Müze içinde Müze

Mill ve Bir Avuntu Olarak Özgürlük

   Felsefe tarihinde hep bir sorunsal olarak ortaya çıkan özgürlük kavramını bireyin özgürlüğü odağında değerlendiren John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine (On Liberty) adlı kitabı felsefe tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Mill bireye tanıdığı öncelik nedeniyle siyaset felsefesinde bir kırılma noktası olmuş, günümüzde sıklıkla önemi üzerine vurgu yapılan bireysel özgürlüklerin felsefi zeminini hazırlamıştır. Bireyin özgürlüğü ve bireyin devlet ve toplum karşısında bağımsızlaşarak kendi görüşleri çerçevesinde yaşamını oluşturması gerektiği fikri Mill’in felsefesinde hep önemli bir yer tutmuştur. İnsanın bir toplum bağlamında varoluşuyla ortaya çıkan bireyliğini daha bağımsız bir düzeyde, kişilik düzeyinde değerlendirmiştir Mill. Kişi özgürlüklerinin sıkça üzerinde konuşulduğu, siyasetin ve toplumun kişisel özgürlükleri korumasının bir görev olarak adlandırıldığı günümüzde Mill’in felsefesinin önemi çok büyüktür; çünkü onun felsefesi dolayımda özgürlük kavramının neliğini daha net ortaya koyabileceğimiz gibi, çağımızdaki birçok yanlış anlamayı da gün yüzüne çıkartabiliriz. 

 

Kişi üzerinde duran, günümüz felsefesinde geniş yer tutan devlet – birey ilişkisindeki çatışmayı bireyden yana taraf alarak değerlendiren Özgürlük Üzerine yapıtı aslında kişinin yaşama olanaklarındaki potansiyel zenginliği görerek değerlendiren bir eserdir. Aynı zamanda, içindeki birçok noktadan yola çıkarak öne sürülebileceği gibi, bu yapıt kapitalizmi destekleyici bir çerçevede göze çarpıyor; öyle ki bu kitapla birlikte Mill çağımızda sıkça karşımıza çıkan kişi özgürlüklerinin kapitalizmi destekleyici biçimiyle ele alıp bazı çarpıtmalarla kapitalizmi kişi özgürlükleri üzerinden aklamaya çalışan güruhun ilk temsilcisi gibi görünmektedir. Direkt olarak bu eseriyle Mill kapitalizm üzerine düşünüp bunu konu edinmese de, kitaptaki bazı noktalardan hareketlenerek varılacak izlenim şudur ki, bu kitap kapitalizmi aklayan bir çerçevede özgürlüğü değerlendirmeye bir zemin hazırlamıştır.

Öncelikle Mill’in özgürlük kavramını nasıl içeriklendirdiği, onun bu kavramı ele alışının günümüzdeki etkilerini daha net görebilmek adına, ortaya açıkça konulması gereken bir noktadır. Isaiah Berlin’in Two Concepts of Liberty yazısında da işlediği gibi, Mill’in özgürlük anlayışı negatif özgürlük olarak sınıflandırılabilecek bir içeriktedir (Berlin, 1969). Berlin bu yazısında negatif ve pozitif özgürlüğü karşılaştırarak negatif özgürlüğün kişiyi odağına taşıyarak geliştiren yapısına dikkat çekmiş ve Mill’i negatif özgürlüğün temsilcilerinden biri olarak ele almıştır. Negatif özgürlük içeriği belirlenmemiş, kişinin dilediği gibi yaşamasını içeren bir anlayıştır. Bu tam anlamıyla bir belirlenmeme durumudur. Kişiyi negatif özgürlük çerçevesinde değerlendiren bir felsefe perspektifinden kişi iyi bir doğal yapıya sahip olan, serbest bırakılıp kendini belirleme hakkı verildiğinde yaşamıyla bir hakikat ortaya koyabilecek bir olanaklar bütünü olarak göze çarpıyor. Pozitif özgürlük ise felsefe tarihinde daha çok işlenen, içeriği belirlenmiş bir özgürlük anlayışıdır. Bir ilke dolayımında varolan bu özgürlük tutumu felsefe tarihinde özellikle Kant’ın temsilciliğiyle öne çıkmıştır. Kant negatif özgürlüğü pozitif özgürlüğe gitmede bir aşama olarak görmüştür; ona göre bu aşamada takılıp kalmak insana olanaklarını gerçekleştirip barışçıl bir çevrede yaşaması için gerekli olan bir anlayış kazandıramaz. Negatif özgürlükten pozitif özgürlüğe varan Kant’ın felsefesinde özgürlüğün içeriğini belirleyen evrensel ahlak yasasıdır. “Öyle eyle ki eyleminin maksiminin herkes tarafından uygulanıp evrensel yasa durumuna gelmesini isteyebilesin” şeklinde formule edilip daha sonra kişinin her eylemin amacı olup aracı olmamasını bildiren ahlak yasası, formel bir niteliğe sahiptir (Kant, 1785/1993. s. 30). Bu anlamıyla kişiye ne yapması gerektiğini dikte etmez; ama bütün eylemlerin etik bir çerçevede gerçekleşmesi gerektiğini belirtir. Bundan dolayı Kant’ın pozitif özgürlüğü, kişiyi kural takip eden bir robota indirgemez; tam tersi ona olanaklarını gerçekleştirebileceği bir form sağlar.

