Sanat-Yorum

Hiper Yaşamlar-Ümit Yılmaz

 

 Temsil nesnesi olmaktan çıkıp bir hipergerçekliğe dönüşmüş olan “yeni nesne” bir şeyi temsil etmek yerine kendisini bize sunmaktadır.  Bu  temsil nesnesi olmaktan çıkıp hipergerçekliğe dönüşmüş olan yeni, temsil gücünü yitirmiş “kendisini” bize sunmaya başlamıştır. Nesne, temsil gücünü yitirdiği zamanda ise  o da artık bir özne gibi davranacak ve öznenin yerine geçmeye çalışacaktır. …Özne hipergerçekliğe dönüştüğünde ortaya çıkan “nesnel dünya” karşısında “yeni nesneler” son derece çaresizdir. ÖZNE kendisini nesnesi karşısında kurmak zorundadır…Nesne ise temel olarak özneyi temsil eden bir tür “Ayna” gibidir.

Bir ayna metaforuyla konuyu örnekleyebiliriz. Bir aynayı düşünelim onun yansıtma niteliği  onun temsilidir.Ayna yansıttığı şeyi temsil eder. Nesnelerde pratikte öznenin yansıtıcısıdır.  Nesnenin yansıttığı düzlem üzerinden özne kendini ifa eder.Yalnız ayna yansıtma görevini  temsil etme niteliğini redederek yapar.  Bir ayna görüntünüzü reddettiği, kendi içinde saklamadığı, onu kabul etmediğinde yansıtmaktadır. Kabul etseydi ve içine hapsetseydi görüntü ortaya çıkmazdı. Aynanın yansıtıcı düzlemi görüntüyle benlik arasında araçsallık görevi görmesi bir kırılma noktasıdır. Sanatın kadim tarihi bu kırılmaların , temsillerin ve görüntülerin oluşumuyla  yakından ilgilidir.

Görüntünün ortaya çıktığı “Yansıtma” ve “Temsil Etme”  dediğimiz  olumsuzlama alanı aynanın arkasına sürülen ve yansıtmayı sağlayan “SIR” dediğimiz şeyin yaptığı işi reddetme ve kabul etmemesi üzerine bir diyalektik oluşturuyor.  Tam tersini düşünelim. Ayna sırsız olsaydı,  bir cam parçası gibi arkasını gösterseydi ki işte buna ben “kabul etme “ diyorum. O cam sizin görüntünüzü kabuletseydi , bu durumda sizin görüntünüz o camın içinden geçip gidecekti ve  “Yansıma” olmayacaktı.

İşte Hipergerçeklik noktasına  gelmiş olan nesneler yani artık hiç bir yansıtma özelliği olmayan yansıtma ve temsil etmek niteliği yerinesize kendi varlığını dayatan size gerçekten daha gerçek gibi gelen her şey temsil niteliğini kaybetmiş nesnelerdir.  Nesne  deyince her seferinde yeniden tanımlama yapma ihtiyacı duyuyorum …Çünkü nesne dediğimizde insanların tamamına yakını cisimler dünyasını ,maddi formları filan düşünüyorlar.

Oysa ki nesne dediğimiz şey, öznenin karşısında duran her şeydir. Nesnenin şöyle bir tanımı vardır…Bilincime konu ettiğim her şey nesnedir.Bilincime neyi konu ediyorsan o bir nesnedir .

Bilincime düşünceleri konu ediyorum. Bu durumda her düşünce bir nesnedir : fikirler,psişik durum, davranışlar, tüm fiziki alem, insanlar ..vs…

işte bu durumda hipergerçeklik haline getirilmiş, temsil yeteneği elinden alınmış olan  bu yeni nesne bilincime konu olmayı gerçekleştirecek yansıtma yeteneği olmayan bir şeydir.

Bu arkasını gösteren bir cam parçası gibidir ve onun üzerinden kendi yansımamı göremem…

Nesneler beni temsil etmemekte çünkü öylesine büyük bir gerçeklik içine kendilerini haps ettiler ki onlar birer hipergerçekliğe dönüştüler ve bu yüzden beni temsil etmek yerine bana kendilerini dayatmaya başladılar. Beni temsil etmesi gereken düşüncelerimin beni yansıtmaması artık bir hipergerçeklik içerisinde olan düşüncelerimin beni temsil etmemesi o düşüncenin varolmadığını bize gösterir. Bu hiper nesne içinde yaşadığımızı gösteren bir problem ortaya koyar. Bilincime konu oldukları için düşüncelerimi temsil eden nesneler aslında varlar ve her yerdeler. Varlıklarını bize dayatıyorlar. Böylece “kendim”, “Varlığım”, kendi düşüncelerim, kendi fikirlerim, kendi duygularım, kendi arzu ve korkularım kendi düşüncelerim tarafından yok edilmiş oluyor.

Böylece tüm düşüncelerim birer  hayalet gibi hem peşimi bırakmıyor hem de bu hayalet beni yansıtmıyor. Beni temsil etmeyen, beniyansıtmayan bir şeyin en azından benim peşimi bırakmasını varlığımla ilgilenmemesini beklerdim. Hipergerçeklik haline getirdiğim hiçbir şey  peşimi bırakmıyor. Peki yaşamda bunu nasıl deneyimliyoruz? Nesneleri nasıl hiper gerçeklik haline getiriyoruz? Yaşamdaki her şeyi bu hale getiriyoruz. Önce ev alır içini eşya doldurmaya başlarız. Ev özne ise eşya onun nesnesi gibidir.Eşyaları bir süre sonra öyle abartırız ki eşya bir hipergerçekliğe dönüşür.   Hipergerçekliğe dönüşen eşyalar yüzünden iş tersine döner. Eşyamıza göre  ev bakmaya  başlarız. Eşya asıl gerçeklik (hipergerçeklik) ise ikincil duruma itilen bir şey haline gelir.

Düşüncelerimizde de durum aynı bu örnekteki gibidir. Düşünce öznenin bir enstrümanı gibiyken oradan buradan toplanan ve artan düşünce artık hiper bir düşünce haline gelince özneyi iplemeyen bir şeye dönüşür. Düşüncelerimizin, fikirlerimizin çok büyük kısmı sizi ele geçiren, sizi birer enstrüman  hayalet  gibidirler. enstrumanlardır. Size hükmeder, sizi bir nesneye kendilerini ise birer özneye çevirmişlerdir … Hiper gerçeklik, hiper nesne, temsil yeteneğini kaybetmiş düşünceler, fikirler, davranışlar, duygular  bir özne gibi davranmaya sizi yok etmeye başlarlar. Hiper yaşamları, zenginlik, refah, mutluluk sanıp  bunu avantaj kabul ederler  ama aksine hiper yaşamlar buharlaşmış, yok edilmiş yaşamlardır.

Ümit Yilmaz

Ümit Yilmaz

ÖNCEKİ YAZI

Küçük Güzeldir: Akın Gökyay Satranç Müzesi

SONRAKİ YAZI

Bir Müze Kurmak- A.Celal Binzet

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*