Modern Sanat

İzlenimcilik-Dışavurumculuk-Hermann Bahr

insan, kişiliğini yeniden bulmak istiyor. Mesele bu. «O, herhangi bir ülkü uğruna kendine kıymak için mi yaratıldı.?» diye soruyor Schiller. Onu, yaradılışına aykırı olan böyle bir şeye zorlamak, çağımızın acımazlığı. Evet, çağımız, insanı bir gereçyaptı, o kendi eserinin elinde oyuncak oldu, makineye hizmet ettiğinden bu yana,onda ruh kalmadı artık. Makine onu ruhtan yoksun bıraktı. Şimdi de ruh, insanıyeniden bulmak istiyor. Bütün mesele bu. Bütün yaşantımız, insan uğruna yapılan yüce çarpışma, ruhun makine ile olan savaşı. Şimdi yaşamıyoruz, ama yaşıyaca-ğız özgür değiliz, insan öldü, doğa kabalaştı. Şimdiye dek onun efendisi, ustasıydık.
Onun öcü olmalı şimdi bizi yere vuran, insanı, artık ancak bir mûcize kurtarır.»Evet, mesele burda: acaba, ruhsuz kalmış, çökmüş, ölmüş insan bir mucize ile yine dirilecek mi?

Hiçbir zaman, bir çağ, böylesi bir yılgıyla sarsılmamış, bu türlü bir ölüme sürüklenmemişti. Hiçbir zaman, yeryüzü böyle bir mezar sessizliğine gömülmemişti».
Hiçbir zaman, insan, bunca alçalmamıştı; hiçbir zaman, bu derece ürkek değildi, o;hiçbir zaman sağbeğeniden bunca yoksun kalmamış, özgürlük böylesine ölmemişti.
Ruhu İçin bağırıyor insan; çağ tümüyle bir haykırış oldu. Sanat da haykırıyor, sonsuz karanlıklara doğru haykırıyor, düşünce ve ruh için bağırıyor. Dışavurumculuk(Ekspresyonizm) bu işte, izlenimcilik (Empresyonizm) ise, halk egemenliği çağındaen arı, en güçlü şekilde belirmişti. O çağ balkı, müzik, ya da şiir yaratamamıştı;
çağın bütün müziği, bütün şiiri, ya geçmiştekini yenibaştan duyma, ya da gelecektekini önceden sezme idi. İşte bu halk, izlenimci resimde tam bir yetkinlikle kendini buldu, izlenimcilik, insanın us’tan da duygudan da kopmasıdır. İzlenimci, dış dünyanın gramofon haline gelmiş düşük bir kişisidir. Yerdiler İzlenimcileri, resimlerinde doğa’yı inceden inceye işlemediler diye yerdiler. Onlar hiçbir şeyi, en ince ayrıntısına dek göremiyorlardı ki.

Goethe: «Kulak dilsiz, dil sağır oldu, ama göz duyuyor ve konuşuyor,» diyor.İzlenimcilerin gözleri ise yalnızca duydu, konuşmadı, izlenimcilerin gözleri yerinekulakları vardı, ama dilleri yoktu. Çünkü, halk çağı insanı, kulaktan başka bir şeydeğildi. Dünyayı yalnızca dinledi, onunla konuşmadı, dili yoktu, dünya için doğruyu
söyliyemedi, usun yasasını diyemedi. Dışavurumculuk insanlığın dilini yeniden çözdü. Yeterince dinlemiş, yeterince susmuştu insanoğlu, artık karşılık vermek istiyordu.

Dışavurumculuk, şimdilik bir davranıştan başka bir şey değildir.

Nietzsche: «Sanat, her şeyden önce hayatı güzelleştirmeli… Ancak ondan sonra, çirkini gizlemeli, ya da başka türlü yorumlamalı… Sanatın, yüce, bu pek yüce ödevi yanında, özel sanat denilen sanat, yalnızca ona takılan bir çengel gibi kalıyor. Böyle güzelleştirilmiş, gizlenmiş bir gücü, içinde duyan kişi sonunda sanat eserlerinin etkisinden kendini kurtarmayı deneyecektir. Sanat eserlerinin asıl sanat olduğu ve onlarla hayatın düzeltileceği ve değiştirileceği sanılır,-biz deliler!.,» diyor.

