlerin enerjik ve sanat yapma motivasyonuyla hareket etmeleri içindi. Aslında başta belittiğimiz modern sonrası deneyimler kişilere demokratik ortamda eşitlik sağlarken üretim anlamında zenginlik katmak gerektirmediğini söylemiyor. Aksine rekabetin daha yoğunlaştığını sanat odaklı ve sanatın profesyonelleriyle işbirliği içinde yapılan çalışmaların eşit platformlarda sergilenebileceğini gösteriyor. Sanatın içeriğini ve yönünü eserleriyle ve söylemleriyle  belirleyen kişilerin öncü role soyunup bir güç gösterisi yapmak yerine gerçekten yapılması mümkün olmayan zor yollar için taşlar döşemeye başlamasıyla zorluklar aşılabilir ve aslında sanatın keyifli bir seyirlik, gerçekçi bir yorum olduğu sonucuna varabiliriz. Cevapları sanat eserinin ve sanatçının anlatımında aramakta fayda var. Sanatın bir sorunsalı işaret ettiği bir sorunla yaratılmadığını kavradığımızda yapıtların içinde estetik yargılarımızla dolaşmamız sanatı veya sanatı geliştiremese de bizim için farkındalıklar ve zihinsel doyumlar yaratır.

Sophia Vary

Sophia Vary

Contemporary İstanbul’un yeni medya plug-in bölümünde Borusan’ın yöneticisi Agah Uğur’un yeni medya sanatları video ile ilgili görüşleri dünyanın hızına erişmek için yerli bakışın gerçeğinden kurtulmanın ufuk açıcı ve belki de başka sıkıntılara düşüreceğini gösterdi. Agah uğur 2008’de müzayededen tuval almayı bırakıp video koleksiyonerliğine başlamış. Koleksiyon için yeni medya araçlarıyla  güç, kadın ve direniş temalı işler topluyor. Bu alışık olmadığımız bir biriktirme edimi gibi görünse de aslında stratejileri ve kriterleri belirgin koleksiyon oluşturma davranışı. Koleksiyonunun koleksiyonerin sanatsal zevk yargısını düzenleyici, bu yargıyı şekillendirici hastalıklı bir ilişkiye girdiğini görmek ve bu hastalıklı ilişkiyi video, performans gibi çağdaş sanatın çıktılarıyla yapabilmek koleksiyoneri, koleksiyonu ve sanat algısını sonunu bilmediğimiz bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuğun modern sonrası efektlerle çeşitleneceği ve eserden de koleksiyonerden de soyutlanacağını siber bir gerçeklik kazanacağını düşünmemek için bir neden yok. Yalnız bu ilişki biçiminin gelecekte bir kuruma dönüşeceği fikri ise günümüz düşünce pratiklerinin  yönetim olgusunun bize öngördüğü bir olasılık hesaplaması olarak görülebilir.  Bu noktada videoların veya filmlerin” direniş” ile ilgili göstergelerini okumak ve heyecan duymak kaçınılmazdır.

Banksy

Banksy

Sanatın güncel olanla kavramlarla felsefeyle olan ilişkisi günden güne bir deneyim halinde yaşanıyor. Cİ 09’un Rumeli salonu Türk sanatının  çağdaş  son örneklerini sunuyor. Adnan Çoker’in son çalışmaları Olcay Art’ta izlendi. Adnan Çoker’in yapıtları fuar alanında ağırbaşlı ve saygın bir etkisi fuarın en mağrur standı olduğunu düşündürttü. Bedri Baykam’ın Courbet’nin Dorsay müzesinin neredeyse bir duvarını kapsayan çalışmasının bir modelini interaktif bir uygulamayla standına taşıması Baykam’ın sinik ve ironik bakışını kendi kişisel kariyerinde özümsediğinin bir göstergesidir. Yine Baykam’ın son işleri bu fuarda izlenebildi. Galeri Baraz’ın  ise bu sene  heykele daha fazla  ağırlık verdiği ortadaydı.

Ferit Özşen, Dinçer Güngörür ve Maria Kılıçlıoğlu’nun heykelleri görülmeye değerdi.  Yakın zamanda kaybettiğimiz Mehmet Gün tabloları Mehmet Gün’ün popüler bir anlayışla değil hakkında çok fazla yazı çıkmamış erken bir kayıp  olarak üzerinde durulmasını gerektiriyor. Mehmet Gün yapıtlarının soyut bir dışavurum kalıbından çıkarak fırça darbelerinden çok beslendiği Almancanın etkilerini de hissedebileceğimiz filozofik bakışının olduğunu yapıtlarında kolayca görebileceğimiz Almanca yazılardan;- yalnız alman dilinin felsefi kavramları ürettiğini düşünürsek- eserin sizi içine hapseden bir auraya dönüşmesi için bir araç olduğunu gözlemleyebiliriz. Sanatçının var oluş sancılarının ölümüyle ilişkilendirmek zorlama bir bakış gibi görünebilir. Bu nedenle Mehmet Gün sakinliğinde ve uzamında cevapları çoğaltmak üzere bekletelim.

