Uncategorized

Günümüz Sanatında Ölüm Teması-Cüneyt Kurt

İnsanı ilgilendiren en önemli kavramlardan biri ölümdür. Yaşamımızın sona ermesini dile getirir. Canlılar arasında yaşamının sınırlı olduğunu ve bir gün öleceğini bilen tek canlı insandır. Bu nedenle insanoğlu ölüm kavramıyla sürekli hesaplaşır olmuştur tarih boyunca.

Damien Hirst spin Painting

Damien Hirst spin Painting

Sanat alanında ölüm teması çokça işlenmiştir. Vanitas, macabre, memento mori gibi terimlerle adlandırılan ölüm konusunun ele alındığı resim, heykel ve baskılar üretilmiştir. Vanitas 17.yy’ın başlarında Felemenk’te ortaya çıkan bir ölüdoğa türüdür. Genellikle ölümün kaçınılmazlığını ve dünyasal başarılarla hazların geçiciliğini vurgulayan bu kompozisyonlarda söz konusu kavramları simgeleyen kafatası, kum saati, yanan mum, sabun köpüğü ve çiçek gibi nesnelere (memento mori: ölümlü olduğunu hatırla) yer verilmiştir (Rona, 2008:1576).

Macabre ölümün çeşitli görünümleri ve ayrıntıları üzerinde duran, ürkütücü ve acı verici biçimde betimlenen yazınsal ve sanatsal kompozisyon türüne verilen isimdir (Bozkurt, 2008:978). Memento mori’lerde çoğunlukla iskelet tarafından temsil edilen ölümün can aldığı an betimlenmiş ya da ölümle yaşamın karşıtlığı işlenmiştir (İskender, 2008:1528).

Sanat tarihinde ölüm konusu çoğunlukla dinsel konulu resimlerde ele alınmış, töre resmi kapsamı içinde değerlendirilebilecek olanlar ise günlük yaşam içinde ölüdoğa resimlerde yer almıştır.

Sanatçıların tarih boyunca her dönem ele aldıkları ölüm konusuna günümüzün sanatçıları nasıl yaklaşmaktadır? Hangi biçimsel araçları kullanmaktadır ve ölümü dolaylı mı doğrudan mı anlatmaya çalışmaktadır? Türk sanatçılarının ölüm karşısındaki tutumları nedir? Bu sorulara verilebilecek yanıtları bu konuda üretilen işler üzerinden ele almaya çalışalım.

Damien Hirst

Damien Hirst

Günümüz sanatında adı en çok duyulan sanatçılardan biri olan İngiliz sanatçı Damien Hirst ölüm konusunu kafaya takmış bir sanatçı olarak bu araştırma konusunun en başta gelen sanatçısıdır. Sanatçının ülkemizdeki sergisi için hazırlanan bir katalogda (Eşkinat, 2013) daha lisans öğrencisiyken kadavralar üzerinde çalışmalar yapan, anatomi ve patoloji kitaplarını inceleyen biri olduğu dile getirilmektedir. Hatta masa üzerindeki bir kadavra başıyla çekilmiş gülümseyen fotoğrafı bu dönemi yansıtan önemli bir belgedir. Erken tarihli çalışmalarında kısa ömürleriyle bilinen kelebeklerin tuval üzerine yapıştırılmasıyla yaptığı resim dizileri de bulunmaktadır. Damien Hirst’ün ünlenmesine neden olan, formaldehit ile doldurulmuş bir tankın içinde yer alan kaplan köpekbalığından oluşan Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziksel İmkansızlığı adlı çalışmasıdır. 1991 yılında yaptığı bu çalışma Edward Lucie-Smith’e göre (2005:377) birkaç olguya gönderme yapar. Biri, yalnızca bir zamanlar kültürel ve sosyal bakımdan canlı olan şeylere yer veren ve onları camlı ortamlarda yalıtan müze kültürüne yapılmış bir göndermedir. Diğeri ise ölümün kendisinedir; bugün, hakkında konuşulamayan büyük olgu, seksten çok ölümdür.

Damien Hirst’e ün kazandıran bu çalışmadan sonra formaldehit dolu tanklar içinde anormal doğmuş buzağılar, yarısı bir tankta diğer yarısı başka bir tankta olan domuz, inek, koyun gibi hayvanlardan oluşan bir dizi çalışma yapmıştır. Bunun yanında spin resimler olarak adlandırdığı kurukafa şeklinde olan geleneksel ölüm nesnesini kullandığı resimleri de vardır. Son yıllarda adının çokça dillerde dolaşmasını sağladığı çalışması olan Tanrı Aşkına 50 milyon sterline alıcı bulmuştur. Hirst’ün bu çalışması vanitas resminin ünlü simgesi kurukafanın 8000 adet pırlantayla kaplanmasından oluşmaktadır. Sanatçının çokça ilgilendiği para, ün ve ölüm bu çalışmada çok başarılı bir şekilde birleştirilmiştir.

