Modern Sanat

Oyun ve Oyuncağın Sanatta Sunumu- Ceylan Dökmen

OYUNUN  ANTROPOLOJİK YORUMU

Oyunu form açısından anlatmaya çalışırsak ,özetle uyduru olarak hissedilmiş ve gündelik hayatın dışında konumlanmış,bununla birlikte oyuncuyu bütünüyle kendine yoğunlaştıracak yetide ,özgür bir edim olarak tanımlamak mümkündür,her türlü maddesel çıkardan ve her türlü yararlılıktan kurtulmuş bir edim  ,özellikle çevrelenmiş bir zamanda ve bir mekanda yerine getirilen,belirlenmiş kurallar uyarınca düzen içinde cereyan eden ve insan ilişkilerinde kendilerini bile isteye gizemlerle çevreleyerek ya da kılık değiştirerek alışılmış dünya karşısındaki tuhaflıklarını vurgulayan ,gruplar yaratan bir edim… (1)

Kindergarten, Kinderheim

 Oyun kültürden daha eskidir. Nitekim ,ne kadar yetersiz bir biçimde sınırlandırılmış olsa da kültür kavramı insanın varlığını kabul etmektedir. Oysa ki hayvanlar kendilerine oyunu öğretmesi için insanın gelmesini beklememişlerdir.Hayvanlar da çocuklar ve insanlar gibi oyun oynarlar.Çok önemli bir nokta olarak hayvanın hayatında oyun tamamen fizyolojik bir olgudan ve fizyolojik olarak psişik bir tepkiden daha fazla bir şeydir.Oyun salt fizyolojik ya da biyolojik bir eylemden de daha fazla bir şeydir.Eğer oyunun bu özüne zihin dersek aşırıya kaçmış oluruz ,içgüdü de anlatmak istenileni anlatmaya yetmez. Oyun zihinle içgüdü arası bir yaratıcılık edimidir.

  Psikoloji ve fizyoloji oyunun bu özelliğini kavramak ve açıklayabilmek için bir sürü girişimde bulunmuşlardır.Bunlardan biri oyunun köken ve temelinin aşırı bir canlılıktan kurtulma çabası olduğudur.Diğeri ve daha önemlisi ise ,canlı varlık oyun oynadığında ,doğuştan getirdiği bir taklit eğilimine boyun eğmekte,bir gevşeme ihtiyacını tatmin etmekte ,hayatın ondan talep edeceği ciddi faaliyetlere hazırlık yapmakta ya da oyun insanı kendi kendisine egemen olmaya alıştırmaktadır.  

Başka varsayımlara göre oyunun temel ilkesi egemenlik kurma arzusu ,hem de yarışma ihtiyacı içinde  bir şey yapabilme ve bir şey belirlemeye yönelik olarak kendiliğinden yatkınlıkta aranmaktadır.Ya da oyun insanları zararlı edimden masum bir şekilde kurtulma yolu olarak kabul edilir ,yani bunlara göre oyun ya fazlasıyla tek yanlı olarak hareket etmeye yönelten bir eğilimin gerekli telafisidir, ya da gerçek hayatta gerçekleştirilmesi olanaksız arzuların bir kurmaca aracılığıyla yatıştırılması ve böylece kişisel ben duygusunun korunmasının sağlanması olarak iş görmektedir.İyi de sonuçta oyunun zevkli yanı nedir?Bebek neden zevkten bağırır ,oyuncu neden tutkusu içinde kendini unutur.Binlerce kişinin oluşturduğu kalabalık ,şampiyonluk için çekişen yarışmacıları çılgınlığa varacak ölçüde nasıl tahrik eder.Zaten oyunun özü bu tastamam yoğunlukta,bu tahrik etme gücünde bulunmaktadır.Doğa mantıksal bir bakış açısına yerleştikçe,kendi yarattıklarının gereksiz enerjilerini sarf etmelerine, gerilimden sonra gevşemelerine, hayatın gereklerine hazırlanmalarına ve gerçekleştirilmesi en güç arzularını doyurmalarını sağlar.

