Gülgün BaşarırSanat

Güncel Sanat’a Dair Düşünceler-Gülgün Başarır

Çağımızın…tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur… Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey hakikattir. Dahası, hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar, öyle ki bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın had safhası’dır.

(Feurbach-Hristiyanlığın Özü’nün ikinci baskısına önsöz’den  Guy  Debord tarafından alıntılanmıştır.)

Güncel Sanat, bugünkü dünyanın argümanları ile farklı disiplinlerden beslenen ve bu dünyayı ifade edecek farklı ifade biçimleri, farklı malzeme ve teknik kullanarak, yeni ve farklı olan nesnelerde  ifadesini bulan ‘sanat’ anlamında, Contemporary art kavramı yerine  kullanılmaktadır. Sanat kavramını tırnak içinde ifade etmemin nedeni, Güncel sanat ürünlerinin büyük çoğunluğunu, sanat eseri  olarak nitelemenin oldukça sorunlu  olmasındandır.Çağdaş Sanat ise, her türlü eğilim ve akımı ifade eden, ayni zaman diliminde üretilmiş sanat anlamındadır. Güncel Sanat ve Çağdaş Sanat kavramlarının zaman zaman birbirine karıştırıldığı ya da birbiri yerine kullanıldığı için kavram karışıklığı  yarattığı görülür.Bu gün, Çağdaş Sanat, birbirine karşıt sanat anlayışları ve  pratikleri içinde aynı anda  devam ediyor.  

Thomas Hirshorn Thomas Hirschhorn, In-Between

Geleneksel sanat formları izleyicisi, kendisine sunulan eseri hayranlıkla izlemelidir. Güncel sanat ise izleyicisinin yaratıcı ve etkin, yani bakan değil, gören bir seyirci olmasını istemektedir. Çünkü “ İlk olarak bakmak  bilmenin zıttıdır. İkinci olarak bakmak eylemenin zıttıdır.”(Jacques Rancière-Özgürleşen Seyirci)

Güncel Sanat karşısında, izleyicinin  şaşırmasının, anlamlandırmakta zorlanmasının nedeni, bakmakla görmek arasında  kararsızlık çekmesindendir.  Güncel Sanat, izleyiciyi, tıpkı bir öğrenci gibi gözlem yapmaya, karşılaştırmaya, gördüğü şeyle bildiği şeyler arasında bir ilişki kurmaya, yorumlamaya  yöneltir.Yani görmeye zorlar. Güncel Sanat, izleyicinin hem gören göz, duyan hisseden beden olmasını mümkün kılarken, hem de bir mesafeden bakmasını sağlar. Mesafeden bakma izleyiciyi, bir göstergeyi, bir başka göstergeyle, göstergeyi olguyla karşılaştırmaya  götürür.

Her çağ, kendi sanat görüşünü  beraberinde getirir. Toplumsal duyarlıkta her değişimin ilk sezinlendiği alanlardan biridir sanat. Geçmiş sanat deneyimleri  incelendiğinde, geleceğin sanat görüşünün ip uçlarını  hep içinde sakladığı görülür. Yirminci yüzyıl sanatına damgasını vuran, nesnelerin resmedilmesi yerine, fikrin resmedilmesi olduğu kadar, deneyin de sonsuz çoğalması oldu. Fikrin resmedilmesi, yeni ifade biçimlerini mümkün kılarken, teknolojinin gelişimi, sanatçının malzemesini  de çeşitlendirdi. Hayatın kendisi bir laboratuvar olarak algılanmaya başladı.

Robert Gober

 Güncel Sanatçılar, atölyelerini sokağa taşıdılar. Farklı yaşama biçimlerinin gözlemleyicisi ya da deneyimleyenleri  oldular. Akademik sanat eğitiminden geçmeleri de önemli değildi. Farklı disiplinlerden gelenler, kendilerini güncel sanat içinde buldular. Sistemin el atmadığı ya da el atamayacağı konulara yöneldiler. Disiplinler arasında, farklı materyaller arasında, tabular arasında, en sıradan nesneler olaylar, olgular ve durumlar arasında geziniyorlar.

Güncel Sanat, gelenekselin güzellik bilimi olan  estetiğini ters yüz etti. Yeni ifade biçimleri, estetik karşıtlığı  beraberinde getirdi. Jean Boudrillard, günümüz estetiğini, sıradanlığın anlamsızlığın öte estetiği olarak  tanımlar.

