İzlekler Dergi

Performatif Estetik ya da Şabalama-Necmi Karkın

  Anadolu, kültürel deneyimleriyle belgesel değerleri olan bir coğrafyadır. Halkına kültürel imgeleri sembollerle açıklayacak sanatçılarına, nesneye atfedilen estetik deneyimleri bağışlar. Öte yandan ampirik ve ritüelistik olarak sanatsal paradigmayı kendiliğinden belirleyebilirler, ve estetik nesnenin nesneyi gündelik yaşamdan yaşamdaki kullanımıyla olan farkını ayırt edilemeyecek kadar, ortaya koyan derinliğe sahiptir. Bu sonuçla giderek unutulmaya yüz tutmaya başlanmış nesneler ve imgeler üzerinden, Anadolu kültürüne dair söylemsel derinlik yaratacağı söylenebilir.

Necmi Karkın, “Meydan Şabası” tuval üzeri akrilik, 80x100cm, 2016.

            Günlük yaşam estetiği, Anadolu kültürünün estetik söylem ihtiyaçları içerisinde, kültürel hayatımızın estetik boyutlarını hatırlatmayı amaçlamaktadır. Hem kavram ve uygulama hem de eğitim ve normal uygulamalar olarak estetik bizi, hayatımızın çeşitli yönlerini yaşamaya teşvik eder. Söylemler bizim estetik duyarlılığımızı ve estetik hayatımızı yaşanır kılmaya yardımcı olur. Ancak, hayatımızın estetik boyutu,  dünyayı şekillendiren önemli bir güç uygular ve bu gücün kullanımına yönelik kaygı durumlarını yaşamamıza neden olur. İtiraz etmeden amaçlanan durumunun sıradan, doğal yaşamın kabulü anlamına geldiğini düşünüyorum.

            Anadolu kültüründe yaygın olan performatif estetik içeriğini günlük hayatta olduğu gibi deneyimler ve alışkanlıkların pratiğinden almaktadır. Bu estetik deneyimin duyusal bileşenine sahip olarak algılanan süreksizlik ya da ilgisizlik doğanın kendi niteliklerini farkındalık içinde estetik olanı hatırlamakla ilgili etkin olabilir. Duyusal organik olanın estetik yansımalarını estetik yükümlülüğün dikkate alınmasını önemsiyoruz.  Bu noktadan bakarak Anadolu kültürlerinin paradigmatik olarak zamandan düşürmediğimiz estetik yansımalarının,  kendi türleri arasında belirleyici bir rolü olduğunu görmekteyiz. Bu durum tanıdık ve sabit fikirleri kullanarak doğal ve kültürel olan Anadolu halk sanatının açıklayıcı bir ifadesidir. Halk sanatı, halkın kendi olanak ve koşulları içinde gereksinimlerini karşılayacak kültür yapılarının sanatsal üretime denir. Halk sanatı, nesnelerin üretimine kazandırılan sanatsal yöntemler; dekoratif heykel, resim, çömlekçilik, dokumacılık, yapıcılık, nakış,işlemecilik, anlatı gibi üretimler ve yöntemler olarak geniş bir alana yayılır. Şarkılar, türküler, ağıtlar, ezgiler, halk dansları ve seyirlik oyunlar halk sanatının içine girer. Halk sanatı bize belirli halkın (etnoğrafik)sanat üretimini belirleyebilmemiz açısından önemlidir

           Halk sanatı ve kültürel imgeler arasındaki mevcut olan sembollerin ritüelistik yansımaları,  performatif olarak Keçi sürülerinin çan sesleri, Şabalama,  Bozlak ağıtları, çeşitli kültürel referanslar Anadolu etno estetiğini yeniden hatırlatmaktır. Bu öne çıkan durum algısı duyumsamaya bağlı olan Estetik ihtiyacını, Anadolu’dan karşılamaya ve düşünmeye davet etmesi bakımından önemlidir. Anadolu da, gerçekliğinde asal değerleri olan imge ve nesneler önemli olma esaslarına rağmen kendilerine teorik değer verilmeyen sadece yararlılık unsurları kapsayan olarak görülmüştür. Belki buna analitik gelenek içerisinden bakabiliriz. Çünkü estetik deneyimler kendi içerisinde yaşarken aynı zamanda dönüşerek gerçek yerini kaybeder. Biz bu dönüşüm sürecinde zamanın bir bölümünde üretilen nesnelere odaklanarak o zamanı bir kesit olarak almak durumundayız. Tatmin edici bir sonuç beklentisinde olacağımız için “açıklayıcı” ve “kapsayıcı” deneyimlerle sınırlı değil ona yüklenmiş estetik anlamları olduğu konusunda ikna edici istisnalar oluşturacağız. Estetik bakış açısının bir istisnanın sonucuna bağlı olması, değerini yitirmiş ve günü geçmiş olarak görülen uygunluk durumun yaşanmasıyla ilgilidir. Bu istisnalar, zamansal akışa maruz kalmış ve derinliği güncel algılarda hızla çürümüş değildir. Şabalama, bunun en canlı örneğidir.

