İzlek

Mayıs Ayı Sergileri!

rh+artproject

Fatoş Beykal, Zeynep Erdinç, Hülya Küpçüoğlu

“Doğa-Kültür-Oyun”

 

rh+artproject’te açılacak olan ‘Doğa, Kültür ve Oyun’ adlı sergi, Fatoş Beykal, Zeynep Erdinç ve Hülya Küpçüoğlu’nu bir araya getiriyor.

Kültür insanlara ait bir iz, bir edinimdir. İnsan doğa üzerindeki izlerini çok çeşitli oyunlar yoluyla bırakır. Prof. Nazım İrem sergi kapsamında şöyle söylüyor ‘Bu sergi, zorunluluk olarak doğa, iz olarak kültür ve serbest yaratı olarak oyunun peşinde olan üç sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Bir işaret olarak kültürün doğadaki izlerini yaratan Zeynep Erdinç’in, bir izlenim olarak doğayı kültürleştiren Hülya Küpçüoğlu ve bütün bu eylemlerin oyun olduğunu hatırlatan Fatoş Beykal’ın yollarını kesiştiren de bizzat bu insani mesafelenmenin sorunlarıdır’.

Sergi rh+artproject’te  20 Mayıs-10 Haziran tarihleri arasında izlenebilecek.

Açılış: 20 Mayıs Cumartesi saat: 18:00

Hülya Küpçüoğlu

Galeri Ark’tan Karma Sergi 

“Bir Arada – Farklı”

Haydar Akdağ, Rașit Altun, Esra Bilo, Füsun Çağlayan, Hayri Esmer, Onur Fendoğlu, Şükrü Karakuș, Bahar Kocaman, Ahmet Özel ve Ahmet Yeșil.

11 Mayıs – 8 Haziran 2017

“Bir Arada – Farklı” adlı karma sergi  tarihleri arasında Galeri ARK’ta sanat severlerle buluşacak.

Resim, heykel, desen, fotoğraf ve videodan oluşan Bir Arada, Farklı’’ sergisi, farklı disiplinlerde, farklı anlayış ve tarzlarda eser üreten sanatçıların yapıtlarını bir araya getiriyor. Sanatçı Şükrü Karakuş’un organize ettiği sergi, ‘farklı’ ve ‘bir arada’ kavramlarını öne çıkararak, bu kavramların önemine ve bir aradalığına vurgu yapıyor. Günümüzde bir aradalığın gerekliliğine duyulan ihtiyacı hatırlatıyor.Farklılıkların bir ötekileștirme aracı değil de, yaşama değer katan bir zenginlik olarak kavranması gerektiği açıktır. Farklı estetik anlayıșlardan ve disiplinlerden gelen, bu inancı paylaşan sanatçılar, bu sergi ile yeniye açık, değișken ve paylașımcı bir platform olușturmayı amaçlıyor.

Şükrü Karakuş

 

Akın Yıldırım

“Ateşle Oyun”

Heykel Sergisi

Galeri Selvin

 Akın Yıldırım “Ateşle Oyun” başlıklı heykel sergisiyle Galeri Selvin’de, 10 Haziran’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

İstanbul’daki atölyesinde çalışmalarını sürdüren sanatçı, bugüne kadar pek çok kişisel sergi açmış, yurtdışında ve yurtiçinde sanat fuarlarına katılmıştır. Heykellerinin büyük bir kısmında gerçeğe, soyuta, mistik ve gerçeküstüne ulaşan insan ve hayvan dünyasını, onların başkalaşımlarını görselleştirmeye çalışmıştır.

SNBA tarafından Louvre Müzesi’nde her yıl düzenlenen ve uluslararası delegasyonların katılımı ile gerçekleşen, “Salon Sergileri”nde ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise “Jüri Özel ödülünü” almıştır.

