Sanat-Yorum

“Hayal Et”

Nilgün Yüksel’in, küratörlüğünü yaptığı Tülin Kaynak’ın “Hayal Et” sergisiyle ilgili yaptığı görüşmelerden derlediği röportajı sunuyoruz.

Sanatçıları takip ederken, onları kendilerinden dinlemenin, sanatçı söyleşileri okumanın mesleki açıdan beni zenginleştirdiğini düşünmüşümdür hep. Çünkü, bazen bir cümle, esere, eserlere bakışı değiştirir.

Bir süredir takip ettiğim sanatçılardan Tülin Kaynak. Soyut üzerinden temellendirdiği çalışmaları, eserlerine deneysel yaklaşımı ve sonsuz müzik tutkusu bir araya getirdi önce bizi. Sonra sohbetlerden bir sergi fikri çıktı ortaya. Bu ay Eva Sanat Galerisi’nde açılacak “Hayal Et” başlıklı sergisi vesilesiyle uzun sohbetlerden damıttığımız bir röportaj çıkardık ortaya.

Uzunca bir süre sanat yapmak dışında da bir iş deneyiminiz oldu. Sonra sadece sanatla var olma yolunu seçtiniz. En baştan başlayalım. Neydi bu kararın nedeni ya da kaynakları?

TK: Evet, en baştan başlayalım, çünkü benim sanata ilgim çok erken bir dönemde başladı. Ablam ben ilkokula giderken bana Miro’nun kitaplarını vermişti. Çok sevmiştim. Miro’yu benim yaşımda bir çocuk sanıyordum o zaman. Sonra ressamların yaşamlarını izlemek, eserlerini takip etmek benim için bir tutku oldu.

Eğitim sürecinde bu konuda desteklendiğinizi hissettiniz mi?

TK: Bizim eğitim sistemimiz yaratıcılığa yönelik olmadı hiçbir zaman, biliyorsunuz. Ben de bu sistem içinde yetiştim. Örneğin resim derslerimizde öğretmenler sürekli bir konu verip figür üzerinden anlatmamızı talep ederlerdi. Ben o zaman da soyut yapardım. Hatta ilk öğretmenim çok kızmıştı bana bu yüzden. Neyse ki şanslıydım ve lise dönemimde iyi bir hoca ile karşılaştım. O, soyut çalışmama izin veriyordu. Birçok kişinin yaşadığı benzer bir hikayeyi yaşadım daha sonra. Liseyi bitirince İstanbul’da güzel sanatlar okumak istedim ama ailem İstanbul’da okumama izin vermedi. Sonra başka bir bölümü tercih ettim ve iş hayatına atıldım. İş hayatında çok fazla insanla karşılaşıp temas ettim tabii. Bu süreçte resim hiç bitmedi benim için. Çok fazla yurtdışı seyahati yapardım ve elbette ki bu gezilerin büyük kısmı müze ziyaretleri ile geçerdi. Bundan yirmi sene önce de iş hayatını tamamen bırakıp sadece resim yapmaya başladım. Sekiz sene özel ders aldım. Hatta bu arada güzel sanatlar sınavına girdim ve kazandım. Ama sonra özel derslerin beni daha çok besleyeceğine karar verdim. Üstelik yaşım da diğer öğrencilerle uyumlu değildi. Kayıt yaptırmış olmama rağmen bir ay sonra vazgeçtim okula gitmekten. Üç sene özel sanat tarihi dersi aldım. Dört sene Mehmet Güleryüz ile çalıştım. Ayrıca Mehmet Güreli, Nilgün Sabar, Berna Kılıçoğlu, Selahattin Yıldırım atölyelerine devam ettim.

Tülin Kaynak, Load,75×50 cm Yağlıboya

Bu atölye eğitimleri nasıl dönüştürdü sizi?

TK: Birebir eğitim aldık biz. Örneğin Mehmet Güleryüz’ün atölyesinde on kişiydik. Ders aldığımız hocalar bizimle birebir ilgileniyordu.

Bir özgürlük alanı sağladı mı size bu dersler?

TK: Ben zaten özgürdüm, ama siz bu soruyu sorunca Mehmet Güleryüz ile çalışmalarımızdan anılar canlandı. Bana “Ben size bir özgür olmanız lazım, diyorum sen pencereyi açıp kafa üstü atlıyorsun”, derdi.

Ders aldığınız sanatçılardan çok farklı bir yönelim izlemişsiniz çalışmalarınızda. Bir sanatçının kendi iç sesini bulmasındaki yolculuğunda bu önemli bir ayrıntı.

TK: Taklide hep karşıydım zaten. Resme ilk başladığınızda tabii ki taklit çalışıyorsunuz. Bir model üzerinden gidiyorsunuz ama o dönemde bile modelin tamamını geçirmezdim resme. Bir parçasını alıp büyütürdüm, çünkü onun duruşunu tamamen yapmak beni rahatsız ediyordu, o bile taklit gibi geliyordu. Öte yandan bütün hocalarımın bana çok emeği geçti. En önemlisi sanatçı tanıdım. Onların yaşamlarının bir kısmına tanık oldum ki, bence bu eğitimin önemli bir parçası. Hepsinden bir şeyler öğrendim. Örneğin Berna Kılıçoğlu bana teknik konusunda çok yardımcı oldu. Bütün hocalarım da bir süre sonra kendi yolumu bulduğumu söylediler. Bu, benim için büyük bir güçtü. Daha sonra kendi atölyemi açtım. Bu da başka bir dönüm noktası benim için. Yalnız çalışmayı seviyorum. Daha verimli oluyorum o zaman. Dikkatimi dağıtacak bir şeyle ilişkiye geçmiyorum. Hatta bir hoca nosyonum olmamasına rağmen ders almak isteyenler oldu benden ama kabul etmedim. Çünkü bu, kendi üretimime ayıracağım zamandan çalmak gibi geldi. Kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum ve bütün zamanımı buna harcıyorum açıkçası.

