Uncategorized

Mektuplarla Yaşamak Yaşanmış Anıları Aramaktır

“İnsan her şeyi açık seçik anımsayabilse ne iyi olur;
ama işte uzun bir yolun görünümü gibi, uzaklaştıkça
her şey küçülüyor, bir çeşit sise bürünüyor.”

Vincent Van Gogh “ Theo’ya Mektuplar”

Resim ve hayat.  Ressam ve bir ömür boyu serencam… Sanatçının eserine bakınca ressam ve hayatı üzerine bilgi edinebilirsiniz. Bu aşamada Merleau-Ponty: “ Resim gerçek olanın imgesel dokusunu göze sunar. Ressamın dünyası, gözle görülür dünyadır, yalnızca odur; bu, bir bakıma çılgın bir dünyadır, çünkü kısmi kalmakla birlikte bütünlüğe ulaşmış bir dünyadır.” der. Turan Erol (1927)’u resmiyle birlikte, kendisine yazılan “mektupları” da, okuyunca sanatçının hayatında yer eden dostlukların vazgeçilmezliğinde onu tanıyabilirsiniz. Eserleriyle, sanat anlayışıyla, sanat yazılarıyla… Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneğince sahibi ve sorumlu yöneticisi olarak 15 Ekim 1971’de gazete boyutunda Sanat aylık güzel sanatlar gazetesi yayımla(nı)r. Sanat haberleri, sanatçı portreleri,  sanat sorunlarına değinen nitelikli bir sanat dergisi hiç unutulur mu?  Dergi, kuramsal yönden sanatı seven, sanat yapan öğrencilere çok şeyler öğretiyordu. Bununla birlikte, Ulus gazetesinde 1970 yılından itibaren “Defterimden” başlıklı köşesinden sanat üzerine yazılarını okur, not alırdım. Ağırbaşlı mütevazılığında onunla tanışmak ve konuşmak istersiniz. Hemen hemen her sergi açılışında onu, Ankara Zafer Çarşısı’nda Güzel Sanatlar Galerisinde görürdüm. Rahmetli Sami Nabi Özerdim hocamın tanıştırmasıyla Turan Erol’la resim üzerine konuşmak, görüşmek benim dünyamda ayrı bir yeri vardır.

Uzun ömür çizgisiyle sanat ortamında bugünlere iz bırakan Turan Erol’a sanatçı dostlarından gelen mektupların çoğunun son cümlesinin “gözlerinden öperim” demeleri bir hayli ilgi çekici…Tıpkı Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya’ya Mektuplar” da olduğu gibi. İçten, gerçek bir özgürlük içinde yüreklerinde biçimlenmeye başlayan ifadeleri ortaya çıkarmaya çalışan, sanatçıya gönderilen bu mektuplar bir ömrün birinci el tanıklarıdır. ”Gözlerinden Öperim” Turan Erol’a mektuplar, hayat boyu gözden kaçırdığımız inceliklere, insanlık durumuna, bakmaya/görmeye değinirken…”mektuplaşmak” üzerine düşündüklerimi yazayım dedim.

Turan Erol’a gönderilen mektuplardan notlar alarak büyük bir merakla, keyifle ama yine de anıların sisli ve hisli atmosferinde bu dünyadan çoğunun beyaz, gri/doru atlara binerek, iz bırakarak göçüp giden o güzel insanlardan hayatta sadece üç kişinin ( Turan Erol, Fikret Otyam, Özdemir Altan…”?”)   kaldığını bilerek,  duygulanarak okuma seansına devam ediyorum. Kitabı bitirirken, düşüncenin sonsuzluğunda kendimi kaptırıyor, bir de ne yaptığımı düşündüm bir anda… Yazdığım her şeyin, her cümlenin bir mektup olduğunu anladım ve masaya oturdum. Türk resim sanatının büyük ustası, nice öğrenciler yetiştiren Turan Erol hocamız için yazmaya çalıştım.

