Müze

*Louis Vuitton VS Prada

Kültür endüstrisinin zincirlerinden biri  olarak müzeleri sürdürebilme fikri teorisyenlerden eleştiri alsa da müzeleri zamanın ruhundan kurtarmak mümkün gözükmüyor. Türkiye’deki özel müzecilere kültür endüstrisi eleştirisini yapmaya kalktığınızda örnek aldıkları Tate ve MOMA’nın önlenemez yükselişleri onları bu fikre karşı olmaya ikna etmeye yetmiyor.  Bir şirket mantalitesiyle yürütülen kurumların statükoya hizmet etmekten başka bir işe yaramadığını kabule etmek gerekir. Milyonlarca dolar harcanarak  Ali Artun’un deyimiyle  ifrad  mekanlarına dönüşen bu katedrallerde sanat adına almamız gereken ders nedir? Sermayenin görünür yerlerinden olan bu lüx tapınaklar geçmişi kutsayıp arzunun yönlendirmesini lüks tüketiciler yetiştirmek adına yapıyorlar. Ticari bir fuarda olsa Art Basel’deki zenginlik deneyimleri bunun açık bir göstergesi.

 

 Guggenheim Bilbao kurulduğunda mimarinin kendisinin bir gösteri yeri olduğunu fark etmekte gecikmedik. Müzenin koleksiyonunun önüne geçen bu gemiye benzer yapı gösterinin başladığını, beklentilerin yüksek olduğunu gösteriyordu. Zaman, kültür ve sanatın sektörel anlamda tırmandığı ve hegemonyasını Damien Hirst, Jeff Koons gibi yıldız sanatçılar yaratarak kurduğu nihilist bir dönemdi.  Hirst’in ve  Koon’s un yaptıkları işler  özgün  olana inançsızlığın ve belki de sanatın sonunun habercisiydi. Damien Hirst’in kül tablasındaki izmarit çalışmasını yanlışlıkla çöpe atan temizlikçinin  sanatın  yeni izleğinden ve yok oluşundan habersiz evinin yolunu tutması birileri için gündelik bir hayat birileri içinde yeni sanat kanonunda avangard bir deneyim haline gelebiliyordu. Sanatın bu yeni yüzü bizde kavram olarak  kişileri bölüp kamplara ayırsa da yaygın kullanımı Çağdaş Sanat olarak zikrediliyor. Bizde eleştirel mesafemizi koruyup bu kullanımla devam edelim.

 

Çağdaş Sanat kendi bekası için cemaatlerini ve destekçilerini yaratmakla geç kalmadı. Herkes bu bol sıfırlı harcamaları bir hikmeti var kabilinden başarının göstergesi olarak kabul etti.  19000 m2’ye ayrılan yüz ölçümüyle Prada’nın kurduğu müze böylesi bir gösterinin ve ölümsüzlüğün yeni tapınak yeri olarak coşkuyla karşılandı. Bu bilgileri the artnewspaper’da Vincent Noce’ın makalesinden elde ediyoruz. Makalesinde Prada ve Louis Vuitton müzelerinin birbirleriyle olan rekabetini gördüklerinden dolayı şaşkına dönmüş ruh haliyle okuyoruz. Mimarın Prada müzesini  antik eserlerin yanından geçerken ziyaretçileri Roman Polanski filmiyle karşılaması şeklinde tasarlaması  müzenin başlangıç sürprizlerinden…

 

Damien Hirst’in tankı, Ed Kienholz, Bruce Newman, Pino Pascali’nin eserleri Bayan Prada tarafından bağrına basılmış. Yazıda mimari amaçların ve sanatsal gerekliliklerin yerine getirildiğinden bahsediliyor. Robert Gober tarafından 2010 yılında yapılan enstalasyon olmadan sanatsal gereklilik tam olmazdı kuşkusuz. Sanatsal  gereklilik sanırım yazarın bize Prada dünyasını  anlamaya   çalışırken üzerinde durmamız gereken stratejilerden biri olarak yorumlanabilir. Milan’dan Paris’e uzandığımızda karşımıza Frank Gehry  tarafından tasarlanan Louis Vuitton müzesi çıkıyor. Müze köklerini 20.yy’ın avangard akımlarında bulduklarını iddia ediyor. Müzenin açılış gösterisi Hermitage’dan gelen Mattise, Oslo’dan gelen Munch’un “Çığlık” resmiyle yapılıyor. Louis Vuitton moda devinin  kurucusu   gezegenin en değerli eserlerinin esiniyle  müzeyi kurduklarını itiraf ediyor. Bu ifade,  çağdaş sanatın tüm çapraşık ilişkilerini unutturup bizi sanatın esiniyle efsunlanmış bu sanatseveri anlamamızı kolaylaştırıyor.

 

İki müzeninde parayla ilgili bir sorun yaşamadıklarını ve parayı fazla göz önünde bulundurmadıkları yazarın diğer gözlemleri arasında. Birbirine rakip yeni kurulan bir müze koleksiyonlarıyla yarışıyorlar. Damien Hirst’in, Ed Kienholz’un, Bruce Newman ve Pino Pascali’nin karşısına Sigmar Polke, Olafur Eliasson, Gilbert and George ve Andy Warhol çıkıyor. Louis Vuitton’ın eli daha sağlam gözüküyor.

 

Yazıda  mimari donanımın bir müze için önemli bir koz olduğu vurgusunun sürekli hissedilerek bir karşılaştırmaya gidildiğini görüyoruz. Her iki müze yöneticisinin  bu işi para veya marka prestiji  için değil, tarihe ve  sanata saygı göstermek için yaptıkları söylemiyle yazı sonlanıyor. Paraya teşne bu ortama söyledikleri tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bu sahte oyunun oyuncuları söylediklerine ne  kadar inanıyorlar bilmiyoruz ama karşılarında saf dil bir sanatsever topluluk bulunduğunu düşündükleri aşikar. Bu oyunun kazananları ve gördükleri ihtişam karşısında kendinden geçen yorumcular müzenin ve onun aurasından faydalanmaya çalışanların toplumsal çelişkileri ve eleştiriyi içeriklerinde barındırmadıkları sürece soğuk birer mimari yapıya dönüşmekten kurtulamayacaklar. Modernin mirası bir gün tükenecek ve sanata- tarihe saygı edebiyatı gerçekçi görünmeyecektir.

*  Vincent Noce , The Artnewspaper,  ” How the new contemporary art spaces in Paris and Milan measure up”.

 

ÖNCEKİ YAZI

Halil Akdeniz'in Kültür İmlerine Göstergebilimsel Bakış

SONRAKİ YAZI

Sanat Kitapları Seçkisi-1

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*