Evrim SekmenKüçük GüzeldirKültür

Küçük Güzeldir: Adatepe Zeytinyağı Müzesi

 ZEYTİN KÜLTÜRÜ : MİRAS VE SORUMLULUK

Siyah zeytin ile yeşil zeytin ayrı ayrı ağaçların meyvesi midir? Zeytinyağı elde edilirken sıkılacak zeytinlerin çekirdeklerini çıkarmak gerekir mi? Zeytinyağı gibi üste çıkmak deyimi nereden gelir? Var yılı” / “ yok yılı” ne demektir? Zeytinyağı da şarap gibi yıllar geçtikçe değeri artan bir sıvı mıdır?

Bu soruların yanıtları için basitçe bir kitaba bakılabilir ya da zeytincilik ile uğraşan dostlara sorulabilir. Ama bir sürecin yerinde izlenmesi ve onun aşamalarına tanıklık edilmesi sürecin zihinlerde canlanması için en yararlı yoldur. Nasıl ki yüzlerce kitapta gördüğümüz bir Rembrandt tablosunu görmek için müzelere gider, saatlerce içeri giriş izni alabilmek için sıra beklersek, yani kitapta gördüğümüz ile yetinmez isek, sözel olarak anlatılan bir sürece de bizzat tanık olmanın keyfi başka olsa gerek. Adatepe Zeytinyağı Müzesi, binlerce yıllık geçmişi olan bir kültürün, zeytinyağı ve sabun imalatının, büyük bir hızla yok olmaya yüz tutmuş izlerinin sürülebileceği, ayrıntıların bulunabileceği bir mekan olmak iddiası ile kuruldu.

 

 

Adatepe Zeytinyağı Müzesi

Akdeniz Uygarlığı’nın vazgeçilmez sembolü olarak zeytin ve zetinyağını bilinen ve bilinmeyen pek çok yönü ile tanıtmak niyeti ile 2001 yılında türünün o tarihteki ilk ve tek örneği olarak Adatepe Zeytinyağı Müzesi Çanakkale’nin Küçükkuyu beldesinde özel girişimlerimizle kuruldu. Teknolojik gelişmeler zeytinyağı üretim tekniklerinde  çeşitliliği ortadan kaldırmış ve üretimi tek bir makine üzerinden en az sayıda eleman ile kesintisiz bir üretim hattı üzerinde yapılabilir hale getirmişken, çeşitlilik içeren yöntemlerin ve buna bağlı ekipmanın da yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden olmuştur.  Bu yok oluş aynı zamanda insanlığın binlerce yıllık serüveni içinde yer alan bu üretim biçiminin yarattığı yaşama biçiminin de belli örgütlenme ilişkileri ile birlikte kaybolmaya yüz tutması anlamına gelmektedir.

Unutulmuş ya da unutulması kaçınılmaz olan dönemlere dair pek çok geleneksel kullanıma ait obje Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nde sergilenmekte, haklarında ayrıntılı bilgi verilmektedir. Ancak bundan daha önemli olanı müze içinde geleneksel üretim biçiminin devam ediyor olmasıdır. Bu uygulama zeytinin ağaçtan toplanmasından tüketicisine, zeytin, zeytinyağı ya da sabun haline gelinceye kadarki aşamaları gösteren bir süreçtir.

Kuruluş Süreci – geleneksel bir üretim biçimine dair eşyaları korumak ve sonraki nesillere aktarmak Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin kuruluş amacıdır.

Son yıllarda zeytincilerin yaptıkları işe daha fazla sahip çıktıklarını, zeytinci olmakla gurur duymaya başladıklarını gözlemledik. Sahip oldukları kültürel mirasın farkındalık bilinci bu değişimde önemli bir faktör olmuştu.

Bizler, şanslı zeytinciler olarak bu mirasın sahibiyiz ve bu mirası gelecek kuşaklara aktarmak Adatepe Zeytinyağı Müzesi için en önde gelen sorumluluk olarak kabul edilmiştir

Zeytin ve zeytinyağına ait bir müze açma fikri başlangıçta pek çok kişiye anlamsız görünmüş, kafalarda böyle bir müzede neler olabileceği pek canlandırılamamıştır. Zeytin ve zeytinyağı üretiminde kullanılan hiçbir obje aslında bilindik anlamı ile bir müzede olanlara benzemez.

zeytin müzesinde neler sergilenebilirdi ? Hasır zeytin toplama sepetleri, zeytin hasadında kullanılan sırıkları, teneke hunileri, toprak küpleri mi sergileyecektik? Üstelik, zeytin müzesini görmeye kim gelirdi ki ?

