Uncategorized

Sanatı Yönetmek

 

“Biz bir şeyler yapmaya niyet ettiğimizde  ya yönetiriz ya yönetiliriz. Güç unsuruna iktidarla aşma alışkanlığımızdan ya da teslimiyet kültürüne bağlı olduğumuzdan dolayı böyle bir gerçeklik içindeyiz. Nefret, beslenmeye başladığında ise zaten teslimiyetin yerini şiddet ve yasaklamalar alıyor. Bir kavram güçlü enerjilerle yer değiştiriyor. Sonuçta böyle bir algılama ve yapma edimi içersine giriyorsunuz. “Sanatı Yönetmek” birleştirmesi içine sanat ve yönetimi içselleştiremediğinizde ortaya çıkan garabeti yıllarca yaşanacak acı bir gerçek olarak algılamak gerekir. Sanat kavramının yönetim içersindeki basamaklarıyla ve kategorileriyle ele alınsa aslında yönetimin içinde yaşayan bir sanat faaliyetini anlamak kolaylaşacaktır. Buradan sonra ise içinden çıkılamayan bir insan faktörü var. Sanatçı ise kendini tanımladığı yerde bu profesyonellikle veya nasıl bir yol izliyorsa devam edecektir. Sanatın yönetilmesine Sabahattin Şen, duyarlılıkla itirazlarını dile getiriyor. Sanat ile ilgili genel bir tanım yapıldığında bence her şey yönetilir yalnız sanatın tarihsel dinamiği içersinde bir çıkış noktası değil sadece işinize yarayacak bir strateji bütünüdür. Sanatçı bakışının bu stratejilere değil zihinsel yapıp ettiklerine ve bunların karşılıklı dolaşımının izini sürmesi gerekir. Sanat, sanatçı ilişkisinin her zaman bir öteki göze ve bu etkileşimin nasıl yürüdüğü ile ilgili güçlü duyumlara çağdaş sanat kavramı içersinde ihtiyaç var. Çağın en büyük gücü sermayenin mikro ve makro ölçekte bilinmeye çalıştığı bir ortamda aslında gerçekliğin çok basit bir dışavurumu olan etkinliklerin içeriği ve yöntemi bize Sabahattin Şen’in isyanını düşünmeye ve sorgulamaya itiyor. O zamanda nereden başlasak nasıl yapsak postmodern yalnızlığımıza uzun açıklama gerektirecek bir isyan yazısıyla bütünlük sağlıyoruz.”

11502 Guernica NOU-TR

“Balık baştan kokar” diye bildiğimiz sözü burada kullanmak yerinde olacaktır. Yine “Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz” diye de anlamlı bir sözümüz daha var. Neyi yönetirseniz yönetin sorunları çözebilecek güçte olmayanlarla karşımıza bu sorunlar çıkar. Sanatı da bunun içine yönetmek anlayışıyla sokarsanız daha işin başında  yanlış bir yerden başlamış olursunuz. Hele Türkiye gibi bir yerde doğrulardan kaçan, gerçekleri anlamak istemeyen, böbürlenmeyi seven, yanlış onurlarla beslenen, çıkarların her şeyin üstünde tutulduğu, duyarlılığın yerini vahşetin aldığı toplumumuzda başarılı olmak neredeyse olanaksız gibi. Hele yanlış bir yerden başlarsanız çıkmazlara iyice saplanılmış olur.

 

“Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi olarak 04-07 Kasım 2014 tarihleri arasında İstanbul’da düzenleyeceğimiz Uluslararası Sanat Sempozyumunda “Sanatı Yönetmek” ana başlığıyla sanatçı-sanat eseri-sanatsever ilişkilerini ele alacağız.” Adı altında bir duyuru var. Altından ne çıkacağı belli olmayan bir görüntü… Sanatı yönetmek gibi önemli diye ortaya çıkarak sorunlara çözümler aramak yanlış değil. “Sanatı yönetmek yanlış.” diye bir sonuç çıkarsa doğru bir sonuç çıkmış olur. Çünkü sanat yönetilemez. Eğer ortada gerçekten çözülmesi gereken bir zorunluluk yatıyorsa konuyu bilenlerden, birikimi olanlardan yararlanmak da zorunludur. Onların düşünce ve görüşlerini almanın yararlı olacağını yadsıyamayız. Görünen o ki böyle bir oturumu düzenleyenlerin düşünceleri soruna çözüm aramak değil. Bir iş yapmış gibi görünmek… Katılım koşullarına bakınca her şey çok kolay anlaşılıyor. Görüş bildirecek olanların buna ayrıca para ödemesi gerekliliği bir çuval inciri berbat etmekten başka bir şeye benzemiyor. Bizlerin onlara birikimlerinin karşılığını ödememiz gerekirken onca birikim için bir de para ödemeleri gerekmesi işin boyutunu olumsuzlaştırıyor. Buna benzer uygulamaların var olduğunu söyleyerek savunma yapmaya kalkmak sorunu çözmüyor. Bizim sanata ilişkin sorunlarımız başka boyutta ve para ödeyecek olanların değil gerçekten bu konuya yardımcı olacakların bilgilerine gereksinimimiz var. Parayı veren düdüğü de zurnayı da çalsın diyerek sanat içinde bulunduğumuz sorunlara çözüm bulunmaz. Bugüne dek de bulunamadı.