 Oyun tıpkı sanat gibi özgürleştiricidir.İlk seçimde fütursuz bir eylem gibi gözükse de,keyfe keder davranılsa da oyunun içine girildikten sonra gerçek dünyadan ayrılıp sadece oyunun  kendi kuralları işlemeye başlar.Oyun şekliyle tanımlanır ve oyunun şeklini kuralları belirler.Kural oyunun tamamlayıcı kısmıdır.Kural yoksa ,oyunda yoktur ve kural değiştiğinde oyun da değişir.Oyuncu ,kuralların kısıtlamasını gönüllü olarak kabul eder.’’ Anadolu’da oyunun kurallarını bozanlar için çeşitli isimler verilmiştir.oyunbozan ,mızıkçı ,cılcık ,cıllık ,gırnakçı ,holdara ,kacara ,karacalık ,karacı ,kırnak,zıllık.’’ (2) Oyunbozanlık hoş görülmeyen bir davranıştır ve genelde oyundan atılarak cezalandırılır.Ama kurallar günlük hayattan farklı olarak oyunun kendi zamanı ve mekanı içinde şekillenir.Oyunun kurallarının gönüllü olarak kabul edilmiş olması önemlidir.Böylece ,özgürlük kavramı ile kuralcılık birbiri ile çelişmezler.

Picasso ve Afrika Fang Mask

Picasso ve Afrika Fang Mask

 Oyundaki esrar havası içinde oyuncu ,istisnai bir kimliğe bürünür.(3) Bu yüzden maskeli balolar,gölge oyunları,insanlara bu kadar çekici gelmiştir.Taktıkları maskelerin ardında farklı bir dünya yaratıp,günlük yaşamdan farklı davranma hakkına sahiptiler. Getrude Stein’in Picasso’yu  afrika maskları satan bir dükkana götürdüğü ve Afrika masklarını gösterdiği bilinir ve Picasso’nun ‘’Avignon’lu kızları’’nda tamamen bu maskelerin etkisini görebiliriz.

 Tarih boyunca oyun ,sanat, ritüel beraber ilerlemişlerdir.İlk sanat eserleri sanat endişesiyle değil ,bir büyü,bir tapınma endişesiyle yapılmışlardır.İnançlar oyun üzerinde ,günümüzde de etkisini göstermektedir.(4)

  Oyun nasıl büyü,din ve ritüellerle ortaya çıkmışsa , ilk müzikle ve dansla kendini göstermiştir.İnsanlar ilk çağlardan beri bu ritüeller içnde kendilerini dansın ve müziğin ritmine bırakır,bir takım tapınma ve ayin figürleriyle coşar,tepinir,garip sesler çıkarırlardı.O yüzden oyun fiili yabancı dillerde bir müzik aleti çalmaya eş anlamdayken,bizde de dans etmek anlamında kullanılır.(5)

Halk danslarının ya da oyunlarının  çoğu tarım ritüeli kökenlidir.Halikarnas balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya göre Ege Bölgesinin  ‘’ Zeybek Dansı’’ tarımsal hareketlerin sembolize edilmesidir.’’Efe kollarını kaldırarak üzüm topluyor,eğilip yere koyuyor  ve zıplayıp üzümü şarap yapmak için eziyor.(6) Türkçe’de oyun kelimesi oy (çukur ) kökünden gelmektedir.Orta Asya Türklerinden Yakutlar, Şamana oyun adını verirken,Türkmenistan’da ise şaman töreninin tümüne oyun adı verilir.Yani oyun kelimesi  günümüz Türkçesine Orta Asya şamanizminden kalmıştır.oy_un gerçek anlamı çukur açmak olduğu halde zamanla vakit geçirmeye yarayan ve belli kuralları olan eğlence anlamını kazanmıştır.(7)

  Oyun fikri beynimizin içinde ciddiyet fikriyle zıtlaşmaktadır.Bu antitez geçici olarak ,oyun kavramı kadar sarsılmazdır.Oyun ciddi olmayan gibi gözüksede aslında ciddi bir işdir. Çocuklar, futbol ve satranç oyuncuları,en ufak bir gülme hafifliği göstermeden büyük bir ciddiyetle oynarlar.Nitekim,sadece fizyolojik olan gülme işleminin sadece insana özgü olmasına karşılık ,yaratıcı oyun işlevinin insanda da ,hayvan da da olması çok ilginçtir.Aristoteles’in animal ridens’i ,insan-hayvan zıtlığını homo sapiens den hemen hemen daha açık bir biçimde ifade etmektedir.

