Evrim SekmenSanat-Yorum

Sanat ve Siyasete Dair Fragmanlar-Evrim Sekmen

“Siyasetin sonu geldi” kehanetleri kapitalizmin mutluluk reçeteleri sonucunda siyasete ihtiyaç duyulmayacağının işareti olarak yorumlanabilir. Yüzyılın gidişatı ve sanatın düşünsel pratikleri siyasetle hemhal olmanın bu çağı düşünürken gerekli bir başlangıç noktası olduğundan hemfikirler. Konunun bir sonla çözülemeyeceği aşikar !

 

Ernesto Neto,Leviathan Tot

Ernesto Neto,Leviathan Tot

Tarihsel Bakış

 Her son edebiyatına karşı tarihsel bir bakışla cevap vermek alışılmış bir tavır olsa da düşüncelerimizi bir düzleme oturmak için gerekli görünüyor. Savaş sonrası avangardın toplumu dönüştürme idealleri sanatın yerini almıştır. Avangard, sanatı ara bir uzamda kesintiye uğratmış kendi başına devingen bir yapıda toplumu ilgilendiren bir imtiyaz alıcıya dönüşmüştür. Güncel  sanat pratikleri happeningler, avangard manifestolar ve fluxus gibi akımlar  sanat kanonunu yapı bozuma uğratmıştır. Toplumcu bir bakışla sanatı araçsallaştırmış ve sanatın özerkliğini tartışmaya açmıştır. İki savaş arasındaki bu kaos döneminde sanatçıların bilinç akışı tekniğiyle sanat kavramlarını ters yüz ettiğini görürüz. Sanat, eleştirinin tam kendisi haline gelmiş; ironisi arttıkça daha çok gerçeğe yüzünü dönmüştür. Joseph Beuys herkes sanatçı olabilir teorisiyle sanatın toplum dışı ve aristokrat halesini yok ederken kapitalizmin pop çağına geçişte bir uyarıcı niteliğindedir. Greenberg  “Avangard ve Kitsch” makalesinde sanatın özerkliğini ve formalizmini tekrar sanata armağan ederken seri üretimin ve popüler olanın değer yitimine gönderme yapmıştır.

 

Sanatın bir inşacı olarak Avangard öncesi izlediği yol bir ulusallık gayesidir. Sanatın kimliği meselesi bir hegemonya aracı olarak egemenler ile birlikte yol almıştır. Rönesans’tan bu yana sanatın zanaatten çıkarılıp yaratıcılık alanına ve özerk olana geçişi sanatın bir kazananlar tarihi çizelgesine dönüşme nedenidir. Yönetenlerin yönetilener üzerinde bir güç gösterisi haline gelmiş olan sanatın siyaseti himaye sistemiyle tarihsel ve çizgisel olanı oluşturmuştur.

 Ranciere’in Yeni Perspektifleri

 Siyasetle ilgili güncel teoriler Ranciere ile çıkış buluyor. Ranciere siyaset felsefesi üzerine yorumlarıyla en popüler şahsiyetlerden biri haline geldi.  Ranciere’e göre güncel hayatın farklılıkları ve uyuşmazlıkları söylemsel bir farklılık. Yani biz insanlar aynı şeylerden farklı şeyler anlıyoruz. Çatışma buradan doğuyor. Siyasette bu retoriği gayet iyi yönetiyor. Ranciere’in  “Estetiğin huzursuzluğu, sanat rejimi ve politika” olarak dilimize çevrilen kitabı sanat ve siyaset bağlamında estetiğin siyasetini kurguluyor. Sanat adı altında bir belirlenim olmadan sanattan bahsedemeyeceğimizi ve bunun estetik rejimiyle mümkün olduğunun altını çiziyor. Ranciere, günümüzde estetiğin bir metapolitika ürettiğini söylüyor. Sanatın kendi içinde ikili bir duruşu söz konusu. Bir heykel dış çevreden ayrı kendi özerkliği içinde yaşarken bir özgürlük vaadi taşır. Diğeri ise heykelin bir yaşam biçimine çevresiyle olan ilişkisiyle tanımlanmasını akla getirir. Burada ise heykel özgür bir cemaatin ifadesidir. “Bu mantıkta grek heykeli bizim için sanattır  çünkü yaratıcısı için sanat değildi; çünkü yaratıcısı onu yaparken “sanat eseri” yapmıyor bir cemaatin kendi varlık tarzına özdeş ortak inancını taşa tercüme diyordu. Öyleyse bugün özgür görünümün askıya alınması; kendisi de bu ayrılıkları tanımadığı ölçüde özgür olacak bir cemaat vaat eder.” (1)

