Sanat Tasarım

Asım İşler Sanatının İzinde: Şegan İşler ile Röportaj

Soyut ve Soyut Dışavurum’un Türk Resmi’ndeki temsilcisi ve öncülerinden Asım İşler (1941-2007)’in  aramızdan ayrılışının 10. yıldönümü  dolayısıyla, Asım İşler’in vefatından sonra eserlerini birçok sergiye imza atarak gösteren kızı  Şegan İşler ile Asım İşler’in sanat hayatını, Türk resmi içindeki sanatsal belleğin detaylarını, Paris’ten İstanbul’a sanat serüvenini ve sanatının geçirdiği evreleri içeren, arşiv niteliğinde kapsamlı bir Asım İşler röportajı gerçekleştirdik.

Asım İşler

 

Evrim Sekmen: 1974de Paris’te, Türkiye’yi Realitées Nouvelles Salonları, Paris Modern Sanatlar Müzesi’nde “Jeune Peinture Salonları”’nda yabancı sanatçılarla birlikte temsil etmiş olan ressam, gravür sanatçımız Asım İşler’i, eserlerini en iyi bilen  kişi olarak bize tanımlayabilir misiniz?

Şegan İşler: Asım İşler, Çağdaş Türk resim sanatında hem boya resim de hem de baskı resmin en  zorlu dalı olan  gravür sanatındaki verimli eserleri üzerinde bıraktığı imzayı tarihsel kılabilmeyi başarmış, bir sanat adamıdır diyebiliriz. Resim yapmak, sanat eseri üretmek onun için bir güç ve kendini ifade yolu olmuş, tüm yaşamı boyunca sanatına ve onu geliştirmeye yoğunlaşmış, yurt içi ve yurt dışında katıldığı pek çok sergide Türkiye ‘yi başarıyla temsil etmiş, üretken bir sanatçıydı.

E.S: Asım İşler, 2003 yılında AKM’de düzenlediği ” Üç şehir, Resim ve Ben” başlıklı retrospektif sergisi nedeniyle basılmış olan sanat kitabında Çağdaş müziğin Amerikalı, önemli, bestecisi  John Cage (1912-1992)’in eserleriyle kendi resimleri arasında anlam ilişkisine vurgu yapıyor. Asım İşler resminin hangi özellikleri John Cage’in müzikal kompozisyonlarıyla ilişkilendirilebilir?

Asım İşler, yapıtlarında spontane davranışı ve hareketi ortaya çıkarmaktan yanaydı. Onun için yapıt, enerjinin boşluğu belirlemesi anlamına geliyordu ve belirsizlik içeriyordu. Resmin nesnel referansa dayandırılmasını red ediyordu; Resim, onun için planlı, programlı bir obje değildi.

Asım İşler sanatındaki,  ünlü, Amerikalı, besteci John Cage’in müziğindeki “Belirlenmemişlik” (Indeterminacy ) kavramı ile olan ilişkisini ” Üç şehir, Resim ve Ben” başlıklı retrospektif sergi kitabında kendisi şu şekilde açıklamaktadır.

Asım İşler, “Kordelia” , Karton Üzerine Akrilik, 70×100 cm, 2000

“Serbest, açık biçim karşıdanlık anlayışı, armoni, renk, ritim ve kontrast, çoksesli düzene ve orkestrasyona giden yoldur. Belirlenmemişlik (Indeterminacy) Asım İşler resminin temel özelliğidir. Amerikalı kompozitör John Cage’in de eserlerinde görülen (Indeterminancy) kavramı ile paralellik gösterir. Doğu sanatlarında var olan rastlantısallık, kendilindenlik, gelişim anlayışı, doğal, belgesel, nesnel bir referansa dayanmaksızın, kendinden başka bir şeyi temsil etmeme mantığı ve öznel bir diyalektik tutumun sonucudur. Kompozisyon anlayışı tamamen hareket ve ritme, bilinç dışının denetimli ve duyarlı ifadesine yol açar. Yaratı bir uçtan diğer uca gider gelir.Hiç yoktan  varolan , yeni ve benzeri olmayan düşünsel, eylemsel bir öneridir. Sanatsal eylemin özgürlüğü, bir tür direniş, sorgulayış, evrensel insancıl gerçekliğin irdelenmesi, aralanması çabasıdır. Ancak bu gerçekliğe resimsel biçim, duyarlılık ve estetik düzen ile varılabilir”.

