Sanat Tasarım

Görsel Bellek

Eidetik (Eidetische) özelliğe; bir görsel belleğe sahip olma, bu belleğin biriktirici, hatta koleksiyon yapıcı karakteri yoluyla meselenin özüne inmek için yoğun çaba koyması durumuna işaret eder. “Eidetik” kelime anlamı itibariyle, genellikle görsel, bazen de işitsel olan ve gerçek algıyla büyük benzerlik gösteren bir belleğe dayalı imaj olgusudur. Bu belleğe dayalı imajlar, olağandışı ölçüde canlı ve ayrıntılı bellek imajlarıdır.

Öncelikle şunu ortaya net şekilde koymak gerekir ki, eidetik felsefenin temel özü en genel olarak “görüntü” kavramından güç bulur. Eidetik boyutun istediği görsel bellek, mutlak surette “görüntü”yü kendine özne olarak alırken, diğer taraftan “görüntü”yü zaman zaman fiil olarak da yorumlar.

Görüntü sözcüğü öylesine kolay hazmedilebilecek bir sözcük değildir, çünkü birçok açılıma tabidir. Çevremizde hemen her türden görüntüye ulaşabildiğimiz söylenebilir. Yaşam, doğduğumuz günden itibaren öncelikle kendimiz için görüntüler üretmeye başlayarak, bizi bir izleyici olarak bu görüntülerle baş başa bırakır. Bu noktada bilincimizdeki görüntüler varken, diğer taraftan bilinçaltı, hatta bilinçüstü görüntülere de sahip oluruz. Her insanın bir yaşamı ve bu yaşama ait görüntüleri vardır. Söz konusu yaşamda, “direkt bağlanan görüntüler” ile “dolaylı olarak bağlanan görüntüler” şeklinde basit bir ayrım üzerinden yürüdüğümüzde, elimize çokça malzeme geçer. Bir tür; şöyle bir yaklaşımda da bulunabilir hale geliriz: Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren görüntü kaydına başlarız. Bu görüntü kayıtlarının yaşamımız için anlamı olduğu kadar, yaşamımızın biçimlenmesine de katkısı büyüktür. Bir anlamda her insanın yaşamı bir “eidetik varlık birimi”dir. Görüntü kayıtları bizi alır öyle noktalara taşır ki, o noktalarda zaman içinde derinleşme olanağı bulur, buradan belki mesleğimize, meraklı olduğumuz alanlara kendimizi taşıyarak, o noktalardan görüntüler üretmeye başlarız. Öyle ki, artık söz konusu görüntüleri kepçeleyip almanın ötesinde, bu görüntüleri yan yana getirip anlamlandırma çabalarına girer, buradan doğan bir üretkenlikle, görüntüleri çiftleştirip, çoğaltır, kimilerini elemeye tabi tutar, kimilerine de eidetik bellekte yer veririz. Bu durum, bir döngü halinde sürüp gider.

Şimdi bütün bunları söyleyince akla şu gelir: Kimileri görüntülere ilişir, kimilerinin ise bunlarla hiç işi olmaz. İnsanların görüntü olayını, eidetik bağlamda içine alma durumu, tam anlamıyla az insanda hayat bulur. Bu, şu demektir: Eidetik bağlam için, insan doğası ve doğuşu gereği gereken görme, derinlikli görme dediğimiz olaya ilişik olmalıdır ki konuyu kendine yakın tutabilsin, adeta görüntüler üzerinden bir alfabe oluşturarak bir iletişim ağı oluşturabilsin. Sosyal bağıntının az olduğu kimselerde, eidetik bağıntının daha çok devreye girme şansı bulunmaktadır. Bu bağıntıyla beraber bir “eidetik indirgeme” meselesi de açığa çıkar. Eidetik felsefenin hem görüngübilim (feneme noloji) ile olan bağlantısını dile getirirken, hem de felsefî anlamda hangi noktalara çarpıp, yankılara neden olduğu konusu da dikkat çeker. Görüngübilim ile olan bağı ya da görüngübilim felsefesinin içinde üstlendiği rol, gören ve görülen bağlantısında temel bulur. Bir anlamda görüntüler biri tarafından görülür, görüldüğü hal itibariyle bir yoruma götürülür. Bu yorum birini bağlayabileceği gibi, herkesi de bağlayabilir. Yaşamı oluşturan direkt veya dolaylı her görüntü, yaşamın ilgili durduğu kimse tarafından farklı, dışarıdan meseleyi izleyen/ler için farklı yorumlara ulaşır. Herkesin eidetik yapısı yaşamı, yaşamları izleyip, algıladığı kadardır. Bu eidetik yapı bir sözlüğe benzetilebilir; sözlük ne denli ayrıntılı ve yoğunsa eidetik yapının da o denli derinlikli olduğu söylenebilir.

