İzlekler Dergi

Mitosun Eşliğinde Coğrafyanın Sesleri

Sanatın coğrafyasını oluşturan geçmişten bugüne gelen kültürel birikimdir. Kültürel miras bu birikim üzerinden şekillenir. Sanat , zanaat ve eşya tanımından uzaklaşıp yaratıcı ve özgül olma özelliğiyle özerk bir alandaki işleyişin adı olduğunda kültürden ayrılmaya başladı. Geçirdiği büyük sosyal ve siyasal değişimle yıllar içerisinde devam eden  büyük bir endüstrinin ve yaşama  bakış şekillerinin sözcüsü oldu.  Yine de sanatın alanının bu kadar genişlemiş olmasına  rağmen  sanatı, tarihi kodlarından ayrı düşünmek bugün için imkansız görünüyor. Antik Yunan’dan miras alınan bugüne kadar  gelebilmiş maddi değerler,  kültürel olguların temelini oluşturuyor. Bu değerlerin mitolojisi sadece görsel bir esinden ziyade çağdaş dünyayla kurduğu diyalektik  ilişkinin ta kendisidir. Bir antik heykelle yaşanılan karşılaşma anının dille anlatılamayacak pek çok katmanı vardır. Heykeller, yalınkat bilgilerle tanımlansa dahi şirin kaynağı ve aklı hiçe sayan dışavurumlarının mitolojisidir.

Kültürel coğrafyanın bugün sessizleşen dinamizmi  sanat yapıtlarıyla veya farklı medyumlarla  dirildiğinde  kültürel varlık olarak bu eserler yeni anlam katmanlarıyla örülerek yaşamaya devam edecektir.  Coğrafyanın sorunları ve çıkmazları sanat aracılığıyla çözülemiyor yalnız  bir gerçek var ki sanatın siyasetle girdiği diyalektik, yeni düşünme biçimlerini açığa çıkarmakta.  Bu da sanata olan ilginin  artmasına yeni yatırımlara dönüşmesine imkan sağlıyor.

Laodikeia

Coğrafya, bugün sadece birbirine benzeyen toplumların bir arada yaşadığı birbirinden ayrılmış bir kara parçası yerine  kültürel melezliklerin, çeşitliliğin yaşandığı bir kültür bileşkesi olarak algılanıyor. Bugün bu durum göçlerle azalmış olsa da yerel coğrafyanın sosyal, siyasal ve kültürel nedenlerle bir kültür mozaiği oluşturmak bir ideal olarak varlığını sürdürmekte. Bugüne kadar mozaik ve bir arada olma vurgusu, folklorik amaca uygun bir takım yakınlaşmalarla bertaraf edilen bir konu olarak kalmıştır.  Antik şehirlerde gezinti  bu alanın dışındakiler için nefes alacakları bir dinlenme yeri özelliği olmasından öteye geçememiştir. Böyle olmasını destekleyen toplumsal düzeni bunun içine katmıyoruz. Oysaki hep söylenegelen tarihin yaşayan bir organizma halinde hayatımıza katılıp düşünme biçimlerini harekete geçirmesidir. Sadece öğrenilecek bir bilgi olmaktan öteye geçerek deneyimlenecek bir geçmiş çağdaş tekniklerle yeniden gözden geçirildiğinde insanın varoluş nedenine  daha farklı yorumlar eklenecektir.

“Açık Hava Müzeleri”  misyonları itibariyle müzenin kapatma ve saklama paradigmasını ortadan kaldırır. Müzenin kurmaya çalıştığı realiteyi bozmaya çalışır. Diyaromalarla modern müzelerin canlandırdığı tarihi sahneler, Antik kentlerin  anıtsal duruşlarında daha çok yer yüzüne inme ihtiyacı içerisindedir. Geçmişin sanatsal ve şiirsel öyküsünün devamı, sanatın estetik kavrayışıyla hem kent hayatının işleyişini hem de sanatın estetik sürekliliğini de mümkün kılan bir yapı şeklinde ayağa kaldırır.

Antik dünyanın eserleriyle donatılmış bir kentin sesini cılız bırakan aslında kültürel ve coğrafi zenginliğin günümüzde karşılık bulamaması, binlerce yıllık geçmişe sahip yerlerin sesini cılız bırakmıştır. Denizli, Eskişehir gibi sanata ayrılmış alanlarıyla kent kimliğini oluşturan bir model oluşturabilirse varolana birçok yenilik ekleyecektir. Kentlerin sosyo-ekonomisi bugün kültürel hafızanın yaşatıldığı yerlerde ileriye dönük projeleri kendine çekebiliyor.. O nedenle   kültürel mirasın sanatsal  ve bilimsel ağırlığı altında işe koyulan her işi, takip etmek ve yansıtmak coğrafyanın sadece meselelerini görmeyi değil güzelliklerini de göstermeyi mümkün kılacaktır.