Nedir çalışma sisteminiz? Atölyeye girerken resim tasarlanmış olur mu örneğin? Ya da her şey öyle kendiliğinden mi çıkar ortaya?

TK: Bu sorunuza çok sevdiğim yazarlardan biri olan Nathalie Sarraute ile yapılmış bir röportajdan alıntıyla cevap vermek istiyorum: “O. Quirot: Bir bütün resminden yola çıkıp sonra silen ressamlar gibi mi çalışıyorsunuz?

N.Sarraute: Bende kesinlikle bütün resim kavramı yoktur. Her şey yavaş yavaş olur biter. Çalışmam son derece güdüseldir. Hiçbir şey, kararlaştırılmış, önceden ayarlanmış değildir.

Bir şeye başlarım, sonra, neden bilmem, duruveririm; herhalde yettiği için, bıktığım için ya da bir tür doruk noktasına varılmıştır, hepsi bu.

  1. Quirot: Yaş, anımsamanın, belleğin keyfini sürmek midir?

N.Sarraute: Ben yazdığımda, yaşım yoktur, cinsiyetim yoktur, hiçbir şeyim yoktur. Görünürde, bana ait olan ve benim yapabildiğimce aktarmaya çalıştığım bir şeye dalmışımdır. Size yaşınızı, başkaları anımsatır. Bunu, incelikleri ya da titizliklerinden yaparlar, ama insanın kendisi onun bilincinde değildir. Yaş, anımsama, bellek değildir. Hem, insan 40 yaşında, bir ihtiyardan daha bilge olabilir. Elbette, birçok şeyin tanığı oldum. Kimi zaman onları çok güçlü bir biçimde yaşadım ama, onlar, benim için temel olan şeyde, yani yazıda hiçbir rol oynamadılar.”

Dünya sanatında beğendiğiniz, etkilendiğiniz sanatçılar hangileri?

Elimden geldiğince dünya sanatını izlemeye çalışıyorum, ki buna günümüz sanatçıları da dahil. Beğendiğim sanatçıların başında da Van Gogh geliyor. Yaşam biçimi ve yapıtları birbiriyle öylesine örtüşüyor ki. Sanatçının yaşamsal tavrıyla yapıtları paralellik gösterdiğinde daha çok hissediyorum sanatı. Van Gogh dışında Anselm Kiefer benim için önemli. Özgün olan tüm sanatçıları beğeniyle izliyorum.

Resim nerede başlıyor?

TK: Kafamda sürekli değişik ve yeni fikirler dolaşır. Öte yandan duygular da önemlidir benim için. Duyguları anlatmak zor. Aslında ben sözle anlatamadığım her şeyi resimle anlatmaya çalışıyorum ve kuşkusuz değişkenlikleri de berberinde getiriyor bu. Örneğin hiçbir zaman belli bir konsept etrafında çalışmadım. Sınırlardan hoşlanmıyorum. Herhangi bir sınır bile bana taklit gibi geliyor. Devamlı özgür ve açık bir çalışma fikrini benimsiyorum. Günlük olaylar bile girmiyor resmimin içine çünkü, beynimizin içi çözemediğimiz şeylerle dolu. O yüzden onun işleyişi, karmaşası çok etkiliyor beni. Onu biraz olsun çözebilsem sanki ulaşmak istediğim resmi yapabilecekmişim gibi geliyor. Öte yandan bir dönem sıkça dile getirilen resim öldü cümlesi de bu yüzden çok anlamsız geliyor bana. Eğer insan beyni gelişip değişiyorsa resim sanatında da bunun karşılığı yaşanacak. Eğer bir sanat eseri büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve yabancı geliyorsa zamanının çalışması değildir, diye düşünüyorum.  Daha sonrasının işidir belki. Sanatçısı zamanın ötesine geçmiştir. Biz bunu sanat tarihi anlatımlarında çok gördük öyle değil mi?

Atölyede hep müzik var.

TK: Müziksiz çalışamıyorum. Klasik müzikten Türk sanat müziğine kadar birçok türü dinleyebilirim. Ortaokuldan beri ders çalışırken bile müzik dinlerim. Müzik dinlerken o sanatçıların çabalarını görüyorum sanki. Yakalamak istedikleri farklılıkları hissediyorum. Hatta resim çalışırken resim ayrı bir yerde, müzik ayrı bir yerde tınlıyor sanki.

Hızlı bir çalışma tarzınız var. Neredeyse her gün yeni bir resim çıkıyor.

TK: İyi resim uzun zamanda yapılır, diye bir şey yok. Halı da uzun zamanda yapılır. Evet, çok güzel işlenmiş halılar var, ama tümü sanat mı? Sonuçta bazıları birbirlerini tekrar ediyorlar.

Renoir’ın bir sözü var onu aktarmak istiyorum. “Sanat eserinin iki niteliği olduğunu düşünüyorum. Birincisi tarif edilemez olması, ikincisi taklit edilemez olması”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nilgün Yüksel

Nilgün Yüksel

ÖNCEKİ YAZI

Evin Sanat Galerisi-Yeni Sezonun İlk Sergisi

SONRAKİ YAZI

İzlekler Eylül İkinci sayı Çıktı !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*