Evrim Sekmen

Medya ve Sanatın Toplumsal Hayaletleri-Evrim Sekmen

Sanat ve medya farklı özgüllükleri olan iki alan olmasına rağmen bugün kaderleri birbirine benzemektedir. Aynı otoriteyle denetlenmekte ve üretimlerini topluma aynı angaje belirsizliklerle sunmaktadırlar.  “Bizler bir simülasyon dünyasında yaşıyoruz, göstergenin en büyük işlevinin gerçekliği kayboluşa itmek ve bu yolla onun kayboluşunun üzerini örtmek olduğu bir dünyada. Sanat başka bir şey yapmıyor. Günümüz medyası başka bir şey yapmıyor. Bu yüzden ikisi de aynı kadere mahkûm”. (1) Jean Baudrillard bizi destekleyen  bu sözleriyle çanların bizim için çaldığını çok önceden haber vermişti.

British_Museum_Dome

 

Sanatın bir direnme noktası yaratabilmesi “sanat, sanat içindir” nosyonundan uzaklaşmasıyla mümkün oldu.  Bir çeşit toplumsallığa büründü. Hayatın akışında sanat bir belirlenim değil aracı bir rolle gösterinin bir parçası oldu. Gösteri, tamamen sermayeye dayalı ve onun sunduğu mutluluk reçetelerini edindiğiniz zaman devam ediyor. Bu durumu kavramak için basit bir gözlem ve muhakeme gücüne sahip olmak yeterli. “Sanat” ve “art” kelimesini yaptığınız faaliyetlere eklediğinizde istediğiniz saygınlığı elde etmek artık kolay. Bu nedenle sanatın çerçevesini ve ne olduğunu bilmek popüler kültürden ve ticari olandan ayırmak için zihinsel süreçlerin devreye girmesi zorunludur. Modern sonrası postmodern ortamın kuralsızlığı ve demokratikliği sanatın araçsallaşıp topluma kolay nüfuz etmesi için argümanlarıyla bu ortamı destekliyor. Postmodern toplumsal dinamikler gelişmiş toplumlar için bir özgürlük alanı sunabilir. Yalnız, toplum  sosyokültürel açıdan yetersizse ve bağımsız davranamıyorsa yani dinsel ve geleneksel bakış açılarından kurtulamıyorsa “herkes için sanat “ mefhumu afaki ve zorlama duruyor.

 

Sanat, ticari boyutu ile zenginlerin kendilerini temsil edebildikleri bir vitrin artık. Duchamp’ın sanatın geleneksel boyutunu ret ettiği kuramsal ve ilerici işlerinde olduğu gibi…. Duchamp’a göre fikir üretmek ve satranç oynamak modernistlerin yaptıklarından daha çok faydalı. Çağın sanatsal pratikleri değişiyor ve estetiğin geldiği tarihsel süreç ise bir temsil fikrinin peşinden gitmek yerine belirsiz, nihilist bir bakışla kendi ironisini, estetiği ret ederek kuruyordu. Sanatın problem çözmek değil kendi bileşenleriyle problemler yaratmaya dayalı yaratımları hayata bakışta ve var oluşu sorgulayışta bir araç işlevi görüyor. Malzemelerinizin ve temsillerinizin bir önemi kalmamıştır. Sanatın tıkanmışlığı bu noktada farklı fikirlerin yeşermesini güçleştiriyor. Sanat ortamında farklılıklara ürün çeşitliliği anlamında yani endüstriyel termolojide yer bulabiliyorsunuz. Bir ürünün yaşamıyla sanatçının yaşamı birbirine benziyor. Teorisyenler ve eleştirmenler ise durum analizleri yapan distopyanın habercisi rolüne soyunuyorlar.

 

Modern zamanlarda sanatçılar otoriteyi elinde bulundururken bugün koleksiyonerler sanatın alıcısı konumda kararlar alıp sanatın değerini tayin ediyor. Medya ve sanatın kol kola yürüdüğü ve neredeyse birlik olduğu bir oluşumda dışarıda bırakılanlar çirkin başarısızlar olarak anılmaktan kurtulamıyor. Başarılı değil başarılı görünmenin bombardımanında formüller açıkça ortaya konuyor. Spekülatif rakamlar ve sanatçıyı izleyen  bir “network” yıldız sanatçı olmanın gerekliliklerinden. Donald Kuspit’in “sanatın sonu” ilahi tespitinde olduğu gibi piyasayla birlikte yaşamak ve beğenilere göre hareket etmek bir gerçeklik kazanmıştır.