 

Nihat Kömürcüoğlu ve Gerçekleşen Bir Hayal

Nihat Kömürcüoğlu’nun bir tarafı Hierapolis’e bir tarafı  da Laodikya’ya uzanan  bu şehrin  bir hayal edeni olarak  heykelcilerle girdiği  işbirliğinin sonuçları büyük bir heykel bahçesine dönüştü.. Köklerine saygılı ve antikitedeki güzellik ve kusursuzluk ilkesinden ödün vermeyen işler,  klasik heykel anlayışının çağdaş bir versiyonu olarak duvarı olmayan müzelerinde yapı taşları aynı zamanda.

Güzel Sanatlar Fakültesi heykel bölümünü  bitiren  ve İstanbul’da yaşayan  Ali Dirier, heykel kolonisi için Nihat Bey’in teklifiyle Denizli’ye yerleşerek bu rüzgara güç kattı.  Nihat Kömürcüoğlu Vakfı tarafından  7. si düzenlenen kolonide birçok yerli yabancı sanatçı Denizli’nin havasını soluyup  sadece heykel inşa etmediler aynı zamanda kültürel miras söyleminin yalınkat ve klişe anlamına katkı sağladılar. Kısacası heykel sanatını var ederek yaşamı da çevresiyle birlikte buna adapte ettiler.

Denizli Taş Heykel kolonisi yıllar içinde Nihat Kömürcüoğlu’nun sanat heyecanı ve yatırımıyla onlarca heykel sanatçısını ağırlamış, Denizli’ye birçok heykel kazandırmış  ve projeler üretmeye devam etmektedir.. Kendisiyle 2016 yazında  Denizli’de görüştüğümde heykel çalışmalarını kamusal bir alan haline getireceğini söyledi. Heykel Akademisi’ndeki eğitim alan öğrencilerle ilgili bilgi verirken heyecanı ve kararlılığı anlaşılıyordu. O nedenle  bu işin sıradan bir tanıtım işi olmadığını idrak etmem uzun sürmedi. Öyle bile olsa Heykelin her türlü desteye ve ilgiye muhtaç olduğu biliniyor. Nihat Kömürcüoğlu mermer fabrikasındaki işlerinin yanı sıra 2011’den beri düzenlenen Taş Heykel Kolonisi’nin idaresiyle uğraşıyor. Sadece  kendi ismi öne çıksa da Hasan Çelikkol şiirleriyle, Denizli’li ressam Yaşar Çallı resimleriyle vakfa destek olan birkaç isimden biri. Hasan Çelikkol’un çekiç sesleri adlı şiir kitabı heykellerin çizimlerinden etkilenen mitolojik, lirik şiirlerle tamamlanıyor.

Nihat Kömürcüoğlu, koloninin felsefesini “süreklilik” olarak açıklıyor.”Bir sanat etkinliğini uzun süre gerçekleştirebilmek için önce o sanat alanına gönül vermek, sevmek gerekiyor.Projeleri severek hazırlamalı, ekibi severek kurmalı, olanakları seveseve sağlamalısınız. Yoksa yaptığınız sanata ucundan kıyısından buluşmakla, kendi gündelik arzularınızı tatmin etmekle kalıyor.”

Kömürcüoğlu Taş Heykel Kolonisi, hedeflerini büyük koyarak  yerel anlayışla başlayan çalışmalarını uluslararası üne sahip sanatçılarla zenginleştirip doğayı ve tarihi yansıtan anıtsal yapıtlar oluşmasını sağladı. ABD’den  Edward Fleming, John Massee, Sherry Tipton, Küba’dan Jose Villa Soberon, Sırbistan’dan Georgie Cpajak ve Japonya’dan Hitoshi Tanaka gibi isimlerden oluşan usta ekiple Taş Heykel Kolonisi yolunda emin adımlarla yürümeye devam etti. Edward Fleming’in önerisiyle Ege Taş Heykel Akademisi gen heykeltıraşlara atölye ve deneyim anlamında imkanlar sunarak heykel eğitimine katkılar sağladı. Bu yıl 7. si düzenlenen Taş heykel Kolonisi, Nihat Kömürcüoğlu’nun vakıfa dönüştürdüğü kurumsal yapısıyla sürekliliği Nihat Bey’in gerçekleşmeye devam eden hayali ve sanatın dönüştürücü  enerjisine kulak verecek olan işbirlikleriyle sağlayacaktır.

