Sanat-Yorum

Kent Zaman Postmodern İlişki

Mekan ve Zamanın nasıl bir etkileşim halinde olduğunu, birlikte gelişimlerini ve birbirlerini nasıl forma soktuklarını anlayabilmek ve bunları çözümleyebilmek sanatın genel kaygılarındandır. İlerlemenin genel etkisinin bilinmez olana doğru bitmek tükenmek bilmeyen biçimde kulaç atma gibi göründüğü bir dünyada, zaman ve mekan kavramının insana güven duygusu verdiğini ve bir o kadar da karmaşıklık yarattığını incelemek, bizi böylelikle postmodernizm sürecini anlamaya götürür. Postmodernizm bir üslup olarak karşımıza çıkar. Hepimizin bildiği üzere yüksek modernizm’e bir tepki olarak türemiş olduğu söylenir,  fakat modernizmin ticarileştirilmiş ve evcilleştirilmiş şeklini de içinde barındıran, modernizmin devamı ve gene onun sağladığı aşırı özgür ortamın sonucu olarak karşımıza çıkmıştır. Sonunda bir bütün olarak modernitenin sorgulanması ve aşılması arayışına dönüşmüştür. Bununla birlikte, postmodernizmi yeni bir tarihsel evre olarak anlamaktansa modernizmin kendi içinde bir aşama ya da özgül bir dönem olarak anlama çabaları da söz konusu olmuştur.

520660190545_d5mwcPNC_l

Postmodernizm, bu anlamda kendine yönelik itiraz ve eleştirileri de içine alacak şekilde süre gelen bir modernizm/modernite/modernlik soruşturması ve tartışması olarak görülmektedir. Üst anlatılara karşı muhalif bir tavır sergiler, susturulmuş olan başka seslere, başka dünyalara yakın bir ilgi duyar ve onlara önem verir. Kültürel söylemin yeniden tanımlanmasında, heterojenliği ve farklılığı özgürleştirici güçler olarak öne çıkar. Bu güçlerin sanata katkılarını incelersek eğer; öncelikle bu dönem ürünün şakacı olduğunu, kendi kendisiyle dalga geçtiğini, şizoid olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek kültüre arsız tepkisi ve kültürel geleneğe karşı saygısız bir tavrı vardır ve üst anlatılara inanmaz. Zira Baudrillard’a göre, ‘modern sanat diye bir şeyin kalmadığı günümüzde, çağdaş sanat kendisinden başka bir şeyin çağdaşı değildir. Geçmiş ya da geleceğe yönelik aşkınlığa bir son vermiştir.[1] Bu durum ise, sanatçının ya da izleyicinin, bir yapıta ve üretme olanaklarına dair saplantılı bağlılığı söz konusu olmadığından, sistemin estetize ettiği kaba güce dayalı; inandırıcı olmayan uygulanışı ile bu uygulamayı inandırıcı hale getirme yönünde sürdürdüğü çabanın ürünüdür. Burada mesele gerçekliğin kendisiyle değil, bir tür eklektizmle kurgulanmış olan yapay gerçeklikle ilgilidir. Geçmişle bağlarını koparmış; bir gelecek fikri yaratmakla ilgilenmeyen ve belki de farkında olmaksızın bir tür yoksullaştırma estetiği politikası güden günümüz sanatçıları, haiz olmadıkları bir sanatsal düşünceyi tasarımlar gibi davranarak üretimde bulunmaktadırlar. Bu türlü yaratma ediminde sanat düşüncesi minimal düzeye inmekte ve üretim, referansları ne olursa olsun, sanata sadece değinen, bütüncül düşünüldüğünde kurgusal gerçek/lik/le iş birliği yapmak suretiyle; Baudrillard’ın deyimiyle, sanatsal-olmayan-yapıtların t/üretilmesi biçiminde gerçekleşmektedir.’ ( Orçun Çadırcı, sanatın yolculuğunun son evresi(mi?), rh+ sanart, temmuz-ağustos, 2008 )

