Sanat Tarihi

Organik Biçim-Soyut Biçim- Herbert Read

ORGANİK BİÇİM — SOYUT BİÇİM HERBERT READ

Bir eleştirici, aynı zamanda şiirde yazıyorsa (un poéte mangue diye alaya alınır böyle kişiler) yalnızca düzyazıyla uğraşan eleştiricilerin düşünsel rahatlığının kıyısından bile geçmeyen ikilemlerle karşı karşıya kalabilir. Böyle bir eleştirici, edebiyatı ölçülüp biçilecek, karşılaştırılacak, değerlendirilecek sayısız gereçlerden kurulu olarak görür; böylece eleştiri kuramını, eleştirisel etkinliğini tam bir nesnel görüşle geliştirebilir. Bilimsel eleştirinin yöntemi budur; eleştiriyi duygusal izlenimcilikle karıştırmadığımız sürece, bu yöntem, eleştirinin gerçekleştirebilecebileceği tek erek olarak kalmalıdır. Ama hem ozan hem eleştirici olan kişi bambaşka bir güçlük içindedir. Belirli bir nesnel görüşle bilimsel eleştiri anlayışını geliştirmiştir; ama yaşamasının başka anlarında, başka bir durum içinde yaratıcı bir itki duymuş, bu itkinin buyruğuna uyarak kendi eleştiri kuramıyla hiç de ilgisi olmayan şiirler yazmıştır. İyide olsa, kötü de olsa, bu ‘şiirler, kendi yaşamasında yer alan olaylardır, hem bunlar, başkalarının şiirini okumakla edindiği ussal bilgiden çok daha canlıdırlar. Böyle bir ozan – eleştirici, şiirde, biçim ve kuruluş gibi temel bir sorunun derinliklerine inmek isterse, kendi yaşantısının kanıtlarını bir yana atamaz, bu yüzden, bir bakıma, kuramıyla etkinliği arasında bir uyum gözetmek zorundadır.

Ben de aynı durumları geçirmemiş olsaydım, bu deneme şimdikinden daha yalın olabilirdi. O zaman belli bir tutumu benimsiyebilir ya da gelenekçi bir okula bağlanabilirdim. Daha geniş düşünürsek, şiirde biçim kuramım ya klâsik ya romantik olurdu. Bütünüyle düşünsel bir tutumu benimsemiş olsaydım, ‘bu tutum klâsik olurdu; ama klâsik kuramın gelenekçi terimlerine güvenle el atıp onları kendi yaşantımla bağdaştırmak istediğimde, bunun uygulanamayacak bir şey olduğunu görüyorum — yaşantım klâsik -romantik ayrımına aykırı düşüyor.

Gerçekte, organik, soyut diye adlandıracağım iki biçim türü arasında bir ayrım yapmayı gerekli buluyorum. Soyut, organikten gelişerek çıkmıştır; ama organiğin özel bir durumda saptanması demektir. Bu noktayı daha nesnel olan plâstik sanatlardan alınmış bir benzetmeyle açıklayayım. İskitler diye adlandırılan göçebe uruklar (aileler), İsa’dan önce sekizinci yüzyılda güney Rusya’ya girdiklerinde, ” kendilerine özgü bir sanatı da birlikte getirdiler oraya; bu sanat, koşum takımlarını, silâhları, giysileri donatmakta kullanılan çeşitli metal süsleri içine alıyordu. Böyle süsler, çokluk, canlı, çok güçlü hayvan betimleriyle biçimlendiriliyordu — geyikler, rengeyikleri, aslanlar, kaplanlar, kartallar, Bu süsler, genel olarak özel bir biçim kazanmışlardır; diyebiliriz ki, hayvanın doğal biçimi, çizgilerin uyumu için, canlılık etkisi vermek için değiştirilmiştir. Böyle nesnelerin biçimine organik adını veriyorum; doğaya – bağlılık’tan her ayrılış, aynı zamanda doğal canlılığın bir yoğunlaştırılmasıdır.

İskitler, güney Rusya’ya yerleştiler, sanatları da normal bir yolda gelişti. Önceleri tek tek kullandıkları hayvan biçimlerinin, iki üç yüzyıllık bir süreden son- ra yanyana dizilerek yeni biçimlerde birleştiklerini görüyoruz. Yüz yüze bakan biçimler, değişken dizili bir nakış ortaya koyacak yolda çift çift dizilirler, yanyana yada art arda düzenlenirler; bu yalın insanların geliştirdiği en karışık örneklerde de hayvan biçimleri, sarmal ya da zincirleme bir düzende birbirlerine bağlanarak bütün süslü yüzey üzerinde uyumlu bir düzen ortaya koyarlar – ötedenberi bir senfoni diye adlandırılır bu.

