Evrim SekmenSanat-Yorum

Mitolojilerin Gelecek Vaadi -Evrim Sekmen

Mardin Bienali “Mitolojiler” temasıyla 15 Haziran’a kadar Mardin’in tarihi mekanlarında bağlamını kurmaya çalışıyor. Bienal konusunun dünyada  Venedik Bienali gibi büyük organizasyonlarda bir iş modeli gibi yürütülen küresel bir sistemin aracı olduğu  kabul ediliyor. Elbette Mardin Bienali ile Venedik Bienalini kıyaslamayacağız. Mardin Bienali  bulunduğu konum ve taşıdığı özellikler anlamında sanatın toplumla olan ilişkisini kurmak; tarihle geleneği vurgulamak için daha avantajlı bir yerde duruyor. Yalnız bu üst hoşgörü dilinin ayarını kaçırmamak 10. İstanbul Bienali’nde olduğu gibi İmkansız Değil,Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik” konseptinde  tarihsel eleştirinin karşısına  teskin edici, rıza üreten bir dille çıkılmamalıdır. Mardin Bienali teskin edici rıza üreten bir dille izleyicinin karşısına çıkmıyor. Ötekiyi kendi yerinde inşa ediyor. Merkezi Mardin’e taşıyarak oryantalist bir dil kurmadan Mardin’in kültürünü şiirsellik arayışıyla güncel sanatın çerçevesine oturtuyor.

Aysel Alver,Merhamet,merhamet

Aysel Alver,Merhamet,merhamet

 Güncel sanatın pratiklerine uygun hareket eden  minör bir bienal diyebiliriz Mardin Bienali için. Bienal kavramının özgüllüklerini içinde barındıran Mezopotamya’ya yüzünü dönmüş ilhamı bol olan topraklardan üretilmiş işler, güncel sanatın zincirine bir yenisini daha ekliyor. Meseleye hep kötü tarafından bakan Marksist eleştirinin kendini ürettiği  ve ütopyalarınsa egemen olandan çıkış aradığı 20. yy’da küreselleşmeye, gösteri toplumuna karşı argümanların daha sert olmasını beklerken bu yönlü bakış, rehavet içersindedir. Sanatçının savaş, küresel ekonomi ve tahribatlar konusunda zihninin ayık olması ve ürettiği işlerin bugünün durumunu yansıtması gerekir. İyi niyet ve hoşgörü diliyle eleştiri ve tarihsel bakışı olmayan insan hikayelerinin sanatsal anlamda bir getirisi  yoktur.  Olağan durumu meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bienallerin egemen ideolojiyi meşrulaştırdığı söylenebilir. Kapitalizmin eleştiriyi kendine mal etmesi ve böylece onu yönetmesiyle gösterinin devamının sağlanması amaçlanır. Piyasa mantığıyla düşünüp sayısal verilerle realiteye bakıldığında bu ticari ağların sanatın bir araç olarak kullandığı  gerçeğine taşıyacaktır. Mardin bienali kendisini bu anlamda tüm bu olumsuzlukların karşısına konumlandırsa ve bir alternatif bienal yapsaydı nasıl olurdu acaba? Büyük bienallerin minör uygulayıcısındansa büyük meselelerin küçük uyarıcısı olarak sanatın toplumsal işlevini geri çağırsa daha faydalı olmaz mıydı? Provakatif olmak çoğu kişiyi korkutuyor. Sanatın propaganda tarafının  sanata zarar verdiğini düşünenler bulunuyor. Yalnız kamusal alanın sınırlarının bu kadar muğlaklaştığı bir zamanda sanatı bu melezleşmekten kurtarabilmemiz mümkün görünmüyor. Sanatın sanat olmayana referans olduğunu iddia eden avangardın söylemi bu söylediğimize kanıt oluşturur niteliktedir.

 

Mardin Bienalinin kültüre ve çeşitliliğe referans oluşturtan işleri Fırat Arapoğlu’nun belirttiği gibi güncel tarih, küçük anlatılar, zanaat, aktüel-politika, kültür, cinsiyet konularını irdeliyor. Döne Otyam’ın başlattığı Mardin Bienali bu sene küratör kavramının düşündürdüğü olumsuzluklara karşı bir küratör seçmeden kolektif bir şekilde Bienali hayata geçirdi. İstanbul dışında düzenlenen sanat etkinliklerinde olduğu gibi bienal izleyicileri yine İstanbul’dan gelen ziyaretçilerden oluşuyor. Açılış dışında Mardinliler  tarafından istenilen ilgiyi görmeyen Bienalin güncel sanatın toplumla buluşma sorununun devam ettiğine bir kanıt daha sunuyor.