Hirst son zamanlarda aralarında kurukafa ve kelebek imgelerinin bulunduğu merkezkaç etkisiyle boyaların kenarlara aktığı Spin Resimleri yapmaktadır.

Sophie Call Mezarlar

Sophie Call Mezarlar

Sophie Calle sıradan insanların yaşamını gizlice gözlem altına alan çalışmalarıyla ünlüdür. Otellerde temizlikçi gibi çeşitli biçimlerde çalışarak, otelde kalanların yaşamlarını takip ederek elbise, ayakkabı, çöp tenekesi, randevu defteri gibi ne bulursa bunları fotoğraflamakta ve iki kişiye ait özel olanları başkalarına açmaktadır. 1995 yılında düzenlenen 4. Uluslararası İstanbul Bienali’nde yer alan fotoğraf çalışmaları ise bu kez aile mezarlıklarına yönelmiştir. Bienal kataloğundaki yer alan açıklamasında (1995:100) “İlk iki fotoğrafımı 1978’de California’daki bir mezarlıkta çektim. On bir yıl sonra bu mezarlığa yeniden gittim ve bütün aileyi orada buldum.” diyerek sürece dayalı işinde ailenin zaman içindeki ölümlerini aile mezarlığındaki değişimden izlemektedir. Bu aile mezarlığının bir özelliği ise burada yatan kişilerin adları yerine ailedeki akrabalık derecelerinin mezar taşlarına yazılmasından oluşmasıdır. Böylece aile kavramı yüceltilmiş, bireysel isimler önemini kaybetmiştir.

Küba doğumlu Amerikalı feminist sanatçı Ana Mendieta 1972-1975 yılları arasında gerçekleştirdiği bir dizi performans ile özellikle de toplumsal tabuları yıkma ve sınırları aşmayı konu edindi, kadın bedeni çevresinde kurban ve cürüm, ölüm konuları üzerinde odaklandı. Iowa Üniversitesi’nde resim ve yenilikçi intermedya sanatı üzerine yüksek lisans yapan Ana Mendieta, ilk önemli işlerinden olan “Tecavüz Sahnesi”ni bu dönemde yaptı. Sanat tarihçi E. Osman Erden(2014:20) sanatçının bu dönem çalışmaları için şunları dile getirir:

“Mart 1973 tarihinde üniversitenin hemşirelik bölümünde öğrenci olan Sara Ann Otten, başka bir öğrenci tarafından tecavüze uğrayarak öldürüldü. Üniversite sakinlerinin bu olaya ilgisiz kalması ve cinayetin unutulmaya yüz tutmasıyla Ana Mendieta, Nisan 1973 tarihinde “Tecavüz Sahnesi”ni gerçekleştirdi. Bir davet üzerine Mendieta’nın dairesine gelen arkadaşları açık kapıdan girdiklerinde sanatçıyı Sara Ann Otten’in öldürüldüğü pozisyonda, elleri bağlanmış, belden yukarısı yüz üstü masaya yatırılmış şekilde, kanlı bir halde buldular. Mendieta’nın bu performansı, ardından gelen iki performans ile birlikte bir üçlü oluşturur. Iowa Üniversitesi kampüsünün çeşidi mekanlarında yarı çıplak ve kanlı olarak verdiği pozlardan oluşan “Tecavüz Performansı” bu üçlünün ikincisidir. “Clinton Piece, Dead on Street” isimli üçüncüsünde ise sanatçı sokakta bir kan gölünün içinde çıplak olarak yatar ve bir arkadaşı kendisini fotoğraflar, diğer bir arkadaşı ise bu sahneyi görenlerin tepkilerini filme alır.”

Ana Mendieta Küba’dan Amerika’ya kaçırılması, üniversite kampüsünde genç kızın tecavüz sonucu öldürülmesine insanların sessiz kalması gibi olayları derinden yaşamış bir kişiydi ve bunu doğrudan insanlara sunacak performanslar ile çok etkili bir şekilde dile getirmiştir. Ne yazık ki kendisi 37 yaşında 34. kattan düşerek –birçoklarının iddiasına göre kocası sanatçı Carl Andre tarafından aşağıya itilerek- ölmüştür.

