Özkan EroğluSanat ve Eleştiri

Sanatçının Yolu-Özkan Eroğlu

Amerikalı bir yazar Julia Cameron. Kitabının ismi ise “Der Weg des Künstlers” (Sanatçının Yolu). Kitap birkaç gündür elimde ve nihayet bitirdim. Ülkemde kendine sanatçı, sanat eğitimcisi, vb diyen herkes bu kitabı okusa keşke. Çünkü bizim gibi toplumsallaşamayan ve bir yığın olarak kalmış ülkelerde gencinden yaşlısına, kendisine sanatçı ve sanat eğitimcisi diyen kimseler çoğunlukla tıkanmış kimseler Cameron’dan söyleyecek olursak. Bu tıkanıklık da öyle kolay kolay giderilebilecek bir durumda değil. Birçok konuda fedakârlık istiyor.

Tüm sanatçıların hayalperest olduklarını unutmamak gerektiğine dikkat çeken yazar, bu hayalperestliklere ket vuran faktörler arttıkça, sanatçı da sanatçı olmaktan çıkar diyor.

Yaratıcılığı nelerin beslediğini fark etmenin de çok önemli bir nokta olduğunun üzerinde duruyor. Sanatçının içindeki sanatçıyı fark etmesi ve onunla bir uyum içinde olması konusunun da altını kalın çizgiyle çiziyor. Yaratıcılık öğretilemez, fakat yaratıcılığa ulaşmak için gereken özgürlüğe nasıl ulaşılabileceği öğretilebilir.

Temel yaratıcı deneyim mistik bir boyut içerir. Yapılması gerekene ruhumuzu açarsak, tinimizle buluşabiliriz. Bu yönde yapılan sanatta, tinle buluşma söz konusu olacağından gerçek yaratıcı sanat devreye girer. Tam burada William Blake’in şu sözü örnek veriliyor: “Ben bir şey yapmıyorum. Her şeyi tin benim adıma gerçekleştiriyor”.

Sanatçı yaratıcılık içinde doğar ve yaratıcılığa açık olan yaşamını da tinsel bir boyut üzerinde sürdürür. Burada olması gereken tek şey samimiyettir. Kişinin önce kendisine samimi olması gerekir.

Sanata dair engelleri mi ortadan kaldırmak istiyorsunuz diyor Cameron, “o zaman sanatın tinsel yanının mutlak anlaşılması gerektiğine olan inancınızı sağlamlaştırın”. “Tinselliğin sizinle buluşmasına izin verin” diye de ekliyor. Yaratıcı gücün, kendini yaratıcılığa açmak isteyene tinsel yol ile hitap ettiğini anlamanın da çok önemli bir konu olduğuna dikkat çekiyor. Yaratıcılık keşfedildikçe, tinsel anlamda bir üst basamağa çıkılabileceğinin vazgeçilmez bir şey olduğuna da ısrarla vurgu yapılıyor. Sanat bunun için oldukça uygun bir alan. İstenç varsa tinsel güçler yaratıcılık kapılarını açmanıza yardımcı olur. Fakat söz konusu istenç için de kişinin hazır olması ve buna layık bulunması gerekiyor. Tam bu noktada açık düşüncelere sahip olmak oldukça önemli. Yaratıcılık için inanmak da baş koşul, paylaşmak ve paylaşılmaya açık olmak da şart.

Yaratıcılığın sanatçı aurası ile yakın ilgisi olduğunu bilmek ve bu auranın en ufak olumsuzluk karşısında zedeleneceğini fark etmek. Tinselliği zedeleyecek en ufak şey yaratıcılığa da hemen ket vuruyor. Sanatçı kendisinin bir aracı olduğunu unutmamalı ve o nedenle sürekli alçakgönüllü olmalı deniyor sıkça Cameron tarafından.

Tinsel güç, bilincimizde bir etkinlik haline gelmelidir. Böylece o zaman içimizdeki yaratıcı çocuk gibi düşünebilme rahatlığına ulaşılabilir. Eğer biz o çocuğa şefkatle yaklaşabilirsek iş tamam demektir. Burada tinselliğe bir davetiye çıkarıldığını unutmayın. Tinsel enerji ile evrenin enerjisini bu aşamada eşitlemek çok önemli diye de ekliyor Cameron. Ancak böyle bir durumda mistik birleşme meydana gelebilir diye de ekliyor. Ancak böyle bir birleşme ile yaratıcılık ortaya çıkabilir yargısına varıyor. Bu aşamada “doğa-tanrı” ile “sanatçı-yaratıcı” eşitlenmiş olur. Ve bundan böyle her ikisi arasında da bir eş zamanlı gelişme dikkat çekecektir.

Yaşamın saf yaratıcı bir enerji olduğu da asla unutulmamalı. Bu enerji demek, yaratıcı güç demektir. İçimizde de olan böyle bir gücü dışarı çıkarmamız demek, içimizdeki yaratıcılığı dışa vurmak demektir. Hepimiz yaratılan olduğumuz için, bu yaratıcı eylemin sürmesi için bizler de yaratıcılığımızı ortaya çıkarmak durumundayız; akış için bu çok gerekli. Yaratıcılık bize tinin kazandırdığı bir şey, biz de yaratarak tine layık olmak durumundayız. O nedenle yaratıcılık geri çevrilemez, geri çevrildiğinde veya çeşitli nedenlerle engellediğinde kendimizi tıkarız. Yaratıcılığımızı keşfe çıkmak demek kendimizi tine açmak demektir. Bunu gerçekleştirdiğimizde değişimleri de fark etmeye başlarız. Bu değişimleri aşama aşama, yani boyut boyut yaşamak doğru olandır. Bunlara doğru gittikçe ve gidilen yolda da epeyce bir mesafe kat edince kendi tinimizde derinleşiriz. Bunun sonucunda evrenin bizim için harekete geçtiğini, yani sanatımız için ne gerekiyorsa onu bize verdiğini görebiliriz. Böylece inanç duymadan, sadece bilinebilecek bir noktaya varılır. Bu noktaya sanatla varmak, yoğun ve parlak bir yaşama kavuşmak demektir.  Varacağımız noktanın güzergâhı üzerinde olumlu, olumsuz birçok şeyle karşılaşılabilecektir. Önemli olan varmak için başlamak olmalıdır. Ondan sonrası gelecektir; kendinizi kendinize kılmak için yaşamınızın olaylarına sahip çıkmanız ise en vazgeçilmeyecek noktadır.

 

Özkan Eroğlu

 

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Jean Luc Nancy ile Söyleşi- "Batı Artık Yok"

SONRAKİ YAZI

Renklerin Anatomisinde Çekişme-Muhip Süeltürk

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*