Gülgün BaşarırModern SanatSanat-Yorum

Saba Makamında Mevcudiyetin Tezahürü- Gülgün Başarır

“Ve her şey yazıldığı gibi olursa,
yedi kişi için öleceksin.
Bir, beşiği sallanıp emzirilen,
bir, diri genç bir memeyi kavrayan,
bir, boş tabakları fırlatıp atan,
bir, kazansın diye yoksula omuz veren,
bir, yıkılıncaya dek çalışan,
bir, sadece durup aya  bakan kişi için,
Dünya mezar taşın olacak:
sen kendin yedinci olmaya bak. “
 
(Attila Jozsef’in Yedinci isimli şiirinde )
 
Başak Bugay’ın kutular içine yerleştirdiği, eprimiş giysilere, çarşaflara  sarılmış,  pamuklara belenmiş, yaşamın  döngüsünü kuşanan “ bez bebekleriyle “ sunduğu  dünyaya hiç bir zaman saf bir biçimde erişilemez.  Çünkü görme, her zaman çoğuldur, başka nesneleri, yaşantıları, anıları, travmaları  tekrar görünür kılar.  Bez bebekleriyle sanatçı ,“ İlkin “otofigüratif“ olmak koşuluyla göndermektedir. Şeylerin nasıl şey olduklarını ve dünyanın nasıl dünya  olduğunu göstermek için “şeylerin derisini  delerek “ ifade etmektedir. (Gözlemcinin Tekniklerİ Jonathan Crary )