E.S: Paris’te ve İstanbul’da katıldığı birçok önemli kişisel ve karma sergiden müzelere ve köklü koleksiyonlara  giren eserler üretti. Bu  konuda bilgi verebilir misiniz?

Ş.İ: Asım İşler, 1966 dan 2007 yılına değin açtığı ve katıldığı ses getiren sergileriyle ve eserleri ile özellikle de soyut sanatın kavranmasında ve benimsenmesinde önemli roller oynadı. Çabalarının sonuç verdiğini girdiği koleksiyonlardan anlayabiliriz. Müze ve kurumsal koleksiyonlardan en önemlileri arasında  Victoria and Albert Museum- Londra, Bibliotheque Nationale de Paris-Paris “Cité Int des Arts Association” Vakıf  Koleksiyonu-Paris,“Atelier 17” Koleksiyonu-Paris, İstanbul- Ankara-İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzeleri, T.C Kültür Bakanlığı Koleksiyonu, Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Elgiz Çağdaş Sanatlar Müzesi, Demsa Resim Koleksiyonu başta gelirken, kişisel koleksiyonlarda Cengiz Çetindoğan, Öner Kocabeyoğlu, Emin Hitay, Tayfun Bayazıt, Can Elgiz, Hilmi Güvenal, Taha Tatlıcı, Hüma Kabakçı gibi isimler öne çıkmaktadır.   

 

Asım İşler “Kızıl Venüs”,  Tuval Üzerine Akrilik, 150x150cm, 2007

 

E.S: Asım İşler, 1970 -74 yılları arasında Devlet Avrupa konkurunu kazanarak resim ihtisası için Paris’e gitmiştir. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladığı ihtisasını daha sonra Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde doktora düzeyinde sürdürmüştür. İlk kişisel sergilerini de açtığı 1. Paris dönemi yıllarından  bahsedebilir misiniz?

Ş.İ: Babam, 1966’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra 1970 yılında Devlet Avrupa  konkurunu kazanarak Paris’e gider. Orada 1974 yılında dönünceye değin, resim, gravür ve litografi konularında Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde ihtisas yapar.  Burada Dayez, Grenier ve Cremonini  ve Usta Gravürcü Stanley William Hayter ile çalışır. Ardından Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde doktora çalışmalarına başlar. Eserleri Victoria and Albert MuseumLondra ve Bibliotheque National de Paris’e kabul edilir. İlk  kişisel sergilerini Paris’te 1974’ te açar.  Bu yıllarda Salon des Realitées Nouvelles, Musee d’Art Moderne’de Salon de Jeune Peinture sergilerine katılır. Ayrıca  Cité Int des Arts-Paris’de  “40 Yabancı  Sanatçı” ile  “Bugünün Sanatı” sergilerine, Art International  d’Allonne’da “Plastik Sanatlar”  sergisine,  “Nazım Hikmet” sergisine ve  Nouvelle Gravure Galerisi’ndeki  birçok önemli karma sergilere katılarak Türk resmini başarıyla temsil etmiştir.

Figüratif  ve realist özellikler içeren bu 1. Paris döneminin üretimleri tuval üzerine yağlıboya, kağıt üzerine çini mürekkebi, karışık malzeme, suluboya, pastel vb. yapıtlar ile birlikte tabi ki gravürler  karşımıza çıkmakta.

E.S: Asım İşler gravür alanının usta bir ismi olmasının yanı sıra bu tekniği yaratıcılıkla Türk sanatında  mal etmiş , akla ilk gelen, yetkin bir isim. Asım İşler gravürü hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ş.İ: Akademide Sabri Berkel ile  başladığı gravür çalışmalarını, Paris’te usta gravürcü Stanley William Hayter’in “Atelier 17”sinde sürdürerek bu sanatın inceliklerini öğreniyor,  teknik ve ustalık becerilerini geliştiriyor. Türkiye’ye döndüğünde öğretim üyesi olduğu Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki gravür atölyesinde gravür çalışmalarına devam ediyor. Lyubliana, Varna, Tunus, Epinal,İskenderiye bienalleri ile Bükreş Trienallerinde gravürleri ile Türkiye’yi temsil ediyor. Özellikle gravürdeki olgunluk dönemi: Non figüratif, soyut ve kaligrafik öğenin ağırlık kazandığı imge ve renkli gravürlerle öne çıkmaktadır. Bu çalışmalarında çok renklilik, simultanite, soyut dışavurum bağlamında pentürel yapıda bir anlayış egemendir.

