Evrim SekmenModern Sanat

Hatıraların Geri Dönüşü”-Haydar Akdağ “Anonim Bellek” Sergisi Üzerine

Galeri Ark’ta  devam eden “Anonim Bellek” serginiz  günümüz eleştirel yaklaşımları  ve kavramları ile yoğun bir ilişki içerisinde.   “Anonim bellek” te yer alan işler, herkese ait  bir hafıza olgusu  varlığını kaybettiğimiz, ortaklıklarımızı unuttuğumuz bir zaman diliminde ciddi bir eleştiri taşımıyor mu?
Haydar Akdağ : Kesinlikle…Kesinlikle bu bir eleştiri… İnsanın hatırasından/hafızasından vazgeçmesi için özel neden olmalı. Bunları bir kenara alarak “ortaklıklarımızı yitirdiğimiz günümüz” üzerine bir miktar daha vurgu yapmak istiyorum. Kent meydanları, düşünce meydanları, yaşam ve paylaşım noktalarımız yani özetle bunların hepsi dönüşüyor. İnsanlararası ilişkilerde kurulması ön görülen iletişim her geçen gün duygusunu ve salt insan özünü yitiriyor. Her gün silinmeye yüz yutmuş tekil ve çoğulun değerleri bir evrilme tabi. Bu dönüşüm bir öz üzerine olması gerekirken tam tersi biçim üzerinden gidilerek sözde yol alınmaya çalışılıyor. Oysa doğasından ve duygusundan, bütün bağlarından koparılan bizler her sabah değişen takvimin bizi baskıladığı koşullara sürükleniyoruz. Hem zamanı hem de kendimizi tüketiyoruz. Sözde özgürlük, sözde demokrasi, sözde liberal düzenler, sözde modern – postmodern siyaset/tarih gerçeklikleri… Bunların hepsinin gerçeği bambaşka doğruları çarpıştırarak tekiller arasında ortaklıkları bozmaya odaklı bir sistemin ev sahipliğinde dönüyor dünya. Düşüncenin ve alınan nefesin üzerinde çok durulmadığı açıkça görülüyor. Özetle bir ortaklık inşa etme çabasında sözde kat edilen mesafede tek güçlü olan çağdaş mit olan markalar… Yani öz yok, biçim şahane…

Haydar Akdağ*Anonim Belleki d 21 cm

– Sanat felsefesiyle ilgili bir sanatçı olduğunuz görülüyor. Sergi yazınızda” Tarih kavramının katmanlarında modernist metodolojinin dışında kalan tekil iradenin “sözüyle aslında kişisel hayatların anlatıldığı, resmi tarihin dışındaki sanat hayat buluşmasını mı önemsediğinizi söyleyebilir miyiz?
H.A Bir adım ilerisi mi olur gerisi mi bilmiyorum. Ancak salt insana ulaşma çabamda geçtiğimiz bütün yollara tekrar dokunmak istiyorum. Her hayat bir olasılık, bir başka dünya demektir. Bu zenginliğin içinde uygarlık tarihi içinde bende bir paydaş olarak sorular sormak ve tarih akışına müdahale etmek istiyorum. İktidarların kararlarını kabul etmek zorunda mıyım? Ya ben haklıysam? Ya da bir başkası? Meseleler, meseleler, ve meseleler… Üst üste binen zaman içinde bütün zaman dilimi katmanlarında bir insanlık… Yönetiliyor mu yönetiyor mu? Burada sözü sanat ve siyasete getiriyorum; evet, ama asıl söylenmesi gereken salt insan/insanlık tarihinin bütün tepinmelerinde hangi iktidar kaleminde / hangi karar vericinin tayini ile bellekte yer alıyoruz ya da almıyoruz. Tarih müzeler gibi ölüm kokuyor. Aslında her geçen gün duran bir zamandan geçiyoruz. Kayıt altına alınan hayatın en tepe noktası ve en alt noktasını belirleyen güce/erke bir soru yöneltiyor bütün sergi. Kişinin kendi tasarrufunda mı olup biten? Bu insanlar neredeler (!/?) Hatıralarını neden terk ettiler yada kim terk ettirdi (!/?)
Size yakınlığı veya duygusal bağı olmayan “imgelerle “çalışmak onları manipüle ederek aslında imgenin yüklendiği anlamların ne olduğunu açabilir misiniz?
H.A. : Olasılık… Bir macera evren. Bilmem kaç milyon/milyar ışık yılı ötesinde yaşam formu aramak ile bir hatıraya ait imgede aranan nasıl bir duygudur? Ben manipüle etmiyorum. Bütün zamana, yüzeylere, aitlik alanlarından farklı ellere geçmiş hatıraları birer kazı gibi yüzeyler/katmanlar ile bir düzenleme yapıyorum. Bir gerçeği çarpıtmıyorum, o gerçeğe hakim olamamanın verdiği acıyı ve ikincil bir sahiplenmeyle yeniden hayata taşıyorum. Bana ne kadar yabancı olduklarını nereden bileceğim? Ya da yakın olduğunu? Yani bilgi dediğiniz şey nasıl üretilir? Sorunuzda “duygusal bağı olmaya” diye bahsettiklerinize karşı taşıdığım duygu ürettiriyor.


Anı biriktirmek, deneyim kazanmak yerine belki başkalarının fotoğrafları üzerinden sanatsal daha ucu açık, hayal gücünü zorlayan bir romandaymışçasına düşünceleriniz oldu mu? İçsel bir bağ kurdunuz mu?