 

Bu pek de yüreklendirici olmayan yaklaşımlara rağmen 2000 yılında Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin kuruluş faaliyeti başladı. Bütün söylenenlere kulak tıkayarak Küçükkuyu’da eski bir zeytinyağı fabrikasının parçası olan metruk bir sabunhane binasını satın aldık. Zorunlu tamiratlardan sonra kısa zamanda binayı yeniden düzenledik.

Müzede sergilenecek objeler için Türkiye’nin zeytinci bölgelerinde ciddi miktarda  kilometre yol kat edildi, Nizip’ten Tekirdağ Şarköy’e, Gemlik’ten Antakya’ya, Akseki’nin dağ köylerine ve kuşkusuz Ege’nin yüzlerce köyüne gidildi. Zeytincilik işi ile uğraşanlar ile sohbetler yapıldı, kullandıkları yöntemler ve aletler konusunda bilgi alındı. Bu görüşmelerden çıkan sonuçlardan birisi bu müzenin kuruluşunu hızlandırdı: Geleneksel olarak kullanılan yöntemler büyük bir hızla terk ediliyordu ve bu sürecin objeleri de aynı hızla yok oluyordu. Bir geleneğin başlangıçta değersiz görünen objelerini bir araya toplayarak bir bilgi sürecine dönüştürmek artık kaçınılmazdı.

Geleneksel yöntemlerden ayrılışın temel nedeni geleneksel sulu baskı zeytinyağı fabrikaları ve mengenelerin yerini  modern santrifüj yöntemiyle çalışan kontinü sistemin alması idi. Modernleşme karşı konulmaz bir süreç halini almıştı ve belki de gelecek on yıl içinde, civarda, geleneksel yöntemle çalışan hiç bir tesis varlığını koruyamayacaktı. Bu değişim, zeytin ve zeytinyağı üretimindeki binlerce yıllık kültürden kopuş anlamını da taşımaktaydı. Kuşkusuz değişim yalnızca teknolojiyle sınırlı kalmıyordu, kullanılan malzeme de hızlı değişimin baskısı altındaydı. Toprak yağ küpleri yerini çoktan paslanmaz çelik tanklara terketmişti, plastik malzemeler eskiye dair ne varsa hepsini ikame ediyordu. Bu modernleşme sürecinin en önemli boyutu ise toplumsal ilişkilerin tümüyle dramatik bir değişim içine girmesiydi.Takip edilmesi zor bir hızla yaşanan değişimin basit ama önemli unsurlarını tümüyle yok olmadan yakalamak adına müze kuruluşu gerçekleşti.

Son yıllarda Urla yakınlarındaki antik Klazomenai kentini kazarken M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir dizi bileşik çukuru gören arkeologlar başlangıçta bu çukurlara  anlam veremediler. Oysa köylüler ilk bakışta bu çukurların zeytinyağının karasuyundan ayrıştırmakta kullanıldığını fark ettiler. Bugün aslına uygun olarak restore edilerek ziyarete açılan antik zeytinyağı işliği belki de ünlü matematikçi Tales’in gözlemleri sonucu tahmin ettiği olağan dışı bir zeytin hasadı için kiraladığı pek çok zeytinyağı işliğinden biri olabilir. Geleneksel zeytinyağı üretim tekniklerine aşina olmayan arkeologlar için civar köylerde hala benzer ayrıştırma yöntemleriyle çalışan fabrikaların varlığı son derece şaşırtıcı olmalıdır.

 

Yolculuklarımız sırasına biz de hala hayvan kuvvetiyle çevrilen taş değirmenler, manivelalarla çalışan presler gördük. M.Ö. 2. yüzyılda Cato’nun ayrıntılı olarak anlattığı sistemlerle çalışan mengenelerde çıkarılmış zeytinyağların tadına baktık. Zeytin çuvallarını develerle, zeytinyağını keçi derisinden tulumlarla taşıdıklarına tanıklık ettik. Uzun zamandır aradığımız ve bulamadığımız  Pliny’nin tarif ettiği gibi bir trapetum taşı, mola vermek için durduğumuz bir kır kahvesinde masa tablası olarak karşımıza çıktı. Adatepe köyünde kaya tuzlarını ezmek için havan eli  olarak kullanılan ahşap bir parçanın, üzerinde Osmanlıca yazılar bulunan bir sabun kalıbı olduğunu fark ettik, bizden esirgemediler. Bir gün Küçükkuyu’lu balıkçılar ağlarına takılan Roma dönemi zeytinyağı amforalarını getirdiler.