Halk çağı insanı, gerçekten bir çengel gibiydi; izlenimcilik, çok güzel bir kuyruktu çünkü. Dışavurumculuk ise tavus kuşu gibi kuyruğunu açmıyor. Onun için eserler teker teker söz konusu değildir. Nietzsche’den daha ileri gidiyoruz burada, belki de daha geri; kimbilir, belki de gene Goethe’de takılıp kalıyoruz. Sanat, yalnızca ha-
yatı güzelleştirmek, çirkini gizlemekle yetinmemeli, hayatın kendisini getirmeli, bir hayat yaratmalı. Goethe; Rcsim sanatı, kişinin görmeyi dilediğini, görmek zorunda olduğunu canlandırıyor, yoksa onun olağan olarak gördüğünü değil,» diyor.

Dışavurumculuk, hemen hemen ilk insanın durumu gibidir, Bu resimlerin yaban kişilerce yapıldığını söyliyerek alay ettiğini sanan insan, haklı olduğunu hiç bilmiyor. Halk egemenliği çağı, birtakım yaban kişiler çıkardı ortaya. Öte yandanbarbarlar, insanlığın geleceğini siz yabanlardan kurtarmak için barbar olmak zorundayız, diye bir gözdağı verdiler onlara, ilk insan nasıl doğa’ntn korkusundan kendi içine sindiyse, biz de, uygarlıktan kaçıyoruz, insan ruhunu sömüren uygarlıktan…

İlk insan, onu korkutan doğa’dan çok, kendi gücüne güvendi. Kasırgaların,yaban hayvanların ve bilmediği tehlikelerin korkusuna karşı koyan içindeki bu güçle, onu her ân korkutan doğa’ya meydan okumak için büyülü bir çemberle-sardı çevresini. Biz de, içimizde uygarlığın getirdiğinden artakalan son bir güçbuluyoruz; her şey bir yana ama, bu son güç yok edilemez. Ancak onunla uygarlığa karşı koyuyoruz, uygarlığa karşı silâh olarak kullanıyoruz onu. Bizi kurtaracağına güvendiğimiz, ne olduğunu bilmeden içimizde taşıdığımız bir güc, zindan-
dan kaçıp kurtulmak isteyen tutuklu düşünce ve ruhun kıpırdanışı, bütün ürkek
ruhların alârtn işareti; işte bu dışavurumculuktur.

O da, sanalın yalnızca yarısı, ama hiç olmazsa daha iyisi. O da yine bütünü
görmüyor, izlenimcilik, gözü kulak; Dışavurumculuk, gözü dil yaptı. Kulak dilsizdi-,izlenimci, ruhu susturuyor; dil sağır, dışavurumcu dünyayı duymuyor. Goethe: Öznede  olan her şey, nesnede vardır, hem de biraz daha çoğuyla.» diyor, izlenimci, nesnede çok olanı anlatıyor, buna karşılık, dışavurumcu, yalnızca öznede çok olanı tanıyor, nesnede çok olanı almıyor bile.

Evet, bu iki dünyanın yaratığı olduğumuza göre, gözümüzde de iki şey yansıyor : «Onda, dıştan dünyayı, içten ise insanlığımızı görüyoruz, dışın ve için bütünü, gözde tamamlanıyor» (Goethe.) Bu iç ve dış bütünlüğü ise ne izlenimcilikte ne de dışavurumculukta var.. Buna ne zaman erişilecek? Tek tek yaratıcıların, anlaşılmadan kalan tek tek eserleriyle, ama hiçbir zaman bütün bir çağ olarak değil.

Bahr, Hermann. İzlenimcilik – Dışavurumculuk, çeviren Nevin Selen, Temmuz 1961, Türk Dili Dergisi, C X, S 118, s. 691692

HERMANN BAHR

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Tasarım Bakkalı Açık Çağrı

SONRAKİ YAZI

Evin Sanat Galerisi-Yeni Sezonun İlk Sergisi

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*