     Oyun bilgelik ve aptallığın dışında yer alır.Doğru ile yanlışın da iyi ile kötü arsındaki zıtlığında dışındadır.Oyun kendi başına bir zihin faaliyeti meydana getirsede ,ahlaki işlev taşımaz ,yani ne erdem,ne de günahtır. Eğer oyun doğruya da yaklaşmıyorsa acaba onu estetik öğesinin içinde  yer aldırabilir miyiz? Güzel,tam anlamıyla oyuna yönelik ,oyunu ifade eden bir terim değildi.Ama oyun her türden güzellik öğesini içinde barındırıyordu.Coşku ve zarafet daha kökenden itibaren oyunun içinde yer almaktaydılar.Hareket halindeki insan vücudunun güzelliği ,en yüksek ifadesini oyunun içinde bulmaktaydı.Oyunun sanatla en önemli bağı ise ritm ve armoni arsındaki ilişkileridir.

 

    Bu durumda oyun hem biyolojiden,hem sosyolojik ve kültürel normlardan,hem de mantık ve estetikten de bağımsız bir alandır ama bir sürü noktada bunlara yaklaşır da uzaklaşır da…

     Oyun ifade ve toplum ideallerini ifade etmektedir.Türün devamlılığı için olan beslenme-korunma ve türün devamlılığı üçgeninin dışında ve daha üst bir noktadadır.Her ne kadar da hayvanların çiftleşmesinde ,kur evresinde oyun çok önemli bir rol üstlenmektedir ve bu salt biyolojik bir durum olamaz ve oyun her zaman toplumun bir üst kesiminde yer almaktadır.İnsan oyunu ,bir şeyi kutladığı ve ya işaret ettiği bütün dışavurumlarıyla bir üst kümede yer alır.

     Oyun gündelik hayattan bu hayatın ,bu hayatın içinde işgal ettiği yer ve süreyle ayrılır.Oyun belli bir zaman da ve seçilmiş bir mekanda oynanır.Oyun her zaman sonludur.Kendi içinde haraket edişleri,gidiş gelişleri,yer değiştirmeleri vardır. Ayrıca oyun oynandığı andan itibaren bir kültür normu haline,bir efsaneye dönüşür.Bir kez oynandıktan sonra, belleklerde manevi bir yaratıcı ve ya bir hazine olarak bulunmakta ,aktarılmakta ve istenildiği zaman tekrarlanabilme özelliğine sahiptir.Oyunun en önemli özelliklerinden biride tekrardır.Oyun sadece efsane olarak tekrarlanmaz aynı zamanda da kendi içinde de nakaratlara ,tekrar öğelerine her zaman sahiptir.

  Oyun zamansal olarak olduğu gibi mekansal olarak da sınırlanır  ve bu sınırlama kutsal bir eylemin ,bir tapınmanın ve ya ayinin sınırlamasından farklıdır ve nasıl her ayinin bir alanı varsa her oyunun da bir alanı vardır.Arena ,oyun sahası ,sihirli çember  ,tapınak ,sahne , perde ,mahkeme ,bunların hepsi ,biçim ve işlev olarak ele alındığında bire oyun alanıdır.Bunlar bildik dünyada oluşturulmuş,belirli bir eylemin gerçekleştirilmesi için tasarlanmış,geçici dünyalardır.

 Oyun bütün bu zamansal ve mekansal sınırlamalar içinde kendine özgü bir düzen sürer.

Oyun bu yüzden düzen yaratır ,oyunun kendisi her ne kadar fütursuz bir eylem gibi gözükse de her zaman düzendir.Bu düzenin en ufak bir ihlalinde oyun bozulur.Oyun estetikle bağı da bu düzen içinde yatar.Bu sanattada da ,oyunda da yer alan estetik etmen ,oyuna nüfuz eden ,düzenli form yaratma saplantısıyla özdeştir.Bu güzellik ve estetik terimleri :gerilim ,denge ,salınım ,yer değiştirme, zıtlık ,değişim ,eklenme ,çözümlenme ,çözüm.Oyun dahil eder,özümler,cezbeder ve en önemlisi her zaman ritm ve armoniyle dopdoludur.(8)

 Oyunun en önemli niteliklerinden biri gerilimdir.Bu oyundaki şans faktörüne işaret eder.Oyunda her zaman bir ikililik vardır.Kazanma ve kaybetme,başarma,yarış gibi faktörler,yazı ve tu(ğ)ra,yap_boz,hedefe atış,fal,zarların düşüşü gibi..Zar oyunlarında ,kumar gibi oyunlarda ve spor müsabakalarında bu doruğuna ulaşır.Bu öğe oyunun iyilik ve kötülüğe yabacı durumuna bir istisna kazandırır.Çünkü bu gerilimin içinde oyuncunun gücü,dayanıklılığı ,yaratıcılığı ve cesareti sınanmaktadır.Oyuna özgü düzen ve gerilim nitelikleri bize oyunun  sınırlarını ve kurallarını belirler.