Lee Friedlander

Lee Friedlander

 Bu nedenle seyircinin sanat eseri üzerinde oynadığı rol artıyor. Sanat eseri özerk ve çevresine bağımlı bir karşıtlık içerisinde yaşamını sürdürüyor. Bu uyuşmazlık sanatın nüvesini oluşturuyor. Avangard sonrasında sanat, sanattan başka bir şey olduğunda sanat oldu. Postmodernizmden sonra sanatın bilinen anlamda modernist fikirlerle inşası yerini yaşam biçimine ve sermayeye bağımlı bir estetiğe bırakmıştır. Ranciere’e göre bu sanatın sonu değildir. “Bir yanda sanatın sanat olarak farklılığının ortadan kalktığı, bir yaşam biçimine dönüştüğü bir estetik devrim projesi var. Diğer yandaysa, siyasal vaadin olumsuz biçimiyle korunduğu yani sanatsal form ile yaşamın diğer formlarının birbirinden ayrılması ve aynı zamanda bu forma içsel olan çelişkinin korunduğu direngen eser figürü var.”(2)

 Sanatın kendi içinde bir politikasının olduğu ve yapılan çalışmaların temsilden uzaklaşıp eyleme dönüştüğünde anlıyoruz. Sanatın artık seyirciye eskisinden daha çok ihtiyacı var. Eskinin kraliyet saraylarında asillere sergilenen heykeller bugün farklı bir bağlamda kamusal alanda başkalaşıyorlar. Sanatın politikası bulunduğu yere ve zamana göre değişimler geçiriyor. Seyircinin etken bir kişilik olarak sanat eserinde bir söyleme ortaklık etmesi uyuşmazlıklarda taraf olması; sanatın başkalaşan sürecini bir gösteriye dönüştürecektir. Tiyatro sahnesinde derin bir kabullenmeyle çelişkileri ve ironiyi seyreden seyirci, gösteri bittikten sonra sanat yapıtını hayatında dönüştürmedikçe onunla bir ilişki kurmadıkça tiyatro bir rıza aygıtı olmaktan öteye gidemeyecektir. Seyircilerin etkin bir şekilde hikaye kurucu rolüne soyunması sanatın yönünü değiştirecektir. Seyirciden beklenen hikayelerin konusu olmakken bu hikayeye müdahale eden bir araştırmacı olduğunda hikayenin kurgusu ve gerçeklik algısı bozulacaktır. Böylece yeni biçemlerin ortaya çıkmasına etken bir hareket ivmesi elde edecektir.