80’lerin başlarında Akademide atölyesini ziyaretine gelmiş olan  Sorbonne Üniversitesi sanat tarihi araştırmacısı Prof. Georges Le Rider,  onun gravür sanatı hakkındaki gözlemlerini 1985 yılında yazmış olduğu yazıda şu şekilde aktarmaktadır.

“Asım İşler’i gravür yaparken tanık olan biri olarak, defalarca denemeler yaptığını  büyük preslerle doku elde etmek için ustalıkla ve bilinçli bir şekilde uğraştığını söyleyebilirim. Asım İşler, eşsiz bir gravür sanatçısıdır. Gerçekten bu sanatın tüm tekniklerine egemendir. Hayran olunacak kadar iyi çiziyor.Rengi, çelik kalemi, asidi üstün  bir yenilikte kullanıyor”…”Tüm büyük gravür sanatçıları gibi baskılarını da kendi yapmaktadır.” Fakat onun gravüründe dikkati çeken salt teknik üstünlük değil, Asım İşler dünya ve insan koşulları üstüne kişisel düşüncelerini güçlü bir biçimde ifade eden kararlı bir sanatçıdır.”…”Asım İşler ilham ve disiplini bağdaştırmasını biliyor. Bu onun yeteneğinin ve yaratıcı dehasının belirtisidir”

Ayrıca bir başka Fransız Sanat Tarihçi Alain Davesne, Onun gravürden yağlıboyaya geçişiyle ilgili olarak şu değerlendirmede bulunmaktadır.

“ Gravürün sınırlı çerçevesi onun zengin yetkinliğini ifadede yetersiz kalıyordu denilebilir ki O, kısıtlayıcı engelleri aşarak büyük boyutlu çok renkli tuvallerle bir boya resim olayını gerçekleştirdi. Bu döneme ilişkin 150 x 300 cm bir yağlıboya eserini, Paris’te 1988’de 33. Montrouge Salonları’nda Galeri Montenay ile sergiledi.”

 

Asım İşler,”Damga” , Metal Gravür, 120x 90cm , 2001

E.S: Asım İşler’in yapıtlarının dönemleştirilmesinde 2. Paris dönemi olarak 87-92 yıllarını ayırıyorsunuz? Bu dönemdeki yapıtların özelliği nedir?

Ş.İ: Asım İşler’in yaşamında, Fransız Hükümetinin daveti üzerine araştırma ve öğretim üyeliği yapmak üzere  Paris’e ikinci kez dönüp eserler ürettiği, sergilere katıldığı,  araştırmalar incelemeler yapıp, dersler verdiği dönemdir 1987-1992 yılları. Kendisi bu yıllarda Paris’te ders veriyor, İstanbul’da akademideki derslerini de öğretim üyesi değişimi yaptığı okullardan gelen Fransız hocalar veriyordu. 

Bu yıllara ait eserlerini, sanat tarihçi, yazar,  merhum Prof. Dr. Kaya Özsezgin küratörlüğünde 2015 yılında Galeri Işık Teşvikiye’de görkemli bir sergiyle sanatseverlere sunduk. Sergi birçok kişiye ulaştı. Burada izlendiği gibi, tuval olsun kağıt resimleri olsun, Paris afiş resimleri ve gravürleri olsun  teknik olarak,  soyutlama  döneminin ardından başlayan, bu 2. Paris döneminde yapıtlarındaki  soyut dışavurumun özelliklerini, Sanat tarihçi Prof. Dr. Kaya Özsezgin ve  Sanat tarihçi, yazar Yalçın Sadak’ın kaleme aldığı farklı zamanlardaki yazılarında görebiliriz.