OYUN VE SANAT

Hayat, deneyimdir bir bakımdan ,yaşanan her şey ,yapılan ,hissedilen , dökülen her şey bir deneyimdir.Hayatın günlük koşullarının getirdikleri ,rastlantısal çerçevelerde bir çok deneyime neden olur.Bunun dışında inşa amacı olarak bazı deneyimleri yaşamanı arzu eder ve bunu rastlantısallığın doğasına bırakmaz.Kimi deneyimleri karşılayabilmek için bazı uygulamalarda bulunur.Bu uygulamalarda güdüsel itkilerin ve zihinsel gelişiminin iç içe geçtiği süreçlerdir.Bu uygulamalara örnek gösterilebilir en önemli birkaç  şeyden bahsedecek olursak bunlar oyun ve sanattır.

M.c, Esher

M.c, Escher

İkisi de gerçek hayattan farklı kurgulanmış zaman ve mekanlarda ,kendilerine has çerçevelenmiş kurallar eşliğinde gerçekleşir.

İkisinde de doğaçlama ya da önceden deneyimlenmiş ve belirlenmiş olgular eşliğinde davranılır.

Ortaya çıkan sonuç,her ikisinde de bir yarar için yapılmaz .Onun sağlayabileceği yarar ancak gerçek hayata hazırlıktır ve de kişiseldir.

Oyunun kendisinin sanat olduğu yaklaşımlar görüldüğü gibi oyunun konu olarak yaklaşıldığı resimler,yontular,fotoğraflarda görülmüştür. Oyun ve sanatta savaş yerine oyun önerir.Her ne kadar oyunun içinde rekabet olsada bu gerçek hayattaki rekabetten ve savaşımdan farklıdır. Oyun ve sanat ikisi de yaratıcılık, beceri, hayal gücü gerektirir. Oyun ve sanat ikisi de tam anlamıyla bir paylaşımdır.Kendi alan ve anlam kümeleri içinde sosyalleşir ve sosyalleştirirler.

Oyun bazen sanatta konu ve motif olmuştur ,bir başka düzlemde üslup ve yaklaşım olmuştur.Biçimde bir oyundur,sürekli yeni bir arayış ve ayrıntı ister.

”    Biçim oyunları”, denilip geçilmiştir sık sık ya, biçim bir oyundur zaten, oyunun yüzle­rinden, maskelerinden epitopu biri: Şairin, bestecinin, yontucunun oynadığı oyuna içleşen her biçimsel oynaş, her dağılışında farklı bir kombinasyon yaratan bir deste iskambil kağıdının yazısını yineler: Alın bu 63 (64) parçayı yeniden dağıtın. (9) Biçim’in oyuncul özelliği çoğu kez tek bir optik’ten, etik yanı ağır basan bir bakış açı­sından görülmüş, hatta yargılanmıştır: Oysa, Butor’un her biçimsel girişimi, seçimi herşeyden önce işlevseldir; bunun apaçık içeriğin zorlamasından, belirleyiciliğinden hız aldığını görmemek elde midir? Kaldı ki, Biçim’e yüklenen oyuncul mühür: Cortazar’ın yazısı, pek çok kitabının çatısı kaba gözlemle bile onu oyuncu-yazar saymamıza yol açar da, içeri­den bakmazsak Borges’in tipik oyunculuğunu göremeyebilir, ‘Babilonya Lotaryası’nı hepten es geçebiliriz. Ressamlarda da öyle – Escher’in yapıtında oyun zembereği her an devrededir, yüzüyle en derin noktası, tabakası arasında gelgit kurar; buna karşılık Klee’nin, Pollock’un, Rothko’nun, Soulages’ın oyunu örtünür: Savaşları aslında birer oyun olduğu her zaman anlaşıl­maz, anlaşılmamıştır. Gerçekte, “Gödel, Bach, Escher” zinciri bu bağlantıyı sökmeye davranır: Oynayan zihin, kendi özel mekanizmasının tutsağı olana dek, bir oyunun her seferinde yinelenen ve yenile­nen çeşitleme mantığını serimler: Hoffstatter bir söker, bir takar satranç tahtasının kareleri­ni. Ondan, Klee, farklı renk ve ısı durumlarını içeren bir yüzey kurar bu karelerle: Savaşın her adımında atmosfer dönüşür karelerin için­de ve arasında: Pek çok kişi piyonlarla oyala­nır, aslında ‘yerler’ kavurucu önemdedir.(10)