Güncel Sanatçıları, bağlamından, kavramından, işlevinden kopardığı sıradan  ve basit nesneler, durumlar, olgular ilgilendirmektedir. Virginia Woolf’un  dediği gibi, en basit ve sıradan durumu yakalayabilmek için, “gündelik ve yaşanmış algılarımıza yapışan her şeyi, atık ölü ve gereksiz  olan her şeyi elemek, saçmayı, olayları, pisliği ama saydamlık içinde işlenmiş olarak anın içine almak.” ”…oraya her şeyi koymak ve doyum noktasına getirmek “  olarak ifade edilebilir.

Güncel Sanat  genellikle bir kurmacayı gerçekleştirir. Kurmaca, çerçeveleri, ölçüleri veya ritmleri değiştirerek, yeni ifade biçimlerini gündeme getirirken, görünürle gerçeklik arasındauyuşmazlıklar  yaratarak algıyı değiştirir.Olaylar arasındaki hiyerarşiyi yıkar.

Michael Blum, 9. İstanbul Bienali ’ nde, Safiye Behar  Anısına  isimli işiyle bir kurmaca gerçekleştirmişti. Michael Blum, Deniz Palas’ta, Atatürk’ün  sevgilisi Safiye Behar’ın yaşadığını varsaydıran  bir  mekan düzenler. Kurmaca kahraman  Melik Tütüncü koleksiyonundan  sağlandığı söylenilen mektuplar, fotograflar ve  o döneme ait  mobilyalarla oluşturulmuş bu mekanda, sanatçının New York’da  Melik  Tütüncü ile  seyir halinde bir limuzin içinde yaptığı röpörtajın videosu da yer alınca, sanatçının bu işi,gerçekten daha gerçekmiş gibi algılandı. İzleyicilerin büyük çoğunluğu Atatürk’ün sevgilisi meselesine takılı kaldı.  Oysa bu kurmaca  şu soruları soruyordu.”Tarihin amacı Nedir? Kahramanlara insan olarak bakamaz mıyız?  Tek tek bireyler ülkenin tarihini değiştirebilirler mi?

Michael Blum-Safiye Behar Anısına

Sinema, fotograf, video, enstalasyon, bedene ve sese dayalı bütün performanslar, izleyicinin algı ve duygularının sınırlarını yeniden biçimlendirmek istemektedir. Ne varki  bu ifade biçimleri görünürün öteki yüzü olan hakikate dair birşey söylemez. Güncel sanat, eleştirel bir sanat değildir. Sadece durum tespiti yapar. Yeni formlarıyla Güncel Sanatın amacı, görülecek nesneler üretmek değil, dünyayla kurulacak bağlar demektir.

Güncel Sanatçılar, sanata özgü bir politika yaratırlar. Bu politikanın mantığı, sanatı yaşam biçimlerini dönüştürmenin tek biçimi haline getirmektir. Yani sanatın kendi misyonunu terk etmesidir. Bu  politika, estetik kopuşlara, çatlaklara bağlıdır.

Sanat, sanatsa eğer hiçbir zaman yaşam biçimlerini dönüştüremez. Sanat, ancak izleyicide bir ayna durumu yaratabilir. Bu izleyiciler de, kendini sanatın aynasında  zaten görenlerdir.

Güncel Sanatçıların  ifade biçimlerinin farklılığı, estetik deneyim biçimlerinin, kurgusal çalışmalarının, stratejilerinin  ve ilgi alanlarının farklılığından kaynaklanır.

Güncel Sanatın, daha özgür bir sanatmış gibi göründüğü düşünülebilir. Ne var ki sanat, sanattan ‘özgürleşti.’

Güncel Sanat “ …görünür ile ifade  edilir olanın işaretlerini değiştirmeye, görülmemiş olanı gördürmeye, bağlantısı olmayanın bağlantısını kurmaya, algıların duyusal dokusunda ve duyguların dinamiğinde çatlaklar açmaya niyetli sanatçıların “ eyleminden başka bir şey değildir. (Jacques Ranciè-Özgürleşen seyirci)

Ayşe Erkmen,  2008 yılında,Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisinde Aşağı Yukarı isimli işiyle yer almıştı. Galerinin çelik korkuluklu üst kat zemininin, birebir  ayni büyüklükte benzerini  yaptırıp, parçalayarak alt kata taşımış; üst kata da, arka yüzü beyaz, lacivert halıfleksi yere yaymaya çalışarak yerleştirmişti. Galeri mekanının alt katı da üst katıda bir yerleşememişlik durumunu görünür kılmıştı.