“Asım İşler’in sanatında, çoğunluğu tuval üzerine yağlıboya ve kağıt üzerine akrilik resimlerden oluşan renkçi-soyut işleri açısından akıcı ve zorlamasız bir “ekspresyonu” hiç aksatmadan temel aldığı işlek bir çalışma sürecinin giderek kişisel bir zemin üzerinde iyice biçimlendiğini görmekteyiz.Temel bir anlayışta karar kılmaksızın, günün moda eğilimleri paralelinde farklı yönlere savrulmaktan kaçınıyordu Asım İşler.  (Kaya Özsezgin, “II. Paris Dönemi Resimleri 1987-1992 sergisi “,  katalog metninden, 2015)

“ Türkiye’de soyut dışavurumculuk, ağırlıkta lirik bir seyir izlemiştir. Bunun nedenini akımın Paris ekolüne bağlılığında aramak yanlış olmasa gerek.  Asım İşler  Paris’le organik bağlantıları olmasına karşın bu genel eğilimin dışındadır. Onun soyut dışavurumları başından beri Action Painting’e ilişkin değerleri zengin biçimde içerir. Bir tek kelime ile jestin, hem de barok jestin egemenliğinde gelişir İşler’in resimleri. “…” İşler’in ikinci aykırılığı da renge ilişkin tutumunda belirginleşir. Bu konuda zor yolu seçmekte, albeniden, uzlaşılmış beğeniden, titizlikle kaçınmaktadır”  (Yalçın Sadak’ “Bir Aykırı Ses” Halkbank Sanat Galerisi sergi  kataloğu, 1996)

“Soyut Dışavurum Türk resminde ciddi bir kazanımsa eğer, bu kazanımın onur burçlarından birini onun adı taçlandırır.” Yalçın Sadak “ Soyut Dışavurumda Gür Bir Soluk: Asım İŞLER” 2001

Asım İşler, ilk kişisel sergi davetiyesi ,       ” Galerie FIAP PARİS “, 1974

E.S: Asım İşler’in sanat kronolojisinde gerçek modern sanatçıda görülen bir gelişim söz konusu. Bugünkü gibi bir konsepte bağlı ya da projeye yönelik işler üretmiyor. Bu üretimin  yeni ve  özgün oluşunu sizce nasıl sağlıyordu?

Şİ: Öncelikle Asım İşler, tamamen sanatının çizgisini yıllar içinde gerek tuval gerekse gravür eserlerinde  deneyim ve çalışmalarla  kendini geliştirerek elde etmiştir. İzleyici tarafından daha kolay anlaşılacak olan tarzı  tercih etmemiş, sanatını gerçekleştirirken, donanımını hep yukarıya taşıyarak, uluslararası düzeyde yer bulabileceği  çizgiyi aramış bence. Ve asla sanatından  ödün vermemiş kolaycılığa, tekrara ve de dekoratif olgu ve etkilere kaçmamış, kolay anlaşılan olanı değil, zor  olanı, soyutu  seçmiştir.

Lami Sanat dergisi’ne 1988 yılında verdiği röportajda “Benim için modacı ve öykünmeci bir tavır söz konusu değil” diyerek o dönemdeki resim anlayışını ortaya koyar. (80’ler için  soyut resim,  kolay  anlaşılabilecek bir çizgi değildi, Türk toplum bilinci,  ve de beğeni açısından) Çünkü  izleyicinin anlaması için katılımlı bir bakış açısı gerektirmektedir. 1992 yılında babamın,  Tüyap Tepebaşı’nda gerçekleşen  a+A 2. İstanbul Uluslararası Sanat Fuarı’na  Emlak Sanat Galerisi’ndeki 2 metrelik dikey soyut dışavurumcu anlayışta ürettiği tuvalleri ile katıldığı sergisini gezen izleyiciler hakkında,  çağdaş sanatı algılama düzeyinin o dönemde yeteri kadar gelişmemiş olduğunu, soyut eserlerin anlaşılmasında zorluk çekildiğini belirttiğini hatırlıyorum.

E.S: Akademi’deki yıllarında öğretim üyesi Asım İşler olmanın sanatına olan etkisi nedir?