Şabalama, Osmaniye Düziçi,2015

            Şabalama, Anadolu estetik deneyimin bir ön koşulu olarak estetik yaşamı tanımlayan görünümlerin olduğunu yansıtıyor. Çukurova halk kültüründe, düğün töreni sürecinde görülen bir uygulamadır. İçerik olarak ne düşündüğümüzle ilgili estetik bakış açılarını birleştiren, estetik deneyimin ortaya çıkması ritüel gerektirir bir varsayımdır. Bu estetik deneyimler günlük yaşam formlarının içinde yer alan halkın estetik beğenileri için minör yoğunluktaki bir durumdur.  Toplumsal yaşantımızda kuramsal çerçevesi yok demeyeceğimiz bir olgunun yansıması değildir. Çünkü “Şabalama” yine minor bir coğrafyanın geleneksel aksiyonlarından biridir. Şabalama performansı, 1960’lı yılların çağdaş performans sanatlarının dönüşümündeki teorik yorumların içerisinde görülmese bile sahneleme ve halkın geleneksel sezgileriyle hala günceldir.

       Performans sanatının ortaya çıkışı üzerinde Soyut Ekspresyonist  ressam Jackson Pollock’un önemli bir etkisi olmuş ve Hans Namuth   Allan Kaprow Vito Acconci  ve  Bruce Nauman gibi erken performans sanatçılarına yön vermiştir. Performans sanatı aksiyonlar, beden, mekan, izleyici ve doğaçlama üzerine kurulu bir sanat anlayışıdır. Alman sanatçı Joseph Beuys, 1963’ten itibaren ‘eylemleriyle geniş bir etki yaratan performans sanatının öncülüğünü büyük ölçüde etkilemiştir  

             Toplumsal yaşamı biçimlendiren geleneksel normlar, yasalarda yazılı bildirilmeyen kültürel değerlerdir. Bu değerler estetiğin asal değerleri gibi çok uzun zaman boyunca korunan ve değişmesi olanaksız olan süreklilik içerisindedir. Şabalama da bu kültürel yansımanın etnolojik taşıyıcısıdır. Geleneksel uyumun yapısı açısından toplumun kendi kültürel tasarımıdır. Şabalama, Çukurova kültürü içerisinde yer almaktadır ve tözünde toplumsal birliği ifade etmektedir. Çukurova da toplumsal yaşamda geçiş süreçleri olarak adlandırılan; yaşam aşamalarının etrafında birçok töresel gelenekler bulunmaktadır. (Görsel-1)

Şabalama’nın, toplumsal bağlamda bireylerin birlikte yaşamalarından kaynaklanan sosyal-psikolojik-ekonomik sonuçları vardır.  Sabanın doğaçlama boyutu ile de bu birlikteliğe estetik boyut katmaktadır. Estetik kültürel değerlerinin bütünü olan töre ve törenler insanlık tarihinin çok en eski kültürel birikimlerinden oluşmaktadır. Bu nedenle insanlar kendi imgelerinin yaşam pratiklerinden dolayı geleneklerinden uzaklaşmamaktadırlar.  Şabalamayı yapan Abdalların toprak üzerindeki dansları toprağa duydukları saygı toprağa yükledikleri sembolik anlamları yansıtır. Bunu düğün törenine gelen konuklara beklentilerini ortaya koymak için yaparlar. Düğüne gelen konukların verdikleri hediyeler düğünü kurgulayan Abdal ağası denilen şâhsa verirler. Şabalama’da Meydan Sabası seyircisi en fazla olandır ve en çok ilgi görendir. Şabalama,  estetik uyumun törensel boyutu olarak düşünülebilir ve geleneklerin devamını açıklamaktadır. Bu yönüyle müziksel ve doğaçlama uygulamaları içerdiği için bu pratiği ritüelistik öğelerden dolayı Şamanist uygulamalar ile de bağdaştırılabilir.  Anadolu’daki Şaman kültürünün etkilerini Childe’nin, “Yüzyıllar boyunca süregelen denemelerle, kuşaktan kuşağa geçen sosyal geleneklerle oluşturulan alışkanlıklar, töre ve yasaklar türümüzün yaşamım sürdürme çabasından yana da kuşaktan kuşağa geçen iç güdülerin yerini tutmuştur” (Childe, 1992:20) yaklaşımıyla güçlendirebiliriz.