Heykelin algısal olarak hayatımızdaki yerine gelince, Kamusal alanda heykelin inşasının yerine korunmasının bile yapılamamasının, bitmeyen ideolojik nitelendirmelerin esiri olmasına ve yasaklı bir alan gibi davranıldığı bu günlerde Antikitienin izinden giden geçmişin bir devamı  olarak farklı kültürlerden gelen sanatçılarla heykeller inşa etmek, Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana “Aydın” tanımının bir parçası olan  Anadolu aydınlanmasını akla getiriyor. Türkiye gibi siyasal yapılanması ve sanata bakışı değişken olan bir ülkede  bu ilkeyle hareket eden  Atatürk heykellerinin başına gelen ve bizim toplum olarak heykele olan davranışımızı yansıtan tavırlar düşünüldüğünde, Laodikya’nın gün batımı, Nihat Kömürcüoğlu’nun hayali, Ali Dirier ve diğer sanatçıların yaratıcı enerjiler ile  bu gerçeğin değişeceğine dair umutları yeşertiyor.

 

 

Denizli Heykel Akademisi’nin Genç Heykeltıraşları

 “Taşı yontmaya başlamadan önce kendi sivri köşelerinizden ve fazlalıklarınızdan arının”

“Heykel kamusal alanda hem sanat algısını yükseltmek ve kamuyla bütünleştirmek hem de bir olayı, olguyu ya da düşünceyi ifade etmek için gereklilik gösterir.”

Figen Şahan

-Heykele yönelmeniz nasıl oldu? Heykel eğitimi almaya nasıl karar verdiniz?

Figen Şahan: Kocaeli Güzel Sanatlar lisesinden mezun oldum ve heykele yönelimim lise zamanlarında okulda aldığımız eğitimle başladı. Bu süreçte 3. Çocuk ve gençlik bienaline katılma imkânını yakaladım. Gerçekleştirmek istediğim proje için fikirlerimi üç boyutlu olarak yansıtmayı tercih ettim. Bu süreç benim için oldukça eğitici ve keyifliydi, böylelikle lisans eğitimimi heykel üzerine almaya karar verdim.

 

Zeynep Başak Dalbudak

Zeynep Başak Dalbudak : Ana sanat dalım resim, ancak heykele lisede gördüğümden bu yana çok ilgiliyim. Kendimi en özgür hissettiğim alan için resim ve hemen ardından heykel diyebilirim. Çünkü malzeme olanağı, eseri ortaya çıkarma süreci kendimi oldukça iyi hissettiriyor. Kendi içsel dünyamda katarsis sağlamanın nadir yollarından biri olarak görüyorum. Bu yüzden heykel sanat yaşamımca ilgileneceğim bir alan.

-Heykelin  ihtişamlı tarihinin sizi bir heykeltıraş olarak korkuttuğu oldu mu?

F.Ş: Elbette korkutan birçok yön oluyor, bizlerden daha az imkânlarla sanat eserleri yapan insanları ve geçtikleri aşamaları düşündükçe kendimize çekilip sorgulamamızı sağlıyor bu tedirginlik, öte yandan da sanatta karşılaştırmanın söz konusu olduğunu düşünmüyorum, daha çok başında ve öğrenme sürecindeyiz. Her birey kendi duygusunu, düşüncesini, hayalini kendi diliyle ve kendine has bir tatla aktarır eserlerine ve her yeni heykelle birlikte bu dili daha iyi öğreniyoruz.

ZBD: Bir durumu ya da olayı doğru analiz etmek için gerçekleştiği dönemin özelliklerine göre değerlendirmek gerekir. Tarihe baktığımızda gerçekten oldukça büyüleyici bir geçmişe sahip heykel, ama bu beni korkutmuyor geçmişte yaşasaydım muhtemelen o büyüleyici eserlere ben de katkı yapmış olurdum çünkü gerekli zaman ve malzemem varsa projelerimi gerçekleştirebilirim.