8214_p

Bu dönem sanatçılar, kentsel süreci önemser, bu süreci de anarşi ve değişimin çok açık durumlarda oyun oynadığı, denetlenemez ve kaotik bir şey olarak görürler ve değişimin, parçalanmış kaotik akıntıları içinde yüzerler. Postmodernizmin farklılık ve ötekiliği anlamaya yönelik açılımını yeni toplumsal hareket açısından (eşcinseller, kadınlar, bölgesel özerklik savunucuları vs…) özgürleştirici potansiyelinin altını çizmek gerekir. Bütün grupların kendi adlarıyla, kendi sesleriyle konuşma ve bu sesi sahici ve meşru kabul ettirme hakkına sahip olduğu fikri, postmodernizmin çoğulcu tavrı açısından temel bir noktadır. Postmodernist sanatın betimlemeye çalıştığı çoğulcu grup ve farklı sesler vs… kavramaya yönelik Foucault’ un heterotopia kavramı mükemmel bir imgedir. Heterotopia kavramıyla Foucault ‘çok sayıda bölük pörçük olanaklı dünya’ nın ‘olanaksız bir mekan’ da bir arada var olmasını ya da, daha basit bir biçimde, ortak olarak ölçülemeyeceği halde birbiriyle üst üste ya da yan yana getirilmiş mekanları anlatır. Karakterler artık temel bir muammayı nasıl çözeceklerini ya da meydana çıkarabileceklerini düşünmemekte, bunun yerine şu sorulara cevap aramaya zorlanmaktadırlar: ‘Bu hangi dünya? Bu dünyada ne yapılması gerekiyor? Bunu benliklerimden hangisi yapacak?’ (Harvey david,3.basım,sy;64,İstanbul). Bu yüzden, postmodernist sanatçılar her tür statü sembolünün elde edilmesi yoluyla toplumsal farkları ifade etmek açısından kentsel yaşamın mükemmel bir sebep olduguna inanmıştır çok uzun zamandan beridir. Peki  kent ve insanın sürekli etkileşim halin deliği, birbirlerini şekillendirmesi ve birlikte forma sokuyor olmaları, etkileşimleri postmodernizmin durumundan mı kaynaklanmaktadır?

endesa-pavilion-iaac

Kent sizi kendisini yeniden yaratmaya, içinde yaşayabileceğiniz kalıba dökmeye davet eder. Kim olduğunuza bir karar verin, kent çevrenizde yine sabit bir biçim alacaktır. Onun ne olduğuna bir karar verin, bir nirengi noktasına göre çizilmiş bir harita gibi sizin kimliğiniz ortaya çıkacaktır. Köylerden ve kasabalardan farklı olarak, yoğrulabilir olmak kentlerin doğasından gelir. Onları kendi hakkımızdaki fikirlerimizle yoğururuz; biz onlara kendi kişisel biçimimizi dayattığımızda gösterdikleri dirençle onlarda bu kez bizi biçimlendirirler. Kentsel yaşamın sürekli yaratıcı oyununda insan ile madde arasındaki özel ilişkiyi betimlemek içinde sanatın üslubunun sözlüğüne ihtiyaç vardır.’ (Harvey David, Postmodernliğin Durumu, 2003)

