Hayatın günlük koşullarının getirdikleri,rastlantısal çerçevelerde bir çok deneyime neden olur. Hayat ve sanat bu deneyimler nedeniyle birbirine karışmış gibidir. Bunun dışında sanat,  inşa amacıyla  bazı deneyimleri yaşamayıı arzu eder ve bunu rastlantısallığın doğasına bırakmaz. Kimi deneyimleri karşılayabilmek için bazı uygulamalarda bulunur.Bu uygulamalarda güdüsel itkilerin ve zihinsel gelişiminin içiçe geçtiği süreçlerdir.Bu uygulamalara örnek gösterilebilir en önemli birkaç  şeyden bahsedecek olursak bunlar oyun ve sanattır.

İkisi de gerçek hayattan farklı kurgulanmış zaman ve mekanlarda ,kendilerine has çerçevelenmiş kurallar eşliğinde gerçekleşir.

İkisinde de doğaçlama ya da önceden deneyimlenmiş ve belirlenmiş olgular eşliğinde davranılır.

Ortaya çıkan sonuç,her ikisinde de bir yarar için yapılmaz.Onun sağlayabileceği yarar ancak gerçek hayata hazırlıktır ve de kişiseldir.

Oyunun kendisinin sanat olduğu yaklaşımlar görüldüğü gibi oyunun konu olarak yaklaşıldığı resimler,yontular,fotoğraflarda görülmüştür.

 Oyun ve sanatta savaş yerine oyun önerir.Her ne kadar oyunun içinde rekabet olsa da bu gerçek hayattaki rekabetten ve savaşımdan farklıdır.

Oyun ve sanat ikiside yaratıcılık, beceri, hayal gücü gerektirir.

    Oyun ve sanat ikisi de tam anlamıyla bir paylaşımdır.Kendi alan ve anlam kümeleri içinde sosyalleşir ve sosyalleştirirler.

Oyun bazen sanatta konu ve motif olmuştur ,bir başka düzlemde üslup ve yaklaşım olmuştur.Biçimde bir oyundur,sürekli yeni bir arayış ve ayrıntı ister.  ”    Biçim oyunları”, denilip geçilmiştir sık sık ya, biçim bir oyundur zaten, oyunun yüzle­rinden, maskelerinden epitopu biri: Şairin, bestecinin, yontucunun oynadığı oyuna içleşen her biçimsel oynaş, her dağılışında farklı bir kombinasyon yaratan bir deste iskambil kağıdının yazısını yineler: Alın bu 63 (64) parçayı yeniden dağıtın.(enis batur)Biçim’in oyuncul özelliği çoğu kez tek bir optik’ten, etik yanı ağır basan bir bakış açı­sından görülmüş, hatta yargılanmıştır: Oysa, Butor’un her biçimsel girişimi, seçimi herşeyden önce işlevseldir; bunun apaçık içeriğin zorlamasından, belirleyiciliğinden hız aldığını görmemek elde midir? Kaldı ki, Biçim’e yüklenen oyuncul mühür:  Cortazar’ın yazısı, pek çok kitabının çatısı kaba gözlemle bile onu oyuncu-yazar saymamıza yol açar da, içeri­den bakmazsak Borges’in tipik oyunculuğunu göremeyebilir, ‘Babilonya Lotaryası’nı hep ten esgeçebiliriz. Ressamlarda da öyle – Escher’in yapıtında oyun zembereği her an devrededir, yüzüyle en derin noktası, tabakası arasında gelgit kurar; buna karşılık Klee’nin, Pollock’un, Rothko’nun, Soulages’ın oyunu örtünür: Savaşları aslında birer oyun olduğu her zaman anlaşıl­maz, anlaşılmamıştır. Gerçekte, “Gödel, Bach, Escher” zinciri bu bağlantıyı sökmeye davranır: Oynayan zihin, kendi özel mekanizmasının tutsağı olana dek, bir oyunun her seferinde yinelenen ve yenile­nen çeşitleme mantığını serimler: Hoffstatter bir söker, bir takar satranç tahtasının kareleri­ni. Ondan, Klee, farklı renk ve ısı durumlarını içeren bir yüzey kurar bu karelerle: Savaşın her adımında atmosfer dönüşür karelerin için­de ve arasında: Pek çok kişi piyonlarla oyala­nır, aslında ‘yerler’ kavurucu önemdedir.(enis batur)

 Ortaya çıkan sonuç ikisinde de bir yarar için yapılmaz.Onun sağlayabileceği yarar ancak gerçek hayata hazırlıktır.Tam olarak ben duygusunun oluşumu ve gelişimi için tasarlanmıştır. Oyun ve sanat ikisi de yaratıcılık ,beceri ve hayal gücü gerektirir.

         Contemplation kavramı oyun ve sanatın birbirine en çok yaklaştıkları noktadır.Contemplation ,estetikte beğeninin herhangi bir yarardan uzak olması anlamına gelir.Süje izleyicidir ve onun kendini dahil etmesi ile birlikte –miş gibi yapma oyunu başlar.Oyun gerçek hayattan farklı ,kendine özel kuralların geçerli olduğu bir –miş gibiler dünyasıdır.Küçük bi çocuk bile ‘’_miş gibi yaptığı’’ ‘’yalnızca gülmek için davrandığı’’konusunda tam bir bilince sahiptir.(houzinga-homo ludens)_Miş gibi bilinci oyundaki taklit unsurundan kaynaklanır.Taklit insan oyunlarındaki temel özelliklerden biridir.Gerçek hayatın bir parçası olmadığı halde oyuna gerçekmiş gibi davranmak oyuna inandırıcı bir nitelik katar.Tıpkı sanatçının karşısındaki izleyiciye yarattığı imgenin gerçekliğine inandırması gibi.