Prague,1968

Prague,1968

 

Mill’in felsefesinde ise kişi belirlenmemişliğinde bulur özgürlüğünü. Mill’in verdiği iki örnek, bu açıdan, çok etkileyicidir. Ona göre Sokrates ve İsa toplumsal ve politik yapının onlardan yaşamalarını istediği yaşamı tercih etmedikleri için öldürülmüşlerdir. Toplum kendi kabulleri yüzünden kendini hakikate kapamıştır. Tanrı’nın Oğlu bile, Mill’e göre, insanlara getirdiği mesaj o günkü kabullerle ve dogmalarla örtüşmüyor diye çarmıha gerilmiştir (Mill, 1859/2010, s. 37-45). Sokrates ise, felsefi sorgulamaları dolayısıyla o günkü toplumsal ve politik kalıpların dışına çıkmış ve değişime, farklı yaşam olanaklarına kapalı olanlarca idam edilmiştir. Bu iki örnek Mill’in postmodernizmin hakikat anlayışına zemin hazırlaması bakımından da önemlidir. Mill’e göre hakikat, kişilerin farklı eylemleri sonucunda, farklı biçimlerde kendini dışavurur. Bu nedenle, kendi yaşamı üzerine düşünüp kendine uygun yaşamı seçen birinin yanlışları hakikate, sırf dogmaları ve toplumsal kabulleri takip ederek düşünmeden eyleyen birinin doğrularından çok daha fazla bir şekilde hizmet eder (Mill, 1859/2010, s. 50). Hakikat, öyleyse, kendi doğrusunu yaratıp kendi yaşama çerçevesini çizen kişi üzerinden kendini gösterir. Farklılığa kapalı olmak, derin ve sorgulayıcı filozofların ve İsa’nın dışlanıp çarmıha gerildiği bir karanlığa sürükler insanlığı.

 

Hakikatin çoklu yapısına dikkat çekerek hakikatin farklı kalıplarda değişik dönemlerde değişik şekillerde değişik yaşamlar üzerinden ortaya çıkacağını savunan Mill, bu çoklu hakikat durumunun her zaman devam edeceğini, insanlığın hep çoklu hakikat durumunda yaşayacağını kabul etmemiştir. İnsanlık bir gün tartışmanın sona erdiği, mutlak hakikatin egemen olduğu bir çağa kavuşacaktır; insanlık ilerledikçe öğretilerin sayısı azalacak ve sonunda mutlak olan ortaya çıkacaktır (Mill, 1859/2010, s. 64). İnsanlık, daha temel olarak söylenebilir ki, böyle bir çağa ulaşabilmek için özgürlüğe ihtiyaç duymaktadır. Mutlak hakikatin kendini açığa vuracağı çağdan çok uzakta olduğumuzu belirten Mill, özgürlüğün önemini belirterek kendi toplumunu ve çağını en iyi gören bireylerin yanılgısını ortaya koymaya çalışmıştır.

Jacques louise David, The Death of Socrates

Jacques louise David, The Death of Socrates

 

