Uncategorized

Mem: Kültürel İzlekler

Modern sonrası dönemde, sanat dünyasınca sanat olarak kabul edilerek, bu dünyaya dahil edilen her biçim ya da sanat diye adlandırılabilecek her disiplin çağdaş sanat çizgisinde yoluna devam edecektir. 

 

Darwin,  ( Charles Darwin 1809-1882 ) evrim teorisini –  günümüzde bilimsel bir açıklama olarak kabul ediliyor- dile getirdiği günden buyana, birbiri ardına yapılan bilimsel gözlem ve deneylerle, genetik; insanlık tarihinin en kritik bilimsel keşiflerine zemin hazırlayan bir alan haline gelmiştir. Genetik, ismini kelime kökeninden aldığı “gen” kavramı üzerine kurulu  bir bilim dalıdır. “Gen” ler, yeryüzündeki yaşamın en eski formları olarak algıladığımız dinozorlar gibi, nesilleri milyonlarca yıl önce sona ermiş, günümüze kısıtlı sayıdaki fosil oluşumları ile varlıklarından haberdar olduğumuz canlılarda da eskidirler. Bu öncüllükten daha da ilginç olan, genlerin dünya üzerinde halen varlıklarını sürdüren en yaşlı “şey”ler olduğu gerçeğidir. Örneğin; milyonlarca yıl önce yaşamları son bulan dinozorların görme organını meydana getiren gen, bugün varlığını sürdürdüğü gibi, ilk dinozorların yaşam bulmaya başladığı dönemden belki de milyonlarca yıl önce, görme organı olan ortak ataların doğumundan beri yeryüzündedir. Söz konusu bu gen gözleri olan organizmalar var olduğu sürece, nesilden nesile kendini aktararak yaşamına devam edecektir.

Kaynak: Komar and Melamid, Flag,Saatchi Gallery 1983 Oil and tempera on canvas 244х204-Saatchi Gallery

Kaynak: Komar and Melamid, Flag,Saatchi Gallery 1983 Oil and tempera on canvas 244х204-Saatchi Gallery

Genetik incelemeleriyle tanınan biyolog Richard Dawkins (Clinton Richard Dawkins, d.1941) tüm organizmaların ortak birimi olan gen kavramının yanına, “mem” ismini verdiği bir kültürel iletim birimi kavramı geliştirmiştir. Mem kültürle ilgilidir ve insana has bir kavramdır.( Gerçi Dawkins mem kavramını bazı hayvan türlerine de adapte etmiştir). Mem, gen gibi nesilden nesile aktarılsa da, biyolojik bir birimden öte, maddi olmayan soyut bir olgudur. Mem’ler de genler gibi bir nesilden diğerine aktarılarak varlıklarını sürdürseler de, farklı olarak bu aktarım sırasında yapılarında değişimler yaşanabilir.

 Mem’ler insanların topluluk halinde yaşamaya başladıkları, yani kültürün ilk tohumlarının atılmaya başladığı dönemde ortaya çıkmış, kulaktan kulağa, taklit yoluyla ya da yazının keşfinden sonra yazıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Dawkins’e göre; belki de ilk ve en eski mem insan bilincindeki din olgusudur. İnsanın, kendisinden daha üstün bir varlık tarafından yaratıldığı, kendisini çevreleyen görünmez ama etkin, yüce bir güç tarafından yönetildiğine dair inancı, farklı coğrafyalardaki, birbirlerinden habersiz topluluklarca kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Vitaly Komar and Alexander Melamid Composition with  Missiles in Rothko,1985,153x366 1985 Mixed media 153х366,Saatchi Gallery

Vitaly Komar and Alexander Melamid
Composition with Missiles in Rothko,1985,153×366
1985
Mixed media
153х366

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir mem olarak din düşüncesi, farklı topluluklarca değişiklikler göstererek gelişmiş olsa da toplulukların nesilden nesile bilgi, dolayısıyla mem aktarımı ortak bir Özellikle biçimsel uygulamada tüm kuralların yürürlükten kalktığı, sanat adına her şeyin mubah olabilmesi anlamında sanatın sonu olarak adlandırılan bu dönem, sanatın resim, heykel gibi klasik alanların yanında yeni sanat disiplinlerinin de yer alabilmesini sağlamıştır. Bu görece yeni sanat, duymaya alıştığımız; kültür endüstrisi tabanlı dayatım ürünleri teorilerinin ya da globalleşen kültürün, kapitalist destekli bienaller ve fuarlar vasıtasıyla şov görüngüsünde çevrime dahil ettiği “şey”lerden meydana gelmektedir.

