Sanat

İki Düşünsel Durum Üzerine…- Ferhat Özdemir

I

Renklere yalın bir biçimde bakıldığında, sonsuz görülebilecektir. Renklere toplum ve benlik olarak bakacak olursak; benlik, renkler gibi hep yalın bir biçimdedir. Kendini çevreleyen hallerden sıyrılmışlar, kendilerine özgü bir duruşa ve ruha sahiptirler. Siyahın varlığını kanıtlamak isteyen beyaz gibi. Ya da tam tersi. Gerçek benliğe sahip kişilerin düşüncelerini “renkler” olarak düşünüp ele alırsak; düşüncelerini aydınlatan farklı “renkte” düşünceleri olduğunu fark ederiz, çünkü benlik bir renk gibidir. İnsanı bir “benlik”e sahip olmak aydınlatacak ve kurtaracaktır. İnsan, ancak kendi değerlerine ulaşabildiğinde özgür olacaktır. Gerçek benliğe sahip kişilerin, aydınlanmasının ve kurtuluşunun bir sınırı yoktur. Gerçek bir benliğe sahip olmayan bireylere, yine “renkler” üzerinden dikkat edilecek olursa; bu kişilerin kendilerine ait farikalarının olmadığı ve aynı zamanda sistemin önceden belirlemiş olduğu renkler doğrultusunda hareket ettikleri görülebilir.

 

Topluma araç olanlar, yani gerçek benliğe sahip olmayanlar; renklerin iç içe girmesi olayına benzetilebilir. “Renkler”in karmakarışık olduğu; tekdüzelikten ötürü bu kişilerin güzel göründüğü sanrılarına da yönele bilinir. Oysa renkler birbiriyle karıştığında tüm farklılıklar birbiri içinde çoktan erimiş, yok olmuştur. Elde kalan siyah veya ona yakın bir bulamaçtan ibarettir. Bu tekdüzelik, güzellik yanılgısı içindeki kişilerin topluma nasıl ait olduklarını ve uyuduklarını gözler önüne serer; gerçek bir benliğe, duruşa ve bir ruha sahip olmamaların sonucu, tek düze, yani önceden sistem tarafından belirlenmiş bir zindana hapis edecektir onları. Arzular zindanına hoş geldiniz! Burada size istedikleri her şeyi yaptırabilir, size sundukları seçenekler doğrultusunda da hareket ettirebilirler rahatlıkla sizi. Toplum hiç bir şekilde bir benliğe benzemez. Sistemin içinde bir benlik yaratıp, sistemin içinde var olmak da buna dahildir. Bir veya birden fazla kişinin (sistemin), arzuları ve arzuları doğrultusunda “belirledikleri” ruh halleri tarafından sizi yönetmelerine ve bunları sizin önünüze iterek uyanmanızı istememelerine, dolayısıyla bu işte sizin de parmağınızın oluşuna topluma araç oluşunuz denir.

 

II

Bu fotoğrafı, bir anlam biçmeye çalışmaksızın yaptım. Tamamen doğaçlama… Ve durup bir anlam biçmeye kalktığımda da, bir düşünce belirdi kafamda… İnsanın hep bir arayışta olduğunun kanısına vardım. Ve bana göre insan, hep bir arayışta olmalıdır; “Aydınlanma” adına… Sonra dönüp fotoğrafa tekrar baktığımda, artık bir anlamı olduğunu görüyordum. Fotoğraftaki ışığın bizi temsil ettiğini biliyordum. Bize, bilinmeyene doğru ışık tutmamız gerektiğini söylüyordu. Işık çiçeğe benzeyen anlamsız ve bilinmeyen karanlık yapıyı aydınlatmaya çalışmış, bilinmeyeni aydınlatıp büsbütün bir hal almıştı orada. Evrende de hiç bir şey cevapsız değil! Arayışımızın sonunda, bakmış ve gördüğümüz fotoğrafı bir şekilde anlamlandırırız ve işte arayışın sonu bize bir cevap vermiştir böylece. Bana verdiği cevap da bu şekilde oldu…
Ferhat Özdemir

 

Ferhat Özdemir

Ferhat Özdemir

ÖNCEKİ YAZI

Bir Reklam Dolusu Müze- Cihan Becan

SONRAKİ YAZI

Kültürel Hayatın Psikanalizine Dair Bir Taslak-Evrim Sekmen

1 Comment

  1. 19 Şubat 2018 at 21:51 — Cevapla

    Çok başarılı bi’ yazı olmuş başarılarının devamını dilerim Ferhat ÖZDEMİR.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*