Christian Boltanski- Ölü İsviçreli Stoku

Christian Boltanski- Ölü İsviçreli Stoku

Hale Tenger,Nezih Ölüm Gardiyanları

Hale Tenger,Nezih Ölüm Gardiyanları

Fransız sanatçı Christian Boltanski etkileyici yerleştirmelerinde ölümü bize yakından hissettiren bir sanatçıdır. 1990 tarihinde gerçekleştirdiği Ölü İsviçreli Stoku adlı yerleştirmesi, bir yerel gazetenin ölüm ilanlarından alınmış siyah-beyaz portreler, metal kutular ve yanan elektrik ampullerinden oluşmaktadır. Siyah-beyaz fotoğraflar ile metal kutular karşılıklı büyükçe birer duvar oluşturmakta ve elektrik lambaları bu duvarları üstten aydınlatmaktadır. Bu çalışmada sanatçı, belli ve kötü kaderden uzak bir ırk olarak değerlendirilen İsviçrelilerin fotoğraflarını kullanarak ölümlü olmanın evrenselliğini vurgulamıştır.

Amerikalı performans ve enstalasyon sanatçısı Karen Finley de çalışmalarında üzüntü, kayıp ve ölüm temalarını işler. AİDS kurbanlarının çektiklerinden esinlenen Finley’nin Memento Mori başlıklı çalışması izleyicileri düşünmeye davet eden bir mekân yaratır; hatıra çiçeklerinin bir ölünün yatağının üstüne yerleştirildiği bir odadan oluşur. Odada dağınık öbekler halinde, üstlerine mum dikilmiş kum yığınları da vardır. Ziyaretçiler kaybetmiş oldukları bir yakınlarını anmaya, adını kuma yazmaya davet edilirler; sonra bu isimleri sileceklerdir (Lucie-Smith, 1995:378).

Küba doğumlu Felix Gonzalez-Torres fotoğraf ve yerleştirme çalışmalarında ölümü simgeleyen nesneler kullanmadan, bunu dolaylı olarak izleyicilere ileten bir sanatçıdır. İzleyicilerin çalışma ve sanatçı hakkında bilgi sahibi olduktan sonra işini kavraması, gerçekte ilk bakışta bu konuda sır vermeyen çalışmalarıyla ünlüdür. Ölü hayvan ve insanlar, kurukafalar, eskimiş siyah-beyaz portre fotoğrafları, çiçekler gibi göstergeler yoktur. Ayrıca eserlerinin çoğuna isim vermeyerek izleyiciyi anlam üretme konusunda iyice çaresiz bırakır.

Felix Gonzelez Torres’in 1991 tarihli İsimsiz adlı eseri New York’un en kalabalık 24 bölgesindeki reklam panolarına yerleştirilen iki kişilik boş ve dağınık bir yatağın fotoğrafından oluşmaktadır (Erden, 2010). Yataktaki yastıklarda iki kişinin izleri görülmekte, sanki biraz önce yataktan kalktıkları izlenimini vermektedir. Çalışmaya bakan izleyicilerin sanatçının yakın geçmişte başından geçen sarsıcı olayı bilmemeleri nedeniyle anlam üretmeleri zordur. Sanatçının sevgilisi Ross Laycock AİDS hastalığı nedeniyle ölmüştür ve aynı hastalığa yakalanmış olan sanatçı da çok geçmeden ölecektir (1996 yılında).

Amerikalı video sanatçısı Bill Viola doğum, ölüm gibi insana dair konuları lirik bir düzeyde ele alır. Zaman zaman sanat tarihinden ödünç aldığı dinsel ve mitolojik resimleri videolarında yeniden canlandırır. Sanatçının 1992 tarihli Aralıksız Dua Etmek adlı 12 saatlik video yerleştirme çalışması bir insanın doğumundan ölümüne tüm yaşam sürecini anlatır. Bilgisayar aracılığıyla günde iki kez gösterilmeye ayarlanmış video tüm bir güne yayılır. Gündüz saatlerinde güneş ışığı nedeniyle görüntülerin etkisi azalır ve Walt Whitman’ın “Kendimin Şarkısı” (Song of Myself) şiirinden yapılmış olan alıntılar sesli olarak duyulur. Gece görüntüler daha nettir. Viola en ileri video, audio ve bilgi teknolojisini görsellik alanına taşımış, eski mistik öğretilerden yararlanmış ve insanın en temel korkusu olan ölüm korkusuna bulduğu çözümleri videolarında ele almıştır.