salvador-dali

Görüntü size sunulduğu veya sunulmadığı haliyle de var olabilir. Çağdaş teknolojiler birçok görüntüyü birbirine istediği gibi bağlayarak- montaj ederek– buradan hareketli görüntü zinciri elde etmeye muktedirdir ve böylece var olan orijinalliğe müdahale etmek daha kolay olmaktadır. Fakat ne olursa olsun görüntü biz ve çevremiz için bir akış halindedir. Bu akışa hâkimiyet, ancak tutarlı bir yöntemle aşılabilir. İşte bu, eidetik yöntem veya felsefeye sahip olmakla olanaklıdır. Sözünü ettiğimiz hâkimiyet, öyle bir durum da ortaya koyar ki, tutarlı olma adına, bir görüntünün tüm ön ve arka bağıntılarını ondan böyle eidetik bellek üstlenir. Bu bellektir ki en işlevsel olanın açığa çıkmasını sağlar. Belki şunu bile söyleyebiliriz; eidetik bellekler dünyayı yönetmiştir, yönetmektedir, yönetmeye de devam edecektir. O nedenle biz böyle bir iddia içinde olmasak da, söz konusu bellekleri tanımlayabilme, yaşamla onların bağını kurabilme adına eidetik felsefeye yakın olmak durumundayız.

Eidetik felsefede birinci şart, yaşamdaki ilk görüntüye gitmek ve daha sonra bu görüntüden başlayarak, bu görüntünün yanına başka görüntüler de koyarak yaşamı anlamlandırma çabasına yönelmektir. Söz konusu ilk görüntünün yanına ne denli bağıntılı görüntü koyabiliyorsanız; bağıntılı diyorum, siz o denli kendinize ve çevrenize yönelik bir eidetik kurgu- teknolojik olmayan insan zihninin montajına dayalı– yapıyorsunuz demektir. Sözünü ettiğimiz ilk görüntünün, içinde bulunduğunuz derinleşmede olduğunuz görüntü gerçekliğiyle örtüşmesi, konunun sağlamasını yapmak açısından önemlidir. Eğer bu sağlamada sonuç pozitifse, bir eidetik bağlam oluşturabilmiş ve bu yönde mutlak surette eidetik bir belleğe sahipsiniz demektir.

zihin

Eidetik felsefede görüntü her şeydir. Fakat söylemeye çalıştığımız gibi bu görüntünün alınıp kişi tarafından değerlendirilmesi ve bir sonuca götürülmesi daha önemlidir. Öncelikle eidetik bellek, görüntü ayıklamasını yapabilen bir derinlikli bellektir. Görüntü denen şey, kalabalık oluşturmaya olanaklıdır ve kişi, mutlak surette bu kalabalıktan kurtulmak ve temel özleri kavramak adına, derinleşebileceği ortamlara ulaşabilmek için bir ayıklayıcı özelliğe sahip olmalıdır. Bu ayıklama için eidetik bağlamda yönün belirlenip, bu yön doğrultusunda görüntüleri toplamak, bu görüntüler üzerinden yorumlar yapmak ve bu görüntüleri yan yana getirip, zenginlikler yaratmanın gayreti içinde olmak da ayrıca önemlidir.