            Görüldüğü gibi Anadolu referanslı performatif ritüeller, entelektüel ve duygu yönüyle öngörülebilir heyecanlarla ilgilidir. Özellikle Şaman deneyimleri bu heyecanın en yakın sonuçlarıdır. Bu geleneğin, varsayım uyaranları yoktur. İmgeden arındırılmış bir kaygı bağlamında değil, iç dökmenin sınırlarını genişleten uzunca bir gelenektir. Bambaşka kurgusal ve duygusal temelleri olan, zihinsel sonranın geçerli deneyimleridir. “Meydan Şabasın’da görüldüğü gibi kader hali değildirler; devşirildiği kültürün koşullarına uygun duyumsamaların sonuçlarıdır.

             Orta Asya Türk kültürlerinde Davul’un oldukça güçlü derinliğe sahip sembolik anlamları vardır. Kurganlardan elde edilen buluntulara göre uygulama ve kabul görme derinliği hakkında sonuçlar çıkmaktadır. “Meydan Şabası” adlı çalışmada, davulun simgesel değer olarak merkezde duran varlığı, Şamanist anlayışın davul algısındaki gücünün gerçekliğidir. Çalışmada davul etrafındaki mitsel figürler, aynı şaman davulu üzerine tasvir edilen resimler gibi kozmik anlayışın gücüyle örtüştürmektedir. “Meydan Şabası”adlı çalışma(Görsel-2), Anadolu kültüründe davulun hakimiyet, duyuru ve acılardan sağaltıcı durumlarını yeniden gündeme taşıması, kültür dokusundaki  yansımaları içermektedir.   

               Anadolu kültürlerine ait olan kültürel bellek örnekleri çağımızın kültürel ihtiyaçlarına yanıt olmaktan çıkmış gibi düşünülebilir. Bu kültürel taşıyıcılığı üstlenmiş olan estetik değer biçimlerimden uzaklaşılmış olmasının iktisadi ve bireysel bağlayıcılığı olan birçok nedenle ilişkilendirebiliriz. Bu nedenle Eyuboğlu, “Uygarlık ürünlerinin yerine, uygarlığın özüne, ilkelerine uygun olarak kullanılmayışı insanı yalnız çağının dışına itmekle kalmıyor, kendi özünden, onu “insan” kılan tözünden de uzaklaştırıyor. Böylece çağdaş insan eskiçağ insanına oranla bir “mitos” varlığı bile olamıyor”.(Eyuboğlu, 1998:96) şeklinde yaklaşmıştır.  Kendi çağına bile mitos olamayan bir varlığı hangi kültürel yaşamın öznesi ilan edeceğiz? Daha önce söylediğim gibi, Anadolu kültürü kendini oluşturan hayal dünyasını ve yaşam pratiklerine dair kültürel motifleri oluşturan imgelere sahip olmuştur. Bu yüzden Anadolu insanı, önce nefret edecekleri nesne ve imgeleri seyreden bir idealin huzursuzluğuyla yaşamıyordu. Taşa dokunuyorlar, ahşap oyuncaklarını yapıyorlar, ağıt yakıyorlar ve hayallerini estetik duygularıyla kendilerini dahi unutarak yaşıyorlardı. Yaşadıklarını ve yaptıklarını kültürel belleklerinde taşıyor ve hatıralarında saklıyorlardı. Çünkü değerlerine dair olan imgeleri estetik bir anlama da dönüştürmüşlerdi. Şimdi yaşamda kendi kullandığınız nesneyi kendiniz üretmediniz ve ona dair bir duygusal bağınız yok. Bunlar bizim için endüstriyel bir ürün ve seri üretimle yapıldılar. Bizim için sıradan ve hatırası yok. Çünkü kültürel ve estetik anlamda organik ya da duygusal hislerimizin bir parçası değildir. Son yüzyılın genel izleniminde gelinen noktanın dünya kültürüne biriktirerek getirdiği durum, mekanik, bireysel, yabancı ve uyuşmazlık ve hayalsizlik içeren bir devamlılık sürecidir. Bu süreci Ranciere’nin “İnsan doğası ile toplumsal doğa birbirinin kefili olmaktan çıkmıştır”(Ranciere 2012; 18) yaklaşımında olduğu gibi teyit edebiliriz.