Çağdaş sanatın yabancı galeriler tarafından temsili Sophia Vari, Banksy, Damien Hirst gibi isimlerle yapıldı. Daha birçok çağdaş iş temsil olanağı buldu. Burada isimlerini tek tek saymak yazının bir rehber niteliği özelliğinin fuarın bittiği bahanesine sığınılarak yapılıyor. Aslında fuar gezerken bir imgeye bile saplanıp kalmak kendinizle olan sorgulamalarınız yardımıyla başkasına soracağınız soruları  azaltıyor. Sanata bilgi içeriği ile yaklaşmak belki ikinci kez gezildiğinde bir anlam ifade edebilir. Bilgi içeriği kavramsal  boyutta önemli yalnız sanatın sezgiyle ve karmaşık katmanların özgür ifadesiyle analizi elzemdir.

Marcus Graf , Artam Global Art’a verdiği röportajda baskın pop kültürüne karşı fuarların nasıl ayakta kalacağı sorusuna ise fuarların baskın pop kültürünü analiz etmede derinlik sağladığını görsel pop kültürümüzde sığ ve basit olandan derin ve karmaşık olana kadar çeşitli seviyeler olduğundan söz etti. Fuarın aslında çerçevesinin sanatın mücadele alanı olarak görselleşitiğinin bir kanıtı niteliğinde. Bu durumda Bienal gibi farklı kulvarda da yeralsa aslında ortak birtakım sorunlara işaret etmenin sanatı pop tartışmalara veya çekişmelere bırakmanın zararlı yönünün ortaya koyması açısından ilgi çekici özellik gösteriyor. Gezi

Jak Baruh

Jak Baruh

ikliminin betimlemesiyle başlayan yazının fuar içinde yankısını sivil insiyatifler ve kolektifler aracılığıyla yapıyor.

Baksı müzesi vakfı son çıkan Baksı yayınının kitabını tanıtırken, Ekav,  ekavart tv’deki sergi içeriğine katkılar sağlamayı sürdürürken,   yıllarca dyo’ya sponsor olan Yaşar Vakfı, Pera Müzesi Vakfı müze üyeliklerini duyururken,  İksv’nin tasarım ürünleri,  fuarın alışveriş alanında göze çarpan birimi olarak yerini aldı. Sanat yayınları konusunda gazetecilik ve sanat eleştirmenliği deneyimini sanatatak adlı oluşumla dijital platformda hayata geçiren Ayşegül Sönmez yazarlarının fotoğraflarıyla kaplanmış standında sanat yayıncılığının ille de geleneksel medyaya ihtiyaç duymadığının çağdaş bir örneğini sundu. Farklı seslerin görünürlüklerinin arttığı bir ortamda sanat insiyatifleri, kolektifler gösteri yönü ağır basan bir organizasyonda yer alarak fuarın derinden etkilerinin uçucu bir belleğe teslim olmadan yaşayacağının izleriydi.

20141116_115911

Eleştirel yaklaşımların ihtiyaç duyulduğu bir ortamda Japon  fotoğraf sanatçısının kimlik ile özdeşleştirdiği gezi direnişi, açılış sırasında parlak taşlarla bezenmiş gaz maskesiyle dolaşan fuar görevlisi aslında zamanın ruhunu sanatın çoktan devraldığını gösteriyor. Biz ne söylersek söyleyelim, analizler, buluşlar keşifler yapalım bir gerçek var ki görsel işitsel yayınları takip ettiğinizde bu sonrası dönem üretimlerinden kaçmak mümkün olmayacak. Güncel düşünme ediminizin farkındalığınız ve zamanı okuma pratiğinizle şekillendiği bir yaşam biçimi geleceğin tasarısı olacaktır. Tasarım bienalinin sözünü ettiği ütopyalardan  aldığı  ilham gibi… Gelecek eskisi gibi değil !

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Kent Zaman Postmodern İlişki

SONRAKİ YAZI

Aica'dan Antalya Sanatçılar Derneği Baskınına Tepki

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*