Çalışmalarıyla oldukça tepki çeken sanatçı Andres Serrano din, tabu, cinsellik, ölüm gibi konuları ele alan fotoğraf işleriyle tanınır. 1992 yılında ele alamaya başladığı Morg seri çalışması o günlerde çeşitli nedenlerle ölen veya öldürülen insanların büyük boyutlu renkli fotoğraflarından oluşmaktadır (Lucie-Smith:2005:381). Morg (Polis Tarafından Öldürülen Jane) 1992 tarihinde yapılmış bir çalışmadır ve polisin öldürdüğü Jane isimli bir kadının baş fotoğrafıdır. Bir gözü yerinde olmayan ve başındaki yaralardan oldukça şiddet gördüğü belli olan bir kadındır Jane. Serrano ölümü abartmadan teknik bir çekim açısıyla yansıtacak şekilde fotoğraflamıştır. Bu çalışmanın sahiciliği de buradan gelmektedir: Oldukça dolaysız olarak ölümü yansıtması.

Ölümü ele alan anıtların en ünlüsü sanatçı Maya Lin’in 1982 tarihli Vietnam Gazileri Anıtı’dır. Yapıtın ünlü olmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Bunların en başta olanı geleneksel figüratif anıt yerine soyutlamaya ağırlık vermesi, sanatçının bir anıtı yapmak için çok genç bulunması sayılabilir. Nitekim sanatçı bu anıtı yapmaya başladığında hala yüksek lisans öğrencisidir. Verniklenmiş siyah granitten oluşan anıt yüksekliği başlangıçta 203 cm içerideyse 304.8 cm toprağa doğru açılmış gittikçe derinleşen bir yara gibidir. Ziyaretçiler isimleri okuyarak ilerlerken farkında olmadan ölenler gibi toprağa gömülmektedir. Bu çalışma hem Vietnam savaşının Amerikan toplumunda açtığı bir yaraya gönderme yapmakta hem de alışıldık zafer anıtı formundan uzak durarak soyut yapısı ve gittikçe ziyaretçileri toprağa çeken yapısı nedeniyle başlangıcındaki yoğun eleştiriler son bulmuş ve günümüzde en çok ziyaret edilen bir anıt konumuna gelmiştir.(Heartney,2012).

Türk sanatçıların ölüm kavramına yaklaşımı diğer ülkelerdeki kadar olmasa da yakın dönemdeki savaşlar, ülkemizdeki çeşitli nedenlerden ölümler nedeniyle günümüz Türk sanatçıları tarafından ele alınmıştır. Sanatçılarımız çoğunlukla yerleştirme ve karışık teknikte çalışmalar üretmişlerdir.

Hale Tenger Bosna savaşının meydana getirdiği acıları ve ölümleri ele alan yerleştirme çalışmasını 1993 yılında gerçekleştirmiştir. Savaştan kaçıp gelen sığınmacıların bulunduğu Gaziosmanpaşa Kampı’nda sığınmacılarla konuşan Tenger, yaptığı görüşmelerin yazılı belgeleri, ses kayıtları ile birlikte basında konuyla ilgili çıkan haberlerin fotokopilerini içi su dolu yüzlerce kavanozda sergilemiştir (Yıldız, 2008:418).

Ülkemizde faili meçhul cinayetler, kayıplar, gözaltında kaybolan insanlar az sayıdaki sanatçı tarafından ele alınmıştır. Zaten bu konuyu ele almak ülkemizde yaşayan biri için hedef olmayı baştan kabullenmek demektir. Bunu baştan kabullenen az sayıdaki sanatçılardan biri Selim Birsel’dir. 1995 yılında önce Ankara’da Gar sergisinde, sonra 4. Uluslararası İstanbul Bienali’nde yer alan Kurşun Uykusu yerleştirmesi 12 adet kağıt hamurundan oluşan, koyu renkli, yerde yatan insanın üzerine örtülmüş bir örtü izlenimi veren bir çalışmadır. Kağıt hamuru koyu renkli grafit ile boyanmış, kağıdın pürüzsüzlüğü giderilerek koyu ve lekeli bir yapıya büründürmüştür. Birsel çalışmalarında genellikle bir birim seçerek bunu çoğaltmaktadır. Üzeri örtülmüş ölü bedenler sayısı itibariyle hiç de az değildir ve sayının gittikçe artabileceği varsayımını güçlendirmektedir. Sanatçı (Vogel,1995:86) Bienal kataloğunda şunları söylemektedir:

“[…]

Dünyanın her yanında hiç bir işe yaramayan savaşlar var. Ama insanlar için bu durum kaçınılmaz. Bütün bu etkilerle dünya daha kötüye giderken, yapıt da gittikçe kararıyor.

Onun için kendi oyuncaklarımı yaparak her şeye bir çocuğun masum gözleriyle yaklaşmayı yeğliyorum, oyun bitince gerçek başlayınca, bundan sonraki hedef kim olacak?”

