İzlekler Dergi

Francis Bacon: “Sevilmek için Resim Yaptım”

Francis Giacobetti

Türkçeye Çeviren: Ömer Aybars Yurdun

Francis Giacobetti-Francis Bacon

 

  1. yüzyılın en büyük İrlandalı ressamının vefatından iki ay önce fotoğrafçı Francis Giacobetti ile olan röportajından özet… (*)

Francis Bacon 1992’de öldü. Bütün hayatı boyunca fotoğrafik görüntülerden etkilenmişti ve Cecil Beaton, Bill Brandt, Richard Avedon ve John Deakin gibi en ünlü fotoğrafçılar tarafından sık sık fotoğraflanmıştı; dolayısıyla hayatının son ayları olan 1991’in sonbaharından 1992’nin ilk zamanlarına kadar 64 yaşındaki Fransız fotoğrafçı Francis Giacobetti’ye kendisinin deneysel fotoğraflarını çekmeye izin vermiştir.

Giacobetti deneyimlerini Paris Match’de bir fotoğraf muhabiri olarak çalışırken kazandı ve kendisini bir portre fotoğrafçısı olarak gösterdi (kamerasının karşısında oturanlar arasında yazar Gabriel Garcia Marquez ve Dalai Lama vardır). Bacon’un daha alışılmış, oturur durumdaki portresi, ölümünden sadece bir hafta önce çekildi. Diğer fotoğraflarda Giacobetti, Bacon’un resimleri üzerinde çeşitlemeler yapmış; papanın kafası, hayvan eti, bulanıklaştırma; kendisi ile büyük bir ressamın sanatsal kişiliğinin karışımını sunmuştur.

Burada Bacon ile yapılan en son röportajların birinden bazı kısımları yayımlıyoruz.

Francis Giacobetti: Bir sanatçı olarak mı doğdunuz?

Francis Bacon: İnsanların sanatçı olarak doğmadığını düşünüyorum; bence bu çevrenizin, tanıştığınız insanların ve şansın bir karışımından doğuyor. Şükürler olsun ki kalıtımsal değil. Lakin “sanatçı” büyük bir kelime; gerçekten sanatçı olan çok az ressam varken diğer yandan ağaç veya camla uğraşan ve hakiki sanatçı olan zanaatkârlar da bulunmakta. Yaratıcı içgüdü kesinlikle var. Bu da beni her sabah uyanıp resim yapmaya zorlayan şey; aksi takdirde bir serseri olurdum. Picasso bunu Clouzot’un filminde çok etkili bir şekilde anlatmıştır…

FG: Neden resim yapıyorsunuz? Kimin için resim yapıyorsunuz?

FB: Kendim için resim yapıyorum. Zaten başka bir şey, nasıl yapılır bilmiyorum. Aynı zamanda yaşamım için kazanç sağlamalı ve kendimi bir uğraşa vermek durumundayım. Bence bütün insan davranışları cezbetmeye, hoşnut etmeye adanmıştır. Artık bu konu çok umurumda değil. Lakin başlarda sevilmek için resim yaptım… Evet bu kesinlikle doğru. Sevilmek çok güzeldir. Şimdi artık umurumda değil; yaşlıyım. Aynı zamanda insanların yaptığınız işi beğenmesi size çok büyük bir mutluluk verir. Artık, her ne kadar çok az resim yapsam da kendimi durduramadığım için sabahları resim yapıyorum veya belki de âşık olduğum zaman resim yapıyorum ama artık bunun için çok geç; çok yaşlıyım.

Şu günlerde yaşlı bir kuş gibi görünüyorum. Neredeyse 82 yaşındayım; hafızamı kaybediyorum. İki sene boyunca ciddi boyutta hastaydım, çocukluğumdan beri astım ataklarından dertliyim ve durum, yaşlandıkça daha da kötüleşiyor. Astım çok korkunç bir hastalık; geceleri bir sonraki sabah uyanabileceğinizden asla emin olamıyorsunuz. Hayatın en temel yapıtaşına; nefesinize saldırıyor. Sürekli her an ölmeye hazır durumdaymış gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Aslında gerçekten dağda yaşamam lazım; lakin dağlarda resim yapmak benim için imkânsız. Şehre ihtiyacım var; etrafımda dolaşan, kavga eden, düzüşen yani yaşayan insanlara; her ne kadar burada kafesimde yaşayıp dışarıya çok az çıksam da ihtiyacım var. Etrafımda insanların olduğunu bilmem benim için yeterli.