Ş.İ: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (eski adıyla İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi)’nde öğrenciler ile çalıştığı  atölyenin üst katında kendi çalışmalarını da devam ettirdiği bir bölüme sahipti. Hem sanatını sergilerini sürdürürken, aynı zamanda  birikimlerini öğrencilerine aktarma sorumluluğu ile hareket eden onların sanatsal kişilik ve  gelişimlerine katkı sağlamaya çalışan iki yönlü bir sanatçıydı. Akademide iken güncel sanat olaylarını yakından takip ediyordu. Boya resimden (pentür) gravüre, gravürden boya resme geçebiliyordu. Her iki alanda da adını Fransa, İtalya Finlandiya, Hollanda, Mısır, Odessa, Almanya, Kuveyt, Romanya gibi ülkelerde katıldığı karma uluslararası sergilerde başarıyla duyurmuştur.

Akademideki görevini 87-92 yılları arasında ENSBA (Paris Güzel Sanatlar Yüsek Okulu)  ENSAD (Paris Dekoratif Sanatlar Yüksek Okulu )ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’ndeki hocalar ile görev değişimi yapmış, kendisi de Paris’te ders verme fırsatı bulurken burada da öğrencilerinin bu okullardaki hocalar ile İstanbul da çalışma fırsatı yakalamalarını sağlamıştır.  Paris’te yaşadığı bu yıllar içinde ders vermenin yanı sıra  kendisine temin edilen atöyelerde  çalıştığı ürettiği eserler ile bir çok önemli sergiye katıldı. Bunlar arasında  sayabileceğimiz sergilerden öne çıkanlar:

1988, 33. Salon de Montrouge, Galerie Montenay, Paris,

1990 “Espace AGF” Fransa’da Yaşayan Türk Sanatçılar Sergisi, Salon Ch. D’Antin, Paris,

1990 “PARİSTANBUL” Paris’te yaşayan Türk Sanatçılar Sergisi,  Cite Int des Arts, Paris,

1992 “De Bonnard à Baselitz”, Bibliotheque Nationale de Paris, Fransa

 Özellikle  eserlerinin arasında  Paris’te  üretmiş olduğu yeni bir  teknik  olarak gördüğümüz Paris afiş resimlerini ve de  büyük ebatlı tuval ve karton üzerine yapıtlarını İstanbul da  ise Urart, Lami ve Baldem sanat galerilerinde sergilemiştir.

 

Asım İşler, “İlahi komedi II “, Kağıt Üzerine Yağlıboya 100x70cm, 1988, detay 

 

E.S: Resimlerindeki yabanıl ve vahşilik etkisini tuvallerine taşıyan Asım İşler,  Akademi gibi geleneğe bağlı kuralları olan  bir ortamda  bunu nasıl başarmış olabilir?

Ş.İ: Benim takip edebildiğim yıllar itibari ile Akademide 80’ler 90’lardan  ve 2003’te  emekli olduğu döneme değin Akademide figüratif ve soyut sanat ekolünü destekleyen iki farklı öğretim üyesi grubu yer alıyordu. Zaman zaman eğitim öğretimde bu iki ekolün birbiri ile zıt düştüğü de gerçek. Asım İşler’in  sanatsal  düşünüşü ve kendinde biriktirdiği donanımıyla  sanatında geliştirdiği nokta itibari ile,  kendini  ifade  alanında  soyut dışavuruma yakın hissedip  karar kıldığını düşünüyorum. Bu tarz içinde,  figüratif resme kıyasla, epey aykırı ve farklı  unsurlar barındırıyor. Bunlar:  Renk seçimi, fırçanın jestüel tavrı ve buradaki  kararlı profesyonel duruşu, belirlenmemişlik, armonik  uyum ve form kurgusudur. Onun bu geçiş donemi  Op 89  adlı resim ile başlıyor. 2-3 metrelik eserlerde realize oluyor.

Asım İşler , “Opus 89”, Tuval Üzerine Akrilik, 200x 150cm, 1989

Sanat tarihçi Özkan Eroğlu, “ Türkiye’de Resim Sanatı”  kitabında (Tekhne Yayınları, 2015) ASIM İŞLER “Soyutta Yabanıllık” bölümünde babamın sanatını çözümleyen görüşlerini şu şekilde  belirtmektedir.  “Türkiye’deki  soyuta eğilimli resim gelişmelerinde biçimin yanında içeriği de düşünerek resimlerini  geliştiren ve kullandığı, daha da gizemleşmiş içerik anlayışıyla resmine özgün bir boyut katabilen resim anlayışlarından birini de Asım İşler devreye sokmuştur”…” Asım İşler yıllardır dışavurumun soyut felsefeyle bağlarını sorgulayan bu konudaki en primitif içselliğini de kompozisyon oluşumlarında değerlendiren bir sanatçı” 

E.S: Sabri Berkel ve Neşet Günal gibi soyut ve figüratif kolun temsilcisi olan iki ustanın öğrencisi olmak sanatsal arayışlarında Asım İşler’i etkiledi mi?

