Sanat Tasarım

İyi Bir Sanat Koleksiyonunun Yapı Taşları: Akıl, Duygu, Kararlılık-İpek Yeğinsü

2000’li yıllarda ülkemizde çağdaş sanata duyulan ilginin giderek arttığına tanık olduk. İstanbul’u dünyanın dört bir yanından gelen sanatseverler için cazibe merkezi durumuna getiren müzelere, galerilere, bienallere, fuarlara ve sanat merkezlerine her geçen gün yenileri eklendi. Bu girişimlerin birçoğunun temelinde son yirmi yılda büyük bir ivmeyle ve ciddi yatırımlarla oluşturulan kişisel ve kurumsal koleksiyonlar bulunuyor. Peki, “iyi bir koleksiyon” nasıl yaratılır?

“İş dünyasının maddi yaşantısıyla sanatın yaşamı arasında kesinlikle bir tür denge vardır. Sanata olan tutku, tıpkı inananlarınki gibi son derece dinidir. İnsanları birleştirir ve verdiği mesaj ortak insanlık üzerinedir. Sanat benim dinim oldu; başkalarıysa kilisede dua eder. Belki kulağa sıradan gelecek ancak siz sanata sahip olmazsınız; sanat size sahip olur. Âşık olmak gibidir”. Bu sözler, dünyanın en önemli sanat koleksiyonerlerinden Fransız işadamı François Pinault’ya ait. Koleksiyonerliğin nasıl bir tutku ve bağımlılık olduğunu  başarıyla  özetliyor. Bu tutku uğruna kat edilen mesafeler dışarıdan bakıldığında anlamsız, alınan riskler çılgınlık gibi görünürken, elde edilen sonuçlar tutkulu koleksiyonerler için dünyalara bedel.

Urs Fischer Fotoğraf: Stephen Altenburger, Pinault Koleksiyonu

Urs Fischer Fotoğraf: Stephen Altenburger, Pinault Koleksiyonu

 

Türkiye’de son zamanlarda  koleksiyonerlik tutkusuna kapılan  ve bu uğurda cesur girişimlerde bulunan kişi ve kurumların sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Bunda her yıl daha geniş kitlelere ulaşan ve özellikle bu yıl koleksiyonerlerden ödünç aldığı eser seçkileriyle gerçekleştirdiği “Collectors’ Stories” sergisiyle büyük yankı uyandıran Contemporary İstanbul fuarının ve ömrü kısa olmuş olsa da piyasaya yeni bir soluk getiren Artinternational’ın da etkisi büyük. Ancak söz konusu gelişmelere ilk büyük ivmeyi Oya ve Bülent Eczacıbaşı’nın girişimiyle 2004 yılında açılan İstanbul Modern’in ve ev sahipliği yaptığı koleksiyonun verdiğini söylemek yanlış olmaz. Müzenin İstanbul gibi önemli bir metropolde doldurma iddiasında olduğu “kentin çağdaş sanat müzesi” boşluğunu ne denli doldurabildiği sanat çevrelerince sık sık tartışılsa da, bu meselenin İstanbul Modern’in kuruluşuyla birlikte dikkatimizi çektiği ve birçok başka girişimcinin müze projesine atılmasına önayak olduğu unutulmamalı. Yine bir Eczacıbaşı girişimi olan İstanbul Bienali zaten dünya kamuoyunun ilgisini İstanbul’a çeken en köklü çağdaş sanat olayı. Türkiye’den sanatçıların uluslararası ortamda görünürlük bulmasına öncülük etmeyi sürdüren başlıca etkinlik olmasının yanında bienalin çevresinde gelişen üretim ve tartışma platformları da Türkiye’nin çağdaş sanat gündemini derinden etkileyip zenginleştiriyor.