 Sanatın, tarih boyunca her dönem yeniden tanımlanan anlamı bir yana, son 50 yıldır sanat dünyasına dahil olmuş yapıtların sanat eseri olup olmadığı tartışmaları ya da “bunu bende yaparım” söylemleri ile iyiden iyiye kayganlaşan zemininde, sanatın memetik izleri daha belirgin hale gelmiştir. Bildiğimiz anlamda sonu geldiğine dair genel kabule rağmen “Sanat” yapabilmenin koşullarından öte, bu koşulların zemin bulabileceği bir sanat dünyasının, varlığını devam ettirebiliyor oluşu binlerce yıl önce tohumları atılmış sanata memlerin şuan yaşayan nesillere de kendilerini aktarabilme yetkinliğiyle açıklanabilir.

Sanatın ne olduğu ile ilgili tarih boyu yapılan düşünsel açıklamalar yerini, günümüz çağdaş sanatı ile birlikte neyin sanat olduğu ile ilgili teorilere bırakmıştır. “Ne”lerin sanat eseri olduğu ile ilgili araştırmalardan biri, sanatın memetik kökenlerini de açığa çıkarması bakımından dikkat çekicidir. Bu araştırma, dönemin Sovyetler Birliği’nden Amerika’ya göç ederek, Rus sosyalist gerçekçi sanat anlayışını eleştiren yapıtları ile New York sanat çevresince hatırı sayılır ün kazanan iki Rus ressam Komar  ( Vitaly Anatolyevich Komar d.1943) ve Melamid’e ( Alexander Melamid d.1945) aittir. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile birlikte sanat üsluplarının temelini oluşturan eleştirel yaklaşımın tarafsız kalması, Komar ve Melamid’i şimdi “ne yapmalı” ya yöneltir (2). Komar ve Melamid o döneme dek kendilerine ün kazandıran sanatsal zekâlarını bu defa, insanların aradığı sanatın ne olduğu sorusunu cevaplayacak bir piyasa araştırmasına yöneltirler.

Komar and Melamid, America's Most Wanted

Komar and Melamid, America’s Most Wanted

Araştırma, rastgele seçilmiş insanlara, estetik tercihlerini ortaya çıkaracak bir dizi sorudan oluşan anketin uygulanması ve bu anketten süzülecek verilerle bir tablo ortaya koymaktan ibarettir. Anketler neticesinde oluşturan tablo, insanların zihnindeki sanatın ne olduğuna dair memetik etkileri göstermesi açısından ilginçtir. Komar ve Melamid’in “Amerika’nın en çok arananı” (America’s Most Wanted) adını verdikleri tabloları: güneşli bir yaz günü, gökyüzünün maviliği ile iç içe geçmiş uçsuz mavi ( anket neticesinde mavi renk kullanımı % 40 ile ilk sıradadır) bir gölün, ağaçlarla kaplı yeşil bayırlarla (arzu edilen renkler anketinde yeşil ikinci sıradadır) buluştuğu, çok bilindik bir manzara resmidir. Gölün kıyıya yakın sığ bölümünde bir çift geyik ( anket cevaplarında yabani hayvan, sıralamanın zirvesindedir) gölün kıyıya uzak bölümünde George Washington, yaşadığı dönemin giyim tarzı ile boy gösterirken biraz ilerisinde kıyafetlerinden daha yakın bir geçmişe ait oldukları anlaşılan bir grup insan, göle doğru hareket halinde tasvir edilmişlerdir.