 Brechtyen Tavır

 Sanatın siyasetle olan ilişkisini teorileştiren ve sanatı bazı yerlerde siyasete aracı eden Brecht’tir. Epik tiyatro kuramıyla sahnedeki temsil mekanizmasını bozmuş ve izleyiciyi rahatsız etmenin yolunu seçmiştir. Dünyanın üzerinden kara bulutlar geçerken hayat bu kadar politikleşmişken Brecht; marksist felsefeyi ve burjuva ahlakının iki yüzlülüğünü oyunlarıyla izleyicinin yüzüne çarpmıştır. Kurguyu bozarak eleştirel düşüncenin hayaletini oyunlarının içine sokmuştur. Brecht’in  tiyatroya eklemlediği yabancılaştırma efektinin bugüne kadar ki gelen tiyatro anlayışını tamamen yıktığını insanları uykudan uyandırdığını belirtmek gerekir. Sahnede bir düzlem içinde akan kurguyu bozup izleyicileri şaşırtıp oyunun yanılsamasından kurtarır. Oynanılanın gerçekliğin bir parçası olduğuna işaret eder. Oyun hayat kadar gerçektir. Aralarında Brecht’inde bulunduğu Frankfurt Okulu teorisyenleri modernliğe  ve yaşamı karşılayabilen ilkelerin neler olduğu yolunda bir eleştiri mekanizması geliştirmişlerdir. Geleceği o günden görmüşlerdir. Kapitalizmin insan doğasında yarattığı bozuklukları ve açmazları önceden tahmin etmişlerdir.

 

Kevin Carter

Kevin Carter

Brecht’in tiyatro kuramında eleştiri; dört marksist kuramcı, Lukacs, Brecht, Benjamin ve Adorno arasındaki mücadele, teknolojik ilerlemenin sanatın alımlanmasında kökten değişime yol açtığı bir ortamda siyasi idealleri olan sanatçıyı bekleyen sorunlara odaklanır. Teknik olanakların  sanat üretiminde devrime yol açacağını öngörmüşlerdi. İmgelerin tekrarı ve deneyimin  kaydedilmesi bunu tekrar izlemek yeni bir estetiğin habercisiydi. Zaman içerİsinde teknik olanakların sahneye taşınması bütün sanatsal deneyimler için bir aracıdan çok sanatın kendisi haline geldi. Fotografik imge Roland Barthes’ın saptamasıyla kendisi bir göstergeye dönüşüyor ve farklı bir uzam kurguluyordu. İmgeler konuşmaya başlıyordu.

 

 Tiyatro sanatı, binlerce yıl öncesinden bugüne taşıdığı aktarım ile yeni sanat biçimlerini kavrayabilmek için bir araştırma alanıdır. Sahnede yer alan veya yer almayan unsurlar beyaz küp galerisinin dışarıda bıraktığı veya içerdiği filtrelemeleri taşır. Her iki sahnede oyun kurgusu tiyatro kadar görülebilen olmasa da metinsel anlamda  hem açık hem gizlidir. Metnin olanakları bağlamında çağdaş sanatın etkileşimine, belirsizliğine ve uçuculuğuna güçlü referanslar taşır. Postmodernitenin  makro dünyalardan mikro alana nüfuz ettiği bir ortamda  küçük hikayelerin büyük anlatıların yerine geçtiği ölçekte, sahne değiştirici, dönüştürücü  ve kışkırtıcı  bir alan kimliği kazanmıştır. Postmodern oyunsu ve ironik anlatım sahnede ve sergi alanında benzersiz örneklere dönüşebilir.

 

Enstalasyonlar ve performans sanatı kendi uzamı ve estetik görüşü çerçevesinde  teknik olanaklar anlamında teoriden pratiğe geçişi sağlayan bir kaynak işlevi görür. Yeni dünyanın yeni sanat biçimlerinde yeniden gözden geçirilmeyi bekleyen olgular için tarihsel sorgulayıcı ve çözümleyici bakış; sanatın gelecekteki üretimleri için bir yol gösterici olduğunu söyleyebiliriz. 11. Bienalin adını  Brecht’in “üç kuruşluk opera”sındaki “İnsan Neyle Yaşar” şarkısından alması tesadüf değildir. Bienal, Zagrepli dört kadın küratör tarafından düzenlendi. Doğu blokunun son sol ideolojileri ve neoliberalizmin yaraları sanat tarafından sarılmaya çalışıldı. Brecht, savaş sonrası iklimde toparlanmak için iyi bir yol. Kapitalizmin  yarattığı sınıf farklıkları ve sosyal hezeyan sanatın Brecht termolojisiyle düşünmesini gerekli kıldı. Bienal zamanındaki kültürel iklim siyasetten uzak daha apolitik bir vitrin görünümündeydi. Bugün ise bu durum farklılaştı sanat, siyasi bir retorik haline geldi diyebiliriz. Dünyayı saran krize karşı sanat termolojisiyle yanıtlar aradı.  2009’da yapılan bu bienal insanın neyle yaşayacağı sorusunu sorarak siyaset ve sanat ilişkisini en çok irdeleyen İstanbul’u da bu dizgede bir metafor olarak kullanan bir gelecek vaadi taşıdı.