Oyunun özgürlükçü işlevi estetikçilerin oyun-sanat ilişkisinde, üzerinde ısrarla durdukları bir noktadır. “Hiç şüphe yok ki oyun liberaldir. Sanat gibi o da şeniyetten daha sağlam bir faaliyet ifade eder. Oyunun bu faaliyete yardım etmesi mümkündür. Çünkü oyunda liberal bir şey vardır; oynayanlar ister çocuk, ister büyük, ister hayvan olsun birinci derecedeki zorunluluklardan kurtulmuşlardır. Bununla beraber oyun ancak spiritüel(ruhsal,tinsel) bir vücutta ve bunun da en yüksek doruğunda sanat olur.(houzinga-homo ludens)

Sanatın oyunla birbirlerine çok yaklaştıkları anlar vardır. Hatta iç içe geçerler. Yine de oyuna tümden sanat demek yanlış olur. Oyun,  ve oynayan sanatçı gerçekliktenkurtarıcı ve uzaklaştırıcıdır. Sanat gibi yaratma ve derin eğilimleri gerçekleştirir. Ve başlıca hizmeti fiil ve hayal gücü ile serbestleştirmektir..”(homo ludens –houzinga)

“…san’at oyundan daha mudil (karmaşık), ancak, olduğunda sanattır

 

Frankfurt Ekolü filozoflarından Adorno’ya göre ise sanat; yanlış ve kötü olan burjuva toplumu içinde bir sığınaktır. Oyunun günlük hayattan ayrılan niteliklerine uygun olduğu için bu tanımda oyun sanat kavramları birbirlerine yakınlaşmaktadır. Aynca yine Adorno’ya göre “Her sanatsal ilerleme ancak özgür obuası halinde yaşamda kalıcı bir nitelik kazanır”. Bu durum da oyundaki özgürlük ilkesine benzerlik taşır.(nejat bozkurt-sanat ve edebiyat kuramları)

Sartre’a göre, sanat yapıtı, gerçek olmayan bir şeydir. Bir yapıtı sanatsal kılan, evrenden soyutlanmış (isole d’univers) oluşudur. Bu        tanımlar yine sanatın günlük hayattan soyutlanması nedeniyle oyunla   benzerlik gösterdiğini ortaya koyar.Sartre’m sanat felsefesi, Huizinga’nın    oyun tanımına yakındır.

Gadamer için sanatı anlamanın ve yorumlamanın koşullarını ortaya çıkarabilmenin en önemli yollarından birisi onu oyun içinde betimlemektir. Oyun kavramını Heideger’den alıp geliştirir. “Sanat tüm gerçekliğini oyunda gösterir” ve “insandaki oyun olgusu sanatta gerçek yetkinliğini bulur.” Yani sanat, oyuna benzemenin ötesinde, oyun olgusunun bir idealidir.

 

Örneğin şiir, oyunsal bir eylemdir. “Zihnin oyunsal bir mekanında, zihnin kendi kendine yarattığı özgün bir evrende, şeylerin gündelik hayattakin den farklı bir görünüme büründükleri ve mantık bağlarından farklı bağlarla birbirlerine bağlandıkları bîr alanda yer almaktadır. Eğer ciddiyet, sadece aklı başında hayat terimleri içinde ifade edilen şey olarak kavranırsa, şür, bu durumda asla tamamen ciddi olamaz. Ciddiyetin ötesinde; çocuğa, hayvana, vahşiye ve kaçığa özgü ilk alanda; düş, coşku, sarhoşluk ve gülme alanında yer almaktadır.”(houzinga)Oyun ve sanatta savaş yerine oyun önerir.Her ne kadar oyunun içinde de rekabet olsada bu gerçek hayatta ki rekabetten ve savaşımdan farklıdır.

 ‘’Sinemada, gerilim hattı için biçilmiş kaf­tandır oyun sahneleri: “Bank Beater”ın “The Sting”in ve daha nice poker sekanslı filmin tırmanma grafiği Henry Fonda, Paul Newman ya da Warren Beatty’nin yüzüne, sessizliğine, bekleyişine ayarlanmıştır: Seyircinin oyuna soluğunu tutarak katıldığını kim yadsıyabilir?’’(Enis Batur)

Müziğin düşünülmesi, icra edilmesi, oyunun hemen bütün özelliklerini içerir.Mozart’ın müzik şakası, Bregoviç’in hareketli film müzikleri ya da sırf virtüözlük isteyen bestelerin icrası, içinde bir muziplik saklar gibidir. Improvisation (doğaçlama) müzikle oyun oynanmasıdır. Müzisyen ‘doğaçlama takıldığında’ notalar arasında dans ediyordur. Caz konserlerinde cazcıların bu işi sırf eğlenmek için yaptıklarını düşünürüz. Diğer sanat dallarından farklı olarak müzikte ‘dahi çocuk1 olgusu vardır. Dahi çocuklar için küçük yaşta tanıştıkları enstrümanları oyuncak gibidirler. Profesyonel olmasalar bile birçok yetişkin için müzik, cazip bir oyun alanıdır.

                Bazı  dillerde , oynamak  ve müzik aleti çalmak aynı kelimelerle ifade edilir: Fransızca  , jouer,  İngilizce  , play.  Türkçe’de oyun şaman inancından kalma  bir kelimedir. Çalgı çalmak değil de dans etmek anlamında kullanılır. Zaten şaman töreninin tümüne de oyun adı verilmiştir.(houzinga)


                  SANATÇILA

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Reklamı Tersyüz Etmek-Cihan Becan

SONRAKİ YAZI

Daniel Buren Voile/Toile Toile/Voile Ege Art'ta

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*