Eczacıbaşı ile birlikte koleksiyonerlik denince akla ilk gelen aile Koçlar kuşkusuz. Ömer Koç’un ve Vehbi Koç Vakfı’nın dillere destan koleksiyonları merak uyandıran zengin bir içeriğe sahip. Ülkemizde yakın geleceğe dair en heyecanla beklenen projelerden birinin Vehbi Koç Vakfı’nın kuracağını duyurduğu çağdaş sanat müzesi olması da elbette rastlantı değil. Dolapdere’de konumlandırılan ve inşaatı devam eden müzenin tasarımını İngiliz mimarlık firması Grimshaw üstlendi. Grimshaw Architects Koç Çağdaş Sanat Müzesi Projesi Baştasarımcısı Kirsten Lees’in Vehbi Koç Vakfı 2013 Faaliyet Raporunda yer alan röportajında “Koç Çağdaş Sanat Müzesi koleksiyonu %45 oranında Türk veya Türkiye ile bağdaştırılan; %30 oranında Türkiye’ye komşu ülkelerden; %25 oranında ise dünyanın geri kalan bölgelerindeki sanatçılar tarafından son elli yılda üretilmiş eserlerden seçilerek oluşturuluyor” açıklaması yer alıyor. Başka bir deyişle müzenin yabancı sanatçıları Türkiye’ye getirip sergileyen bir tanıtım ajansı olmayacağı, önceliğini Türkiye ve yakın çevresinin oluşturacak olması ayrıca mutluluk verici. Çünkü bu alandaki belleğimizi muhafaza edecek ve ortaya koyacak kurumların çoğalmasına ciddi şekilde ihtiyacımız var.

Koç Çağdaş Sanat Müzesi

Koç Çağdaş Sanat Müzesi

Cesur girişimlerden bir diğeri Elgiz ailesine ait. Temelleri 1980’lerde atılan koleksiyon 2005’ten bu yana “Proje4L|Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi” çatısı altında sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Giz İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı, mimar ünvanlı koleksiyoner Can Elgiz, projenin en önemli amaçlarından birinin özellikle genç Türk sanatçıları yabancı sanatçılarla yan yana sergileyerek onlara uluslararası tanınırlık kazandırmak olduğunu belirtiyor. Elgiz çağdaş sanat yapıtlarını kültürel mirasın ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve koleksiyonerlerin satın aldıkları yapıtları eve kapatmayıp kamuoyuyla paylaşmasının eğitim açısından önemine dikkat çekiyor.

Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık’ın önderliğinde oluşan ve 1980’lerden bu yana ofis mekânlarında sergilenen Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu 2011 yılında Borusan Contemporary adıyla holdingin merkezi Perili Köşk’te hafta sonları ziyarete açıldı. Birçok koleksiyonerin hala çekinceyle yaklaştığı medya sanatlarının ülkemizdeki hamiliğini üstlenen Borusan Contemporary, sergilerin yanı sıra çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik atölye programlarıyla ön plana çıkıyor. Koleksiyonun Türk resminden uluslararası yeni medyaya uzanan zengin içeriği aynı zamanda Kocabıyık’ın koleksiyonerlik utkusunun nasıl bir serüvenden geçtiğine tanıklık ediyor.

Saydığımız örneklerin dışında ülkemizde Nezih Barut, Cengiz ve Demet Çetindoğan, Mustafa Taviloğlu gibi çağdaş sanatın nabzını tutan ve bazıları kendi müzelerini açmayı planlayan birçok değerli koleksiyoner daha var. Peki, iyi bir koleksiyoner olabilmek için ille de milyonlarca dolarlık bütçeler, binlerce metrekarelik binalar mı gerekli? Son yıllarda önemli fuarları takip eden, galerileri yakından izleyen, farklı meslek dallarından gelen yepyeni, genç bir koleksiyoner kitlesinin doğması ve buna paralel olarak ‘affordable art“ ya da “erişilebilir sanat” diye tanımlanan kavramın hayatlarımıza hızlı bir giriş yapması bunun şart olmadığının en açık kanıtı.