 

Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin kuruluşunu anlamlı kılan bir ikinci unsur ise kuruluş aşamasından sonra gerçekleşti. Müze,  içinde yer aldığı coğrafyada doğrudan ya da dolaylı olarak zeytincilik işi ile uğraşan herkesin kendisini bir parçası olarak gördüğü bir merkez haline geldi. Çoğu zaman yöre halkı dışarıdan gelen misafirlerini müzeye kendileri getirir, rehberliği  kendileri yapar ve onlara bu eski ama tanıdık  eşyaları nasıl kullandıklarını, eski aletlerin nasıl çalıştığını kendileri anlatır oldu. Müzenin içerik olarak her geçen gün zenginleşmesinde bu paylaşımcı ve katılımcı yaklaşımın hakkını vermek gerekir. Müzenin kuruluşundan sonra, ziyarete gelen çevre zeytincileri, depolarındaki artık kullanılmayan hatta çoğunun ne işe yaradığını kendilerinin bile unuttuğu objeleri müzeye getirmeye başladılar.

Bir kısım aleti ve techizatı ise sadece büyüklerinden duymuşlar, fakat görmemişlerdi. Tek tek hiç bir değeri olmayan eşyalar bir araya geldiklerinde farklı bir anlam kazanmış, sergilendikleri biçimiyle ve açıklama panolarıyla gündelik hayatın sıradan objeleri bir merak öğesine dönüşmüştü.Müzeyi gezen ve sergilenen eşyaların bir kısmını hala kullanmakta olan zeytinci dostlar hayretle aynı soruyu sordular:

” Bütün bu malları nereden buldunuz ?”

 

Biz, zeytincilerin gündelik hayatta kullandıkları yüzlerce basit, sıradan, değersiz eşyayı topladık. Yani geleneksel eşyaları korumak müzemizin birinci hedefi oldu.

Müze, zeytinle ilgili olan pek çok insanın bile bilmediği ya da üzerinde pek düşünmediği gerçekleri; örneğin sofralarımızdaki vazgeçilmez yerini almadan çok önce, kadim Akdeniz medeniyetlerinde çok değerli olduğunu ve zeytinyağının sadece kralları ve rahipleri meshetmek için kullanıldığını, kimi zaman  güzellik ve şifa sağlayıcı olarak kimi zaman savaşlarda yaraların tedavisinde kullanıldığını ya da  sarayları ve tapınakları aydınlatmak için kullanıldığını, Antik Yunan’da zeytin ağacının bilgelik Tanrıçası Athena’nın insanlara bir armağanı olduğunu,  o günden beri zeytin ağacınını hep kutsal kabul edildiğini,  Tevrat’ta ve İncil’de zeytinin yüzlerce kez zikredildiğini, Kuran’ın en etkileyici bölümlerinde zeytin adının geçtiğini, yeryüzünde yetişen onlarca zeytin ağacı çeşidi olduğunu  yaptığımız bilgi panolarıyla anlatmaya çalıştık.

Bina:

Yapı 1960 yılında hemen yanında faaliyet gösteren eski bir zeytinyağı fabrikasının uzantısı olarak sabunhane binası olarak inşa edilmiş. Birinci katı taş, ikinci katı için tuğla malzeme kullanılmış. İlk kullanım amacına uygun olarak denize paralel inşa edilmiş ve sabunların kolayca kurutulması  için gereken hava akımını sağlayacak  toplam 35 pencere 3 yöne yerleştirilmiş. Yapının batı yönüne iki katı birden kaplayan devasa bir sabun kazanı yerleştirilmiş. İkinci katta henüz sıvı halde iken zemine dökülen sabun, katılaştıktan sonra kolayca kesilsin diye zemin ahşapları diyagonal olarak döşenmiş. Sabunhane binasının tamamlandığı günler aynı zamanda el yapımı sabun imalatının ve tüketiminin de  popülaritesini kaybetmeye başladığı yıllardır. Buna ekonomik kriz nedeniyle sabun imalatında kullanılan kostik (NaOH) ithalatında karşılaşılan güçlükler de eklenince sabun imalatı burada hiç yapılmamıştır. Yapıldığı dönemde bulunduğu bölgenin en büyük ve yeni yapısı olması nedeni ile hemen yeniden işlevlendirilerek düğün salonu amacı ile kullanılmaya başlanmış. Yaz aylarında bahçesinde yazlık sinema kurulan yapı bir süre boş kaldıktan sonra atölyelere kiralanmış. 1990 yılında Tamer Tan genç bir mobilya ustası olarak ilk atölyesini burada açmış. Zamanla bahçeye bir kayık yapım atölyesi ve bir de demir atölyesi yerleşmiş. Müze fikri ile birlikte zorunlu tamiratları yapılan bina yapısal olarak hemen hemen hiçbir değişikliğe uğramadan sadece sergileme objeleri ve geleneksel üretim yapılacak malzemeler yerleştirilerek dönüştürüldü.