 

Akın Yıldırım, Salınan Kuğu 28×14,5×11.5

Botero’nun Şişmanları Anna Laudel Contemporary, Karaköy’de

Özgün üslubu ile dünya çapında büyük bir ilgiyle karşılaşan Kolombiyalı ressam ve heykeltraş Fernando Botero daha önce Türkiye’de sergilenmemiş çalışmalarından oluşan seçkiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Daha önce geniş çapta Pera Müzesi’nde sergilenen Botero, nun bu ikinci ciddi Türkiye deneyimi modern sanatın bu ayrıksı ismini kaçıranlar için iyi bir fırsat. Botero, şişmanlarıyla estetik dilini kurgularken aslında arka planda modelinin sosyal-kültürel durumuna da gönderme yaparak onu hicveder. Coğrafi ve siyasi açıdan ülkemizle benzerlikleri olan bu Güney Amerika ülkesinin renkli sanatçısını bu kadar sevmemizin nedeni yaşadığımız ortak duygular olabilir. Günlük Yaşamın Şiiri, Hayattan Sahneler adlı  Sergi, 25 Haziran’a kadar devam ediyor.

Fernando Botero, Cüzdanlı Kadın 2010, tuval üzeri yağlı boya, 81x56cm

‘Dark Deep Darkness and Splendor’, Galerist

Küratörler: Karoly Aliotti &Nilüfer Şaşmazer

Sanatçılar:

Murat Akagündüz, Arif Aşçı, Vahap Avşar, Kerem Ozan Bayraktar, Aslı Çavuşoğlu, Nejad Devrim, Alev Ebüzziya, Nermin Er, Bilge Friedlaender, Sibel Horada, Ahmet Doğu İpek, David Lynch, Jason Martin, Füsun Onur, Mübin Orhon, Alp Sime, Ali Emir Tapan, Masao Yamamoto ve Fahrelnissa Zeid

10 Haziran’a kadar devam ediyor.

Başlığını David Lynch’in Dark Deep Darkness adlı taş baskı eserinden alan sergideki çalışmalar; kozmos, toprak ve melankolinin birbirleriyle kimi zaman kesişen düzlemlerinde buluşuyor. Derin bir hisse sahip bu eserlerdeki elle tutulamayan gizli gücü temsil eden karanlık, Yaratılış hikayesinde de bahsi geçen; her şeyden önce var olmuş kozmosun doğurgan karanlığıdır. Belirli bir şekle sahip olmayan bu yoğun madde, aynı bir rahim gibi içinde büyüttüğü şeye can verir. Doğurma, yaratma eylemi şiirsel olduğu kadar bedensel, kanlı, biricik bir deneyimdir. Karanlık maddenin sarıp sarmalama, büyütme niteliği toprağı akla getirir. Toprağın çamur hali ateşte pişerek şekil alır; yeryüzünün kalbindeki ateş ise yerkabuğuna çıktığında simsiyah, büyülü bir taşa dönüşür. Bu anlamda sergi, Batı kültüründe siyah renkle ilişkilendirilen üzüntü, keder, yas, ölüm gibi olumsuz yan anlamların ötesinde konumlanan; yaratma, var olma anındaki devinimin özelliklerini içinde barındıran gizemli bir güç olarak siyaha odaklanır. Evreni makrokozmos olarak gören felsefe insanı da bir mikrokozmos olarak kabul etmiş; ahlat-ı erbaa olarak tanımlanan vücuttaki dört sıvının insanın doğasını etkilediğini öne sürmüştür.

Nejad Devrim, isimsiz,1995, kağıt üzerine guaj

Antik dönemden modernizme dek bu sıvılardan biri olan kara safranın aşırılığının insanda melankoliye yol açtığı kabul edilir. Toprak elementiyle ilişkilendirilen kara safra arttıkça yoğunlaşır ve sonunda dışarı sızar. Aynı kara safra gibi, mürekkep de ya yoğun kıvamıyla iz bırakır ya da ani ve tek bir darbede dökülür gider. Garcia Lorca’nın bahsettiği duende’ye benzer şekilde; içerideki dışarıya tekrarlanamayacak bir şarkı gibi akar. 