Öğrenciyken Akademideki çalışmalarını Sabri Berkel  ve Neşet Günal’ın yanı sıra Cemal Tollu ile de  yaptığını eklemek gerek gerek. Gerek soyut sanatın gerekse figüratif sanatın temsilcisi  bu değerli sanatçılar ile çalışması görgü ve alt yapısının sağlam olması için büyük bir şanstı elbette ve de  O’nu destekleyip  sanatçı olma kararlığında ona yol göstermeleri adına. Ama asıl olan kendi yeteneğini  geliştirerek  yıllar içinde, kendi özgün üslubunu arayıp bulma ve oradaki sanatsal duruşudur.

Babamla ilgili Ressam Özdemir Altan’ın 2015 yılında  onun için söylediği “Asım İşler’in, bir Neşet Günal  öğrencisi olarak çağdaş dünyayı izleyebilen ve bunu sanatına yansıtabilen tek sanatçı olduğunu düşünüyorum.”sözünü de burada belirtmek isterim.

-E.S: Asım İşler’in o dönemde soyuta risk içerdiğinden illüstratif olabileceği düşüncesiyle fazla sıcak bakılmazken soyut dışavurumcu bu tavra yönelişin gerekçeleri neler olabilir?

Ş.İ: O,  sanatında bu  riski aldı. Boya, resim, (pentür)  ve baskı resim, gravürde (bu iki branş hep birbirlerine paralel gelişim içindeydi) kendini ifade yolunda büyük bir coşkuyla yeni atılımlar peşinde oldu. Gravürün sınırlı çerçevesi ile kısıtlanan zengin yetkinliğinin ifadede yetersiz kalışını, gravürün kısıtlayıcı engellerini büyük boyutlu çok renkli tuvalleri gerçekleştirerek aştı. Hiç eskiz yapmadan eserlerini biçimlendiriyordu.  2003 yılında AKM Büyük Salon’da gerçekleştirdiği  ASIM İŞLER “Üç Şehir, Resim ve Ben” Retrospektif sergisi ile aynı adı taşıyan sanat kitabında  soyut resmindeki soyut dışavurumcu özellikleri şu şekilde açıklamaktadır:

“Benim resim geçmişimde  yeni bir dönem “Pierro’nun Çifte Portresi” ile kapanan “Soyutlama Dönemi”  “ Op. 89 eseri ile ve diğerleri ile  belirgin bir soyut resim ve dışavurumcu tutum  ve arayışı belgeler.”

“Eserlerimde bilinç ve bilinç dışının dışavurum ve ifadesi ile buluşan dinamizm, coşkulu ve baskın bir üslup kazandı”.

“Açık form mantığı, renk egemenliğinin ağırlık kazanması, karakteristik özelliğidir bir döneminin. Yazısal jestüel tavır, kendine özgü bir biçim yansıtır. Gerek boya resimler, gerekse gravürlerinde öngörülen geniş açık yaklaşım, açık form, karşıdanlık fiziksel ve zihinsel bütünlüğün eylemedönüşmesi, belirlenmemişlik ile gelişen plastik kurgu ve yapısallık, özgün değerler yaratır. “Opus’lar ve “Zen Bahçesinin Sırları” temalı soyut kompozisyonlar, estetik bütünlükte  sonuçlara ulaşmıştır.”

Asım İşler, “Pembe Oda”. Duralite Marufle Karton Üzerine Akrilik ,150x185cm,1989

 E.S: Asım İşler’in sanatının  soyut dışavurumu , özgür ve içsel itkilerle bir felsefe taşıması nedeniyle Türk resminde öncü bir yerde konumlandırılıyor. 80’lerde sanatının olgunluk döneminde sanat ortamı bu savı paylaşıyor  muydu?

