İzlekler Dergi

Sanat İdeolojimiz Yok- Özkan Eroğlu

SANAT İDEOLOJİMİZ YOK..!

Konuya direkt girmek istedim. Diyeceksiniz ki sanki siyaset ideolojimiz var mı? Sanat ideolojisi çok özel bir konu. Siyasetin ideolojisine pek benzemez. Siyaset yapabilmenin şartlarıyla, sanat yapmanın veya sanat üzerine düşünceler oluşturup, bunu söze ve yazıya dökmek bambaşka şeyler olduğunu belirtmeliyiz. Sanat ideolojisi konusunda “sanat” ve “ideoloji” sözcüklerinin anlamları üzerinde durup düşünerek işe başlanabilir. İşin hemen en önünde; her iki sözcüğün taşıdığı anlamların temelinde bir entelektüelliği arzuladığı görülebilir. Entelektüel(1) olmaksa, en başta toplumda sağlam birey olma ve daha sonra da o bireyin samimi olmasıyla ilgilidir.

Bir toplumda sanat ideolojisinin ne durumda olduğunu, o toplumdaki kandırma ve kandırılma eğilimleriyle ölçebilirsiniz(2). Sanat ideolojisinin olmadığı bir toplumda herkes sanatçıdır öncelikle. Herkes sanatla ilgili her şeyi yapacağına ve yaptığına inanır. Sanat eğitimi olmayan biri sanat galerisi yönetebilir mesela. Ya da sanat tarihi ve felsefe eğitimi almamış birisi sanat ve yapıtı üzerine yazabilir. Hatta parası olan bir dergi kurabilir, devleti yönetenleri arkasına alansa bir müze açabilir. Üstelik bunu yapanlar bir şey yaptıklarını zannederek topluma tepeden de bakabilir.

Şimdi biraz gerilere gidip, sanatta bir ideolojimizin olmaması durumunun, aslında 1699’da Karlofça’da başladığını, yanı sıra en net şekilde de Tanzimat’tan bu yana çığ gibi büyüyen bir sorun olarak karşımıza geldiğini söyleyebiliriz(3).

Hüseyin Avni Lifij-Arkeoloji Müzesi Bahçesinde

Fakat asıl, sanatçı-düşünür bir yaratıcı; Avni Lifij’den hareketle aşağıda vereceğimiz açıklamalar, sanat ideolojisi kuracak zihinlerimizin az da olsa- Lifij gibi- zaman zaman varlık gösterdiğini, fakat ne yazık ki bunlara olanak verilmediği ya da akıl becerilerini oldukça iyi kullanan bu kişilerin dinlenmediğini göstermekte:

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nin 1912 yılı, 11. sayısında Avni Lifij’in “Sanayi-i Nefise Mektebinde Küşadı Musammem Galeri İçin” başlıklı yazısı(4). Bu yazıda ressamın, heykeltıraşın “görmesi” gerektiğinin altı çiziliyor. Bu paralelde Sanayi-i Nefise mektebinde kurulacak bir sanat galerisinden/bir müze alt yapısından söz ediyor Lifij. En önemlisi de burada, ağırlıklı olarak kendisinden önceki zamanlara getirdiği eleştiriyle dikkat çekiyor. Kurulacak galerinin bakacak ve görecek öğrencilere katkısının büyük olacağını, onların ressamlığını geliştireceğine inandığını ifade ediyor. Peşinden bu galeriyi kuracak olan Halil Bey’e hatalı bir yola düştüğünü haykırıyor ve sözlerini şu şekilde dile getiriyor:

“Bir resim müzesi kopyalarla dolacak olursa bundan biri ahali, diğeri ressamlar için büyük zararlar çıkar. Halk ve halkla beraber muhitsizlik neticesi olarak ressamlık hakkında doğru bir fikirden mahrum bulunan yeni ressamlar letafetsiz, soğuk, adeta bir kadavra gibi ruhtan arınmış bir takım şeyler göre göre sanayi-i nefise hakkında ya yanlış bir fikir peyda ederler yahut hiç bir fikir edinemezler. Filhakika bir aslanın nasıl bir hayvan olduğunu hakkı ile anlamak için onun ölüsünü görmek asla yetmez. Amirane oturuşu, azametli bakışı, bazen ağır ve vakur yürüyüşü, icap edince yıldırım gibi seri ve nihayet derecede yumuşak hareketlerle koşup sıçrayışı velhasıl hayvanın bütün karakterleri, bütün aslanlığı üzerine tam bir fikir edinebilmek için dirisini görmeli. Tıpkı bunun gibi bir eser-i sanatın, bir tablonun hakiki manası(nın) ne olduğunu, bunun ne işe yaradığını, ne için yapıldığını layıkıyla anlayabilmek için ölüsü olan kopyasını değil, fakat dirisi olan orijinalini görmeli. ‘Çünkü bir levhadan ne kopya edilebilir! Bir tabloda en evvel aranılan, en evvel sevilen şey ne desen, ne de rengidir. Yalnız o tabloyu vücuda getirirken sanatçının uğradığı heyecandır, hâlet-i ruhiyedir”.

Avni Lifij Otoportre

Lifij, görenin derinlikli görmesinin önemine işaret eder bu yazısı boyunca. Söz konusu galeriye çok kopya koymak yerine az sayıda fakat orijinal yapıt koymanın yararının büyük olacağına vurgu yapar. Tam bu noktada Louvre ve Versailles sarayındaki birer resmi yan yana getirerek örnek verir. Kopya sadece kopyayı yapanlara yarar sağlar. Oysa amaç söz konusu galeriden bütün milletin yararlanmasıdır görüşünden yanadır. Galeri bütün milletindir der (Bugün ülkemizde kurulmuş veya kurulmakta olacak galeri-müzelerin zannedersem bu sözlerden alacağı çok ders var).

Sözlerine şöyle devam eder Lifij:

“Tasavvur buyrulsun ki ressamlığın ne demek olduğunu daha hiç bilmeyen bir milletin gözü ruhtan, histen uzak bir takım soğuk şeylere açılırsa sanat hakkında ne fikri peyda olur, ahali resmi nasıl sever? Böyle şeylere gözü alışan insanlar yarın öbür gün hakiki bir resim ile yalandan bir resmi yan yana gördükleri zaman iyisini kötüsünden nasıl ayırt edebilirler. Böyle şeylerle bir millete nasıl olur da bir edükasyon artistik (éducation artistique) verilebilir? Sonra biz ressamlar tablo vücuda getirirken bir müşküle tesadüf edip de bunu hal için müzelere aman dediğimiz vakit muhtaç olduğumuz nasihati ölülerden mi alacağız? Yazık bizim halimize.”

Lifij 1911’de şunu anlamıştır: Rengi bilmeyen bir sanat ortamı söz konusudur (Bu durum uzun yıllar devam etmiştir).

“Halbuki burada bütün bir milletin sanatlar nokta-i nazarından terbiyesi mevzubahistir. Halk böyle şeylerle- yani kopyalarla- ressamlığın hakiki manasını anlayamaz, resmi sevemez, sevemediği için de sanat erbabından bir şey talep etmez. Ressamlar da rağbetsizlik yüzünden yine şimdi oldukları derecede kalırlar. Daha tabii, daha mantıki olarak orijinal eserler ile evvela ahaliyi uyandırıp rağbeti arttırdıktan sonra ressamlara denemez mi, ‘E gayrı çok oluyorsunuz, işte talep var. Şimdi size düşen sanatçıyı terakki ettirmektir. Bunun için de kadim üstatların kopyalarından hususi bir galeri yaptık. Gidin, görün, bakın nasıl kompoze etmişler, nasıl desen yapmışlar, yekdiğerine yakın bir kırmızı bir yeşili, bir sarı ile bir moru, bir mavi ile bir turuncuyu nasıl yakıştırmışlar”.