 

 

İrfan Önürmen
GAZE
Aria Gallery, Floransa
13 Mayıs – 17 Haziran 2017

 

İrfan Önürmen

 

C24 Gallery New York ve Aria Gallery Floransa ortak işbirliği ile İrfan Önürmen’in Floransa’daki ilk kişisel sergisi ”Gaze” 13 Mayıs – 17 Haziran 2017 tarihleri arasında Aria Gallery’de izleyicilerle buluşuyor.

İrfan Önürmen’in psikolojik ve politik okumalara da izin veren Gaze Serisi’ndeki büyük boyutlu portreleri, toplum içinde yer alan kimliksiz ama hepimize tanıdık gelen karakter ve hislere referans vererek dış dünya ve içsel olana göndermeler yapıyor. Sanatçının hafif bulanık katmanlara ayrılmış tülleri, geometrik kesilmiş şekilleri, coşkulu bir parlaklık taşıyan figürleri; ilk bakışta eğlenceli fakat üzerinde düşünmeye iten bir kondisyonla izleyiciye temas ediyor. Önürmen’in pratiği alışık olunan formu tersine çeviriyor, özgün dili ve temsil ettiği içeriği statik yaklaşımın ötesinde yepyeni bir bakışaçısı sunuyor. Sanatçı kendine ait bu özgün dünyasında gerçeği ve hayali, görüneni ve ötesindekini, buğulu ve net olanı sunuyor. 

Çağatay Odabaş,The Pure, 2017, acrylic on canvas, 150 x 240 cm

Çağatay Odabaş’ın Çarpıcı İmgeleri

Bozlu Art Project Nişantaşı,  8 Haziran’a kadar  Çağatay Odabaş’ın Yakın Plan / Close Up isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatsal beslenme kaynakları ve referanslarını ağırlıklı olarak sinemadan alan sanatçının sinema tarihinin ikonik filmlerindeki ikonik sahnelere odaklanan sergisi izleyicileri resimlere daha yakından bakmaya davet ediyor.
Çağatay Odabaş, Yakın Plan / Close Up isimli sergisinde fotografik etki yaratan binlerce farklı renkli noktanın bir araya geldiği pointilist resim tekniğini kullanarak, sinema tarihinin ikonik filmlerindeki figürlere bir de kendi gözünden bakmamızı istiyor. Sanatçının seçtiği karelerdeki portreler izleyenle izlenilen arasındaki ilişkiye odaklanarak dondurulmuş bir “an”daki imgenin değişken ve izleyici tarafından çoğaltılabilir yapısına vurgu yapıyor.

Odabaş, fotografik etki veren portrelerinin uzun seanslar alan yapım süreci için “Resimlerimi oluştururken genellikle önce karakteri sonrasında sahneyi seçiyorum. Aslında Lego mantığıyla hareket edip önce sahneyi parçalara bölüyorum, sonra bu parçaları tek tek noktalayarak bir araya getiriyorum. Sonuçta ne çıkacağını bilerek, adeta lego yapar gibi sürece odaklanıyorum ve bundan müthiş keyif alıyorum.” diyerek, resim yapma sürecinin ressam tarafından adeta “ritüel” olarak kabul edilen “haz” verici yönüne dikkat çekiyor. Yakından bakıldığında sadece renklere dönüşerek silikleşen portreler uzak ve yakın plan ilişkilerinin izleyicinin üzerindeki etkisine ressam gözünden bir bakış sunuyor.

 

 

 

 

 

 

 

ÖNCEKİ YAZI

Kadir Akyol’un Yapıtları Üzerine-Emre Zeytinoğlu

SONRAKİ YAZI

Venedik Bienali'nde Yaşa Sanat Yaşa

İzlekler

İzlekler

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*