 

artoholicİyi bir Koleksiyonerin Olmazsa Olmazı: Akıl, Duygu ve Kararlılık

Olanakları ne olursa olsun koleksiyonerlik ruhuna sahip herkes kendi ölçeğinde iyi bir koleksiyon oluşturabilir.Bu ruhu efsanevi  Charles Saatchi şu sözleriyle tanımlıyor. “Hayattaki amacım mutluluğu kovalamaktan ziyade kovalamanın verdiği mutluluktur. Ancak burada sözü edilen kovalamaca  elbette yalnızca duygusallıktan  ya da danışman, eş dost önerilerine kulak vermekten kaynaklanmıyor. İyi bir koleksiyonun en önemli özelliği özgün bir kişiliğinin ve anlatacak bir öyküsünün olması. Bunun için koleksiyoner adayı öncelikle sanat tarihinin ana hatlarını öğrenerek, belli başlı yayınları izleyerek, fuar ve sergileri düzenli olarak takip ederek kendini eğitmeli; kendi kişisel beğeni ve fikrini oluşturmalı. Aksi halde piyasada belli dönemlerde popüler olmuş ya da belli danışmanların desteklediği sanatçıları içeren ruhsuz, kakafonik, diğerlerinden bir farkı olmayan, iyi ihtimalle maddi değeri yüksek bir seçki oluşturmaktan öteye gidemez. Zaten içinde bu tutkuyu barındıran kişide bu merak ve takip isteği kendiliğinden doğar ve keşif sürecinin tümünü delege etmekten kaçınır. Üstelik bilgili ve ne istediğini bilen bir koleksiyoner danışmanlarını daha doğru yönlendirir ve uzmanlıklarından en verimli şekilde yararlanır. Böylece ortaya bilinç, kişilik ve kimlik sahibi, söyleyecek sözü olan ve sözü diğerlerinden farklı, hem de resmin bütününü tamamlayan bir seçki çıkar.

Sık sık düşülen  bir hata  da bu serüvene yalnızca ileride maddi kazanç getireceğine inanarak atılmak. Alınan her yapıtın ileride değer kazanacağına, seçilen her sanatçının gelecekte yıldız olacağına dair bir güvence yok. Bir koleksiyonun zaman içinde değer kazanması elbette arzu edilen ve onu başarılı kılan önemli faktörlerden biri; ancak yalnızca bu amaçla yola çıkan ve seçimlerini bu hedefle ilgili spekülasyonlara dayandırarak yapan koleksiyoner adayı uzun vadede mutsuzluğa mahkûm olur ve bir daha görmek istemediği, naylon baloncuklara sarılı bir depo dolusu eserin sahibi olmuş olur. Üstelik eserlerin herhangi bir koleksiyona girdikten sonra görünürlüğünü yitirmesi ve adeta atıl bir hale gelmesi sanatçı ve onu izleyen sanat piyasası adına da büyük bir problem; söz konusu sanatçının sanat tarihindeki yerini alabilmesi için bazı kilometre taşlarının izini sürebilmek ve bir izlek oluşturabilmek gerek ve bu noktada sorumluluğun bir bölümü de elindeki eserleri en azından erişilebilir kılacak ve bağlamına dair kayıt tutacak bilinç düzeyindeki koleksiyonere ait.

Dikkate alınması gereken bir diğer nokta, iyi bir koleksiyonun oluşmasının zaman ve sabır, dolayısıyla kararlılık gerektirdiği. Koleksiyoner adayı kısa süre içinde çok sayıda yapıt almak uğruna bütçesine uyan her seçeneğe yönelmemeli; gerekirse uzun bir süre bekleyip o anki tüm olanağını tek bir doğru yapıt için kullanmalı. “Doğru” yapıtın ne olduğu ise koleksiyonerin bilgi birikimini geliştirmesine ve kazandığı vizyon doğrultusunda kısa, orta de uzun vadedeki hedeflerini doğru tanımlamasına bağlı: belli birkaç sanatçıya odaklanması da, belli bir dönemin daha genel görünümüyle ilgilenmesi de mümkün. Bu hedefe yönelik alınan danışmanlıklar ve yapılan araştırmalar günün sonunda kişisel beğeni süzgecinden geçerek bilinçli, tam anlamıyla koleksiyonerin “içine sinen” bir seçime dönüşmeli. Bu aşamada koleksiyonere rehberlik edebilecek en önemli kavramlardan ikisine, genişlik ve derinlik kavramlarına da değinmekte yarar var.