Başak Bugay

Sanat, bir şey yapmaksa eğer, ne yapmak olarak da sorgulanacaktır. Bu soruya verilecek cevap seçmektir. Başak Bugay, insanın kundakla kefen  arasındaki yolculuğunu kendi mahremiyeti içinde  temsil etmeyi seçer.  İnsanın kimliklerinden soyunmuş, yalnız, çaresiz, yoksul ve yoksun hallerinin izlerini görünür kılar. Japonlar, yaşlanmanın bu izlerine  pas anlamına gelen saba derlermiş. Bu coğrafyada  saba  geleneksel müzikte bir makam. Hüzün, elem, pişmanlık ve herşeyden vazgeçme durumunu ifade eden saba makamı bence, Başak Bugay’ın sergisinin tınısı…
Sanatçılar, içinde yaşadıkları ortamda, yaşanmışlığın içinden geçen, canlı duyumlar kuran, aşkın bir seziş ve hissediş olarak yer alırlar ve kendi dünyalarını  inşa ederler. Bir yandan kendileri olmaya devam ederken, hiç durmadan başkası haline de gelirler. Yaratımın sürekliliğini bu başkası haline gelişler ve dünyanın bir anını nasıl kalıcı kılmalı ya da onu kendisi tarafından nasıl var etmeli sorusuyla sürekli karşı karşıya kalarak, yaratım sürecinin sancılarını yaşarlar.  Yaratma süreci bir inşa sürecidir. Yapıp bozmayı yeniden denemeyi içerir. Yaşamın anlamını bulma   yolculuğudur bu. Her deneyimimizde ifadesini bulur.
Başak Bugay, D. Winnicott’un  “Saklanmak keyiftir, bulunmamak felaket “  sözünden alıntıladığı “ Saklanmak Keyiftir “ isimli sergisinde, farklı büyüklükte  evlerin yapı malzemesi olan sıva ile kaplanmış kutular içinde sahnelediği  “ bez bebekler” kutuların farklı yüzeylerinden ya da üstten bakılarak görülebilir.  İzleyici, burada dikizleyen konumdadır. Sanki ötekinin  mahremiyetine sızmış gibi. Sanatçının seçip sahnelediği trajik görüntüler,  bir “ayna”  etkisi yapar. Sürekli genişleyen çoğalan yansımalarla izleyiciyi kendi mahremiyetine getirip  bırakır. Çünkü “Bütün öteki nesneler gibi, aletler gibi, işaretler gibi, gören vücuttan görünen vücuda açılan devre üstünde belirmiştir ayna.” ( Maurice Merleau-Ponty )
Bu kutular,  sığınılmış, saklanılmış, terk edilmiş, unutulmuşun sahnelendiği  evlerin odaları mıdır? Yoksa evlerin iç yüzü mü?Kapaklı  tek metal kutuyla ifade edilmiş bu oda, bir posta kutusunu mu imler? Hem hiç kimseyi  görmek istemeyen hem de bir haber, bir mektup, bir tanıdığın gelmesini bekleyen yaşlıların bekleyişini  mi kuşanır? Yoksa kimse görmesin diye  saklanan, yok sayılan bir odayı mı işaretler.
Kapaklı kutu içinde, Ayağını Sıcak Tut Başını Serin isimli bu işte, çiçek desenli yorganın altından sadece başı görülen yaşlı adam bir daha kalkmamak üzere ölüme yatmıştır sanki.
Başak Bugay, Tek Dilek isimli  bir diğer  kutuda  saraylardaki kristal avizeleri çağrıştıran ışıklı avize ile 51. Venedik Bienali’nde Joana  Vasconcelos’un kadın petlerinden yaptığı Gelin isimli avizeye gönderir. Cam elyafla yalıtılan, bir buzdolabının kesiti gibi duran bu odada, yalnız canlı bacakları  görünen figürün üzerine, atılı verilmiş gibi duran beyaz çarşaf,  ölüme yazgılı oluşun taşıyıcısıdır. Yalıtılmış yalnızlığın soğuğu ile sarmalanmıştır. Artık tek dilek ölümdür.
 Başak Bugay, Gece Kuşu isimli işinde, metal kutu içinde, iki kişilik bir yatak odası  sahneler. Pencereden gördüğümüz bu odada, beyaz kapitone başlıklı  bir karyola, iki beyaz yastık ve yorgan, beyaz masa lambası  ve etajer, beyaz küre şeklinde bir avize  yatağın yansıdığı bir ayna ve açık kapı  yer alır.  Ayna yatağı ikiye katlar  Hiç kimsenin olmadığı  bu  iki kişilik odaya  beyaz renk bir ölüm sessizliği  yayar. Sanatçı bu işe Gece Kuşu  adını verir. Gece geç yatan insanlar için kullanılan bu metafor,  yanan ışıklarıyla odanın bekleyişinin göstergesidir.
Başak Bugay ‘ın Sandık Odası isimli işine, bu defa demir parmaklıklı  bir pencereden bakılır. Sıvaları, boyaları dökülmüş bir odada, dudağı kırmızı rujla boyanmış, tırnakları kırmızı ojeli, boynunda takısı, çengelli iğneyle tutturulmuş elbiseye benzer şekilde sarılmış pike örtü ile koltuğa bağımlı yaşlı bir kadın  bulunmaktadır. Bu “bez bebek” adeta geçmiş yaşamının son kalıntılarını kuşanmıştır. Yaşlı kadının yürüyemeyişinin göstergesi olan iki  takma ayak, pembe pelüş bir halının üzerinde  durmaktadır. Bu görüntüyü ikiye katlayan ayna, hissedilen sakatlığın yansımasıyla acıyı da ikiye katlar. Çaresizlik, yalnızlık yoksulluk ve yoksunluk yerini ölme isteğine bırakır.
Sanatçının Günışığı isimli  işi, etrafındaki kaidesiyle kapkara altı katlı  bir apartman heykelidir. Kaidenin üstüne çıkılarak bütün pencerelerden bakıldığında,  içi ancak görülebilir, Apartman etkisi pencerelerle sağlanırken, içi  apartman boşluklarını çağrıştırır. Zemin kattaki yeşil ağaçlar apartman boşluğu  algısını güçlendirir. Bu heykel apartmanın hem içi hem de apartmanın boşluğunun metaforudur. Binanın  boşluğuna düşmüş gibi duran  bezden dikilerek yapılmış  bir kadın heykeli  başı aşağıda ayakları yukarıda durmaktadır.  Hem apartmanın içine hem de apartmanın boşluğuna düşmüş gibi duran bu heykel  bir intihar   girişiminin sonucunu işaretler. Başak Bugay  bu işiyle bireyden hareketle,  insanın kıyametinin  tanıklığını  görünür kılar. Çünkü ölüm kıyamettir.
Başak Bugay’ın bu işi, hayatı boyunca intiharla biten roman incelemeleriyle tanınan Zeynep Bayramoğlu’nun gün
ışığında apartman boşluğunda fark edllen cesedine gönderme yapar.  Bu bir yazarın kıyametidir.Sanatçılar yaratma ediminde kendileri olmaya devam ederken  ötekini  de anlamak, ifade etmek için durmadan başkası haline gelirler. Sanatçıların büyük oranda  intihar girişimi  muhtemelen başkası halinden çıkamamak  durumudur.
Anselm  Kiefer Fransa’nın Barjak yakınlarında La  Ribaute adı verilen, eski  ipek fabrikasına yerleştirdiği işleriyle bütün  insanlığın başına gelmesi muhtemel kıyamet algısını görünür kılmıştı.  Başak Bugay’ın dolaylı olarak yarattığı algı Anselm Kiefer’i anımsatır.
Başak Bugay’ın Pantolon isimli işinde  bezden dikilmiş  bedeni, mask olarak çalışılmış   dingin yüzü, siyah ipliklerle  örtülmüş bir deri bir kemik bacaklarıyla pantolonundan asılmış yaşlı bir kadın  görünür. Bu faili meçhul bir ölüm müdür? Yoksa   hayattan bıkmış bir kadının kendi kendini kurtarma operasyonu mu?   İnsanın kendisini asması mümkün olmayan şeylerle astığı söylenen  sorgu odalarına  mı gönderme yapar? Sanatçı bu işiyle seyirciyi  sorularla bırakırken, tekinsiz dünyanın  tekinsiz durumlarına  gönderme yapar.
Başak Bugay, Bez isimli işi elleri ve ayakları istemsiz  hareket eden iki ya da üç aylık  bezden dikilmiş bir bebek heykelidir. Altına bağlanan bezden dolayı Bez ismiyle  isimlendirilmiş. Bebeğin yattığı zemin bir salıncağa gönderme yapar. Mask olarak çalışılmış bebek  heykelinin yüzü  masumiyet  saflık  kirlenmemişliği yansıtır.  Ellerine ve ayaklarına bağlanan iplerle bir kuklaya benzeyen bebek  heykeli, içine doğduğu dünya tarafından şekillendirilmek isteneceğini görünür kılar.