Meriç Aktaş'ın sitesinden alınmıştır.

mericaktas.com

strategic4

Sanatı yönetmek gibi bir düşünce sanatın başında çok büyük bir yıkım olarak her zaman var olmuştur. Ta, Eski Mısır dönemine baktığımızda ülkeyi yönetenler sanatı kendi yönetimlerini güçlü göstermek için kullanmışlardır. Sanatçıların görevi bu ereğe hizmet etmek olmuştur. Ne sanatın ne de sanatçıların özgürlüğü ve özgünlüğü söz konusu değildir. Belli bir süre içinde kalıplaşan sanat anlayışı 2500 yıllık Firavun döneminde pek değişikliğe uğramamıştır. Devlet gücünü yitirmeye başlar başlamaz sanatçılar da bu kalıbı yıkmaya yönelmişlerdir. İnsan yaşamı için 2500 yıl bir kalıpta kalmaya zorlanmak ne büyük bir insanlık yıkımıdır. İnsan duygu ve duyarlılığını yok eden bir uygulamanın sonuçlarıyla yaşadı insanlık. Sanatçı kalıplaşmanın içinde de olsa duyarlı bir anlatımı yakalamıştı ama daha öteye gitmenin yolları kapalıydı.

Rönesans’a bakıyorsunuz karşımıza sanatı yöneten kilise çıkıyor. Bir süre sonra Rembrandt’ın “Vitrindeki Et” resmine tosluyor. Ortalık karışıyor. El Greco boyutları uzatarak özgürlük aradığının sesini yükseltiyor. Bosch hiç birini dinlemiyor ve başına buyrukluğunun başkaldırıcılığını ortaya koyuyor. Yönetenlerin bağnazlığına sanat ve sanatçılar özgürlük uğraşı veriyor. Kilisenin parasal gücünü yenmek kolay olmuyor. Parasal güç bu kez varsılların sanatı yönetmek için kullandıkları bir etmen oluyor. Bir yandan kilise, bir yandan da kentsoylu varsılların parasal gücü sanatı bunaltmaya başlıyor. Birden bire izlenimcilikle kazan patlıyor. Arkasından akımlar veryansın ortaya çıkarken Picasso da en ağır hançeri saplıyor sanatı yönetmek isteyenlere. Bu kez de koskoca bir devletten geliyor engel. Picasso’nun ABD ye girişi yasak. Picasso sanatın ve sanatçının özgürlük yanıtını çok önceden vermişti: GUERNİCA. İçine sindiremeyenler çok oldu. Bu çalışmayı yapan sanatçıya duygulu ve duyarlı olan hiçbir yürek yasak koymaz ama ABD koydu. Sanatı ve sanatçıyı bugün de olduğu gibi kendisi kendi istediği yönde yönetmek istiyor.

smx-spotlight-mind-map-keys-to-stress-management

Bugün de değişen bir şey yok. Parayı veren sanatta istediği düdüğü çalmak istiyor. Sanatçı özgür kalmak ve yönetilmek istemiyor mu? Parayı verende onlara istediklerini istediği gibi yapma özgürlüğünü veriyor. “Özgürsünüz. Yapın yapacağınızı ama ben parayı  kime vereceğimi bilirim. Müzeleri kuran benim ve kendi istediklerimi müzelere alırım. Diğerleri, tüm özgürlüklerle birlikte açlıktan ölme özgürlüğünü de kullanabilir. Kendine dokunan, kendi istediği doğrultuda yönetilmek istemeyen sanatçılara kapılar kapalı…

Benzer anlayış bu oturumda da söz konusu. Bastır parayı, yayınlat bildiriyi. Katılım için de bir yığın ödemeler gerekecek. Tüm bu harcamaları karşılayamayacak olan ve gerçek anlamda birikimi olanlar ne yapacak? Oturacak oturduğu yerde ve ayağını denk alacak. Ben de beş kuruş ödemeyerek söyleyeceklerimi buradan söylüyorum. Varsın sorunu çözmek adına çözümden uzak olan, kendini üniversite olamamış üniversite ve çevresi duymasın. Az da olsa insana doğrularla ulaşmak önemli.

Her şeyden önce sanat yönetilmez. Bunu ne sanat ne de sanatçı hiçbir zaman sanat ve sanatçılıkla bağdaştırmaz. Sanatın kaynağı sınırsız özgürlüktür. Yönetilmek değildir. Sanat kendi başına buyruk kendi kendini denetleyen,   kendi yolunu kendi çizen, güdümlü olmayan, yaratıcılıkta engel tanımayan güzelliklerin var edilmesidir. Bu nedenle ne yönetmek ne de yönetilmek istemez. Sanatın ve sanatçının başına onları yönetecek memurlar aranıyorsa, sanat yandı. Baştan yanlış diye vurgulamak istememin nedeni de bu…

Bu da böyle biline…

sabahattin şen

 

 

Sabahattin Şen

Sabahattin Şen

Ressam - Sanat Yazarı

ÖNCEKİ YAZI

Murat Erkan: Günümüz Sanat Algısı Karşısında Farklı Bir Duruş

SONRAKİ YAZI

Üstsüz Gerçek: Hiçbir şey Göründüğü Gibi Değil

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*