Ayşe Erkmen, bu yerleşememişlik görüntüsüyle, toplumsal olarak oturmamış, hazmedilmemiş bir alt üst oluşa dikkat  çeker.Sanat, sanat olmak bakımından neyi-nasıl-neyle anlatılacağı probleminin çözümüyle ilişkilidir. Bu probleme Güncel Sanat’ta neden sorusu eklenmiştir. Sanatçı neyi-nasıl-neyle ve neden  ifade edecektir? Neden sorusu, sanatçının işiyle birlikte bir metni olmazsa olmaz kılar. Metin, işin  algılanabirliği olarak görülse de, yaratıcı izleyici işin okunurluğunu farklı boyutlara taşıyabilir.

Sermaye birikiminin bugün geldiği geri dönülmez noktanın, yani küreselleşmenin; küresellikle birlikte anılan krizin, bölgesel savaşlar, ayaklanmalar, fondomantalizm, dünyanın ötekilerinin eylem biçimi olarak seçtikleri terör, siyasi, kültürel, ekonomik göçler gettolaşmalar, güvenlik, çevre, ekonomi gibi sorunlar, nasıl bir dünyada yaşadığımızıngöstergeleridir. Bugünün dünya algısının sanatçıda  içkin olarak var olması gerekir.

Güncel  Sanatçılar işlerini, problem ettikleri, kendilerinden bildikleri sorunlar kadar, seçtikleri mekanlara ilişkin  belirledikleri kavramlarla üretirler. İşlerinin  anlamı onları ilgilendirmez. Ancak tarihi bir mekan  seçilmişse, mekanın tarihinden yaralanmak istiyorlarsa mekanın bilgisine ihtiyaç duyarlar. Ya da mekana yeni bir işlev verebilirler.

Gülsün Karamustafa, 2007 yılında Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat  Galerisini  bir sinema salonuna dönüştürmüştü. Şehirde Gizli Panter Modası isimli kendi çektiği film ile birlikte  İstanbul’u görüntüleyen Beklediğimiz Günler ve İşaretleri Okumak adlı üç filmi sinemasında vizyona sokmuştu.

Güncel Sanatçılar, kendi üretimleri olan resim ve heykel  gibi ifade biçimlerini, düzenlemelerinin elemanı yapabiliyorlar.2007 yılında Venedik Bienali’ nden İstanbul Moderne taşınan bir sergide, Juan Muñoz’un  Birbirine Gülen 13 Kişi isimli işinde, onüç küçük figürden oluşan demir döküm heykelleriyle paslanmaz demirden  yapılmış bir trübin  gerçekleştirmişti.  Sanatçı trübinden düşen birine,  trübinde oturanların  gülme anını  dondurup, izleyicinin önüne koymuştu. Sanatçı, sıradan insanın sıradan şeylere olan ilgisi nedeniyle , sahada oynananı gözardı edebildiği gerçeğiyle izleyiciyi karşı karşıya getirerek farkındalık yaratmıştı.

Geçmiş kültürlerin bütün çeşitliliğinin, bugünün iletişim teknolojileriyle harmanlanması, melez bir kültürü doğurmuştur. Geçmiş kültür onu miras kabul ederek, zenginleşmek yerine, yağmalanarak eklektik bir biçimde kullanılmakta, melez kültür ürünleri bir çeşitlilik gösteriyormuş gibi olmalarına rağmen yeni bir şey söylememekte, söylüyormuş gibi yapmaktadır.

Genco Gülan

Genco Gülan Contemporary İstanbul 2010 da yer alan işinde, bir antik heykelin birebir kopyasına müdahale ederek, onu yeni bir yüz ve bedene dolanmış kendi kollarının heykeliyle birleştirerek eklektik bir düzenleme gerçekleştirmiş, geçmişle bugünü melezlemişti.

Güncel Sanat  sürekliliğini yitirdi.  Güncel sanatçılar,  ayni zamanda, farklı ifade biçimleriyle ürettikleri  birbirinden çok farklı işlerlerle, seyirci karşısına çıkabiliyor. Böylece  kapitalist pazarın mantığına uygun, yeni bir arz  ve talep  durumu yaratıyorlar.