 

Mardinlilerin sanata   hayatın içinden çıkan bir göz ile bakıyorlar. Sanat hayatla iç içe.  Sanatı gündelik bir uğraş olarak algılıyorlar.  Mardin Müzesinde sergilenen tek iş olan Hakan Kırdar’ın Rızk çalışması bir sofra betimlemesi yapıyor. Çalışmayı görmeye giderken  müzenin girişinde sofra kurmuş Mardinlilerin” gel buyur buradaki sofraya”  çağrısı sanatla hayatı ayrı düşünemeyeceğimiz gerçeğine bize götürüyor. Bienal düzenleyicilerinin toplumsuz sanat olamayacağı ayrımını iyice varıp  çeşitli organizasyonlarla Mardinli öğrencileri ve yerel halkı sanat etkinliklerine çekmelidir. İnce bir  bienal kitapçığın bile 5 tl olması orada yaşayan güncel sanata ilgisi olmayan kişiler için yeterince caydırıcı. Mardinlilerin kentlerinin uğradığı turizm erozyonuna karşı kültür ve sanatı bir kalkan olarak görmesi için belki uzun bir yol var. Bienal yıllar geçtikçe sanatçıların birbirleriyle kaynaştığı bir yer olmanın ötesinde yerel sorunları tartışan geçmişle bugün arasındaki farkları duyumsatan bir bilinç elçiliğine soyunmalıdır. Sanatın didaktizmden uzak eğlenceli ve oyuncu dili bunu başarabilir. Mardinde her adım attığınızda acının, kederin, yoksulluğun ve binlerce yıllık geleneğin ağırlığı var. Her sanat eseri bu ağırlığı biraz yok etmeli ve geçmişle hesaplaşmalıdır.

Yapıtların her biri başka bir yazı konusu olabileceğinden bienalin karakteristiğini veren birkaçından söz edelim:  Bienalin çarpıcı heykeli  Aysel Alver’in “Merhamet, Merhamet” i şahmeran figürünü yeniden yorumluyor. Pieta heykelindeki acıyı Ortadoğu’da kadının aşk acısına konumlandırıyor. İbrahim Aydın’ın ilgi çekici  çalışması Mardin’in soğuk geçen kış şartlarında kullanılan kürsünün sosyal bir toplanma aracı olduğuna da dikkat çekiyor. Canan Budak’ın Medet videosu kadının yaşadığı coğrafi kadere ağıt niteliğinde…

 

Mardin elbette tehlikeli bir bölge yaşam şartları ağır, çevre koşulları zor bir tür sosyal laboratuvar gibi. Sanatı bu laboratuvarda konumlandırmak ilk elden yapılabilecek bir şey değil. Bir kent, bir uygarlık ve yaşayan bir organizma olarak Mardin, sanata çeşitli olanaklar sunuyor ve sanatçıyı içine çekme tehlikesini de taşıyor. Mardin nostaljisini kurmadan melankoliye kapılmadan nesnel bir eleştiriyle bienalin ağları örülebilir. Uluslararası olmanın amacı küreselleşmeye karşı sivil bir bakış açısının kente ulaşması içindir. Yabancı sanatçılar veya organizasyon için değil. Her zamanki gibi gerekli şeyleri konuşmuyoruz. Merkezden taşınan bir bienalin  yarattığı uyuşmazlıkları görmüyoruz aşırı bir kabullenme ve hoşgörü içindeyiz. Buna rağmen sanatın her sanat yapıtında ektiği farkındalık ve karşı koyma iç güdüsü coğrafi kaderi olumsuzluklarla dolu bu kenti bilinçli sivil bir yapıya götürebilir. O zaman gerçek mitolojileri kurmuş olacağız.

 

Hakan Kırdar,Rızk

Hakan Kırdar,Rızk

 

 

 

 

 

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Ferah Tut Yüreğini -Zahrad-Meri Tek

SONRAKİ YAZI

Halil Akdeniz ve Kültür İmleri

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*