Görüntülerin ortaya konuluş şekilleri, onların ilgi alanları ve anlamlarını açımladığı kadar, açımlamaya da bilir. Her görüntü onu ortaya koyan tarafından biçimlendirildiği için, biçimsel açıklamaları da ona ait olmak üzere gelişebilir. Bunun dışındaki her açıklama sadece bir yorumdur veya konuyu bir yere bağlama gayretidir. Her görüntüye, gerçekte yokmuş gibi yaklaşmak ve bu yaklaşımdan elde ettiklerimizle eidetik bir bellek oluşumuna gitmek en tutarlı yollardan biri olarak gözükmektedir. Düşünün ki bir nesnenin görüntüsünü görmek ile aynadan bize yansıyan görüntüsünü görmek arasında bile büyük bir fark vardır. Öyleyse eidetik bellek şunu bilir ki görüntü denen şey bir yerden bize yansıyandır. Örneğin onca sanat yapıtının görüntüsü de birer yansımadan ibarettir. Bunun nasıl bir yansıma olduğu konusunda da en azından şu dile getirilebilir ki, bunlar ait oldukları sanatçılarının bellek ürünleridir.

chirico

Görüntüleri kendi içinde temel olarak “belleğe dayalı görüntü” ve “popüler görüntü” diye adlandırabilmek olasıdır. Her iki görüntü türü de mutlak surette eidetik belleği besler. Denilebilir ki eidetik bellek, tüm görüntülerin bileşimci halidir. Buradan eidetik felsefeye sahip olan ve bu meseleyi irdeleyecek olanların kendi içinde bileşimci bir boyuta sahip oldukları sonucuna da gidebiliriz. Eidetik felsefe, görüntüler üzerinden bileşime yönelirken, tekçi bakıştan sürekli kaçar. Tekçilik analojiyi ortadan kaldırdığı gibi, duyumsama gücünü zedeler ve bu güçten insanı mahrum kılarak çoğul düşünebilme, dolayısıyla düşünce üretebilmenin önünü keser. Güçlü görüntüler vardır; bellekte kalıcıdır, fakat güçsüz görüntüler vardır; çabuk unutulur. Eidetik bellek, yeri gelir güçsüz bir görüntüden elde edeceği bir anlamı, çok önemli bir yerde değerlendirebilir. Önemli olan ne kadar görüntüden belleğe uygun görüntü ve popüler görüntü algısına ulaşabiliyoruz? sorusunu sorarak, eleme yapmak, kalanları yan yana getirip ve onları bileşimci ruhlara dönüştürmek meselesinin esas boyutlarını yakalamaktır.

Görüntüler bize sunulanlar ve bizim yarattıklarımız; hem bellek, hem de somut aşamada olmak üzere bir varlık ortaya koyarlar. İnsanın var olduğunu bildiğimiz zamanlardan bugüne, hatta bilemediğimiz ve bir açıklama yapamadığımız çok geri zamanlardan bize hem somut anlamda, birçok yorumla beraber, hem de genetik anlamda, fark etmeden gelen birçok görüntünün egemenliği altındayız. Bunların çok azına hâkim olmamız bir tarafa, bu yönde çok az şey bildiğimiz de kuvvetli bir gerçek. Bu durumda, emin olduklarımızdan hareketle elde olan verimli bir üretime gitmenin tek yolu eidetik felsefenin sağladığı eidetik belleğe sahip olabilmektir.

Dile getirdiklerimizin ardından görüntünün bellekle olan ilişkisi veya görüntünün zihne kaydedilip, kaydedilmemesi konuları da bulunmakta. Görüntünün zihne kaydedilme aşamasına gelmesi, bir anlamda sırasıyla en basit anlamda eleme, bileşime götürme anlamında analojiye sürükleyebilme ve buna anlam katabilme, en azından bellekte kalıcılığını sağlayabilecek bir anlam yükleyebilme aşamalarından sonra olabilecektir. Eidetik felsefede belleğe kaydedilen ne olursa olsun çıkmaz, çıkar gibi olsa da mutlak surette bambaşka yer ve zamanlarda kendini bir yerde, çoğu zaman bir analojik ortam veya bileşime yönelme esnasında gösterir. Kayıt edilenler, sıkça bir film makinesi gibi ileri-geri sarımlara yönelir ve bu sarımlar sırasında istenilen yerlerde istenildiği kadar durularak, bu durma ve hareket etme gerçekliklerinden de anlamlar üretmeye yönelir eidetik bellek. Böyle bir belleğin ait olduğu beden, enerjik bir bedendir. Belleğe dayalı hareketliliği sağlamak için bedensel boyutun da karşılık vermesi, eidetik yapının temel özelliklerinden biridir. O nedenle bu yönde düşünen filozoflar “beden”, “ruh” ve “irade” sağlığının bir bütün olarak eidetik felsefe ile olan ilişkilerine de yeri geldikçe değinirler.