Ş.İ: Evet.Onun sanatındaki çağdaş ve soyut dışavurum etkilerini  bizzat sergilerinde görüp değerlendiren sanat tarihçilerden Yalçın Sadak’ın ve Necmi Sönmez’in görüşlerini burada belirtmek isterim. “Onun soyut dışavurumları başından beri action painting’e ilişikin değerleri zengin biçimde içerir durumdadır. Tek kelimeyle jestin, hem de barok jestin egemenliğinde gelişir o’nun resimleri. Jestin uzamı ne denli genişse, kendini  o ölçüde okunur kılmakta, jestin niteliği İşler’in çalışmalarının boyutlarını da zorunlu olarak büyütmektedir”. (Aykırı bir Ses -Yalçın Sadak)

“O hiç bir zaman sorunsuz bir estetiğin heveslisi olmadı” (Yalçın  Sadak  “Kararlı Bir Direniş” 1990 Güneş Gazetesi)

Sanat Tarihçi Necmi Sönmez de Onun sanatının gelişimine işaret ederek. 1988 yılında Gösteri Dergisi’ndeki yazısında “İstanbul Resim ve Heykel Müzesinde açılan “Çağdaş Sanatçılar I” Sergisi’nde yer alan eseri ile sanatçının  iyice ortaya çıkmış dışavurumcu yapısı Asım İşler’i kendi kuşağı içinde  diğer sanatçılara göre  daha yeni daha çağdaş bir yere getirmektedir” diyor .

E.S: Asım İşler’in çağdaş sanat eserlerinin gelişimi gözlemleyebileceğimiz 87’den sonra katıldığı  Türkiye’deki önemli,  çağdaş sanat sergileri ve koleksiyon sergileri hangileridir ?

87’den  sonra  Türk  resim sanatı tarihini ve gelişimini belgeleyen birçok büyük karma sergiye katılmıştır.

Bunlar arasında en önemlileri, 

1988 Çağdaş Sanatçılar I, Resim ve Heykel Müzesi,  İstanbul,

1988  “Bizden ve  Onlardan” Gravür  Sergisi, TEM Sanat Galerisi

1989   “Çelebi’den Gürbüz’e “ TEM Sanat Galerisi, A.K.M İstanbul

1989   2.Uluslararası Sanat Bienali, Askeri Müze, İstanbul

1990  “Santral” Büyük Sergi, Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul-Ankara,

1998  “Türk Resminde Soyut Eğilimler” Galeri Baraz Organizasyonu,AKM, İstanbul,

1998  Yaşayan Türk Plastik Sanatçılar Sergisi,  Bilim Sanat Galerisi Organizasyonu, Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara,

2001  Başlangıcından bugüne Türkiye’de Gravür Sanatı, Karşı Sanat Galerisi, İstanbul,

2003 Nahit-Huma Kabakçı Resim Koleksiyonu Sergisi, AKM, İstanbul,

 2009 Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II,  Ahu-Can HAS Koleksiyonu, Rezan HAS Müzesi,  

2010 “Hoca Ressamlar, Ressam Hocalar: Sanayi-i Nefise’den MSGSÜ’ne Akademi Resim Hocaları, İş Bankası Kibele Sanat Galerisi, İstanbul

 

 

“De Bonnard à Baselitz”, Bibliotheque Nationale de Paris, Fransa, 1992 sergi katalogu

E.S: Asım İşler’e göre gerçek sanatçı nasıl olmalıdır?

Ş.İ: Ona göre gerçek sanatçı,  kendini geliştirerek yetiştirerek sürekli  sanatsal gelişimleri takip ederek  kendi  özgün üslubunu yaratan, bu arada kolaycılığa kaçmayıp, hiç bir zaman öykünmeci bir tavırda olmayan kişidir. Sanatçı toplumun seviyesine inen değil, onu kendi seviyesine çıkaran,  topluma öncü olma sorumluğu taşıyan kişidir.

E.S: Türkiye’de sanat alanında ileriye yönelik neler yaşanacağına dair Avrupa sanatını bilen bir kişi olarak  Asım İşler bir yorumda bulunur muydu?

Ş.İ: Düşüncelerini görüşlerini çok fazla dışarıya aktaran değil, içsel  yönelimli düşüncede, bunları  sanatındaki duruşuna  yansıtan bir insandı. Yani sanatıyla  kendini ifade etmeyi tercih ediyordu bence.

