Röportaj

Genco Gülan ile Sanatımızın Ahvali Şeraiti Üzerine

Çağdaş sanatın görünürlüğü fazla olan isimlerinden  Genco Gülan ile yaptığımız söyleşi İzlekler’in ilk söyleşisi olarak kayda geçiyor.  Gülan günümüzün sanatçı profiline uygunluğu nedeniyle sanat izleyicisinin dikkatini çekiyor ve sürekli bir oyun içersinde sanatını kurguluyor. Güncel sanatın ulaşılabilirliğinin ve disiplinler arasılığının en iyi örneklerini vererek sanatın iletişim boyutuna vurgu yapıyor.  Genco Gülan’ı okumak güncel sanatın bir örneğini içselleştirmekle aynı yere denk düşüyor.  Ali Şimşek, Sanatatak’taki yazısında Gülan’ı şu şekilde anlatıyor ve aslında biraz da ele veriyor.

“ Genco’nun işlerini, daha fikir aşamasından itibaren onun atölyesindeymişiz gibi yakından takip edebiliyoruz. Önce uzun bir süre portreler dizisini izledik. Neler yapmadı ki? Neredeyse bir sanatçı ve sanat tarihi geçidi izledik. Hatta bazen Komet veya Emre Zeytinoğlu’yla isim değiş tokuşu bile yaşadı ve bize fesuphanallah çektirmeyi bildi. Hiç abartı değil; eğer bir gün güncel-kavramsal sanat bitecekse bu Genco Gülan’ın elinden olacak. O, skandallar ve şok üreterek flux yaptığımız ve disiplinler-arası güncel sanatta mola verdiğimiz bir ânın ‘sıfır noktası’nı gösteriyor. Sanki onun üretiminde, ‘yapılacak bir şey kalmadı’ duygusu var. Genco tam bir kavram jeneratörü gibi çalışıyor. Daha önce yapıldığı hissinin bizzat kendisini ‘yeniden yapmaya’ çalışıyor. Modernizmin büyük demokratik kazanımlarından biri olan ‘Bunu ben de yapabilirim’in üzerine, “Bu kavramı ben de görünür kılabilirim” eşitlikçiliği belki de… “

Yaptığımız söyleşiyi günümüz sanat ortamını deşifre eden ve  sanat yolculuğu denilen o romantik benzetmeden  çıkartıp somutlaştırdığımız bir alana dönüşmesini sağlaması amacıyla okurların dikkatine sunuyoruz.

Evrim Sekmen: Günümüzde Türkiye’de sanat ortamını nasıl buluyorsunuz?

Genco Gülan: Türkiye’de sanat ortamı varla yok arasında aslında. Bir takım olumlu şeyle oluyor ama olmazsa olmaz bir çok şey de hala eksik olunca; ‘belki de aslında Türkiye’de sanat yoktur’ demek geliyor insanın içinden. Ama ama dar bakmamak lazım artık her şey küresel. Geçenlerde bir kız ismimin geçtiği İspanyolca bir tweet atmış.

@askingalesandra: “Mami, de grande quiero ser como Miguel Ángel o Bernini, asombrosa como Henry Moore o Genco Gulan.” (29 Aralık 2012)

Hemen çevirttim. Diyor ki “Anneciğim Michelangelo ve Bernini  kadar  büyük ; Henry Moore ve Genco Gülan kadar çarpıcı olmak istiyorum. İsmimin yanında durduğu isimler –bizim komplekslerimiz nedeni ile- yanında bulunmayı hayal bile edemeyeceğimiz kişiler. Bizde eğitim sistemi hala baskı altında öğrenci yetiştiriyor.

E.s: Eğitim tek tip insan yetiştirmek için…

GG: Bir de kul yaratmak. Sen kimsin ki? Mesela Michelangelo  ile kendini eş tutmak ne demek? Tövbe, tövbe.  Bir de  Batı o kadar kutsanıyor ki…   Şahsen ben kendimi Henry Moore ile kıyaslayamazdım. Bernini’ yi o kadar tanımıyordum ama işlerini tabi ki biliyordum. Atıf yaptığım kişilerle aynı cümlede yer almak büyük keyif…

E.S: Kompleksli durumun sanatı yüceltmekle alakası var mı?

G.G :  Doğulu olma kompleksi sanat ortamınızın genel ruh hali. Yeni sanat kurumları da bu algıyı desteklemek üzere çalışıyorlar. Örneğin Sabancı müzesi Picasso, Monet –güneşin battığı yönden- ressamların sergilerini açtı hemen. Bunun sosyolojik, piskolojik araştırmasının yapılması lazım.

E.s: Sabancı’nın Picasso getirmesi bir nimet olarak algılanıyor.Toplum ancak ona hazır.