Sık sık çok aptal olduğumu düşünüyorum; sık sık iyimserliğim de beni şaşırtıyor. Zira bu benim doğam ve böylesi bir yapıya sahipken asla resim yapmamam lazım. Belki kim bilir bir dolandırıcı, bir hırsız veya bir fahişe olmam gerekirdi. Resmi seçmemi kibir sağladı; kibir ve şans.

Bütün sanatçılar kibirlidir; tanınmak ve gelecek kuşaklara bir şey bırakmayı arzularlar. Sevilmek ve aynı zamanda özgür olmak isterler. Lakin kimse özgür değildir. Kimi sanatçılar yüz yıl sonra kesinlikle işe yaramayacak ama ilk yaptıklarında hatırı sayılır şeyler bırakırlar. Ben imzamı bıraktım; eserlerim müzelerde gösterildi, lakin belki bir gün Tate Galeri veya başka müzeler beni mahzene gönderebilirler… Asla bilemezsiniz. Her ne kadar kişisel olarak bu benim için önemli olmasa da kibirim halen önemli olduğunu söylüyor. Resim, hayatıma asla onsuz kazanamayacağım bir anlam bahşetti.

FG: Picasso’nun etkisine ne dersiniz?

FB: Picasso benim resim yapmamın nedenidir. Bana resmetme dileği veren baba figürüdür. 1929’da tamamıyla devrimsel eserler gördüm; “Le Baiser” ve “Les Baigneuses”. Figürler organik. Onlar “The Crucifixion”da benim ilham kaynaklarımdı. Picasso görünüş kurallarını tersine çeviren figüratif resimler yapan ilk kişiydi; geleneksel kodları kullanmadan, biçimin temsili gerçeğine saygı duymadan, biçim beyne girmeden, doğrudan gözden mideye insin diye gösterimi daha kuvvetli ve daha doğrusal yapmak için yeni bir irrasyonalite kullanan bir görünüm dile getirdi.

Picasso bütün bu sistemlere kapıyı açtı. Ben o kapı kapanmasın diye araya ayağımı sokmaya çalıştım. Picasso, içinde Rembrandt, Michelangelo, Van Gogh ve bilhassa Velázquez’i kapsayan dâhiler kastından biriydi. Velázquez ondan beklenen ideal illüstrasyon ile izleyicide uyandırdığı kapsayıcı hissiyat arasında mükemmel dengeyi bulmuştu. O sadece İspanyol sarayının bir fotoğrafçısı değil, aynı zamanda İspanyol sarayında insan ruhu psikanalistiydi.  Her bir portresinde karakterlerinin yaşamını ve ölümünü bulursunuz. Tıpkı başlangıçtan sona uzanan bir çizgi gibi. Lakin hepsini tepe taklak eden Picasso’ydu!

FG: Fotoğraf, çalışmalarında nasıl bir rol oynuyor?

FB: Her zaman fotoğrafa çok ilgiliydim. Yaptığım resimlerden çok daha fazla fotoğrafa baktım. Çünkü onların gerçekliği, gerçeğin kendisinden daha kuvvetlidir. Bir olaya şahit olduğunuzda çoğunlukla onu detaylı açıklayamazsınız. Ayrıca, polis soruşturmalarında bütün şahitlerin olaya dair farklı görüşleri vardır. Hâlbuki olayı sembolize eden bir görüntüye bakarsanız; olay sanki o anda oluyormuşçasına durdurabilir ve onu daha kuvvetli bir şekilde hissedebilir, daha şiddetli bir şekilde özümseyebilirsiniz.

Benim için fotoğraf, esas olaya daha açık ve daha doğrudan ulaştırdığı için önemlidir.

İzleme (Görülmeye değer şeye hoşlanarak bakma) kendi gerçekliğimi hayal etmeme izin verir ve bu gerçekten çıkardığım düşünce, başka düşünceleri keşfetmeme yardım eder ve bu böyle devam eder… Çalışmam bakıp aklıma kazıdığım ve sıklıkla karşıt konuları içeren birçok görüntü tarafından yaratılan bir düşünce zincirine dönüşür. Bir görüntü diğeriyle ilişki içindeyken önerilere bakarım.

