Kültür

Küçük Güzeldir…

Önceliği İnsana Veren Bir Müzecilik Anlayışı

 “Küçük Güzeldir”  önceliği insana veren bir ekonomi modelinin adıdır. E. Schumacher tarafından 1970’li yıllarda ortaya atılan bu modelde insani ve toplumsal değerler ön plana alınarak  bir yaşam başladığında ekonomik istikrar,  yerel kaynakların doğrudan üretime katılması ve buna bağlı olarak kolektif bir  mutluluğun gerçekleşeceği öngörülüyor. Müzeler, tarihi ve kültürel misyonları gereği bugün  kar amacı gütmeyen yapılar olarak bu modeli hayata geçirebilen organizmalar oldu. Geçmişin esin perileri olan müzeler, bugün ekonomik yapılar olarak insanı odağına alan geleceğe dönük fikirler ve esinler veriyorlar. Kurumsal ve yerleşik müzelerde açıkça görünmeyen insani faydalar, küçük ve tematik müzelerde yeni araştırma alanlarına ve müzenin sorgulayan eğitimsel işlevine katkı sağlıyorlar.

 

Dinsel anlamda geçmiş zamanların dinsel itkileri Göbeklitepe kazılarıyla akılları tekrar meşgul ederken dinin hayatı düzenleyen ahlakı temsil eden yönünün göz ardı eden modellerin başarılı olamayacağı sözünü ettiğimiz küçük güzeldir kitabında detaylı ele alınmış. Budizmin bu konudaki referansları önceliği insana ve doğaya veren barışçıl yapıların fayda dediğimiz neyse gerçek boyutuyla bize yaşatabileceği savunuluyor. Hristiyanlığın da iyilik adı altında karakterize olmuş yanını yer yer araçsallaştırıp kötü amaçlara kullansa da dinler tarihi bu konuda güçlü referanslar taşıyor. Buna rağmen resmi ve tarihsel oandan ayrı olarak  bu olgunun  daha arkaik yanını göstermek açısından küçük müzelere değiniyoruz.

Müzeler, bireyin günlük yaşantısında basit anlamıyla gezmeye ve öğrenmeye ait edimlerin bir arada yapıldığı günümüzde kaliteli zaman denilen zaman aralığının gerçekleştirdiği gündelik yaşam mekanlarıdır. Bu doğrultuda birçok uzmanlık dalı bir arada bize bir resim çizerler. Etnografya müzelerinde gördüklerimiz anlatılan konu kadar eskimiş tekniklerin kullanıldığı vitrin düzenlemeleri  çoktan işlevini kaybetmiş eseri odağına alan yerlerdir. Bugün insan odaklı olan yapılar ve enformasyon akışının hızlı olduğu bir dünyada müzelerde kavramsal zeminin hızına ayak uydurmuş ve atmosferini değiştirmeye başlamıştır.

Müze tanımı sanat eserlerinin tapınaklarından hayat alanına taşınan ve etkiye açık olabilen demokratik alanlar olarak görülmesi birçok müzenin kendini yenilemeye mecbur bıraktı. Eğitim işlevi, sunma işlevi ve toplumsal, ekonomik işlevleri tekil bir müze yapısı içerisinde insan hayatını içine alacak şekilde devam eden yapılar olarak kendi anlamını örmenin önemi kavranmaya başladı. Bu aslında müzeciliği yeniden tanımlayan ve onu bütün disiplinlerle çalışmaya iten bir motivasyon taşıyor. Buna rağmen bir kültür merkezi ve müzenin tarihsel içeriğini dejenere eden popülist yapılar olarak konuya ihtiyatlı yaklaşan, müzeyi üstkültürün ve bilginin temsil edilen yerler yarı  özerklik içerisinde yaşaması gerektiğini düşünenler dahi bu konunun en azından tartışılmaya başlanan bir yanı olduğunu gösteriyor.