                 Bu çalışmada Anadolu kültürüne ait olan estetik içeriklere sahip olduğuna dair konulara geri döndük. Benim düşünceme göre etno estetik geleneklerin, yeniden konuşulmaya ve gözden geçirilmesi daha anlamlıydı. Herhangi bir filozofu ve sanatçıyı referans almadan, Anadolu kökenli estetik yansımaların önemini güncelleştirmek istenciydi. Anadolu’da yer alan değerler antolojisinde estetiğin anlam yüklü nesneleri buna bağlı olan inançlar ve ritüellerin bir bölümünü performatif estetik bağlamında göstermek istedim. Bir bütün olarak çalışmanın yorumsal önemiyle birlikte, Estetik süreçlerin ve yargıların somut doğasında yer alan apsislerle karşılaştık.

                    Anadolu’daki Etno estetik gelenekler, sembolik yapı ve deneyimler arasında kurucu bir yapı olarak kendini oluşturmaktadır. Bu yapıların içinde yer alan Teke Zortlatması, Çal Çökelez ve Şabalama oyunlar gibi bazı performanslar yer almaktadır. Bunlar performatif estetik yoluyla kültler olarak üretilir ve gerçekleştirilir. Estetik oluşumlar olarak gündelik hayatın anlayış hassasiyetlerine uygun olarak kültürün estetik bir tutumudur.  Bunların varoluşu, sürekli özsel sembolik süreçler olarak Estetik ile eşitlenir. Bunlar insanoğlunun içinde var olduğu tüm estetik birlikleri sağlayan geleneksel örneklendirmelerdir.  Bu nedenle, performans anlayışını (kendisi zaten estetik bir oluşumdur) sergileyen katılımcıların yansıtıcı olan insan bilinci,  uygulamayı geleneksel olandan ayırmaz. Ayrıca gösteri sürecindeki yöresel müzik eşliğindeki yansıtmalar,  estetik geleneklerin gerçeklerini oluşturmak için yeterlidir.  Tarsus’ta oynan ateş kültüne dayanan Sinsin oyunu gece oynanır ve meydan ortasına bir ateş yakarlar. Ateş etrafında dolaşan oyuncuların sinmeleri konusunda motivasyonlar üreten figürler oluştururlar.  Bu etno estetik olarak doğaçlama geleneğine dayalı bir argümandır.  Örnekte kültürel anlam içerisinde bir daire içinde bulunmak,  ortak ruha sahip olunduğunu göstermektedir.  Bunun yanı sıra performansa katılanların önemini ve deneyim koşullarını yeniden oluşturulmasının kültürel sürekliliğe duyarlı olduğunu olduklarını ifade etmektedir.  Günlük yaşamın kültürel varyasyonları içerisine yerleşen olguların, duygusal ve kültürel boyutlarını belirler. Bu nedenle günlük yaşamın boyutlarıyla uyumlu hale gelen toplumsal denge, varoluşu geleneksel nedenlerle geliştiren önemli birçok pratiğin egosu, paradoksu, uyuşmazlığı ve eleştirenleri yoktur. Çünkü hala doğa referanslarına, organik belleğe ve duygusallığın arkaik ritüellerine bağlıdır.

         Her daim birçok yönden, konuya geri dönüşü işaret eden birçok neden varken, felsefi iddialara karşı savunmaları olmayan doğayı,  sürekli estetiğin tezahürü olarak görmek, bir sonuca hazır olmak değildir.

 

KAYNAKÇA

CHILDE Gordon; Kendini Yaratan İnsan (İnsanın Çağlar Boyu Gelişimi). Çev.: Filiz OFLUOĞLU Varlık Yayınları 4. Basım İstanbul 1992 Bilgi Dizisi:24 Varlık Yayınları, Sayı: 278

EYUBOĞLU İsmet Zeki; “Anadolu Mitolojisi / Anadolu Üçlemesi2” Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1998

RANCIERE Jacques; “Estetiğin Huzursuzluğu”, Sanat Rejimi ve Politika  Çeviri
Aziz Ufuk Kılıç, İletişim yayınları, 2012

 

Necmi Karkın

Necmi Karkın

İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü

ÖNCEKİ YAZI

İstanbul Modern, "Müzeler Konuşuyor"un Konuğu : Viyana

SONRAKİ YAZI

Ali Dirier Heykelleri ve Yaşamı

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*