   Özgürlük Üzerine yapıtında Avrupa‘nın kültürel zenginliğinin nedeni Avrupa’nın farklılıkları ve farklı çağları içinde barındıran yapısındaki çoğulculuk olarak resmediliyor. Farklı dönemler hep birbirini reddetme arayışında da olsa, Avrupa farklılıkların oluşturduğu bir bütün olarak içinde felsefenin ve sanatın geliştiği bir yer olarak kendini daima yenilemesi sayesinde büyük başarılara imza atabilmiştir (Mill, 1859/2010, s. 106). Ancak Mill içinde yaşadığı 19. yüzyıl Avrupa’sını farklılıkların ortadan kalktığı, eşitliğin egemen olduğu ve bu eşitliğin içinde de Avrupa’yı zenginleştiren ruhun yok olduğunu öne sürmektedir (Mill, 1859/2010, s. 107). Kişilerin aynı kıyafetleri giymeye başladığı, yükselme hedefinin  toplumun yüksek sınıflarından toplumun alt sınıflarına düştüğü bir Avrupa, Mill’e göre, kendini kaybetmekte, Çin’leşmektedir; artık Avrupa’da da aynılık ve toplumun aynı düşünceler ve olanaklar çerçevesinde birleşmesi söz  konusudur (Mill, 1859/2010, s. 106). Mill özgürlüğün ve hakikatin farklılıklar üzerinden yürüyen yapısını, eşitliği bir düşman sayacak ölçüde abartmıştır. Bu bakımdan Mill, toplumsal ve ekonomik eşitsizlik çerçevesinde varolan bireyin hangi ölçüde özgürlüğü kavrayıp kendini belirleyebileceği konularına değinmemiş; özgürlüğü bir eşitsizlik düşüncesine yaklaştırıp sosyal ve ekonomik alanlardaki eşitliği özgürlüğü engelleyen bir yapı olarak nitelendirmiştir.

Kişiyi içinde yaşadığı toplumsal ve ekonomik koşullardan ayıklayıp özgürlüğü soyutlayarak eşitsizliği özgürlüğün koşulu gibi göstermek Mill üstünden düşünüp liberal düşünceyi geliştiren filozofların kapitalizme hediye ettiği bir izlektir. Günümüzde özgürlük serbest piyasa ekonomisi üzerinden değerlendirilip farklılıklar palazlanırken, özgürleştirici eğitimden ve kişiye kendi olma gücünü verecek olan sosyal ve ekonomik refahtan mahrum olan birey, farklılığını sadece yüzeysel bir biçimde ifade edip dövmeler yaptırıp çeşitli yerlerini deldirmekte, ama kapitalizm tüm hızıyla kişilere farklı olduğunu söyleyip onları şımartarak onlardan yaşamlarını çalmaktadır. Bir kitap okumayan kişinin kendini cep telefonunun ileri özellikleri nedeniyle farklı ve değerli saydığı bir çağa tanıklık etmekteyiz. Sosyal ve ekonomik eşitsizliği işlemesi için yasa edinen bir özgürlük anlayışı en çok egemenin altında ezilip özgürlük tahayyülüne kapılan bireyler ortaya koyar; gerçekten seçen ve eyleyen, eylemiyle bir hakikat ortaya koyan birey böyle bir sistemde ancak bir istisna olarak ortaya çıkacaktır. Çünkü bireyin eylemiyle hakikat ortaya koyması için kişiliğini oluşturabilecek, kendini özgür kılabilecek düşünsel, toplumsal ve ekonomik gelişmeye ihtiyacı vardır. Mill’in özgürlük anlayışı, çok önemli olmasına ve felsefeye çeşitli yönlerden nitelikli katkılar yapmasına rağmen, bu temeli kaçırdığı için olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

john-stuart-mill-1

John stuart mill

Negatif özgürlüğün aslında mutlak bir belirlenmeme durumu olmadığını ve yanılgı olduğunu anlamak için, Hegel’in Kant’ı onaylayıp negatif özgürlüğün neden pozitif özgürlüğe dönüşmesi gerektiğini ortaya koyarken üstünde durduğu bir noktayı iyi değerlendirmek gerekmektedir. Hegel’e göre insanın kendi kendisini belirlemesi olarak nitelenebilecek özgürlük, negatif özgürlük kapsamında tam potansiyeliyle ortaya çıkamamaktadır. Çünkü insan, negatif özgürlükte, yani belirlenmeme durumunda, aslında yine belirlenmektedir; ama kendini belirleyen kendisi değil içinde yaşadığı çağdır (Hegel, 1807/1977). Kısaca özetlemek gerekirse, Hegel insanın negatif özgürlük durumunda kendini belirlediği yanılgısına düştüğünü, ama aslında içinde yaşadığı tarihi dönemce belirlendiğini göstermektedir. Hegel’e göre özgürlük, ancak kişinin kendi aklıyla, Kant’ın da daha önce ortaya koyduğu gibi, evrensel olarak belirlenmesiyle mümkün (Hegel, 1807/1977). Hegel Kant’ın ahlak yasasını içeriksizliği ve formelliği dolayısıyla eleştirse de, özgürlüğün kişinin akıl tarafından evrensel olarak belirlenmesi olduğunu kabul etmiştir.