H.A. : Her bir anının içine sizi çeken bir tebessüm, bakış yada bir detay oluyor. Bunlar zihindeki yaratıcı alanda üretim süreci boyunca sürekli bir şeyler fısıldıyor. Üretim bir başka üretimin habercisi oluyor haliyle… Bunu sergiyi izlerken de eserler arasında göz gezdiren izleyicinin de yaşayacağına eminim. Ancak bir not, bende tam bir istifçiyim… Hissederek yaşarım, duygularımı ve düşüncelerime ait notlar ve izler biriktiririm…

İnsanlarla ilgili gözlem yaparken veya çevrenizle iletişimde bulunduğunuzda bunun bir işe veya tasarıma dönüşmesi sizin için nasıl gerçekleşiyor ? Bir kavramın veya karşı tarafa geçen bir duygunun peşinde misiniz?

H.A. : Bir kehanet, bir bilme, gaipten, yoktan gelen bir titreşimdir yaratıcılık… İyileştirme ve güzelleştirme misyonu taşır. İnandığınız güzel dünya olunca, üretim sürecinde karşınızdaki insan için bir iyi olma olasılığı tasarlıyorsunuz. Onun yerine geçiyorsunuz. Belki bir başkası mutlu etme misyonu altında üretim süreci boyunca sezgilerine inanıp, duygularına güvenip üretiyorum söylemine katılmayarak. Ancak üretimlerimin arkasında hayata dokunmak var. Bu bir düşüncenin, durumun, şey ve şeylerin karşı tarafa geçmesi için sübjektif bir inanç hali… Kendinize ve duygularınıza inanmanızla ilgili… En içsel bilgi, en samimi bilgi oluyor. Belki onaya gerek kalmayan bilgi (gülüyor)… Hayatın içinde temaslara ve arkada birikenlerime baktığımda devam etme hissimi tazeleyen şeyin adını bilmiyorum ama iyi ki var. Güzelleştirirken iyileşiyor, iyileştirdikçe güzelleşiyor ve üretiyorum… Ben kendi içsel tutkumun neferiyim…

 Güncel sanat kavramlarını karşılayan yeniden üretim, kolaj, manipülasyon gibi kavramlara referans verdiğini görüyoruz. Bir röportajda bahsettiğiniz algı yönetimi projeleri dediğiniz konuyla bu yeniden üretim tekniklerini ilişkilendirebilir miyiz?

H.A. : Bu sefer bir algı yönetimi yok. Bir önerme var. Hatıralarınızı terk etmeyin. Kendinizi inkar etmeyin. Zamanın sizi tüketmesine izin vermeyin. Zamanı hissederek yaşayın. Sevginizi, tebessümünüzü, endişenizi, geçtiğiniz acıları, geçtiğiniz bütün eşikleri terk etmiş olsanız da, bir tarih yazımının parçasısınız… Varsınız… Yaşadınız… Yaşıyorsunuz… Bakın her gün milyonlarca özçekim yapılıyor… neden 1 ay öncesine ait olanları siliyorsunuz? Ya da saklıyorsanız neden saklıyorsunuz? İnsanın kendine mesafesi kendisi kadar… Tekilin kendini terk ettiğin yerde çoğul ile bağ ne kadar güçlü olabilir? Tekilden beklenen bir feragat gerçekliğimi var? … Bütün bunların plastik ve çağdaş imkanlarla izleyiciyle buluştuğu  eserlerin, metinsiz/harfsiz-hecesiz görsel anlatım biçimleri ile buluşmak için sergiyi gezmek gerekiyor…
Yuvarlak formun soyut bir resim olduğu için tinsel bir boyutu olduğunu söyleyebilir miyiz?
H.A. : Evren, zaman, döngü… Ve nokta koymak… Belki son sözü söylüyorumdur. Belki yeni bir olasılığa dönüşüme imkan verecek bir ivmeyi beklemeye açık bir haldir. Hepsinin toplamında eserin yuvarlak formla aldığı cemal/yüz bir başlangıçla son arasında hatırlatmadır. Estetik ve düşsel bir hatırlatmadır. Tek bir hücreden, vurgusu olan bir cümle bitiminde bir nokta hali…

Farklı alanları birleştiren işler yapıyorsunuz. Benim asıl alanım fotoğraftır veya tasarımdır diyebileceğiniz bir yaklaşımınız var mı?
H.A. : Hayır yok… Bir alanda uzmanlık huzursuz edebilir beni. Ben düşüncenin anlatımı için her imkanı zorlamayı seviyorum.

Sizi hayata bağlayan ve besleyen kaynaklar nelerdir?

H.A. : İç dünyam… Uzak hedefimi her seferinde daha uzağa atıp, tutkularımı büyüten ve çabalayan düş dünyam… Düş dünyamın üretmeye dönük pratiğinde cesareti… vazgeçmemek, her şeye rağmen hayattan ve sanattan çekilmemek…
Tüketime dayalı bir toplumda sanatçı olma halini nasıl değerlendiriyorsunuz?
H.A. : Elmayı yedikten sonra çekirdeğini atma, dik demek istiyorum. Fıstık çamlarını boğazlarcasına etrafına döktüğün betonlarla kozalak ve toprak arasında çoğalma ihtimalini kısırlaştırma demek istiyorum. Kendinden vazgeçme… Tüketmek ne kadar gerekli ise üretmeninde o denli zorunlu olduğu söylemek istiyorum. En çok çuvaldızı kendime iğneyi başkasına diyorum (gülüyor).

Teşekkür ederiz.

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Galeri Ark'dan Haydar Akdağ "Anonim Bellek "Sergisi

SONRAKİ YAZI

Bir Ülke ve Sanat-Özkan Eroğlu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*