 

 

E.S: Sanatçı arkadaşlarıyla veya Akademi’de Asım İşler’in yaşadığı bir anekdot varsa anlatabilir misiniz?

Ş.İ: Onun değil ama  benim bir anımı paylaşmak isterim. 70 lerin sonunda Bozcaada’da  Babam, Özdemir Altan, Ferruh Başağa, Fethi Kayaalp ve Neşet Günal’ın farklı yerlerde yazın gittikleri bağevleri vardı. Annem, babam, abim ve ben tüm aile yazları genelde buraya  giderdik. Çok iyi hatırlıyorum, Özdemir Altan hoca ile bir ara karşılaştık adada ve  80 lerin başıydı. Ben ve abim  adayı biraz tenha ve  sıkıcı bulduğumuzu söylediğimizde Özdemir hoca,  babama  buranın kıymetini ilerde anlayacaklar demişti. Ve gerçekten  ada,  13-15 yıl  öncesine kadar sakin iken yavaş yavaş keşfedilmeye  başlandı ve yoğun bir tatil  bölgesi haline geldi.

E.S: Asım İşler’in  2007 ‘de vefatından sonra örnek bir davranış sergileyerek Asım İşler hafızasına ve birikimine sahip çıkarak örnek bir davranış sergiliyorsunuz. Babanızın eserleriyle yaşaması için çabalıyorsunuz  Bu durumun sizde uyandırdığı maneviyattan biraz bahsedebilir misiniz?

Ş.İ: Avrupa sanatının merkezi Paris’ te bir Türk ressamın kızı olarak doğdum. Buradan başlıyor benim resim serüvenim. Elbette onun gibi değerli  önemli bir sanatçının kızı olmak çok gurur verici. Onun,  eserlerini ve adını yaşatmak,  iyi  sergiler açmaya devam ettirmek gerekiyor. Bu önemli büyük bir  sorumluluk. Hayatta olmayan bir kişinin sergisini yapmak  ülkemizin önemli sanat kurumları ve müzeleri ve  Onların değerli yöneticileri için de, bu isim karşısında daha fazla sorumluluk gerektiriyor  bence.  Karşımızda Çağdaş Türk Resim sanatına hayatını adamış yapıtlarındaki başarısı yaratıları ortada olan bir sanatçı var. Aile olarak bizim Onun vefatından sonra yaptığımız sergiler eserlerinin sanatının daha çok kişiye ulaşması içindi. Çünkü gelecek kuşaklar da O’nu tanımalı.

Asım İşler, “Card Express”,Paris Afiş Resimleri, Afiş Üzerine Akrilik, 182 x 127 cm, 1990

E.S: Babanızın 2007’deki vefatından sonraki süreçte sanat ortamında gözlemledikleriniz nelerdir?

Ş.İO’ nun vefatından sonraki yıllar içinde  Türkiye’de özel müzelerin ve galerilerin sayısının artması, nitelikli iyi sergilerin halka sunulması ile  çağdaş  sanatın  algılanması, bilinçlenme düzeyi yükseldi. Türk sanatçılarının gerek yabancı sergilerde ya da  müzayedelerde  tanınırlıklarının artması ve  tabi ki sanat fuarlarının sanat yayınlarının çoğalması  sanat ortamını geliştiren unsurlar oldu. Dolayısıyla bu durum halkın bilinçlenmesini ve tabi ki de belli  alıcıların, koleksiyon yapabilen kişilerin sayısının artmasına sebep oldu. Türk sanatçılarının eserlerinin değerlenmesi de tabi ki Türk sanatının gelişmesine olumlu etki yaptı.

Biz de Asım İşler’ in eserlerini sergileyerek  belli başlı koleksiyonlarda  yer almasının devamını sağladık. Keşke hayatta olsaydı bu günleri O’ da  görseydi  yine güzel yapıtlar üretmeye  devam etseydi  diyorum içimden. Son olarak söylemek istediğim, Onun eserlerini sergilemeye devam edeceğimizdir.

ÖNCEKİ YAZI

Venedik Bienali'nde Yaşa Sanat Yaşa

SONRAKİ YAZI

İzlekler dergiyi buradan okuyabilirsiniz...

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*