Her çocuk oyun oynar ve oyun çocuğun yaratıcılığını geliştirir. Bebeklerle oynayan, ya da eline oyuncak olarak bebek verilen  kız çocuklarıdır. Kız çocuklar, büyüklerin  dünyasının  taklidini farklarla tekrarlayarak oyunlar oynarlar. Başak Bugay da çocukluğunda benzeri oyunlar oynamıştır. Büyümek o oyun dünyasından çıkmak, gerçeklerle tanışmak, travmalar yaşamak, kendi gerçeği ile karşılaşmaktır.  Her karşılaşma dünya algısını dönüştürürken. çocuk safiyeti yerini  maskelere  bırakır. Maskelerin arkasına saklanmak keyiftir. Kendini korumadır. Maskeler çoğaldıkça kimlikler anonimleşir.  Büyüklerin dünyası  bir başka  oyunun sahnelenişidir artık. Başak Bugay’ ın işleri   hayatta sahnelenen ikiyüzlü, acımasız, samimiyetsiz, insanı hor gören, insanı ezen, yok sayan zihniyetini  “bez bebekler “ üzerinden  ikiye katlar.

Evin odalarına gönderen  sıva kaplı kutular içinde her biri bir başka durumu  temsil eden, bir başka durumu gösteren  “bez bebekler “  sanatçının görünürün  ötesine uzanan görüşünün derinliğini taşır. “Görüşle ilgili söylenen her şey onu bir düşünce yapmaktadır.”
“Her yaratı bütün diğerlerini değiştirir, bozar, aydınlatır, derinleştirir, doğrular, yüceltir yeniden yaratır ya da  önceden yaratır.  Eğer yaratılar bir “elde edilmiş” değilse, bu her şey gibi, geçtiklerinden değildir yalnızca, neredeyse bütün yaşamlarının kendi önlerinde olmasındandır da.” (Maurice Merleau-Ponty)
Gülgün Başarır

Gülgün Başarır

Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Resim Bölümünü bitirdi. Gülgün Başarır, ressamlığının yanı sıra sanat yazarlığı da yapmaktadır ve eleştirileri ödüle layık görülmüş, kitaplaşmıştır.

ÖNCEKİ YAZI

Masumiyet Öyküleri- Timurtaş Onan Fotoğraf Sergisi-Galeri Ark'ta

SONRAKİ YAZI

İzlekler Okuyucusuyla Raflarda Buluşuyor !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*