            Bu araştırma neticesinde ortaya çıkan tablo, insanın görmeyi istediği, izlediğinde mutlu olduğu sevimli, mutlu bir manzaraya ait bir resmidir. Günlük hayatta tatilde gitmek isteyeceği, görüş alanı hakim bir noktada piknik yaparken, fonda olmasını isteyebileceği hatta hiçbir şey yapmadan durup izleyebileceği türden bir manzara. İlkçağ felsefecilerinden beri sanat doğayı taklit etmek (mimesis) olarak açıklanmıştır. Anlaşılıyor ki insanların belleğinde yer edinmiş sanat güdüsü, hala doğayı taklit etmek üzerine kuruludur. Amerika’nın en çok arananı tablosunda olduğu gibi doğa yine izlenmiş, gök olması gerektiği gibi mavi renkte ağaçlar ve kırlar gözün doğal algısında olması gerekenler, olması gerektiği gibidir.

Vitaly Komar and Alexander Melamid THE BEAR Komar and Melamid, 1982 Canvas, oil tempera,123х91, Saatchi Gallery

Vitaly Komar and Alexander Melamid
THE BEAR
Komar and Melamid, 1982 Canvas, oil tempera,123х91, Saatchi Gallery

Sanat tarihinin, insanlığın ilk sanat çalışmaları olarak göstermesine alıştığımız, ilkçağa ait mağara duvarlarına resmedilen yabani hayvanlar, zihinlerimizin hala gündemindedir. Komar ve Melamid’in tablosunda yabani hayvanların yer bulabilmesi tamamıyla, teori gereği ilkçağ insanının yabanıl hayvanları mağara duvarına resmeden güdüden çoğunlukla farklıdır belki, ama doğayı taklitte yabani hayvanların hala beklenilen tasvirler olduğu kesindir. Tablodaki Washington portresi, ünlü veya önemli şahsiyetleri resmederek ölümsüzleştiren eskide kalmış sanatsal alışkanlıkların, gelişen iletişim teknolojilerinin baş döndürücü haber ve görsel bombardımanına rağmen, yadırgamak bir yana hala sanatta aranabilecek bir mem birimi olarak karşımıza çıkabileceğinin göstergesidir.

            Modern sonrası dönemde, sanat dünyasınca sanat olarak kabul edilerek, bu dünyaya dahil edilen her biçim ya da sanat diye adlandırılabilecek her disiplin çağdaş sanat çizgisinde yoluna devam edecektir. Bunun yanı sıra yüzyıllardır insanların belleğine sanat olarak kazınan, nesilden nesile aktarılan sanatın mem birimleri, bellek belleğe atlayarak var olacaklardır. Sıradan nesnelerin sanat dünyasına dahil edilerek, izleyici için sanat olarak algılamakta zorlandığı yapıtların tartışılmasına alıştığımız süreçte, belleğin sanat olarak algıladığı memetik imgeler de bir gün genlerin mutasyona uğraması gibi bu yeni imgelere evirilebilecektir. Tıpkı biyolojik evrimde olduğu gibi bu değişimin çok kısa sürelerde gerçekleşmesini beklemek hayalcilik olacaktır. Komar ve Melamid’in yaptığı araştırmaya benzer bir projeyi tekrarladığımızda, en çok aranan tablolarda “Pisuar” ya da “Brillo” kutularına benzer imgeleri görebilmek için bir süre daha beklememiz gerekeceği kesindir.

1)      Richard Dawkins, Gen Bencildir, Tübitak Yayınları , 2004

2)      Arthur C.Danto, Sanatın Sonundan Sonra, Ayrıntı Yayınları, 2010

3)      http://denisdutton.com/most_wanted.htm

Sanat Yazarı Dolunay May

Sanat Yazarı Dolunay May

ÖNCEKİ YAZI

Ertuğrul Ateş "Mitolojik Yansımalar" Sergisiyle Galeri/Miz'De

SONRAKİ YAZI

14. İstanbul Bienali Kavramsal Çerçevesi: Tuzlu Su /SaltWater

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*