Bildiğimiz anlamda devlete bağlı bir otoriteye tümüyle bağlı  müzeler  kavramların tekilliklerini gösterme refleksinden yoksun olduklarından bu görev  küçük müzeler tarafından daha iyi ifşa edilebiliyor.  Hayatın güncel mekanizmaları ikonik nesneler aracılığıyla   düzensiz bir zamansızlıkta izleyiciye verildiğinde bir anlamda tarihsellikten ve bilgi rejiminden kurtulmuş oluyor. Öznel hikayelere ve yorumlara yer açılıyor. Tahtakuşlar  ve Hareketli müze galerileri böylesi bir toplamı içinde barındırıyor. Tarihsel bağlamından kopmuş nesnelerin bir analojik geçidi müzeye gitmeden sizi heyecanlandırıyor. Böylece  büyük müzeleri gezmiş ve yıllarca deneyim edinmiş müzegezerler  bu yapıları farklı bir yere koyarak aslında bir alternatif yarattığını düşünmeden müze gezisi şeklinde rahatça hayatına dahil edebiliyor.  Diğer taraftan  klasikleşen yönetim  ve sunum tarzlarıyla  büyük müzeler hayatın içerisinde bir kurgu yaratmak ve samimiyet uyandırma ve insana verdiği destek konusunda yaptığından ötesine geçemiyor.  Büyük kent merkezli olan müze organizasyonları  ise yaratıcı endüstrinin ilkeleriyle şirket ve yönetişim ataklarıyla yarar kısmını ticarileştirip gösteriş anlamında kurguluyor.   Sonuçta kapitalizmin döngüsünde sıradanlaşan bir uğrak yerine dönüşme riski taşıyor.Küçük müzelerin kurucuları özelinde sosyal hayata yerleşmeleri ve kavramsal olarak akılda kalmaları duygusal bağlayan hikayenin profesyonel bir yönetim tarzıyla postmodern kurguyu öznel yorumuna bağlı olarak oluşturmasına bağlıdır. Sanat stratejilerinin de izlediği yol bundan başkası değildir. Sanat kavramlarıyla karşılanan birçok kültürel ögenin müze yapısını da bu yolla dönüşüme uğratması olağandır. Bir kültür nesnesi olan Yörük çadırının Nil yalter’in işindeki varlığı ile bu durum örneklenebilir. Tahtakuşlar Müzesi’nde de benzeri bir çadır bulunmaktadır.

“Küçük müzeler” açık bir yapıt gibi okunabilir. İstediğiniz yorumu yapabilirsiniz. Her türlü kavramın temsil edilebildiği bir nesneler dizgesi sunabilir. Bir hikayeyi orada gözlemlerken zihninize kendi imgenizde taşıyabilirsiniz. Zamanlararası saçma bir yolculuğun tedirgin edici sağlıksız bir kurgusuna kapılabilirsiniz. Çocuğa yaşamı öğretmek için deneyimlenen bir oyuncak yapı gibi davranışsal, bilişsel özelliklerinizi geliştirebilirsin. İçinde yaşadığınız bir ütopyanın sonucunu karar verdiğiniz iyi niyet mekanları olarak küçük müzeler Dünya’da yüzlerce örneğine rastlanan tematik,sanatsal  üretim modellerinin güzel bir örneğini çoğaltıyor. Koleksiyonun içeriği , sunumlarının kalitesi ve bilimsel tasarımla tümü havada uçuşan hikayeye, felsefeye ve tarihselliğe dayalı soyut kavramlar müze yapısı içerisinde bireysel aklın temsiline dönüşüp kendisini bir yaşayan organizma olarak var ediyor. Ve içinde insanın oldukça fazla yer bulduğu üretim zincirine dahil ediyor.