Eğer tüm bu eleştirilere karşın söz konusu kopyalarla dolu galeri kurulursa şunları dile getireceğini söyler: “Velhasıl bu hususta halkın zihnini açmak vazifesi biz ressamlara düştüğü için kopyalar gelip de galeri açıldığı günden itibaren bunları şiddetle tenkit edip ahaliye bağırmak, sakınınız, oraya gitmeyiniz, ruhsuz bir takım cesetler göre göre hislerinizi köreltmek, öldürmek istemezseniz müzenin resim kısmına ayak basmayınız, demek de yine bizim vazifemiz olacaktır ve bunu istemeyerek yüz bin teessüfle yapacağız” (Şimdi de galeri-müzelere aynı şeyi çoğu zaman biz yapmak ihtiyacını duyuyoruz).

Yukarıdaki paragrafta yer alan Lifij’in sözlerinden bugünün sanat galerileri ve galeri-müzelerinin yine dersler çıkarması gerekmektedir. Ne değişti, ne değişmedi sorularını kendilerine sormaları kaçınılmazdır. Hem ulusal, hem de uluslararası bir kaynaştırma ile işe soyunmuş kaç galeri ve galeri-müze, veya müze vardır? Bu gidişle de olabilecek midir? Önemli olan; göz-us ilişkisinde yatanı kavramaktır. Bunu gören Avni Lifij’in bu yargılarından haberimiz yokken, “Kim Sanatçı?” kitabımızda(5) Lifij’in resimlerine de yansımış derinliğini fark etmiş biri olarak resim sanatımızı sağlam temeller üstünde yükselerek onunla başlatmamız ne kadar yerinde olmuş. Plastik sanatlarımızın padişahtı, askerdi, paşaydı, profesördü gibi rütbe geleneğinden kurtulmasıyla ancak yol alabileceğine ve böylece net eleştirilerin o zaman doğabileceğine inananlardanız. Avni Lifij bu dile getirdiğimiz özgür sanatçı tipine tam uyar (fakat günümüzde yine özellikle üniversite hocası, profesör, doçent gibi güncel rütbelerin sahibi olma konularına vurguların yapıldığı yer ve noktalarda Lifij’in eleştiri oklarından da nasibini alan yanlış düzen devam ettirilmek istenmektedir bizce. Ayrıca rütbe sahibi kişiler direkt sesli eleştiriden çoğun nasibini alamamış kimseler olmaktadır).

Avni Lifij bizce çok önemli bir tespiti belki de Kandinsky’nin az sonra anacağımız kitabının farkında olmadan kendi ve ülkesi adına yapar. Yukarıda değerlendirdiğimiz yazısında hâlet-i ruhiye kelimesini kullanır; yani “ruh hali”, “ruhsallık”. 1912’de böyle özel bir kuram kavramına ilişen bir sanatçımızın olması çok önemlidir. Çünkü Wassily Kandinsky’nin ve 1912’de yayımlanan “Über das Geistige in der Kunst” (Sanatta Tinsellik Üzerine) isimli kitabıyla(6) aynı yılda ilgili kavramı tartışmaya alması tüm 20. yüzyıl sanatı açısından önemlidir. Kandinsky’nin sanat ve ruh ilişkisine dayalı açıklamalarının yer aldığı, dolayısıyla Batı sanatının bu denli içselliğe dönük ve bu yönde ortaya koyduğu güçlü kuramsallık, Kandinsky ve kuşağıyla geldiğine göre; birincisi Lifij, her şeyden önce asla çağının gerisinde kalmayan oldukça sağlam bir çağdaştır ve bizce ülkemiz resmi de o dönemde Lifij sayesinde çağın gerisinde kalmaksızın çağcıl olabilmeyi başarmıştır. Kalıplarla ve bilinen sanat formülleriyle hareket etmenin ne denli sakat bir şey olduğu iyice anlaşılmalıdır artık; Lifij’in içsellik kuramına dayanan açıklamalarından sonra. Lifij’le beraber sanatın tamamen bir içsel sorun olduğu ve sanatçının yaşamı boyunca bu sorunu çözmek için giriştiği bir savaşa da dikkat çekmeliyiz. Sanatın bir iç, içsellik sorunu olduğunu anlamak, sanatı bir yaratıcı eylem olarak anlamak demektir. Bu nedenle Lifij’in böyle bir algıya sahip olması, ülkemiz plastik sanatlarının “gerçekçi başlangıç noktası”nı oluşturur. Bu minik, fakat çok önemli netliği görerek hareket edilmesi, bundan sonra çeşitli bakış açılarıyla oluşturulacak sanat tarihimiz için, yine çok önemli bir durum gerçeğidir. Bu gerçeğe bundan böyle sanat ve yapıt bağlamında hep az rastlanacak, bu az olan için yaratıcı sanat ve yaratıcı sanatçı durumları geçerli olacak ve biz sanat tarihçiler de hele bir de olaylara eleştirel süreç ile yaklaşıyorsak, ancak var olabilecek bu söz konusu azınlığın keşfi için çalışacağız demektir. Bu çalışmalarımızın yargısını ise tarih yapacaktır.

