Evrim SekmenKüçük GüzeldirKültür

Küçük Güzeldir: Yaşayan Müze, Beypazarı

Dr. Sema Demir ile “Yaşayan Müze” üzerine

-Durağan ve sadece koruyan müze düşüncesine karşı “Yaşayan Müze” inşa etme fikri nasıl oluştu? Daha karlı girişimlerde bulunmak yerine farklı konsepte bir müze kurdunuz ve bu konuda örnek gösterildiniz. Sosyal ve ekonomik farkındalığınızı birleştirme yönünde sizi tetikleyen ne oldu?

Bir kültür bilimci olarak böyle bir müze açmaya, Hacettepe Üniversitesi Türk Halkbilimi bölümünde aldığım eğitimin ilk yıllarında heveslenmiştim. Aklımdan ve yüreğimden geçen bu fikri geliştirmek için akademik olarak bu konuya eğilmeyi seçtim. Uzun soluklu bir çalışmanın ardından uygulamalı bir halkbilim müzesi açabilmek için bir proje hazırladım. Projeyi birkaç kuruma ve yerel yönetime sundum. Bunlardan biri de Beypazarı Belediyesi idi. İleri görüşleriyle yaygın takdir toplayan Belediye Başkanı Mansur Yavaş, teklife olumlu yaklaşarak, Türkiye’nin ilk ve tek yaşayan müzesini kurma fikrime evet dedi.

Antik çağda şiirin, destanın, tarihin ve müziğin koruyucuları olan Musaların barındıkları mekânlara “müze” adı verilirdi. O dönemin insanları, tanrı Zeus ile hafıza tanrıçası Mnemosyne’in kızları Musaların yaşadıkları evlere “müze” adını verir, buralarda “sözün ve ezgi”nin koruyuculuğunu yaptıklarına ve hatta onların esin perileri olduklarına inanırlardı.  Bir kültür bilimci olarak, dokuz peri kızının yıllardır kulağıma fısıldadıkları gözümün önünde canlanıverdi. O günden beri de, peri kızları gibi “sözü” ve “sesi” ve aslında “geleneği” korumaya söz verdim. Burada ekonomik bir farkındalık var mıydı bilemiyorum. Çünkü daha çok işime duyduğum aşk ve hayallerimin heyecanı vardı. Sanırım 2015 yılında KAGİDER tarafından layık görüldüğüm “sosyal girişimci” ödülü ekonomik süreci öncelemediğimin bir göstergesidir.

-Yaşayan Müze kavramı hayata geçirildiğinde düşündüğünüzden farklı nasıl gelişmeler yaşandı? Beypazarı’nın ve yakın çevrenin tepkisi nasıl oldu. Hayatlarında nasıl bir yere koydular? Hikayeleri canlandırma bir anlamda kişisel tarihe de not düşen bir müze yaklaşımı diyebilir miyiz?

Müze fikrimizle beraber yakın çevremiz tarafından hep samimiyetle desteklendik. Fakat kâr getirmeyecek, zor, meşakkatli bir işe soyunduğumuz konusunda da uyarılar almadık değil. Bugün gelinen noktada Yaşayan Müze, Türk Hamam Müzesi ve Yaşayan Köy Beypazarı için de oldukça önemli. Sosyo-kültürel ve sosyo- ekonomik anlamda katma değer üretiyorlar. Müze çalışanlarımız arasında mesleki eğitimini halk bilimi alanında tamamlamış olanlar olduğu kadar Beypazarı kadınları da var. Bizimle çalışmaları ailelerine ve nihayet toplumsal yapıya sirayet eden bir süreç. Çocukları müze mekanında büyüyor mesela. Yaşayan Müze hem öğrenme hem etkileşim anlamında çalışanlarımız için de bir dönüşüm mekanı. Bu anlamda ziyaretçilerimiz kadar çalışanlarımız için de kişisel tarihlerinde iz bırakan bir deneyim denebilir. Aslında herkes kendi potansiyelinin farkına varıyor. Bir günde yüzlerce kişiye anlatım yapıyorsunuz ve onlara bilmedikleri şeyleri anlatıyorsunuz ya da ziyaretçi bile olsanız bir anda kendinizi onlarca kişinin önünde bir sanatı icra ederken buluyorsunuz.

Aslında yaşayan müze kavramı ziyaretçilerimiz için hala yepyeni bir kavram. Başından bugüne müzeyi ziyaret etmek isteyen ziyaretçilerin müzeye girmeden önce, müzenin isminin etkisiyle başlayan ilk şaşkınlığını gidermek için hala ilk anlattığımız şey bu kavram oluyor. Geleneğin bir müze nesnesine dönüşecek değerde olması, ziyaretçilerimizi şaşırtıyor ve düşündürüyor.

Masal müzemizin kalbi. Sözün büyüsünü bugüne kadar hiç düşünmediğimiz bir şekilde ele alıyoruz. Belki bir masal ebesinden hiç masal dinlememiş, belki hiç masal dinlememiş ziyaretçilerimiz oluyor. Çocuklar masal dinliyor. Masal anlatanlar masal dinliyor. Uygulamalı anlatımlarımıza katılıyorlar. Hep gördükleri, bildikleri şeyler belki ama onlara yepyeni tanımlar ekliyoruz. Kendilerinin dokunması için fırsat tanıyoruz. Bir anne-baba kendilerinin bile bilmediklerini çocuklarının hem görmüş hem uygulamış olmasından son derece mutlu oluyor.

-Müzeler kar amacı gütmeyen kurumlar olarak ayakta durabilmek ve kendi maliyetini karşılama yönünde faaliyette bulunabilirler. Yaşayan Müze, bu anlamda nasıl katma değer yaratıyor?