G.G: Sanat alanında kim ne yaparsa yapsın iyidir: Bu bir taşra zihniyeti. Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi devri bitti.

E.S : Artık her şeyi tanımlamak mümkün değil. Sanat biçim değiştirdiği için de eleştiride biçim değiştirdi. 

G.G: Evet. Bugün ilk romanımı yayınladım. İnternet üzerinden, talep üzerine basılacak (print on demand) . Bu kitap bir sanat yapıtıdır. James Joyce’un bir romanını aldım ve bunu değiştirdim, deneysel bir romana dönüştürdüm. Yaptığım iş Joseph Kosuth’un İstanbul’da kurduğu işle de alakalı. Onun da referansı da Joyce idi. Sanatçı olarak kendimi disiplinler aşırı olarak görüyorum. Farklı disiplinlere giriyorum ve hemen çıkıyorum. Sadece sanatın kendisi ile değil edebiyatla, dille ve İngilizce ile ilgili dertlerim var.  Başka yerden başka bir şey arıyorum.

E.S: Peki. Zor değil mi bu?

G.G:  Hem zor hem kolay yanları var. Zorlukla kolaylık ilişkileri de izafi.  Zira farklı yöntemler kullanıyorum. Farklı süreç farklı süreler gerektiriyor. Eyleme farklı bir biçim getirdiğim için bazı süreçler kısalıyor, bazıları çok uzuyor.

E.S: Genç sanatçılardaki kopyalama ve kes yapıştır yöntemlerinin çok;  kavramsal yaklaşımlarında az olduğu görülüyor. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz?

G.G: Akademik eğitimde düşünsellik çok ihmal ediliyor. Ancak çok iyi bir hocaya düştüğünüzde bu işin düşünsel alt yapısını kurabiliyorsunuz. Bu sadece Türkiye’de değil Dünya’da da sorun. Ticari eğitim Mc Donalds tipi Üniversiteler yaratıyor.

E.S:  Ressam eğitilirken teknik bilgiyle resim yapabiliyor ama daha fazla ileri gitmesi güçlü içerikler yaratması eksik kalıyor. 

G.G: Kesinlikle. Kültürel bir salgın haline geldi bu problem.

E.S: Sanatı öldürdüler ama onun dışında bir şey çıkamadı…

G.G: Türkçede güzel bir kelime var; Okuryazar… En temel soru şudur. Okuyor musunuz ve yazıyor musunuz? Okumak eylemi bir süre sonra yazma eylemine dönüşmek durumunda. Yani okudunuz, buna cevaben siz (yazarak) ‘nasıl bir katkıda bulunuyorsunuz’ diye sorarlar adama.

Yani ticaret alternatif bir üretim durumu getirmiyor kanımca. Bir AICA  panellerine katılmıştım, bir süre sonra paneldeki ressam arkadaşlarım; Biz çok satıyoruz kime ne! demeye başladılar. OK. Lakin çok satan bir roman bana hiç bir zaman cazip gelmedi. Umberta Eco’nun bile adı pek duyulmayan kitaplarını severim şahsen.

E.S: Geçenlerde İstanbul Modern’de ‘Müzeler Konuşuyor’ başlıklı toplantılar gerçekleşti. SF Moma’nın direktörü konuştu. Nasıl buldunuz müze konusuna bakışını. Biraz reklam kokuyordu sanki…

G.G: Bir müze müdürünün işlevi müzeyi tanıtmak. Her ne kadar para desteği alması bize çirkin gelse de müze bu şekilde özerk oluyor. Özerklik çok değerli bir şey. Bugün müzelerin en büyük sorunu devletin ve/ veya özel sektörün tahakkümü.

E.S: Ne tür bir tahakküm?

G.G: Mesela Şehir Tiyatrolarının kokteyllerinde alkollü içki verilmiyor. İçki içmeyen bir insanım ama bir tiyatro galasında içki ikram edilmeyince tüylerim diken, diken oluyor. Bunun arkasında ideolojik ilişkiler var tabi ki.

E.S: Oya Eczacıbaşı’da parayı nerden buldunuz diye sordu.

G.G: Müzenin temel derdi para olmamalı. İstanbul modern’in en büyük sorunu şeffaf olmamasıdır. Kurum kamu mudur, özel midir?  Ya da bütçenin ne kadarı kamu ne kadarı özel bunun bilinmesi lazım. Arkasından şu sorular gelecek. %20 kamu ise bana vatandaş olarak müzenin %20 kamu hizmeti vermesi gerekir. Kamu desteği alıyorsa bu soruları sorma hakkım var.

Xxx

Geçenlerde İKSV’nin karşısındaki ahşap köşk önce yakıldı sonra da yavaş yavaş yıkıldı. Benim de atölyem aynı bölgede olduğu için takip ediyorum. İsminde İstanbul Kültür ve Sanat kelimeleri olan Vakıf’tan konu ile ilgili hiçbir tepki haberi duymadım. İstanbul kültürü ile ilgilenmiyorlar ise sponsorun ismini alsınlar.