 

Bugünkü yapısı ile müze iki ana bölümden oluşmaktadır. Bahçe ve zemin katı geleneksel yöntemler ile zeytinyağı üretiminin yapılmasına uygun hale getirilmiş, üst kat ise zeytine dair arkeolojik ve etnografik objelerin sergilendiği bir mekan olarak yeniden düzenlenmiştir.

Müze bahçesinde eski dönemlerde kullanılmış olan değirmen taşları, kol kuvveti ile çevrilen döküm zeytin presi, zeytinleri boyutlarına göre ayırmak için kullanılan basit bir düzenek ve çeşitli boyutlarda ve dönemlere ait toprak saklama kapları görülebilir.

Giriş katında  hasat zamanı geleneksel yöntemler ile üretimin gerçekleşmesi için gereken tüm techizat görülebilir.

Birinci katta  sergilenen objelerin bir kısmı camekanlar içinde bir kısmı ise açıktadır. Nesnelere ek olarak zeytinin tarihçesi hakkında iki dilde hazırlanmış (Türkçe ve İngilizce)  bilgi panoları bulunmaktadır. Malzemeler zeytinin toplama aşamasından satış ve tüketim aşamasına kadar değişik kategorilerde sınıflandırılmıştır. Tarımsal faaliyet aşamasında kullanılan zeytin sepetleri, budama bıçakları, tarihin çeşitli zamanlarında üretim aşamasında kullanılmış olan ahşap tekneler, ayrıştırma elemanları, tarih boyunca zeytinyağı elde etmeye yaramış olan presler ve bunlara dair maketler, arkeolojik buluntu olarak amforalar, değişik ebat ve formlarda yapılmış pişmiş topraktan yapılma saklama kapları ve üretimin pazar aşamasına geldiğinde yine değişik dönemlere ait yazılı ve basılı malzeme (etiketler, çeşitli ticari yazışmalar, faturalar, vs) ile sektörde kullanılan etnografik malzeme örnekleri, (zeytin toplayıcılarının markaları, ihracat numunesi gönderme şişe ve muhafazaları, zeytin çekirdeğinden yapılma tesbihler vs), zeytinyağının aydınlatma için kullanıldığı dönemlerden kalma kandiller ve buna benzer pek çok  obje bu katta izlenebilir.

Müzede bulunan sergileme malzemesi arasında en çok ilgi çekenler zeytincilik uzmanı Atıf Atilla’ya ait olan ve Müze’ye bağışladığı, değişik dönemlere ait zeytin sıkma preslerinin ahşap maketleridir. Bu maketler zeytinyağı sıkımı konusunda tarihsel süreçte meydana gelen teknik değişiklikleri de göstermesi bakımından önemlidir.

Ayrıca zeytin yağının bir yan ürünü olarak sabun ve imalatına dair, kesme bıçakları, ahşap damgalar gibi objeleri ve yapının kuruluşundan itibaren burada bulunan devasa sabun kazanını da  görmek mümkündür.

Müze iki katı ve bahçesi ile birlikte 1000 m2  bir alana yayılmıştır.

“Fabrika” olarak Müze

Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin kuruluş amaçlarından birisi de geleneksel usülde üretimin canlı tanıklığını yaratabilmekti. Bu nedenle yeniden düzenlenen bahçe ve zemin kat hasat zamanlarında geleneksel bir fabrika olarak çalışmaktadır. Bu bölümde geleneksel yöntemlerde kullanılan makineler ve saklama küpleri bulunmaktadır.