Bu çalışma yapılan şikâyetler sonucu Ankara’daki sergiden çok geçmeden kaldırılmış, ancak 4. Uluslararası İstanbul Bienali’nde sergilenebilmiştir.

Genç Etkinlik 1 sergisinde yer alan bazı sanatçılar ülkemizdeki gündemden uzak kalamayarak ölüm temasını ele alan çalışmalar gerçekleştirmişlerdir.  Azra Tüzünoğu’na (2007:127) göre Genç Etkinlik 1 sergisinde ölüme, öldürmeye gönderme yapan işler şunlardır:

“Sergi katılımcısı Genco Gülan’ın buruşturulmuş bir kağıt parçasına yazdığı ‘BANG, Şu an Bosna’da olsaydınız siz de vurulmuş olabilirdiniz.’ performansı bu kıyımın adaletine/adaletsizliğine işaret eder. Bir yandan da İbrahim Akbayrak’ın “Morg” yerleştirmesi, bu karanlık ölüme işaret eden işlerdendir. […] Yine Esra Ersen’in duvara yerleştirdiği, onlarca darağacı ilmeği, “ölüm” sorunsalına bir göndermedir.”

Ele alacağımız son sanatçı 1998 tarihli Kayıplar Ülkesine Hoşgeldiniz adlı çalışmasıyla Halil Altındere’dir. Gözaltı ve tutukluyken kaybolan, çoğunlukla da öldürülüp bir yere gömülen insanların fotoğraflarını pullara bastırdığı yerleştirme çalışması ülkemizdeki egemen sistemin muhalif kişileri nasıl yok ettiğini göstermektedir. Altındere devletin bastırdığı pullara kaybolan insanların fotoğraflarını basarak devletin iktidar sembolünü yapıbozuma uğratarak ona karşı kullanmıştır (Yıldız, 2008). Yapısal farklar bulunmakla birlikte Altındere’nin çalışması Boltanski’nin çalışmasıyla yakın ilişki içindedir.

Ölüm kavramı batılı sanatçılar kadar ülkemizdeki sanatçıları da yakından ilgilendirmektedir. Genel olarak ülkemiz sanatçıları diğer ülke sanatçıları gibi bu konuyu ele alırken fotoğraf, yerleştirme, video, performans gibi ifade biçimlerini kullanmışlardır. Bazı sanatçılar ölüm kavramını ima ederek bazı sanatçılar doğrudan göstergeler kullanarak kendilerine özgü yöntemler kullanmışlardır.

Kaynakça

Anonim (1998). Sanat Kitabı. İstanbul: Yem Yayınları.

Bozkurt, N.(2008). “Macabre”. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. 2. Basım. İstanbul: YEM Yayınları. Cilt:2 sayfa:971

Erden O.(2010). Bilmeniz Gereken 50 Çağdaş Sanat Çalışması. İstanbul: Doğan Burda Dergi Yayıncılık A.Ş.

Erden O.(Şubat 2014). “Ana Mendieta nerede?”. İstanbul Art News, sayı:6, sayfa:20.

Eşkinat, E. (Ed) (2013).Damien Hirst- Spin Painting. İstanbul: Bilnet.

Heartney, E. (2012). Sanat ve Bugün. İstanbul: Akbank Yayınları.

İskender, K. (2008).”Töre Resmi”. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. 2. Basım. İstanbul: YEM Yayınları. 3. Cilt sayfa:1528-29.

Lucie-Smith, E. (2005). 20. Yüzyılda Görsel Sanatlar. İstanbul: Akbank Yayınları.

Rona, Z. (2008). “Vanitas”. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. 2. Basım. İstanbul: YEM Yayınları. 3. Cilt sayfa:1576

Tüzünoğlu, A. ( 2007). Sosyoloji Paradigmasında 1990’larda Türkiye’de Güncel Sanatın Dönüşümü. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Sayfa:127

Vogel, Sabine (Ed.) (1995). 4. Uluslararası İstanbul Bienali Kataloğu. Çev: Zeynep Rona. İstanbul: İKSV yayını. Sayfa:100 -101.

Yıldız, E.(2008). “Hale Tenger”. Modern ve Ötesi:1950-2000. Erdemci F.-Germaner S.- Koçak O. 2. Baskı. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

 

 

 

Cüneyt Kurt

Cüneyt Kurt

ÖNCEKİ YAZI

Yeniden D grubu- A.Celal Binzet

SONRAKİ YAZI

Yavuz Tanyeli Sergisi Versus Art Project'te

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*