Lifij, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesinin 1912’de yayınlanan 13. sayısında kaleme aldığı “Sahra Ressamları ile Tabiat” başlıklı yazısında(7) da ilkel insanın mağara resimlerine atıflarda bulunarak, sanatın yaratıcı bakirliğinin nasıl bir şey olduğunu hissettirmeye çalışır. İnsanoğlunun doğanın güzelliklerini geç gördüğünü dile getirerek, insanda bu güzellikleri görebilmeyi iki koşula bağlar. Bunlardan biri “gönül huzuru”, diğeri “duygu inceliği” der. İnsanın bu iki değere sahip olmadığı sürece doğadaki güzellikleri göremeyeceğini, böylelikle gerçek- yaratıcı sanatı da göremeyeceğini söylemeye çalışır. Bu yaklaşımlar ülkemiz resminin bugünü için de geçerlidir. Lifij’in dile getirdiği iki özellik günümüz insanında ne kadar vardır? İşte böyle bir sorunun cevabı bir sanat ideolojimizin olup olmadığını ortaya koyduğu gibi, bizim gibi sanat ideolojisi oluşmamış toplumlarda sanatın düzlüğe çıkabilmesinin tek koşulunun sanatın yeniden inşası(8) meselesi olduğunu da bir kez daha hatırlatmaktadır.

 

(*) Habilitation Europa, Philosophie der Kunst (Sanat Felsefesi), Gastprof. Dr. (Misafir Prof. Dr.)

 

 

 

NOTLAR

 

(1) Bu konuda bakınız: Ö. Eroğlu, Bir Resme Nasıl Bakmalıyız?, 2. Baskı, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2016, s. 9-22.

(2) Bu konuda bkz: Ö. Eroğlu, Sanatın Tarihi, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2014, s. 17-28.

(3) Ö. Eroğlu, Türkiye’de Resim Sanatı, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2015, s. 12.

(4)Yaprak Zihnioğlu (Ed.), Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, 2007, Kitap Yayınevi, İstanbul, s. 110-113.

(5) Ö. Eroğlu, Kim Sanatçı/Who is an Artist, İstanbul, Öke Yayınevi, 2002, İng. Çev. Angela Roome. Daha sonra bu kitabın Türkçe metni, Türkiye’de Resim Sanatı isimli kitabımızda da bir bölüm olarak yer almıştır.

(6) Bkz. Ö. Eroğlu, Sanatta Tinselliğin Özü, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2017 ve Ö. Eroğlu, Kandinsky: Sanatta Tinsellik Üzerine, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2017.

(7) A.e., s. 155-157.

(8) Bu konuda bkz: Ö. Eroğlu, Sanatın Yeniden İnşası, İstanbul, 2014.

 

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

İzlekler Eylül- Ekim 2017 Sayısını buradan Okuyabilirsiniz !

SONRAKİ YAZI

Özne Sanat ve Siyaset Üzerine-Emre Zeytinoğlu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*