 

Martha Rosler

Martha Rosler

 Gelecek umudu sanatın siyasetinde önemli bir rol oynar. Geleceğe dair analizler ve beklentiler sanat nosyonun içinde erimiş ve sanatın bir parçası haline gelmiştir. Sanatın zaman boyutu hep ilerideki geleceğe yazgılıdır. Postmodernite bu yazgıyı parçalı bir gerçeklik adına kesintiye uğratsa da  “şimdi ve sonrası” sanatı dinamikleştiren ve nihilist bir gerçeklikten koparan bir itkidir. Sanat için beslenme kaynakları farklı disiplinleri bir araya toplayan ve sanatı inşa eden izleklerin çoğaldığı yerdir.  İster metinsel bir içerik,  ister kurgusal bir gerçeklik olsun ortaya çıkan sonucun başarısı,  mekanın zamanın ruhu içersinde ilişkiselliğe açık bir mecrada söylediği sözün vizyonuyla alakalı, yoruma açık bir devinim içersinde kendini sürekli üretip üretmemesiyle varlık gösterir. Bu sanatın gelecek umududur.

 

 Politik Sanat

 Sanatın politika ile sınırlarının muğlaklaşması politik sanatın belirlenimini arttırmıştır. Politika artık yaşam döngüsünün içindedir. Politik sanatın içersindeki uyuşmazlıklar ve dünyanın gidişatına yönelik eleştirel daha doğrudan bir dili gerekli kılmıştır. Savaş ve göç temaları çağdaş sanatın temel önceliği haline gelmiştir. Magnum fotoğrafçılarının savaş konulu fotoğrafları sanatın belgeleyici ve teşhirci tarafını açığa vurmuştur. Sudan’da açlıktan ölmek üzere olan bir kız çocuğunu yemek için bekleyen şahinin görüntüsü bizi seyirci olan insanlık gerçeğine götürmüştü. Fotoğrafı çeken Kevin Carter’ı suçlayan kampanya ise  fotoğrafçıyı intihara sürüklemişti. İmgelerin dolayımlı bakışı ve göstergeleri  fotoğraf sözkonusu olduğunda gerçekle sıkı bağlar kurar.  Fotoğrafa bakan gözün iktidarı devreye girer. Toplum karşısında bir haber iletme aracından çıkıp meselenin ana eksenine oturur. O nedenle imgelerin gerçeklik algısı toplum bilinci için önemlidir. O nedenle imgenin üzerinde hakimiyet kuran medya ve otoriteler bu diyalektiği yürütürler. İmgenin egemeni görüntünün öncesini ve sonrasını saptayabilir.