Bu zeminden yola çıkarak, Mill’in negatif özgürlük anlayışı kişiye verdiği önem dolayısıyla zihin açıcı olsa da, aslında kişiyi içinde yaşadığı tarihi dönemce belirlenmeye mahkum etmektedir. Özgürlük adına eşitlik ilkesinin yitirildiği bir toplumda yine toplumun kalıpları tarafından belirlenip toplumu devam ettiren ve bunları yaparken de kendini özgür ve farklı bir birey zanneden kişi Mill’in özgürlük felsefesinin imlediği ve günümüzde de karşımızda gördüğümüz durumdur. Daha sonraki bir eserinde Mill’in herkesin seçme ve seçilme hakkına sahip olmaması gerektiğini, sadece donanımlı kişilerin bu haktan yararlanması gerektiğini söylemesi de felsefesindeki açıkları ortaya koyan bir niteliktedir.[i]

JohnVink

Mill özgürlük kavramını eşitsizliği örtük olarak öne çıkararak geliştirirken, kişilerin özgürlüğünün ancak özgür olan diğer bireylerin varlığı kapsamında mümkün olacağını söyleyerek toplumsal yapının bütünsel olarak özgürleşmesini olanaklı kılmaya çalışsa da, Özgürlük Üzerine genel olarak negatif özgürlüğün öne çıkarıldığı bir eser olarak göze çarpmaktadır. Bugün içinde bulunduğumuz vahşi kapitalizmin yaygınlaştırdığı sahte özgürlük anlayışının tüm nedeni olarak Mill’i göstermek hem bir hata hem de bir haksızlık olur. Ama Mill’in felsefesindeki boşluklar daha sonra gelen liberal filozoflar tarafından doldurulup bugünkü gibi bir kapitalizmi desteleyecek olanağı barındırdığı içindir ki Özgürlük Üzerine bu tür neoliberal anlayışların zeminini hazırlayan bir eser olarak nitelendirilebilir.

 

John Stuart Mill, kişiyi öne çıkarması, toplum ve devlet baskısı altında kendini ortaya koyamayan bireyin özgürlüğünü vurgulaması açısından Özgürlük Üzerine adlı yapıtında çok önemli bir başarıya imza atmıştır. Ama  negatif özgürlük anlayışını baskın olarak savunan Mill’in felsefesi eşitliği ve kişinin özgür olabilmesi için gereken koşulları görmemezlikten geldiği için kişinin özgürlüğünü tam anlamıyla savunup öne çıkaramamış, sadece bir özgürlük yanılgısı yaratarak kişilere sadece bir avuntu kazandırmıştır.  Özgür olmayan ama özgür olduğu avuntusuna sahip olarak sistemi içselleştiren öznenin temelleri Mill’in felsefesiyle atılmıştır. Bu avuntu gerçekliğe çarpıp yıkılıncaya kadar devam edecekmiş gibi görünmektedir.

Prometheus-Louvre

Prometheus-Louvre

 

 

 

Kaynaklar:

 

Mill, J.S. (1859/2010). On Liberty. London: Penguin

 

Berlin, I. (1969). Four Essays on Liberty. Oxford: Oxford University Press

 

Kant, I. (1785/1993). Groundwork for the Metaphysics of Morals. New York: Hachette

 

Hegel, G.W.F. (1807/1977). The Phenomenology of Spirit. Oxford: Oxford University Press

 

 

 

 

[i]Mill oyların seçmenlerin eğitimi çerçevesinde değerlendirilip sayılması gerektiğini savunmuştur. Bu bakımdan eğitimli bireyin oyu eğitimsiz bireyin oyundan daha değerli olacaktır. Bu görüşü daha ayrıntılı okumak için Mill’in yazdığı şu eserler incelenebilir:

Considerations on Representative Government. The Collected Works of John Stuart Mill. Org. J. M. Robson et al. Toronto, London: University of Toronto Press, Routledge & Keagan Paul. 1963-1991. v. 19a.

Rationale of Representation: The Collected Works of John Stuart Mill. Org. J. M. Robson et al. Toronto, London: University of Toronto Press, Routledge & Keagan Paul. 1963-1991. v. 18.

 

Doğukan Öztürkoğlu

Doğukan Öztürkoğlu

Felsefeci Yazar

ÖNCEKİ YAZI

Üstsüz Gerçek: Hiçbir şey Göründüğü Gibi Değil

SONRAKİ YAZI

Feminist Bakış- Jananne Al- Ani

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*