Kübalı Sanatçı René Francisko, yoksul bir mahallede yaşlı bir kadının evini onarmaya karar verir. Bunun için yaşam koşulları üzerine bir araştırma  yapacağını söyleyerek, bir sanat vakfının sponsorluğunu sağlar. 2004 Sao Paola Bienalinde sergilenen, videosunda, sanatçılar, yoksul bir mahallede yaşlı bir kadının evinde badanacı, tesisatçı olararak çalışırken görülür. Hayata dahil olduğunu düşünen bu ve benzeri işler, bir müze ya da bir galeri gibi sergilenebileceği bir mekana ihtiyaç duyarlar. Bu tür işlerin sanat eserlerinin sergilendiği mekanlara yada bienallere taşınmış  olması, onları sanat kategorisi içinde  değerlendirmeye imkan vermez.

Güncel Sanat hayata dahil oldukça, sanat hayat olmaktadır.

Resim geleneğinde,  içinden zamanın akıp geçmesine imkan veren, metaforik anlam söz konusu iken; güncel  sanat, bir metnin eşliğinde, kolaylıkla iletilebilen, okunabilen; düşünceyi, bir metnin parçası olarak sunan, içinde yaşanılan tarihin bir anından ibarettir. Yani sadece bugüne aittir.

Sanat, öznel olanla nesnel olanın birliği şeklinde tanımlanırken, güncel sanatta bu birlik bulunmayabilir, ya da geri çekilmiş olabilir. Birliği yaratan alımlayıcıdır.

Adorno, daha postmodernizmin ilk evrelerinde, sanat ürünleri ile tüketim malları arasında, ekonominin canlanma dönemlerindeki benzerlikten yola çıkarak“…metaların maddi kullanım değerlerinin önemi azalmışsa, tüketim, başkasının hayatına katıldığını düşleyerek hissedilen prestije dönüşmüşse ve son olarak, tüketilebilir şeylerin meta karakteri tümüyle ortadan kalkmış görünüyorsa, bu bir estetik yanılsama parodisidir.” der.

 “Sanat saklar ve dünya üzerinde kendini saklayan tek şeydir.” ”Sanat yapıtı  bir duyum varlığından başka birşey değildir: kendi kendisinde varolur.” “Sanatçı algılam ve duygulam kitleleri yaratır, ancak yaratımın tek yasası, bileşimin kendi başına ayakta durmak zorunda oluşudur.” (G.Deleuze-F.Guattari) Burada “kendi başına ayakta durma” bir metafor olarak kullanılmaktadır.

William Shakespeare, Cervantes,Tolstoy, Dostoyevski, Akira Krusava, Tarkovsky, Wajda Rodin, Cezanne, Van Gogh  ve diğer pek çok sanatçının eserleri bugün hala kendi başına ayakta durmaktadırlar. Bu sanatçıların eserleri neden hala kendi başlarına ayakta durabiliyorlar? Güncel Sanat ürünlerinden ne kadarı kendi başına  ayakta duruyor? Ve ne kadarı ayakta durabilecek?

Modaya, ideolojiye, alınır satılırlığa, medyatik olana, görünürlük  kazanmaya, hayata dahil olmaya, taklide yönelmiş olan  her ‘sanat’, ayakta duramaz. Sanat dışından desteklerle ayakta duruyor gibi gösterilebilir. Sanat piyasası bu tür ürünlerle doludur.

Güncel sanat içinde bazı sanatçılar kalıcı olmayan bir malzeme kullanmış olmalarına rağmen kalıcı olabilirken, pek çok sanatçı  da disiplinler arasında dolaşarak ya da geleneksel ifade biçimlerini kullanarak geçici olabilmektedirler. Aslında  kalıcılık ve geçicilik meselesi, sanatın özüyle ilgili bir sorundur. Sanatçı sonsuza kadar olası durumlar yaratabilmelidir. Hatırda kalan da iz bırakan da zaten onlardır.

1989 yılında 2.İstanbul  Bienal’i kapsamında yer alan Richard Lang’un işi benim için hala ayakta duran bir iştir. Richard Lang  işini, Süleymaniye İmarethanesinde, Osmanlı’ların  yoksul halka yemek dağıttığı bölümde gerçekleştirir. Sanatçı işini, kırmızı aşı boyasını, yemek verilen pencerenin önüne doğru dökerek oluşturmuştur. Bu işle ilk karşılaşma, kırmızı renkten  ve kırmızı boyanın yere dökülmüş olmasından dolayı, acı bir olayın göstergesi gibidir. Boyanın hem ileriye, hem geriye doğru dökülüşü, mekanın aşevi mekanı olması, o mekanda, yemek almak için sıraya giren insanların bir  iane olarak  almak zorunda kaldıkları iaşenin bedenlerinde yarattığı infialin göstergesidir. Yemek kuyruğundaki insanların eylemini, bir ayaklarının yemek almak için ileri giderken, diğer ayaklarının geri gitmesi gibi bir eylem, dökülen boyanın ileriye ve geriye hareketinde ifadesini bulur. Richard Lang, bir insanlık durumunu, bir aşevi mekanında görünür kılarken,yoksulların onurunu kırarak gerçekleştirilen bu eylemin sonsuza kadar izini o mekanda ve bütün mekanlarda bırakmıştır.