 Yaşayan Müze gerek müze girişi gerekse müze içinde ücretli etkinliklerle gelir elde ediyor. Bir de müzemizin bünyesinde kahvemiz var. Geleneksel ürünlerin yeniden üretildiği bir oyuncak atölyemiz var. Üretimin durması sanatın ya da zanaatın kaybı demek. Bu anlamda Eyüp oyuncaklarının üretimini ve satışını gerçekleştirdiğimiz gibi halk sanatını ve zanaatını icra edenlerin ürünlerini ziyaretçimizle buluşturduğumuz hediyelik eşya bölümlerimiz de var.

Yanı sıra on bir yıldır yatırımlarımız da devam ediyor. 2012 yılında Türk Hamam Müzesini açtık. 16. Yüzyıla ait bir kültür varlığına sürdürülebilirlik kazandırmış olduk. Aynı zamanda o tarihte Türkiye’nin ilk dünyanın üçüncü hamam müzesi olması nedeniyle de kıymeti büyüktür. Aynı yıllarda Anadolu Açık Hava Müzesi- Yaşayan Köy’ün yatırımı da başladı. 2016 yılı sonunda ziyaretçi kabul etmeye başladık. Bir Anadolu kasabası inşa ettik. Bölgesel mimari örneklerimizi ve bu bölgesel harita üzerinde geleneği de bütün olarak ele alabildiğimiz yeni bir müze kazandırmış olduk.

-Müzeyi tanımsal açıdan en çok hangi disiplinlerle bağdaştırırsınız? Akademisyenler veya uzmanlarla iletişim halinde olma konunsun verimlilik arz edeceğini düşünüyor musunuz?

 Aslında kültür açısından baktığımız zaman çok disiplinli bir yapının tam kalbinde duruyoruz. Halk Bilimi, Edebiyat, Antropoloji, Etnoloji, Filoloji, Etimoloji, Tarih, Sosyoloji, Arkeoloji, Güzel Sanatlar, Restorasyon ve Konservasyon, Mimarlık, Müzik, psikoloji gibi pek çok bilimle birlikte çalışabiliriz. Hatta çalışmalıyız. Bu anlamda müzelerimizi bir laboratuvar gibi de görüyoruz. Araştırmacılar için kaynak sağlayabilen mekanlar bunlar. Biz bu konuda gerekli iş birliklerine daima açığız. Bu anlamda yürüttüğümüz çalışmalar da oluyor zaten. Halk bilgisi dediğiniz şey aslında bilimleri var eden temel kaynağı üretiyor. Merkezinde inanın olmadığı bir bilimden söz edilebilir mi?  Dolayısıyla halkı, halk bilgisini halk davranışını, üretim biçimlerini bilmek ve bu anlamda ortaklaşa bilgi üretmek çok önemli.

 Yaşayan Müzenin insana faydalı bir müzecilik modeli olarak düşündüğünüzde gündelik hayata katkısı nedir?

Aslında ritüeli ya da başka bir değişle geleneği yitirmek kimliği yitirmekle sonuçlanır. Bu anlamda burada edinilen bilginin yaşam içinde kullanılıyor olması hem günlük hem de uzun vadeli olumlu sonuçlar doğuracak. G

eleneğini bilen, seven, ondan beslenen, kendine yabancı olmayan bir nesil için çalışıyoruz. Toplumsal faydamız bir şekilde öksüz ve yetim kalmış kültürel mirasımızı doğru sergileme teknikleri kullanarak ziyaretçilerimizle buluşturmak. Bu miras, unutulup bir köşeye atılacak, basit karakterde değil. Medeniyet kurmuş bir geçmişin bize emanetleri bunlar. Değerini anlatmak ve göstermek için değerini bilmek lazım.

-Müzenin koleksiyonuna eklemeler yapıyor musunuz? Uzun vadede müze yapısı içerisinde veya dışarısında yeni planlar, düzenlemeler ve girişimler olacak mı?

Elbette koleksiyonumuz genişliyor. Çünkü nesne ile gelenek aslında birbirinden doğan şeyler. Bu yüzden mekan-nesne-zaman ve anlatıyı bir bütün olarak ele alıyoruz. Aslında bu alanda hayli büyük yol kat ettik diyebiliriz. Çünkü geleneği var eden mekanları kurgulamaya başladık. Uzun erimli hedeflerimizin en öenmli kısmını hayata geçirmiş olduk. 2016 yılında üçüncü müzemiz olan Yaşayan Köy Anadolu Açık Hava Müzesi can buldu. Yine Beypazarı’nda bulunan Yaşayan Köy 25 000 m2 üzerinde Anadolu’nun bölgesel mimarisini yeniden inşa yöntemi ile kurguladığımız bir köy. Yaşayan müze ve Türk Hamam Müzesinden edindiğimiz tüm deneyim ve maddi getiri ile meydana geldi. Ulaşmak istediğimiz en büyük hayal gerçekleşmiş oldu. Bu anlamda otuz üç tane yeni yapı birimiz bunların etrafındaki etnografik zenginlikle sergileniyor. Kullandığımız teknikler gereği kostümden, ev gereçlerine, tarımsal gereçlerden hayvanlığa, el aletlerinden üretim aletlerine varana kadar her şeye ihtiyacımız var. İnsanın kullandığı her şeye… Bu anlamda koleksiyonumuzun giderek zenginleştiğini ve buna devam edeceğini söylemek mümkün.

 

                

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Küçük Güzeldir: Adatepe Zeytinyağı Müzesi

SONRAKİ YAZI

Bir Picasso Eleştirisi-Özkan Eroğlu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*