Küçük müzeler üretim zincirini kurarken sosyal ve kültürel değerleri kullanarak yaşamın gündelik faaliyetlerinin içerisinde zaten yer alan alışkanlıklarımızı  deneyimlendiğini görmek biz duygusunu sürekli kılıyor ve insanın psikolojik sıkıntılarını farklı dünya şemasıyla iyileştirebiliyor. Tahtakuşlar Müzesi, bir şaman kültürünün kendisini temsil eden bir  müze görünümündedir. Ruhani gücün doğadaki canlı varlıklarla inanç sırasına bağlanmadan arafta yaşadığı dönemlerin arkakik bir  uygarlık öncesi metafiziği deneyimletir. Bireyin varlık ve yokluk meselesini, akıldışı konuları anlamlandırıcı,  iyileştirici ve geleceği gören,  iyicil duyguların taşıyıcıları bilge şamanlar eski zamanlardan bugüne yarattıkları motivasyonla yerini korumaktadırlar. Balıkesir’e bağlı Tahtakuşlar köyünde bulunan Tahtakuşlar galerisini eskiden bugüne kalan geleneklerin çağdaş yoruma imkan veren bir düzensizliğin verdiği ucu açıklıkla  uzmanlaşmaya direnen arkaik bir direniş mekanı olarak da okuyabilirsiniz. Sonrasında realist bakış açıları emekli idealist öğretmenin köy ensititü geleneğinden hareketle folklörü tanıtma amaçlı yaşattığı bu galerinin tarihsel amaçlara hizmet ettiği görülür. Geçmiş zamanın yitik bir ideali de olsa bir köy müzesinden başka bir yerde yaşaması anlamlı olmayacaktır.

Müzeler, hikayeyi kurgulayan alanlara dönüştüler. Bu anlamda hayal gücünüzü ve iradenizin kurguladığı her aklın temsil edilebildiği yerler haline geldi. Postmodernizmin  yaydığı analitik ve özgür düşüncenin sınırsız olanaklılığı içinde hisli yerler olarak müzeleri tahayyül etmek bir uzmanlığın çok ötesinde  bir anlam taşıyor. Hikayeyi kuran yerler bir süre sonra onu dönüştürmeye başlıyor. Araçsallaşmanın ve paraya endeksli olmanın  negatif etkilerini duyurmada hassas ve korkak davranan küçük müzeler  yerel kültürle bütünleşen tavırlarıyla köyün içinde başka bir yer görüntüsünden de uzaklaşıyorlar. Dolayısıyla  insanlığa fayda mekanizmalarına ve üretim çeşitliliğine  doğrudan bağlanmakta zoranmıyorlar.

Masumiyet Müzesi bir edebi romanın müzeleştirilmesi ve devamında gördüğü ilgi ve Icom’dan aldığı ödüllerle günün müzecilik zihniyetini ortaya koyuyor. Küçük olanın değerli olması sadece somut değil soyut motivasyonları atağa geçirdiği bir duygu birikimi sağladığı sürece yaşayabilir. Ekonomiği akla getiren sürdürülebilirlikte kolektif olanı sürekli diri tutmakla mümkündür. Masumiyet Müzesi bir anlamda artık yok olanın bir kurgu roman olduğu gerçeği üzerinden romanından müzeleşebileceği bir hayat biçimini gösterir. Çağdaş ilkelerle tüketim malzemelerini popüler kültür malzemesi olarak kısa bir dönem öncesinin de  müzeleştirildiğini savlar. Etnografik müzelerin çağdaş bir şekilde tersine çevirir. Çağdaş etnografinin örneklerini sunmuş olur. Diğer yandan masumiyet müzesinin Avrupa müzecilik ödülü alması büyük müzelerin yerleştirmeye çalıştığı  global müzelerin de küçük modellerle yaşaması algısını   akla getiriyor.  Küçük müzeler için gerçekçi gelen ve soyut değerleri öne çıkaran bu yöntem, evrensel müzelerin inandırıcılığını sarsarken küçük müzeleri güçlendiriyor.