E.S: Bu taleplere cevap vermeyebilirler.

G.G: O zaman kendilerine Modern Müze, Çağdaş Fuar –İngilizcesi ya da her neyse- diyemezler. İsmine İstanbul Feodal Vakfı desin mesela. Modernle ve Çağdaşı isimlerinde kullananlar,  ilişkilerini modern ve çağdaş olarak sürdürmek zorundadırlar.

İlişkileri saydamlaştırmıyorsan mafyavari bir şekle bürünüyorlar. Bunu üzülerek söylüyorum. Sanat ve özel sektör ilk başta bir flört dönemindeydi. Şimdi bu dönem bitti artık bazı şeyleri açıkça ortaya koymaları lazım. Uluslararası kurum olmaktan bahsediyorlarsa bu şeffaf yönetimi de uygulamak durumundalar. Belirsiz durumun netleşmesi de önemli. Yönetim kuruluna baktığınızda oradaki isimlerin bir araya geldiğine inanmıyorum. Tamamen kağıt üstünde bir yönetim.

E.S: Ya Türkiye’nin geneli?

Türkiye’deki  kültür sektöründe zincirleme ve köklü aksaklıkları var. Bizim sorunun basit bir çözümü yok.Türkiye’deki sorun eğitimden başlayıp bütün kültür sektörünü kaplayan derin sorunlar ağı mevcut. Burada anlamadıkları kültür sektöründe sorunlarınız olunca diğer sektörlere bunun yansımaması mümkün değil. Örneğin; Bugün Arçelik neden bir Samsung olamıyor? Kore uçtu gitti, biz niçin bunu beceremedik? Nerde hata yaptık? Bir kahraman çıkıp; işte hatanız diyecek, biz de onu çözüp bitireceğiz. Bu ancak peri masallarında olur.

Türkiye’de kültür sektörü aynı zamanda bir savaş alanı. Çünkü iktidar partisi kültür sektörüne yaptığı saldırılarla oy topluyor. Nasıl ‘Sakallı Şişman Adam’ filminde kaba saba tavırları gişe yapıyorsa, aynı şekilde iktidar da aynı şekilde davranıyor. İktidar vahşi liberal bir parti gibi davranıyor, sonrada kültür sektörünü taciz ederek muhafazakar gibi görünmeye çalışıyor.

E.S: Mehmet Aksoy heykelinde olduğu gibi

G.G:  Fakat karıştırdıkları alan çok tehlikeli. Kültürü saldırı alanı olarak yaklaşıldığında kendi özgün sanatınız oluşmuyor. Bugün genç Kürt sanatından bahsedilebiliyor ama muhafazakar sanat diye bir şey ortada yok. Kültürel bir varlık yaratamazsanız sizi adam yerine koymazlar. Kremalı sömürge olarak kalırsınız mazallah.

E.S: Peki. Güncel sanat sizce Türkiye’de disiplinler arası ilişkilerin ve bu ilişkilerin yansımasını bulduğumuz sosyal  alanları sorgulayabiliyor mu?

GG: Birincisi disiplinler arasılık kesinlikle sınıfta kaldı. İkincisi; Çağdaş sanat gereğinden fazla sosyal alana girdi ve bir takım boşlukları da doldurdu. Kesinlikle. Ama kendi başına yetersiz kaldığı da ortaya çıktı. Propaganda değil sanat yapıyoruz. Sanatçının biraz geri vitese alması lazım ki yerini gerçek aktivistler doldurabilsin.

E.S: Şimdi biraz büyük konuşalım.  Gelecekte sizce güncel   sanat anlayışı hangi kavramlar üzerine şekillenecek. Bir öngörünüz var mı?

GG: Şahsen alternatif teknolojiler (biyoloji ve bakteriler) ve gezegenler arası seyahatler benim üzerinde düşünmeye başladığım konular. Sci-fi’ye kapılmadan buralardan neler çıkar görmek lazım.

E.S: Gezi olaylarından sonra artan sanatsal örgütlenmeler ve sosyal medya ile  hızlı bir araya gelmelerin uzun vadede nasıl bir etkisi olur? Sanat bu reflekslere nasıl bir tepki gösterir?

GG: Gezi bir milattır. Geziden sonra apolitik olmak ayıp bir durum haline geldi. Sanatçılar olarak buna hızlı bir tepki gösterdik. Ama Gezi’nin etkilerini ilerde çok daha fazla konuşmaya devam edeceğiz diye düşünüyorum.

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Sömürgeci Anlayış, Feminizm ve "Öteki" Kadınlar

SONRAKİ YAZI

Zeynep Dilek Çetiner

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*