-Klasik heykel hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

 F.Ş: Rönesans ve Barok dönemler sanatın diğer alanlarında olduğu gibi heykele de yeni bir boyut kazandırmıştır. Figür ağırlıklı heykeller tercih edildiği için anatomik yapıların aslına uygun yontulmaları, ifadelerin etkin bir şekilde yansıtılması daha etkili ve gerçekçi bir anlatımı sağlamıştır, ayrıca heykeller mimari yapılardan ayrı olarak sergilenmeye başlanmış, halkın da arasına katılmış ve özgürleşmiştir. Yapılan ilk heykellerden günümüze değin heykel sanatındaki gelişmeler ve yenilikler hakkında bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle heykelin bizlere ulaşma serüvenini seyretme fırsatına ulaşmış olacağız.

ZBD: Dönemlere bakarsak Ortaçağ’da heykel mimariye bağlıyken Rönesans ile bağımsız bir şekilde ele alınmış. Konu bakımından dini – mitolojik motifler oldukça fazladır. İncelenmesi, alımlanması gereken eserler olduklarını düşünüyorum. Heykeli anlamak için hakkında bilgi edinilmesi önemlidir çünkü bugünü hazırlayan dün, dünü hazırlayan bugündür. Aynı mantıkla düşünülürse bilgilenmek gereklidir.

Zeynep Başak Dalbudak Retromarcia

-Heykeltıraşlığın başında bir genç bir sanatçı olarak ileriye dönük bir strateji belirlemenin gereğine inanıyor musunuz?

F.Ş: Her ne kadar birçok malzemeden heykeller yapabiliyor olsak da fikirlerimizin daha geniş bir alana hitap etmesi için daha geniş ve sağlam bir yol çizmemiz gerekiyor. Heykel alanında bu yolu sağlamlaştırmanın en doğru tercihinin sürekli ve çalışmak ve üretmek olduğunu düşünüyorum.

ZBD: Evet, bir strateji oluşturulmalıdır. Bu şu şekilde fayda sağlar: Çağımızda teknoloji sayesinde her şey çok hızlı değişim ve gelişim gösteriyor ve bazen bu hıza yetişmek yorucu olabiliyor. Ve tabi ki sanatta bu hızdan payını alıyor. Planlı, stratejik bir şekilde ilerlemek bu hızlı akışta daha sağlıklı ve kontrollü bir şekilde sonuç elde etmeyi kolaylaştırır.

-Taş heykel sizin için ne ifade ediyor?

F.Ş: Taş heykelle sadece üç yıl önce tanıştım ve hocamızın bize verdiği en güzel tavsiye, “Taşı yontmaya başlamadan önce kendi sivri köşelerinizden ve fazlalıklarınızdan arının” olmuştu. Gördüğüm tüm taş heykellere baktığımda muhteşem bir sabır görüyorum öncelikle. Sert bir malzemenin içinde kendi ruhlarımızı, hislerimizi bazen de hissizliklerimizi görüyoruz, kimi zaman yumuşak kimi zaman da daha da sert bir etkiyle ifade ediyoruz bu anlatımları.

ZBD: Taş heykelin bana göre özü, taş blokta planladığım formu görüp ona adım adım yaklaşmak ve zorluklarının yanında her atılan fazlalığın mutluluk vermesidir. Bunun yanında diğer malzemelerden farklı olarak taş heykel yaparken geçmişteki heykeltıraşlarla bir ortaklık kurma hissi vermesi. Bu yüzden diğer malzemeler daha yoğun bir mutluluk etkisi yaratıyor.

-Aldığınız akademik eğitimin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Heykel alanında yetişmek adına neler daha fazla neler yapılabilir?

F.Ş: Akademik eğitimimin yeterli olduğunu ve gelişimin kişinin içinde devam eden ya da son bulan bir süreç olduğuna inanıyorum, daha fazla merak etmek, incelemek, denemek tecrübe etmek ve hissetmekle gitmek istediğimiz yollara ulaşabiliriz.

ZBD: Ustalaşmak isteyen biri için ne yazık ki yetersiz çünkü hayat şartları değişti ve tek uğraşımız bu olamıyor, keşke olsa. Bence ekonomik geliri yüksek olan biri özel bir atölye kurup gelişebilir tabi bunun yanında kültürel olarak da gelişmek lazım. Yani işin özü çok okuyup çok araştırıp çok üretmekten geçiyor.

-Heykelin kamusal alanda gerekliliği konusunda ne düşünüyorsunuz? Anadolu’da heykelin yayılım göstermesi iş alanlarının fazlalaşmasına etki eder mi?