 

İmgeler ve çağrışımlar araştırıcılıktan yoksun birer kabule dönüşmüşlerdir. Bugün kimsenin bir yapıtın arka planını ve çağdaşı olmayan eserlerle olan analojik bağını sorgulamıyor. Sanat eserleri tıpkı medyadaki haberler  gibi bir yaratıcı endüstriye dönüşerek yaşamın içinde eriyip gitmiştir. Medya ve sanat yüzeysel bir içerikle Pop figürlerin yaşam alanına dönüşmüştür. Sanatın sonunu gelmesine dair analizler yaşamın sanata baskın gelmesini ve sanatın gündelik olana teşne olmasından kaynaklanan bir boyut değişimine uğramıştır. Andy Warhol’un yüzeysel ikonları sanat olmayanı ve ticari olanı içine alan sanat yapmanın imkansızlığı üzerine bir manifestodur. Sanat sonrası zamanlarda yaşanılan metinsel bir içerik ve modern bir çözülmedir.  Sanat tarihinin izleri ve geleceğe dönük estetik görüşler Akademik buluşmaların çeşnisi düzeyine indirgenmiştir. Batı tarzı sanat üretiminde ise yaşadığımız gecikme ile Cumhuriyet’ten sonra oluşmaya başlayan bellek ve birikimler toplum tarafından sahip çıkılmayınca Türk resim tarihi açısından söylenecekler konusunda daha karamsar bir tablo ortaya çıkmaktadır. Konunun eğitim ve bilinç seviyesinin, estetik hazdan anlayacak bir kültürel birikime sahip olmakla elbette ilgisi çoktur. O nedenle sanatı toplumdan ve bu coğrafyanın yaşadığı dönüşümlerden ayrı düşünmek olanaksız.

IMG_7004-2

 

Cumhuriyetin bir tür kaybı diyeceğimiz olgu burada başlıyor. . Yerelin kalkınmayıp birer göçebeye dönüşmesi ve kırsalın yalnızlığı… Kentlerde yaşanan yoğunluk ve 1980 sonrası kültürel iklimin gösterdiği yozlaşma ve bozulma toplumda açık ve net bir bölünmeye yol açmıştır. Kentte yaşayan çalışan bir grup beyaz yakalıya dönüşüp kapitalist çözüm önerileriyle yaşamlarını şekillendirmektedir. Bundan yoksun olanlar öteki tabir edebileceğimiz kesim kentin varoşlarında gündüz ucuz işlerde, akşam televizyon karşısında zaman geçirmektedir. Genel hatlarıyla özetleyebileceğimiz iki toplumsal kesimin yaşamdan bekledikleri ve hayata bakışları farklı olsa da her ikisi de ekonomik sistemin ağırlığı altında eziliyor. Gelecek günler, sistemin uzmanları tarafından boş zaman endüstrilerine çoktan tasfiye olmuştur bile.

 

Gezi direnişi işte böyle bir toplumsal atmosferin sonucunda ortaya çıktı. Gezi bir festival gibi bütün kenti sardı. Sanat ve hayat bir olmuş; direniş tüm zamanı doldurmuş; sanat ve denetlenemeyen,  bir ara zamanda vücut bulmuştu.  Otoriteye inancını yitirmiş teknolojiyle arası çok iyi olan gençler ironinin tam ortasına hayatı taşımışlardı. Mitosun ve gelecek güzel günlerin olacağına dair yitirilmiş  inanç ve sinizm Gezi’nin ortak dili haline geldi. Gezi olayları sonrasındaki durum aslında biriken bir enerjinin patlamasıydı. Gündelik ile olan dertler bir anda toplu bir eyleme dönüşmüştü. Gündelik çözümlerin ve günlük politikanın ötesinde hayatı içine alan bir eylem şenlikle karışık bir hava içerisinde azınlıkları ve marjinal grupları da içine alarak büyük bir festivali geri çağırmıştı. 1960’ların özgürlük hareketlerini taklit eden, özgürlük çığlıklarıyla hayatı esir alan ideolojiye ve otoriteye karşı çıkılıyordu. Konvansiyonel bütün içerikler terk ediliyordu. Sanatın durağan ve dekadans tarafı yerine sokağa çıkan, performatif ve ilişkisel yönleri etken kılınıyordu. Bu tarihten sonra sanatla ilintili ve güncele refere eden her şey için bir gezi yorumu gerekmek de ve bu sürecin devam ettiğini hissettirmektedir.