Martha Rosler-Savaşı Eve Getirmek-Balonlar

Martha Rosler-Savaşı Eve Getirmek-Balonlar

 Çağdaş sanat, Magnum fotoğraflarının foto gerçekçi tarzından daha ileriye götürüyor sosyal karışıklıklara bakış tarzımızı. 20.yy’ın buluşu kolaj sanatı postmodernizmin kes yapıştır mantığına doğrudan eklemlendi. Çağdaş sanatın şaşırtma ve yerinden etme kavramlarına geçerlilik kazandırdı. Gerçeği yansıtan kafası kolu kesilmiş bedenler yerine mutlu bir ailenin evinin içine yerleştirilen ölmüş bir Vietnamlı çocuğun montajlanması aslında dünyanın çelişkisine sanat aracılığıyla yapılmış önemli bir vurgudur. Medyanın meşru kılıp duyarsızlaştırdığı görüntüleri çağdaş sanat daha tedirgin ve rahatsız edici kılmıştır. Martha Rosler’in” Savaşı Eve Getirmek: Balonlar” çalışması  dünyanın değişmeyen yazgısına sinik bir bakıştır. Politik sanat eleştirinin kendisinden güç aldığı  sürece yeni sanatsal tekniklere eklemlenerek bazen eylemin kendisi olarak çarpıcılığını sürdürmelidir. Küçük burjuva yaşamı ve onun gerisinde kalan hayatlar arasındaki bağlantıları kuran bir sanat anlayışı politik sanatın dinamiğini oluşturur. Gösteri toplumunun metaya bağımlı bireyleri sanatı yerleşik bir simularkum haline getirmeden eleştiriyle meşrulaştırılan sorunları  yerinden etmek zorundadır.

 

İnsanların bireyci doğaları bugün kolektif bilincin oluşturulmasında  ve ortak zamanlar, mekanlar yaratılmasında en büyük engel haline gelerek insanları bir tür ayrıştırmaya götürmüştür. Sanal gerçeklik üzerine kurgulanan yaşamlar ve ona uygun kimlikler gösterinin bir adım sonrasını haber vermektedir.İmajların gerçekliğin yerini aldığı, hakikati nerede bulacağımıza dair nihilist bakış sanatın göstergelerini felsefeyle tercüme etme yoluna gitmiştir. Sanat kendisine bir metapolitika edinerek maddi değerler üzerinden bir yorum faaliyetine girişmiştir. Eleştiri ve sanatın diğer dinamikleri bu politikanın çevresinde yer alıyor. Dünyanın apolitik olmaktan uzak daha çok politikleştiği ve sosyal sorunlarla boğuştuğu bir ortamda görüntülerin hakimiyeti günden güne artmaktadır. Sanat, hakikati bırakıp görüntüler üzerinden yol almaya başlarsa kendi özünden kopup farklı alanların dilini konuşacak ve daha çok çıkmaza girecektir. Sanat, felsefi metinlerin ışığında anlamlanma yoluna girmiştir. Felsefi metinler güncel sanatı anlama kılavuzuna dönüşmüştür. Felsefe, sanatın yaratıcı ve gelenekten beslenen birikimini tersyüz edip bir rol çalmayla devrededir.  

 

 Görsel bombardıman ve algı yoğunluğu altında üretimler felsefeyle yönünü aramaktadır. Felsefenin ucu açık, kavramla konuşan yanı çağdaş sanatın dili haline gelmiştir. Felsefi terimler ve metinsellik  üretimleri ele geçirip yaratıcılık ve kendinden olma durumu yerini denetime ve aşırı belirlenime bırakmıştır. Hayat devinimini gerçekleştirirken sanatla iç içe geçer bazen de Gezi direnişinde olduğu gibi politik bir başkaldırının meşalesini yakar. Bu beslenme alanı sanatın üretimini ve yönünü değiştirecek etkilerde bulunur. Metinsellik ve düşünce zaman zaman kesintiye uğrar.  Sanatın aşkınsal boyutu  ve ontolojisi sürekli kendini aşma ve hayatı dönüştürme adına devreye girer.

1, Jaques Ranciere-Estetiğin Huzursuzluğu, çev. Aziz Ufuk Kılıç, ed: Ali Artun İletişim Yayınları

2, age, 35 sf

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Tuzlu Su Dolu Şişeler "Tuzlu Suya" Geldi !

SONRAKİ YAZI

Sözcüklerin Nesnelere Dönüştüğü Yer : Masumiyet Müzesi - Selmin Kuş

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*