Figen Şahan, Çehre

F.Ş: Sanat toplumların ve kültürlerin gelişiminde her zaman büyük bir görev üstlenmiştir. Heykellerin kamusal alanlarda yer alması tüm bireylerin sanat eseriyle iletişim halinde olması için oldukça önemlidir, öyle ki insanların birebir etkileşim halinde olabilecekleri, büyüyüp gelişebilen ve hatta içlerinde dolaşabilecekleri heykeller yapılmıştır.

ZBD: Heykel kamusal alanda hem sanat algısını yükseltmek ve kamuyla bütünleştirmek hem de bir olayı, olguyu ya da düşünceyi ifade etmek için gereklilik gösterir. Heykelin yaygınlaşmasının iş imkânlarıyla fazla bir ilgisinin olacağını düşünmüyorum belki kullanılan malzemeye olan taleple bir ilgisi olabilir.

-Örnek aldığınız heykeltıraşlar kimlerdir?

F.Ş: Takip ettiğim ya da tarzını, heykellerini beğendiğim birçok sanatçı var fakat heykeltıraşların çalışmalarını incelerken, heykellerinde kullandıkları, tecrübe etmediğim tekniklere veya eserin anlatımlarına dikkat ediyorum. Örnek aldığımız sanatçıların çalışmalarının, henüz kendimizi ifade dilinin arayışında olduğumuz için bizleri etkileyebileceğini düşünüyorum ve yapılan tüm heykeller hakkında bilgi edinip, takip etmeye çalışıyorum.

ZBD: Çalışma yoğunluğu ve işe gönül vermişlik anlamında başarılı bütün heykeltıraşları örnek alıyorum fakat heykel yapışı olarak esinlenip hayran kaldığım iki isim örnek verebilirim: Lorenzo Bernini ve Kiki Smith.

-Heykelin taş dışında farklı bir malzemeyle enstalasyonda yer almasını ve yapay efektlerle gösteriye dönüştüren yıldız çağdaş sanatçılar var. Bu uygulamaların heykeli kavramsal anlamda ele alıp onu özgürleştirdiğini düşünüyor musunuz? Yenilikçi heykel pratiklerini takip ediyor musunuz?

 

F.Ş: Heykel sadece bir kaç malzemeyle sınırlı bir alan değildir ve akla gelebilecek her malzemeden yapılabilmesi aklımızdaki heykel anlayışının sınırlarını kaldırıyor. Öte yandan farklı teknik ve çok malzemeli tercih edilen bir heykelin, yekpare bir heykelden daha etkin bir anlatımının olacağını da düşünmüyorum ya da tek malzemeli bir heykelin, çok malzeme ve farklı teknikler kullanılan bir heykelden daha etkin olacağını da. Bana kalırsa heykel, kendi anlatımının içinde bulunduğu, onu karşılayan malzeme ile özgürdür.

ZBD: Bana göre sanattaki başarı ele alınan kavramla doğrudan ilgili ve bunu sunuş şekli kritik derecede önemli ve heykelin buna dahil olması heykelin kullanım alanını genişletir. Yenilikçi heykel pratiklerini elimden geldiğince takip ediyorum.

 

 

 

*FİGEN ŞAHAN

1996  doğumlu , Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Öğrencisi

2017 yılında Nihat Kömürcüoğlu Vakfı Ege Taş Heykel Akademisi Heykel Kursuna katılmıştır.

Eserin Adı: ÇEHRE

TRAVERTEN – 55 X 40 X 100 CM

 

ZEYNEP BAŞAK DALBUDAK

11.08.1996 da Gaziantep’te doğdu. İlköğretimini Gaziantep’te tamamladı. Ortaöğretimi için Karabük’e gitti ve 2013 yılında Safranbolu IMKB Güzel Sanatlar Lisesi’nden Birincilikle mezun oldu. Aynı yıl Ege üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’ne birincilikle yerleşti. Birden fazla karma sergiye dâhil oldu. Öğrenimini ve çalışmalarını İzmir’de sürdürmektedir.

2017 yılında Nihat Kömürcüoğlu Vakfı Ege Taş Heykel Akademisi Heykel Kursuna katılmıştır.

Eserin Adı: RETROMARCİA

TRAVERTEN – 55x50x75 CM

 

 

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Özkan Eroğlu'nun Yeni Kitabı Uygarlık Tarihi Çıktı !

SONRAKİ YAZI

Alexander Davidov'un Heykelleri Hakkında Öznel Bir Değerlendirme-Tufan Erbarıştıran

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*