Paul Klee, making invisible, Tate Modern

Paul Klee, making invisible, Tate Modern

 Ortaya çıkan sonuç ikisinde de bir yarar için yapılmaz.Onun sağlayabileceği yarar ancak gerçek hayata hazırlıktır.Tam olarak ben duygusunun oluşumu ve gelişimi için tasarlanmıştır. Oyun ve sanat ikisi de yaratıcılık ,beceri ve hayal gücü gerektirir.

         Contemplation kavramı oyun ve sanatın birbirine en çok yaklaştıkları noktadır. Contemplation ,estetikte beğeninin herhangi bir yarardan uzak olması anlamına gelir. Süje izleyicidir ve onun kendini dahil etmesi ile birlikte –miş gibi yapma oyunu başlar.Oyun gerçek hayattan farklı ,kendine özel kuralların geçerli olduğu bir –miş gibiler dünyasıdır.Küçük bi çocuk bile ‘’_miş gibi yaptığı’’ ‘’yalnızca gülmek için davrandığı’’konusunda tam bir bilince sahiptir.(11)

_Miş gibi bilinci oyundaki taklit unsurundan kaynaklanır.Taklit insan oyunlarındaki temel özelliklerden biridir.Gerçek hayatın bir parçası olmadığı halde oyuna gerçekmiş gibi davranmak oyuna inandırıcı bir nitelik katar.Tıpkı sanatçının karşısındaki izleyiciye yarattığı imgenin gerçekliğine inandırması gibi.

Oyunun özgürlükçü işlevi estetikçilerin oyun-sanat ilişkisinde, üzerinde ısrarla durdukları bir noktadır. “Hiç şüphe yok ki oyun liberaldir. Sanat gibi o da şeniyetten daha sağlam bir faaliyet ifade eder. Oyunun bu faaliyete yardım etmesi mümkündür. Çünkü oyunda liberal bir şey vardır; oynayanlar ister çocuk, ister büyük, ister hayvan olsun birinci derecedeki zorunluluklardan kurtulmuşlardır. Bununla beraber oyun ancak spiritüel(ruhsal,tinsel) bir vücutta ve bunun da en yüksek doruğunda sanat olur.(12)

“Sanatın oyunla birbirlerine çok yaklaştıkları anlar vardır. Hatta iç içe geçerler. Yine de oyuna tümden sanat demek yanlış olur. Oyun,  ve oynayan sanatçı gerçeklikten kurtarıcı ve uzaklaştırıcıdır. Sanat gibi yaratma ve derin eğilimleri gerçekleştirir. Ve başlıca hizmeti fiil ve hayal gücü ile serbestleştirmektir..” (13 )“…san’at oyundan daha mudil (karmaşık), ancak, olduğunda sanattır.

 Frankfurt Okulu filozoflarından Adorno’ya göre ise sanat; yanlış ve kötü olan burjuva toplumu içinde bir sığınaktır. Oyunun günlük hayattan ayrılan niteliklerine uygun olduğu için bu tanımda oyun sanat kavramları birbirlerine yakınlaşmaktadır. Aynca yine Adorno’ya göre “Her sanatsal ilerleme ancak özgür obuası halinde yaşamda kalıcı bir nitelik kazanır”.

Bu durum da oyundaki özgürlük ilkesine benzerlik taşır. (14) 

Sartre’a göre, sanat yapıtı, gerçek olmayan bir şeydir. Bir yapıtı sanatsal kılan, evrenden soyutlanmış (isole d’univers) oluşudur. Bu       tanımlar yine sanatın günlük hayattan soyutlanması nedeniyle oyunla   benzerlik gösterdiğini ortaya koyar. Sartre’m sanat felsefesi, Huizinga’nın    oyun tanımına yakındır.

Gadamer için sanatı anlamanın ve yorumlamanın koşullarını ortaya çıkarabilmenin en önemli yollarından birisi onu oyun içinde betimlemektir. Oyun kavramını Heideger’den alıp geliştirir. “Sanat tüm gerçekliğini oyunda gösterir” ve “insandaki oyun olgusu sanatta gerçek yetkinliğini bulur.” Yani sanat, oyuna benzemenin ötesinde, oyun olgusunun bir idealidir.