 Art-Collector-Artist-Relationships-How-to-Build-and-Improve-Upon-Them-865x577

Stratejinin Temeli: Genişlik ve Derinlik

Koleksiyonerin içine sinen seçimler ve belirlediği strateji ne olursa olsun, iyi bir koleksiyonun temelinde bu iki kavram arasındaki denge yatar. Genişliğe dayalı koleksiyon belirli bir döneme ait bir ya da bir grup sanat formunu ya da temayı ilgili tüm sanatçılar, akımlar ve coğrafi bölgelerden en az birer örnekle temsil etme eğilimi taşır. Derinliğe dayalı koleksiyon ise  belirli bir sanatçının, sanatçı grubunun,  coğrafi bölgenin ya da akımın tüm zamana yayılan tüm örneklerini toplamaya çalışır. Başka bir deyişle genişliğin ön planda olduğu bir koleksiyon zamanda belli bir anın çok geniş açılı bir fotoğrafını çeker; derinliğe odaklanan koleksiyon ise sınırlı sayıdaki kişi ve olgunun doğumundan bugününe değin her gün çektirdiği fotoğraflardan oluşan bir albümü andırır. Yaşadığımız dünyada böyle örnekler bulmak da, oluşturmak da son derece güç, hatta olanaksız. Her iki yönde mükemmelliği yakalayamayacağına göre iyi bir koleksiyon bu iki kavram arasında dengeli, ya da esas amacına bağlı olarak bu kavramlardan birine ağırlık veren bir karaktere sahip olmalı. Bu tür bilinçli bir alım stratejisi koleksiyonerin sonsuz seçenekler arasında kaybolmasını ya da bir anlık hevesle alım yapmasını önleyecek ve kaynaklarını daha akıllıca kullanmasını sağlayacaktır. Önemli olan koleksiyoner adayının önceliklerini  net olarak ortaya koyması ve kendine uygun yol haritasını çizebilmesi. Serüveni boyunca ilk haritaya bağlı kalmak zorunda da değil; yeni deneyimler, bilgiler ve değişen ilgi alanları ışığında  bu rotayı zaman zaman değiştirebilir, dönüştürebilir, hatta sürekli değişen bir dünyada kendi tutarlılığını korumak koşuluyla bunu yapması da gereklidir. Tam da bu dönemeçler, koleksiyonerin doğru danışmanlığa ve yönlendirmeye en çok gereksinim duyacağı anlar olacaktır.

 

İlişkiler, İlişkiler, İlişkiler

Koleksiyonerin kendini sürekli yeni bilgilerle donatması ve kaynaklarını doğru kullanmasının yanı sıra, sanatçılar, galeriler ve sanat profesyonelleriyle iyi ilişkiler kurması hayati öneme sahip. Sanatçıları tanımak, onların motivasyonlarını, yaşam öykülerini öğrenmek ve onlarla ilişki kurmak koleksiyonerin duygusal damarını besleyen en önemli etkenlerden. Bu tür etkileşimlerin birçok koleksiyonerin bu tutkuyla tanışmasına vesile olduğu ve kültür sanat camiasına girmesini kolaylaştırdığı da bilinen bir gerçek. Ayrıca bu yakın ilişki galerilerle çalışmayan sanatçılardan doğrudan alım yapma aşamasında karşılıklı güven açısından yaşamsal bir önem taşıyor. Öte yandan galericilerle kurulan uzun soluklu ilişkiler de koleksiyonerlik adına çok önemli bir kazanım: galericiler temsil ettikleri sanatçıların yeni yapıtlarını piyasaya sunmadan önce bir nevi danışmanı durumuna da geldikleri sadık müşterilerine önerdiklerinden, bu tür yapıtlar bu yolla ikinci el piyasasına hiç çıkmamış olarak çok daha uygun fiyata alınabilir. Açık artırmalar da koleksiyonun tümüne kaynak oluşturmamak kaydıyla, bulmacayı tamamlayacak olan eksik parçaları edinmek için uygun yerler. Bu nedenle alım sıklığı ve hacmi ne olursa olsun koleksiyonerler müzayede evleriyle de yakın ilişkiler kurmayı önemsemeli.

 

 İpek Yeğinsü

 

 

 

ÖNCEKİ YAZI

Ocak-Şubat Ayı Sergi Rehberi

SONRAKİ YAZI

Zaha Hadid'in Ardından Zamansız Bir Röportaj

İpek Yeğinsu

İpek Yeğinsu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*