Güncel Sanat bağlamında işleriyle tanınan Sarkis, kendi hayat serüvenin ip uçlarını tarihsel bağlamı içinde bir süreklilik olarak kavrar ve bu kavrayışı düzenlemeleriyle gerçekleştirir.  İstanbul Modern’de açtığı Site isimli sergisinde de görüldüğü gibi farklı zamanlarda ürettiği işleri, her zaman farklı birlikteliklerle, içinde yaşadığımız dünyanın  metaforik bir görüntüsünü sunar.

 

8.İstanbul Bienali’ kapsamında, Antrepo’da yer alan Suh-Do-Ho’nun Kırmızı Merdiven’i kırmızı tülden yapılmıştır. Kırmızı tül bir ara kat oluşturur. Merdiven  alt kattan bir üst kata doğru yükselir. Kırmızı tül merdiven, gerçek yaşamdan alınmış, bağlamından işlevinden koparılmıştır. Bu nedenle merdiven, merdiven olmaktan çıkar. Merdivenin ötesine taşınır. Sanki manevi alana doğru yükselir. Tüketim toplumunun ve  maddi yaşamın manevi alanı boşaltan yapısına karşı, manevi alanı işaretleyen Kırmızı Merdiven  gerçekten daha gerçek ve sanattan daha sanattır.

 

  1. İstanbul Bienalin’ de Isının Durduğu Nokta İsimli mekan düzenlemesi ile Nike Nelson, bugün yıkık dökük halde olan Osmanlı mirası, Büyük Valide Han’ı  keşfettirmişti. Nelson, Büyük Valide Han’nın, birinin mihmandarlığında bulunabilecek en gizli, odasını, karanlık odaya çevirmişti. Penceresi kırmızı jelatinle kaplanmış, agrandizör ve film banyo küvetlerinin olduğu bu mekanda,  sanatçı, Büyük Valide Han’ın fotograflarını tabetmiş, yaş yaş iplere mandallamıştı. Nelson’un karanlık odası, izleyeciyi kendinde kendini aratıyor, koparıldığımız ya da yok saydığımız geçmişle  bizi karşı karşıya getiriyordu.

 

Sanatın her yerde çoğaldığını görüyoruz. Sanat üzerine söylem ise daha hızlı çoğalmaktadır ama sanatın ruhu yok oldu.  Macera olarak sanat; yanılsama-yaratma gücüne sahip sanat; şeylerin daha üstün bir oyunun kuralına boyun eğdiği, gerçekliğe karşıt bir başka sahne kuran sanat; bir tuvalin üstündeki çizgi renkler gibi,varlıkların anlamlarını yitirip kendi varlık nedenlerini aşarak bir baştan çıkarma süreci içinde (kendi yokoluşlarının biçimi bile olsa) ideal biçimlerine ulaşabildikleri aşkın bir figür olarak sanat yokoldu. Kültür adıyla tanıdığımız estetik değerlerin düpedüz üretiminden –göstergelerin sonsuza değin hızla çoğalımından, geçmiş ve güncel biçimlerin yeniden kullanıma sokulmasından- sanatı ayıran simgesel uzlaşma niteliğiyle sanat yok oldu. Ne temel kural ne yargı  ne de zevk ölçütü var artık. Günümüzün estetik alanında, kendi kurallarını tanıyacak Tanrı kalmadı; ya da başka bir metafor kullanırsak, estetik zevk ve yargıya ilişkin hassas terazi yok artık.(  Jean Boudrillard Nisan 2003 tarihli Sanat ve Plastik sanatlar dergisi )

Ocak 2011

Gülgün Başarır

 

 

 

 

Gülgün Başarır

Gülgün Başarır

Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Resim Bölümünü bitirdi. Gülgün Başarır, ressamlığının yanı sıra sanat yazarlığı da yapmaktadır ve eleştirileri ödüle layık görülmüş, kitaplaşmıştır.

ÖNCEKİ YAZI

Bir Ülke ve Sanat-Özkan Eroğlu

SONRAKİ YAZI

Masumiyet Öyküleri- Timurtaş Onan Fotoğraf Sergisi-Galeri Ark'ta

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*