Erken İskit üslübunda hayvan biçimlerinde bir teklik görülür; bütündür, organiktir. Daha sonraki üslüpta, biçim ilk itkiden ayrılmış, yeni bir düzen içinde tek bir birim olarak yer almıştır. Bu düzenin ilk itki ile hiçbir ilgisi yoktur, eldeki birimlerin soyut ya da düşünsel dizisiyle ortaya çıkar.

Şimdi size bu iki biçim türünün birer tanımını vereyim :

Organik biçim: Bir sanat yapıtının, kuruluş ile içözü canlı bir bütünde birleştiren, kendisiyle birlikte getirdiği, kendi doğasına özgü yasaları varsa, varılan sonuç organik biçim diye tanımlanabilir.

Soyut biçim: Organik biçim, kararlı bir durum kazanır, bir örnek tekrarlanırsa; sanatçının yapmak istediği de bir buluş eyleminin kendi doğasına özgü canlılığa bağlı kalmaz, sanatçı önceden tasarlanmış bir kuruluşa bir Öz uydurmaya çalışırsa, varılan biçim soyut diye tanımlanabilir.

Öyleyse bu karşıt anlatım yollarının her birini karşılayan yerleşmiş eleştiri kalıplarının bulunup bulunmadığını sorabiliriz: Öyle sanıyorumki «romantik», «klâsik» kavramları alışılmış. anlamda, başka bir deyişle tarihsel anlamda kullanıldıkları sürece bu anlatım yolları doğrudan doğruya bu kavramları karşılar. Bu şaşırtıcı terimlerden elimden geldiğince kaçınmaya çalışıyorum, ama bu iki terimin bütünlükle ayrı anlamlarını akılda tutarsak böyle bir karışıklık olacağını sanmıyorum. Yalnızca bir durumda anlamlar, sözlerin kullanılış biçiminden doğan bir değişiklik gösterebilirler; «klâsik» tarihsel anlamda kullanılabilirken bu terimden çıkan «klâsistçe», duygusal bir bağlılığı belirtir; belki, «romantik» i kullandığımız gibi «romantistçe» sözünü kullanma güvenini de göstermemiz gerekir.

Organik ve soyut biçimlerin romantik ve klâsik dönemlerle çakışması plâstik “sanatlar tarihinde açıkça görülebilir. Organik türden soyut türe geçiş her zaman bir gerilim ve erk döneminden, bir dinginlik, katılık dönemine geçişle birlikte olmuştur; romantik ve klâsik dönemler arasındaki ayrımda budur. Şu da apaçık-tır ki, romantik ve klâsik dönemler biribirlerine bir «yaşama -zinciri» ile bağlı dırlar; bu zincirin halkalarında kültürün doğuşu, yükselişi, çöküşü tekrarlanır durur. Ama gözden kaçırılmaması gereken en önemli şey «romantik» teriminin özellikle duygu üzerine temellendirilmiş bir sanat için kullanıldığıdır, bu tür sanat, başarısız romantik dönemlerin olduğu gibi, başarısız klâsik dönemlerinde özelliğidir. Daha açık olsun diye, bu tür romantizmi her zaman için «duygucu roman- tizm» diye adlandırabiliriz.

Bundan sonraki denemelerimde incelemek istediğim biçim, İskit hayvan işlemelerindeki organik biçim’e, daha genel anlamda herhangi bir kültür gelişmesinde görülen romantik evre’nin özel biçimine benzer. Bu, gelenekçi şiirin yerleşmiş biçimlerinin bir yana itilmesiyle, şiire kendi doğuş yasalarının getirdiği bir biçim dir. Şiirsel yaratmanın en özgün, en canlı ilkesi de budur; yeni şiirin değişik yönü bu ilkeyi bulmuş olmasıdır. Ama organik biçimin nasıl ortaya çıktığını görmeden önce ozanın kişiliğinin ne olduğu üzerinde durmalıyız; çünkü ozanın şiirinin biçimi kişisel özelliğine bağlıdır. ‘

Sir Herbert Grierson «Klâsik ve Romantik» konusu üzerinde yaptığı Leslie Stephen adlı konuşmasında genel olarak bu terimlerin kesin bir tanımını vermiştir

(bu konuşma 1925’de The Background of English Literature’da yeniden basılmıştır); dene- melerimde bu terimleri kullanırken onun tanımlarını göz önünde bulunduruyorum.

Çevirenler : Akşit GÖKTÜRK – Yurdanur SALMAN

 

Kaynak:

Türk dili Dergisi

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

İzlekler Dergi İçerik Duyurusu !

SONRAKİ YAZI

Kriz, Galeri Ark'ta !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*