Çağdaş etnografik düzenleme ve yapılanmanın yaşayan iyi bir  örneğini sunan Baksı Müzesi,  müzelerin bütünden tekile inen var oluş sorsunu  geleneksel müze kalıplarını yıkarak cevaplıyor.. Hüsamettin Koçan’ın özelin kurduğu müze kompleksi küçük tavırlar ve yaklaşımlarla büyük müzelerin yapısal ve sunumla ilgili sergileme yöntemlerini  devralırken içeriğinde farklı politikalar üretir. Bayraktar köyünün eski adı Baksı, “şaman” demek olan anlamıyla modern müzelere karşıt bir yol çizdiğini de imlemiş oluyor.  Sanatçı Hüsamettin Koçan, evedönüş duygusu yolunda köyüne yaptırdığı bu kompleksle insana olan yardımın yanı sıra insanın kimliğine yabancılaşmış  tarafına da bir eleştiri getirir.. Çağdaş sergileme tekniklerinin yanı sıra üretime ve eğitime dayalı bir fabrikayı anımsatan yanıyla Baksı Müzesi çoktan köyde kurulmuş bir tasvirin ötesine geçmiş oldu. Üretim atölyeleri ve eğitim seminerleri yerel olanın yaşatılması anlamındaki katkıyı insanlara fayda üzerinden bir müzecilik anlayışı şeklinde sunarak  Türkiye adına cesaret verici  bir işi gerçekleştirdi.

Küçük müzeler,  modern zamanların otorite tarafından  dışarıda bıraktığı kültürel yapılanmayı duygusal vizyonu ve yaşanmış sözlü kültüre ait hikayeleri postmodern bir kurmaca aracılığıyla görselleştirir. Hareketli Müze’nin kurucusu Nurtaç Yılmaz ile görüştüğümde Atatürk resminin kaldırılmasını isteyen bir ziyaretçiye olan dikbaşlı tavrını anlatırken müzenin el yordamıyla kurulan ideolojisini açık etmiş oldu. Bu anısını anlatırken kızarak ve üzülerek geldiğimiz duruma da veryansın ediyor. Sosyal değerlerin mazide kalan bir şey olmadığını hatırlama yeri olarak hareketli müze koleksiyonlarıyla kendi içinde modern bir sürü karşıtlığı bir arada işleyerek bir fark yaratıyor. Uzmanlaşmamış teknolojisiyle çevrenin şaşkınlıkları arasında her gelen kişilerle ve Japon turist gruplarıyla saatler geçiriyor. Müzelerin empoze etme görevini Nurtaç bey ve müzede birlikte çalıştıkları eşi Ömür hanım ile beraber  anılar ve yaşanmışlıklar üzerinden tekrar yaşatıyorlar. Milli birlik ve beraberlik için en basit şekliyle  bir duygu bütünlüğü kurmaya çalışmışlar. Hareketli müzenin elektriği,  işgal zamanının yokluğunu ve mekanik olan zamanlardan elektrikli hayata geçenlerin torunlarına  duygusal anlar yaşatıyor. Hareketli müzenin enerjisi, Anadolu’nun kötü günleri bağlamında müzenin hareketsiz olana belki de en büyük hediyesi.

Müze olgusuyla karşılanmaları yetersiz kalan bazı müzeler küçük güzeldir konusuna ekonomik ve kültürel açıdan  yaşamı değerli ve eğlenceli kılan adımlar atmışlar. Adatepe Zeytinyağı Müzesi, Ankara Beykent’te yer alan Yaşayan Müze, Gökyay Satranç Müzesi, küçük müze kapsamında çevresine faydalı bulunduğu bölgenin kültürünü bilimsel anlamda tasnif edip yaşamla buluşturan güzel müze örneklerini oluşturuyor. Tinselliği maddi olanla harmanlayarak değer yaratmış bu müzelerin tüketim amaçları dışında  halkla buluşmasını popülist bir çehre kazanmayarak gerçekleştirdikleri için  gelecekte kurulacak olan müzelere önemli birer örnek teşkil ediyorlar.

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

İlerici-Gerici Sanat Meselesi-Özkan Eroğlu

SONRAKİ YAZI

15. Bienalin Ardından-Gülgün Başarır

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*