Kentte, kendimiz gibi birbirimizi de yitirmek çok kolay. Unutmayalım ki; kent çeşitli rolleri üstlenmemizi de özgürleştirir, fakat insana kaygı ve huzursuzluk da verir. Modern bir buluş olan kent yumuşaktır. Yaşamların, düşlerin ve yorumların göz kamaştırıcı ve uyarıcı çeşitliliğine açıktır. Büyük kent’ in tam da insan kimliğini özgürleştirici esnek özellikleri ise aynı kenti psikoza ve totaliter bir karabasana açık hale getirir. Yani büyük kentin atar damarları olan sinyaller, üsluplar, büyük ölçüde basmakalıplaşmış iletişim sistemleri çökerse, kentsel yaşamın dilbilgisini kavrayamaz duruma gelirsek şiddetin ortaya çıkması kaçınılmaz bir durum olacaktır. Bütün bunların gerisinde toplumsal yaşamın mutlak bir kargaşaya düşmesi yolunda açıklanamaz bir şiddetin homurtulu tehdidi söz konusudur. Özellikle kodları da doğru okumayı beceremezsek toplumsal yaşam traji komediye hatta şiddet dolu bir melodrama çevrilebilir. Bununla beraber kent, bireylerin çeşitli roller oynarken kendilerine özgü büyülerini de yaptıkları bir dizi sahneye benzetilebilir. Bu sahne çeşitli amaçlara dönük, farklı toplumsal etkileşim ağlarıyla örülmüş bir labirent gibidir. Hiçbir zaman disiplin altına alınmayacak kadar karmaşık bir yerdir. Burası gerçek ve düş gücünün kaynaşmak zorunda kaldığı bir mekandır. Yani kent, insanların istedikleri gibi davranma ve istediği gibi olma konusunda özgür oldukları bir alandır.

 

İradenin, düş gücünün uygulanması açısından yumuşak, esnek ve sonsuzca açık bir hal almıştır. Dolayısıyla kolaj bu anlamda birincil biçim olarak görülür. İster resimde, ister mimaride ya da yazıda bu biçimin heterojenliği ve çok sesliliği, metnin ya da imgenin alıcılarını tek anlamlı üretmeye teşvik etmez. Gösterimlerin ya da anlamların üretimine, hem üreticileri hem de tüketicileri katar. Bu sebeple Postmodernist üslupta; süreç, happening, performans ve katılım’ın önemi buradan türemiştir. Bütün bunlarla birlikte; günümüzde popüler kültür ile kültürel üretim arasındaki uçurumun daralması, yeni iletişim teknolojilerine bağlı olması birçok insanın postmodernizmi metalaşmaya, ticarileşmeye, piyasaya yalın ve doğrudan bir biçimde teslim olmakla suçlanmasına yol açmıştır. Bunların yanısıra, postmodern sanat, çoğunlukla gizemli sanat’ a karşıdır, medya da ve herkese açık alanlarda şansını dener. Bu da bizi en güç soruna, yani bu hareketin günlük hayatın kültürü ile ilişkisi ve bütünleşmesi sorununa getiriyor. Kültürel nesnelerin üreticileri ile genel kamu arasında sayısız temas noktası mevcuttur. Mimarlık, reklam, sinema, multimedya ( çoklu ortam, fotoğraf, video, ses, animasyon, 3D modellemeler vb. dijital mecraların bir arada kullanımı ) olaylarının sahnelenmesi, büyük gösteriler, politik kampanyalar ve tabi her yerde hazır bir şekilde televizyon. Bu süreçte kimin kimi etkilediği çok da açık değildir.

ZHA_Cairo-Expo-City_05x

Sonuç olarak, entelektüel açıklaması nasıl olursa olsun, postmodernizmin habercisi son yüzyılların büyük kent kültürleri olmuştur. İşaretleri, sinemanın, televizyonun ve videonun elektronik gösterenleri arasında, kayıt stüdyolarında, modada ve gençliğin benimsediği giyim kuşamda, çağdaş kentin oluşturduğu o dev ekranda günbegün iç içe geçen, dönüştürülen, çiziktirilen bütün o seslerde, imgelerde ve farklı tarihçelerde görülebilir.

 

 

Sinem PEHLİVAN

 

 

RH + SANAT  DERGİSİ EKİM 2009 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanat Yazarı Sinem Pehlivan

Sanat Yazarı Sinem Pehlivan

ÖNCEKİ YAZI

Tülin Kaynak kişisel sergisi "Bilinmeyen"

SONRAKİ YAZI

Sanatın Güncel Vizyonu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*