 

Anaakım medya yerine sosyal medyada izi sürülen isyan, 90’larda başlayan sürecin bir devamıdır. Leman, Uykusuz ve Penguen gibi dergilerin yıllardır yürüttüğü sinizm -yani yanlış durumdaki doğru akıl- gırgır mizahından çok daha farklı olarak kentlilere yönelik bir mizahın peşindeydi.(2)   Beyaz cam ve toplumsal uyutulma ideolojilerine kapılmayan 90’larda Kadıköy’de kendine yer bulan ve kimlik kazanan gençler; bütün bir günlerini sinik ideolojilerle taçlandıran bu anlama takık gençler, sadece eylemsiz beklemiyorlar kendilerini ait hissetmedikleri hiçbir ortamda da kök salmıyorlardı. Tek merakları Rock müzik, bira ve alt kültür yazarlarının edebi metinleri olan bu kile, hayatın dışladığı tüm farklılıkları sahipleniyordu.. Sanatla yön bulma edimleri ve nihilist bakışları Gezi direnişinin ruhuna eklemlenmişti.

 

Postmodernizm çağında teknoloji aracılığıyla gözetleme ve Sibernetik kavramlar meşruluk kazandı. Toplum görece zenginleşirken kültürel ve sosyal anlamda erişilen bilgi ve merak düzeyi internet teknolojileriyle hızın, zamana ve hayata bağlaşık kılmıştır. Zamanın parametreleri hız ve teknolojiye yatkınlık ile ölçülüyor. Bilginin herkes tarafından erişilebilir olması ve demokratikleşmesi o dönem için pozitif bir teoriyken bugün gelinen noktada internetin bir özgürlük ve bilgiye ucuz erişme sağlaması açısından kusursuz olduğunu söyleyebilir miyiz? İnternetin ticari anlamda bir hegemonya kurduğunu ve özgür toplumlar yaratmada yetersiz kaldığını söylemek yanlış olmaz. Yine “Gezi” kırılmasına denk geliyoruz.

 

İnternetin bir haberleşme aracı olarak ironiyi  isyana dönüştürüp hareketin temel aracı olması Mcluhan’ın medyanın araç olması önermesini ispatlıyor. Bütün kavramların ironikleştiği ve zamanın durduğu, Hegel’in artık zamanı gibi bir -ara  zaman- yaratıldığı bu toplumsal isyanda medyada gördüklerimiz  ve toplumun durumu sanal bir görüntüye dönüştü. 11 Eylül’de Pentagona yapılan uçak saldırısının büyük bir sanat olayı olarak niteleyen müzisyen Stockhousen günümüz dünyasının ironik gerçeğini de özetler. Baudrillard’ın teorilerini desteklercesine gerçeğin sanal bir içerik kazandığını canlı yayında binlerce insanın ölümünün tüm dünyada izlenmesinin gerçekliğin sorgulandığını ve kurgusal içeriğin gerçekle yer değiştirdiğini gösteriyor. Televizyon ekranında yaşanan üst gerçeklik gerçeğin dayanak noktasının zeminini kaydırıyordu. Peki öyleyse, medya, küresel bir güç kazanıp ekran gerçekliğiyle sanal coğrafyanın yöneticisi durumuna çoktan gelmiş midir?

 