Görsel bilgi hakkında esas kaynağım insan ve hayvan hareketlerini fotoğraflayan 19. yüzyıl fotoğrafçısı Muybridge’tir. Çalışmaları inanılmaz derecede kesinliklidir. Hareketin görsel bir sözlüğünü; adeta canlı bir şekilde oluşturmuştur. Orada her şey, hiçbir yetenek veya sahne olmaksızın insanların ve hayvanların hareketleri üzerine ansiklopedik bir dizge gibi sunulmuştur. Modelsiz çalıştığım için bu inanılmaz kullanışlı bir ilham kaynağıdır.

Görüntüler aynı zamanda fikirleri bulup onları gerçekleştirmeme yardım ederler. Birbirine karşıt yüzlerce farklı görüntüye bakarım ve onlardan detayları ayıklarım, tıpkı başkasının tabağından yiyen insanlar gibi. Resim yaptığım zaman hayalimden bir görüntüyü resmetmek isterim ve bu görüntü hemen devamında değişime uğrar. Hatta bir keresinde bir fotoğrafçı arkadaşımdan güreşen adamların fotoğraflarını çekmesini rica etmiştim, fakat işe yaramadı. İnsanlar her zaman hareketlerimi fotoğraflardan aldığımı düşündü, lakin bu tamamen yanlış. Resmettiğim şeyi icat ediyorum. Ne olursa olsun bu da doğal hareketin tam tersi oluyor.

Francis Giacobetti

FG: Resim yaptığınız zaman nasıl bir halde oluyorsunuz?

FB: Resim yapmaya başlamadan önce nispeten belirsiz bir hissiyata sahip oluyorum; mutluluk özel bir heyecandır çünkü ve mutsuzluk her zaman bir an sonra mümkündür. Hayat da böyledir; ölüm sürekli bizi çağırdığı için bu kadar kıymetlidir. O an ne yapmak istediğime dair belirsiz bir düşüncem vardır. Hiçbir ilhama sahip olmadığımı sadece resim yapma ihtiyacı duyduğumu söyleyebilirsiniz. Heyecanlı bir durumdayımdır. Boyayı elle uygulayarak başlarım. Bu yolla ya bir şey gerçekleşir ya da gerçekleşemeden başarısız olur.

Yaratım süreci içgüdü, yetenek, kültür ve şiddetli bir yaratıcı ateşe sahip olmanın birleşimidir. Uyuşturucu gibi değildir, bu her şeyin çok çabuk gerçekleştiği özel bir durumdur, bilinçlilik ile bilinçsizliğin, korku ve zevkin bir karışımıdır; biraz sevişmeyi; sevişmenin fiziksel hareketlerini andırır. Sonuç çoğunlukla heves kırıcıdır, fakat süreç hayli heyecan vericidir.

FG: Resimleriniz sık sık şiddetli olarak tanımlanmıştır…  

FB: Şiddetli olan resmim değil; şiddetli olan hayatın kendisidir. Fiziksel şiddete maruz kaldım, dişlerim bile kırıldı. Cinsellik, insan duyguları, günlük hayat, kişisel aşağılanma (sadece televizyonu seyretmeniz yeterli) – şiddet insan doğasının bir parçasıdır. En güzel manzarada bile, ağaçlarda, yaprakların altında böcekler birbirini yer; şiddet hayatın bir parçasıdır.

Doğarsın, düzüşürsün, ölürsün. Bundan daha şiddetli ne olabilir? Bir çığlık ile bu dünyaya gelirsiniz. Düzüşme özellikle erkekler arasında çok şiddetli bir olaydır ve ölüm onu söylememize gerek bile yok. Arada kendimizi korumamız için kavga ederiz, para kazanmak için her gün aptalca sebepler yüzünden aptallar tarafından aşağılanırız. Bunların arasında severiz veya sevmeyiz. Sonuçta hepsi aynıdır; zamanı ilerletirler sadece.

Resimlerim, her şeyden öte oldukça çetin geçen hayatımın bir gösterimidir. Dolayısıyla belki resmim çok şiddetli olabilir, ancak bu bana doğal geliyor. Tutkum ile hayatımı kazanacak kadar şanslıydım. Bu benim tek başarımdır. Ne verecek ahlaki dersim, ne de söyleyeceğim öğüdüm var. Nietzsche şunu söylemiştir: “Her şey o kadar saçmadır ki, bizler olağanüstü bile olabiliriz”. Sıradan olmaktan memnunum.

Christie’s Sale of Freud and Bacon masterpieces … Francis Bacon’s Female Portrait

FG: Et sizin için neyi temsil ediyor?