Depolanan görüntülerin, yaşam ve eidetik belleğe sahip kimsenin sürekli kepçelediği görüntülerle ilk zamandan bugüne genişleyen bir mekâna ihtiyaç duyması diye bir durum da söz konusudur ki, bu deponun, eidetik belleğin belirlediği bölümlerden oluşması, bölümler içinde olduğu kadar bölümler arasında da en kısa bağıntıları yaratan başka görüntülerin sırası gelince ortaya çıkması ve tümden bunlar arasındaki her türden bağıntıların hepsi, depo edilmiş görüntülerin ne halde olduğu hakkında eidetik bellek sahibi başta olmak üzere, bir de bu belleğe sahip olanla ilişkiye geçen benzer belleklerin eidetik felsefe adına zenginleştirmelere neden olması açısından önemlidir. Depolanan görüntüler, onu depolayan bellek için değerli oldukları için depolanırlar ve bunların her birini harekete geçirecek olansa yine depolanmaya layık olan bir başka görüntü olacaktır; yeri ve zamanı gelince. Bu depolama olayı, göz üzerinden düşünülünce “gözün koleksiyoncu yapıda olması” tanımlamasıyla da açıklanabilir. Eidetik belleğin bu depolanan görüntüler üzerinden bir zenginliği bulunmaktadır ki, bu da tüm yaşamını ve yaşamı doğru anlamlandırma veya doğru yaşama boyutuna kolayca ulaşabilme şansına sahip olmayı sağlar. Burada konu ettiğimiz görüntülerin gerektiği zamanlarda ortaya çıkması konusu da depolamanın getirdiği bir olanak olarak vurgulanabilir. Bu gerektiği zamanlarda ortaya çıkma durumu, söz konusu deponun zenginliğiyle de mutlak bir bağıntı içerir. Gerektiği zaman saptaması da eidetik belleğin bir özelliği olduğu kadar, eidetik felsefenin de ulaşmayı hedeflediği sonuçlardan biridir. Burada varlığın zaman saptaması yapması durumu belirmektedir ki, işte işin en çetrefil hallerinden biridir bu. Fakat eidetik felsefe belli bir belleğe dayalı deneyimden sonra bu çetrefil hali kolayca aşmasını bilecektir.

Analojik kurguya katkı meselesine gelince, eidetik felsefenin ulaşmak istediği başka sonuçtan biridir. Burada daha öncede belirttiğimiz üzere bileşimci bir belleğe dayalı döngünün bir sonuca gitmede en vazgeçemeyeceği bir gerçeklik olarak belirir; analojik kurgu. Bu kurgular çoğaldıkça görüntüler daha bir derin anlam içerir hale gelir, bu anlamlar çoğul bir boyuta sürüklenir; bu çoğul boyutsa insanın, insanların, dolayısıyla bir toplumun yeniden sağlıklı inşasını sağlar. Eidetik felsefe en öz noktasında hep yeniden inşa önerir[1] ve bu özelliğinden dolayı ait oldukları bellek ve ruhları taze, diri tutar. Bu canlılığa sahip olanlar ve olmayanların yer aldığı dünyada, sahip olanların zenginliği paha biçilmezdir. İşte eidetik felsefe sahiplerinin insan olma, dahası insan felsefesinin de çok ötesinde belleğe dayalı ve ruhsal derinlikli algılara sahip olmaları önemli bir konudur ve bugün dünya insanlığını da yakından ilgilendirmektedir.

 

(*) Bu yazı daha önce AFAD Dergi’de yayınlanmıştır.

 

Özkan Eroğlu

Priv.-Doz. Dr.,

Philosophie der Kunst

 

 

[1] Bu konuda kapsamlı bilgi ve görüş için; Ö. Eroğlu, Sanatın Yeniden İnşası, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2014 isimli kitaba bakılabilir.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye'nin Siyasi İkliminde Sanat Muhasebesi

SONRAKİ YAZI

Galeri Ark'da Bahar Kocaman Ritüel'i

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*