Kasım ayı itibarı ile zeytinliklerden toplanan zeytinler fabrika bahçesine getirilir ve soğuk baskı yöntemi ile sıkılmak üzere hazırlanır. Bu hazırlık zeytinlerin yapraklarından ayrıştırılmasını ve yıkanmasını içerir. Bu işlemden geçen zeytinler taş değirmene aktarılır. Her biri 1500 kg ağırlığındaki iki büyük granit değirmen taşı metal bir kazan içinde hem kendi etraflarında hem de kazan içinde dönerek zeytinleri çekirdekleri ile birlikte ezer. Hamur haline gelen zeytinler ortaları delik hindistan cevizi liflerinden örülmüş torbalar üzerine serilerek tekerlekli bir arabanın ortasındaki mile geçirilerek kat kat dizilir. Tekerlekli bu araba ile hidrolik prese taşınan hamur dolu torbalar su gücü ile sıkıştırılarak  hamurlardan yağın ayrışması sağlanır. Zeytinyağıyla zeytin özsuyundan oluşan bu şıra pulima denen havuzlara aktarılır ve zeytinyağının suyun üzerinde çıkması beklenir. Dilimizde çok yaygın bir söyleyiş olarak “zeytinyağı gibi üste çıkmak” tam da bu süreci ifade etmektedir. Bir süre sonra işin ustaları tarafından yayvan taslar ile bu havuzlar içindeki yağ alınır ve paslanmaz çelikten saklama kaplarına aktarılır. Antik dönemlerde bu gün kullanılan paslanmaz çelik kaplar yerine toprak kaplar kullanılmıştır.  Bu bölümde eski dönemlere ait toprak kapları görmek mümkündür. Pulimanın dibinde kalan ve içinde kaçınılmaz olarak çok az bir miktar yağ barındıran karasu ise bahçedeki çökeltme havuzlarına akıtılır. Bileşik kaplar esasına göre içeriden birbirine bağlanmış çökeltme havuzlarının yüzeyinde toplanan yağ arada bir özel taslarla toplanarak rafinajlık olarak değerlendirilir.

Adatepe Zeytinyağı Müzesi iki bakımdan önemlidir: Bir üretim sürecini yöntemleri ve buna bağlı kültürel ürünleri ile bir arada bu müzede görmek mümkündür. Bu bakımdan aynı zamanda üretimin de yapıldığı, bir anlamda yaşayan ve buna bağlı olarak da değişen bir süreci sergilemektedir. Ayrıca, müzenin bir ilk olması bu alanda faaliyet gösteren çeşitli kesimlerde bir bilinç oluşmasına katkıda bulunarak, eldeki malzemelerin bağışlar aracılığı ile müze koleksiyonuna katılmasını  sağlamaktadır. Müze koleksiyonunun büyük bir bölümü bu türden bağışlar yolu ile oluşturulmuştur.

Müzenin bir başka önemli özelliği, aynı zamanda üretim yapılan bir mekan olması nedeni ile de kurulduğu coğrafyadır. Küçükkuyu ve  Edremit Körfezi Türkiye’de zeytin ve zeytinyağı üretim miktarı ve elde edilen ürünün kalitesi bakımından önemli bir bölgedir. Dolayısıyla müze içerik olarak bulunduğu coğrafyanın da önemli bir ekonomik faaliyetini çeşitli yönleri ile belgeleyen bir yapıya sahiptir.

Zeytin toplama işlemi genellikle havaların soğumaya başladığı Kasım ayı ile yavaş yavaş ısınmaya başladığı Mart ayı arasında yapılır. Bu nedenle de gerek zeytinyağı üretimi gerekse zeytinyağı sabunu üretiminin izlenebilmesi için en uygun zaman dilimi budur.

Haftanın 7 günü 00 30 – 18 00 arasında açık olan müzeye giriş ücretsizdir. Müze ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığınca Özel Müze statüsü tanınmış olan bir kurumdur. Müzeyi senede yaklaşık 50 000 kişi ziyaret etmektedir.

Zeytin ve Zeytinyağı üzerine ortaklarımızdan Zerrin İren Boynudelik ve Mahmut Boynudelik’in yazmış oldukları 2 adet kitap raflarda yerini almıştır.

Mahmut Boynudelik- Zerrin İren Boynudelik, Zeytin Kitabı, Oğlak Yayınları, 2007, İstanbul

 

Zerrin İren Boynudelik-Mahmut Boynudelik-,Zeytinin Renkleri–Sanat Tarihinde Zeytin İmgesi, Umur Yayınları,2011

Saygı ve Sevgilerimle..

 

 

Mustafa Çakılcıoğlu – Adatepe Zeytinyağı Müzesi

 

Kaynakça:

 

Mahmut Boynudelik- Zerrin İren Boynudelik, Zeytin Kitabı, Oğlak Yayınları, 2007, İstanbul

 

Zerrin İren Boynudelik-Mahmut Boynudelik-,Zeytinin Renkleri–Sanat Tarihinde Zeytin İmgesi, Umur Yayınları,2011

 

 

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Bir Müze Kurmak- A.Celal Binzet

SONRAKİ YAZI

Küçük Güzeldir: Yaşayan Müze, Beypazarı

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*