FB: Et hayattır! Bedenleri, kırmızı eti resmettiğim gibi resmediyorsam, bu onu çok güzel bulduğum içindir. Başka birisinin bunu gerçekten anladığını zannetmiyorum. Kasabın camında gözüken but, domuz eti, dil, sığırın parçaları; ölüm; hepsini çok güzel buluyorum. Ve hepsi satılık- ne kadar gerçeküstü!

Sık sık insanı sonunda dönüştüğü hayvana iten kazanın diğer hayvanların da- örneğin aslanlar ve sırtlanlar– başına geldiğini, ancak insanın bir primat olarak kaldığını düşünüyorum. Ne olabilirdi? Bu çok garip, bunun hakkında hiç bir şey okumadım, ne Darwin’den, ne de başkasından. Belki de bu bilim kurgu ama çok ilginç. Kasap dükkânında onları izleyen kürk giymiş sırtlanlar karşısında asılmış erkekler olarak hayal ediyorum. Bu erkekler ayaklarından asılmışlar veya yahni ya da kebap için doğranmışlar.

Hepimiz etiz. Bu gezegenin bütün sakinleri etten oluşmuştur ve çoğu da etoburdur. Ve düzüşme, bir eti yaran başka bir et parçasından ibarettir. Bizim etimizle bir öküzün veya bir filin eti arasında fark yoktur.

FG: Çığlık?

FB: Çığlık ile doğarız, yaşama bir çığlık ile gelir ve belki de ben de bu, aşk yaşama korkusu ile ölüm korkusu arasındaki bir sinek ağından ibarettir. Bu benim esas takıntılarımdan biriydi. Resmettiğim erkeklerin hepsi en uç durumlardaydılar ve çığlık onların acılarının adeta bir transkripsiyonuydu.

Hayvanlar korktuğunda veya acı çektiklerinde çığlık atarlar, çocuklar da öyle. Lakin erkekler daha ketum ve daha ürkek bu konuda. Aşırı acı durumları hariç ağlamaz veya çığlık atmazlar. Bu dünyaya bir çığlık ile geliriz ve sık sık bir çığlık ile ölürüz. Belki de çığlık insan durumunun en doğrusal sembolüdür.

FG: Peki, David Sylvester (çoktan vefat etmiş olan ve Bacon ile görüşmeler gerçekleştirip onun hakkında yazan sanat eleştirmeni) ?

FB: Bence David Sylvester çok akıllı bir adam, ancak onun resim için özel bir hissiyat taşımadığını düşünüyorum, zira benimle ilgili kitabında birçok korkutucu kişiden, sevdiği ve hayran olduğu bütün ressamlardan bahsetmişti. Bence kendisinin hiç bir eleştirel anlayışı bulunmamaktadır.

FG: Ölüm sizin için bir takıntı mıdır?

FB: Evet, maalesef. On beş ya da on altı yaşımdayken bir köpeğin işediğini görmüştüm ve o anda öleceğimi anladım. İnsanın yaşamında bilhassa önemli bir zorluk olduğunu düşünüyorum; o da gençliğin sonsuza kadar sürmeyeceğini keşfettiğiniz andır. Bunu o gün anlamıştım. O günden itibaren her gün ölüm hakkında düşündüm.

Bu kadar yaşlı olsam da, bu beni erkeklere bakmaktan alıkoymuyor; sanki bir şey olacakmış gibi, sanki yaşam yeniden başlayacakmış gibi, akşamları dışarı çıktığımda sanki sadece elli yaşımdaymışçasına flört ediyorum. Motorlarımızı değiştirebilmemiz gerekli.

Ebediyet sanatçının ayrıcalığıdır. Tutku sizi genç kılar, tutku ile özgürlük o kadar cezbedicidir ki. Resim yaptığım zaman ölümsüzüm; sadece resim yapmanın zevkini veya zorluğunu yaşarım.

FG: Nasıl ölmek istersiniz?

FB: Hızlı.

 

(*) The Art Newspaper, No: 137, Haziran 2003, Röportaj: Francis Giacobetti, Türkçeye Çeviren: Ömer Aybars Yurdun.

 

Ömer Aybars Yurdun

Ömer Aybars Yurdun

ÖNCEKİ YAZI

Hiper Yaşamlar-Ümit Yılmaz

SONRAKİ YAZI

Bir Müze Kurmak- A.Celal Binzet

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*