Mektuplarda yer yer günlük olayların küçük dramlarıyla, geçim sıkıntılarıyla, dedikodu parçalarıyla karşılaşırız: Çok renkli anlar, sanat ve edebiyat uğraşının küçük sırlarını da gülümseyerek, hüzünlenerek okuyoruz. ‘Özentiye düşmeden’, ‘yapmacığa kaçmadan’, ‘içtenlikli’ bir iç dökme… Tüm bunlar mektuplara genişlik, zenginlik ve renk katıyor. Bazen kırılgan duyguların ya da sanatçı gururun bastırılmış gelgitleri, bir o kadar da ‘gönül almaların’ bünyede yaptığı tahribatı ne güzel açıklar Şahap Sıtkı (1915- 1991). Sergi açılışlarında kalabalığın aldatıcılığının bilincindedir. Sanat çevresiyle içli/dışlı olan öykü ve romanlarıyla tanınan yazarın “Orhan  Peker” adlı monografik kitabı da vardır. Ona göre, “Kalabalıkta hal hatır gırla gidiyor, ama yalnızken kimse ilgilenmiyor. Bir susuş alıp gidiyor.” (s.48)  Yalnız çıkarlarımız üzerine kurduğumuz bir dünyanın varlığından söz açıyor. 30.3. 1983 tarihli mektubunda şu değerlendirmeyi yapar: “Yahu yetmiş beş yılda bir resim seyircisi bile yaratamadık. Bir de başkalarıyla sidik yarışına kalkıyoruz. Vaktiyle zengin karıları araba sevdasında idiler, şimdi hepsi koleksiyoner kesildiler.”(s.49) der.

Diğer taraftan ressam Nurullah Berk (1906- 1982), içindeki sıkıntının, takdir edilmemenin hüznünü,  iç dökmesini mektubunda dillendirir: “…bugünlerde, bilmem neden, her şeye karşı bir isteksizlik, bir bıkkınlık var içimde. Bir şey yapmak, yazı, resim, herhangi bir çaba, evet ama niçin, kime, ne maksatla? Hep bu sorular içimde.” (s.62)der. Edebiyatımıza öykü, roman, deneme ve çeviriler kazandıran Bilge Karasu (1930- 1995)’ya MEB. Tercüme Bürosu’ndan Virginia Woolf’un Dalgalar adlı kitabının tercümesinin yapılması istenir. Buna sevinir. Ama içinin sıkıntısı bir türlü geçmez. Çünkü “tamamen parasızım” der. Bununla da bitmez sıkıntısı. “Faulkner çevirisini çoktan bitirdim ama bir aydır parasını alamadım” der. (ss. 84-86)

Turan Erol

Turan Erol

Kabına sığmayan, sözünü hiç sakınmayan, hâlâ yazmayı sürdüren gazeteci-ressam Fikret Otyam (1926…) serazad üslubuyla şöyle yazar: “…Biz bildiğin gibi Ayten anne olacak 5 ay sonra. Geçinip gidiyoruz. Yazılarımın ücreti arttı 10 lira”!” oldu maaştan gayrı…Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” roman kapağını yaptım, yakında çıkacak, seveceğini sanırım. (…) Kahvede meyhanede atmaya  benzemiyor işler. Hele iş ekmek, geçim parasına dayanınca ötüş pek olmuyor.”(s.132)

Resim sanatımıza kalıcı eserler bırakan, iç sıkıntılardan bir türlü kurtulamayan,  geçim sıkıntısını her dem içinde hisseden Turan Erol’un Akademi’den arkadaşı, genç denilebilecek yaşta kaybettiğimiz; Vedat Günyol’un  tanımlamasıyla: “ Yalansız doğrular ressamı: Orhan Peker” (1926- 1978) de duygu ve düşüncelerini mektuba döker: 24 Eylül 1954 tarihli mektubunda resim yarışmasından söz açarak şunları dile getirir: “…haberin vardır tabii, yarışmada birinciliği Aliye Berger’e verdiler. Ünlü eleştirmenciler, ayrıca Türk resmi diye bir şey göremedik gibi laflar ettiler. Dedikodu hâlâ devam ediyor.”(s.162) Bir başka mektubunda hocası Bedri Rahmi’nin dövülmesinden söz açar: “…Oktay Rifat, Melih Cevdet bir Perşembe gecesi Bedri’yi temiz dövmüşler. Resimleri, tabakları ve galiba, Bedros’un kaburgalarından birini kırmışlar. Tam rezalet!…” s.180)