Zamanın ruhunu oluşturmaktan çok zamanın ruhunu bastırmaya çalışan bir medya ile karşı karşıyayız. Derinlikli metinler, özgür bakış açıları siyasi olmadan politik birer söz dalaşından ibaret. Sanat ortamı ise bu karmaşada kendine yol gösterecek silkeleyen ve ivme kazandıran düşünce ürünlerinden yoksun; sanatın özerk alanında bir uğraşın içersindedir. Sanatın  gözünden medyaya  baktığınızda popüler kültüre karşı argüman oluşturamadığını görüyoruz. Kurumları uyaracak olan sanat entelektüelleri sessiz. Bütün bunlara rağmen sanatın değeri gün geçtikçe artıyor. Liberal politikaların etkisiyle zenginleşen kentler burjuva sınıfını da yarattı. 1980’li yıllarda sanat merakıyla başlanan koleksiyonculuk günümüzde iyi bir yatırım aracı olarak ilgi görüyor. Sanat, hiç olmadığı kadar para ediyor.  Koleksiyonerlerin her biri potansiyel bir müzeci artık. Sabancı,  Pera, İstanbul Modern ve Elgiz müzesinden sonra yaptıkları sergiler ve etkinliklerle kentin aurasını sanatla buluşturmayı başarmış müzeler, medyanın yoğun ilgisi altında. Popülerlik kazanımıyla ziyaretçi çekmeyi ve prestij kazanmayı elitist bir tavırları  olsa da başarıyorlar. Medyanın hitap ettiği kesim ile sanat ortamının peşinden koştuğu kişiler aynı olunca sanat ve medya birbirlerini destekleyen bir iş modelinin bir parçası konumundalar.

 

İstanbul merkezli sanat fuarları,   ardı arkasına açılan sergiler, yurt dışı fuarlarından yapılan alımlar  sanat piyasasında büyük oynandığının açık bir kanıtı. Sanat, boş vakitlerimizi geçirdiğimiz bir etkinlik biçimi. Sistemin yozluklarını ve adaletsizliklerini, yaşamak için tüketmenin gerekliliğini her gün kutsal bir metinmişçesine dillendiren bir sonsöz. Madalyonun bir de başka bir yüzü var. Medyada ışıltılı partiler dışında fazla konusu açılmayan bir konu var ki sanat eserlerinin ölçüsüz yükselen rakamları sanat ortamında sanat alıcısını orta kesime inmesine izin vermiyor.

 

 

Sanatın içinden direnme noktaları yaratabilmenin olasılığı gittikçe azalıyor; sanat eleştirisi bağlaşık birbirini takip eden bir düzen içersinde bu ülkede postmodern bir yalnızlık yaşıyor. İçerikli kültür sanat programlarının azlığı ve toplumsal düzeysizliği ortaya koyan ve bunu besleyen yarışma programlarının artması medyanın eskiden bir ayna işlevi gördüğünü bugün ise bu görüntünün bizatihi yaratıcısı ve suç ortağı olduğunu söylemek yanlış olmaz.  Pablo Neruda’nın “sanat, ihtiyacı olanındır” sözünde belirttiği durum tersine dönmüştür. Bu ihtiyacı karşılamak için gerekli olan kanallar kapanmıştır. Sanatın, hayatı dönüştürme teorileri sanatın hayatın ta kendisi olması uçucu ve oyunsu bir özellik kazanmasıyla bozguna uğramıştır. Sanatın hayaletleri yaratıcı, kışkırtıcı zihinsel faaliyetleri yeniden geri çağırabilir mi? Toplumun içinde bulunduğu durum ve kitle kültürüyle donanmış zevksiz görüntüler dışında  başka bir yaşam olabileceği umudunu diri tutabilir mi?

 

Bu durumun karşısına çıkaracağınız hikayeler ve sanat yapıtları yani öznel olanın bitmeyen devinimi yaşamın içinde görünümlerini sunmaya devam ediyor. Bireysel var oluş problemleri, sezgiler ve isyan her türlü belirlenimin önünde sanat geleneğini oluşturan ve sınırsız varyasyonlar yaratan bir tözdür. Bu tözü besleyen devinim ile yaşam iradesini güçlü kılıyor.

 

Toplumsal yapı bunun tersini gösterse de sanata içkin kavramlar ve geçmişten gelen deneyim sanatın tekil yönünün yine zamanın ve mekanın üstüne çıkacağını gösteriyor ya da son senaryolarını kabul edip yeni dünyanın pratiklerine yeni bir zihinle adapte olmayı…

 

 

(1)Jean Baudrillard, Sanat Komplosu,İletişim Yayınları

(2 )Ali Şimşek, Yeni Orta Sınıf-Sinik Stratejiler, Agora Kitaplığı

(3) Donald Kuspit, Sanatın Sonu,Metis Yayınları

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

GENÇ USTALAR / USTA GENÇLER'E ÖNEMLİ DUYURU

SONRAKİ YAZI

Galeri Ark'ta "Yan Tesir" "Side Effect"

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*