 Örneğin şiir, oyunsal bir eylemdir. “Zihnin oyunsal bir mekanında, zihnin kendi kendine yarattığı özgün bir evrende, şeylerin gündelik hayattakin den farklı bir görünüme büründükleri ve mantık bağlarından farklı bağlarla birbirlerine bağlandıkları bîr alanda yer almaktadır. Eğer ciddiyet, sadece aklı başında hayat terimleri içinde ifade edilen şey olarak kavranırsa, şür, bu durumda asla tamamen ciddi olamaz. Ciddiyetin ötesinde; çocuğa, hayvana, vahşiye ve kaçığa özgü ilk alanda; düş, coşku, sarhoşluk ve gülme alanında yer almaktadır.”(15)Oyun ve sanatta savaş yerine oyun önerir. Her ne kadar oyunun içinde de rekabet olsa da bu gerçek hayatta ki rekabetten ve savaşımdan farklıdır.

 ‘’Sinemada, gerilim hattı için biçilmiş kaf­tandır oyun sahneleri: “Bank Beater”ın “The Sting”in ve daha nice poker sekanslı filmin tırmanma grafiği Henry Fonda, Paul Newman ya da Warren Beatty’nin yüzüne, sessizliğine, bekleyişine ayarlanmıştır: Seyircinin oyuna soluğunu tutarak katıldığını kim yadsıyabilir?’’(16)

Müziğin düşünülmesi, icra edilmesi, oyunun hemen bütün özelliklerini içerir.Mozart’ın müzik şakası, Bregoviç’in hareketli film müzikleri ya da sırf virtüözlük isteyen bestelerin icrası, içinde bir muziplik saklar gibidir. Improvisation (doğaçlama) müzikle oyun oynanmasıdır. Müzisyen ‘doğaçlama takıldığında’ notalar arasında dans ediyordur. Caz konserlerinde cazcıların bu işi sırf eğlenmek için yaptıklarını düşünürüz. Diğer sanat dallarından farklı olarak müzikte ‘dahi çocuk1 olgusu vardır. Dahi çocuklar için küçük yaşta tanıştıkları enstrümanları oyuncak gibidirler. Profesyonel olmasalar bile birçok yetişkin için müzik, cazip bir oyun alanıdır.

                Bazı  dillerde , oynamak  ve müzik aleti çalmak aynı kelimelerle ifade edilir: Fransızca  , jouer,  İngilizce  , play.  Türkçe’de oyun şaman inancından kalma  bir kelimedir. Çalgı çalmak değil de dans etmek anlamında kullanılır. Zaten şaman töreninin tümüne de oyun adı verilmiştir.(17)

Konuya sanatçılar açısından da yaklaşmak gerekir. Sanatçıların sanat edimi üzerinden oyun ile bağlantılı birçok yön vardır. Hatta oyun kavramı altında incelediğimiz referanslar ışığında Picasso, Miro ve Cezanne, Duchamp ve Fluxus sanatçıları için oyun eserlerinin izleğini oluşturur. 

Kaynakça

(1) Homo Ludens-Oyunun toplumsal işlevi üzerine bir deneme-Johan Houzinga –Ayrıntı Yayınları

(2) Metin And ,Oyun ve Bügü Türk Kültüründe Oyun Kavramı,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

(3) Houzinga, a.g.e

(4) Metin And (a.g.e)

(5) Metin And (a.g.e)

(6) İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk dilinin etimolojik sözlük

(7) Houzinga, a.g.e

(8) Homo ludens,Houzinga makalesi , sayfa 9_25

(9) Enis Batur Sanat Dünyamız,Oyun kültürü,sayı:55,bahar 1994’ten

(10) Enis Batur, a.g.e

(11) Houzinga, a.g.e

(12) Houzinga, a.g.e

(13) Houzinga, a.g.e

(14) Nejat Bozkurt, Sanatta Edebiyat Kuramları

(15) Houzinga, a.g.e

(16) Houzinga, a.g.e

(17) Houzinga,a.g.e

 

 

 


 

Heykeltıraş Ceylan Dökmen

Heykeltıraş Ceylan Dökmen

ÖNCEKİ YAZI

Salih Urallı Resminin Einstein'ın Görecilik Kuramı Üzerinden Sanatsal Bir Çözümlemesi

SONRAKİ YAZI

Ulusal Yapı Müzesi'nde Yapay Dönüşüm !