Cumhuriyet döneminin idealist ressamlarından peyzajlarıyla tanıdığımız Hamit Görele (1894- 1980), İkinci Devlet Resim Heykel Sergisi’nde “Kadın portresi” ile üçüncü olur. Devlet Resim ve Heykel Sergilerine hiç ara vermeden 20 yıl katılır. Fakat sürekli izin almak onu epeyce üzer. Sanatçımızın bu serzenişlerine katılmamak mümkün değil. Şimdi onun içten duygulanımlarını okuyalım: “…Açılış töreninde bulunur., Türk ressamının bir yıllık emeğini kendi eserlerimle birlikte toplu  olarak görür, geçen yıllarla mukayese eder, ne yaptığımı ne yapacağımı anlar İstanbul’a dönerim. 20 yıl dile kolay… bir gençlik…

Bu işin en azap verici yönü mariften izin koparabilmekti. Bir hafta izin alabilmek için  neler çekerdim. Sonra gidip gelme ve Ankara’da kalma parasını bulmak kalırdı. Bunu  da çoluk çocuğumun gıdasından kestiğim para ile yapardım. yapıyorum. Otel parasını ödemek için sırtımdaki elbisemi sattığım ve İstanbul’a gömlekle döndüğüm olmuştur.(…) (s.222)

Sanata, sanatçıya ayrıcalıklı bakış açısıyla tanınan,  kitaplar dünyasının olmazsa olmazı “kitap sevgisini” her dem üzerinde taşıyan, okuyan, araştıran şair ve yazar, ressam Nazlı Ecevit’in oğlu Devlet Adamı Bülent Ecevit (1925- 2006 ). Turan Erol’un Günsel Renda ile birlikte yazdıkları “Çağdaş Türk Resim Sanatı” adlı kitabın kendisine gönderilmesinden dolayı zarif ifadelerle yazılan bir teşekkür mektubunda (21 Kasım 1980) şunları dile getirir: “Yapıtınız, evimize gelen yabancı konukların özellikle ilgisini çekiyor. Ama tabii, metni okuyamıyorlar. O nedenle, İngilizcesini de bastırma olanağı bulabileceğinizi umarım. Herhalde bu olanak devletçe sağlanmalıdır.”(…) (s.257)

Sonuç Yerine

Kronolojik sıralamayı göz önüne aldığımızda Turan Erol’a gönderilen ilk mektubu Fikret Otyam 25. 1. 1950’de yazıyor. Son mektup  da Ivi Stangili’nin yazdığı 21.4.1996 günlü mektup. Bu tespitimize göre, 46 yıllık, yani yarım yüzyılı  içeren bir süreci  kapsıyor. Yine bu bağlamda en çok ressam Orhan Peker’in (28) ve yazar Bilge Karasu (20)nun mektupları başı çekiyor. Gürsel Aytaç’ın söylediği gibi, “Mektup belki de seyrekleştiği oranda nitelikliği artıyor ve değerini koruyor.” diyor ama, “Aşkın mürekkebi bitti” (Milliyet, 6 Mart  1996)  ironik ve düşündürücü başlıklı yazıda kısaca şunlar dillendiriliyor.: “Artık kimse sevdiğine mektup yollamıyor. Fakslar(“mail”, ”sosyal paylaşım siteleri”) cep telefonları ve telesekreterler aşk mektuplarının yerini aldı.  Posta işletmelerinde sadece ticari mektuplar var…”

Turan Erol’a gönderilen 23 sanatçı, yazar dostun mektupları, ruha bürünmüş, içten, içsel duygulanımların gelgitleriyle, verdikleri mesajlar(ıy)la bir dönemin panoramasını sunuyor. Mektupları okuyunca düşüncelerinizle baş başa kalıyorsunuz: ”ne ömür resme sığıyor, ne sanat ömre.” Bütün bunlara rağmen dönemlerin, insanların aynası olan mektup yazmaktan ve okumaktan yana mıyız? Sevgili okur, gelin, siz de dostlarınıza birer mektup yazarak “Gözlerinden Öperim” deyin! Ne dersiniz?

Gözlerinden Öperim Turan Erol’a mektuplar/ Turan Erol/ Sel Yayınları/ 260 s.
Sanat Yazarı Şener Öztop

Sanat Yazarı Şener Öztop

ÖNCEKİ YAZI

Gerçekliğin Serbest Düşüşü

SONRAKİ YAZI

Bas Jan Ader: 39 Yıldır Tamamlanmamış Yolculuk

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*