Uncategorized

Evren Akademi ve Müzede-Yusuf Taktak

12 Eylül dönemi, Kenan Evren Cumhurbaşkanı olmuş ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni (YÖK ile birlikte Mimar Sinan Üniversitesi olmuştu) ziyaret edecekti.

 

Üniversite ve bağlı tüm birimleri teyakkuz halindeydi. Öğrenciler kızgınlık ve umursamazlık içinde dalgalarını geçiyordu ama hocalar arasında kararsızlık hâkimdi.

İsyan ve saygı
Kimileri cumhurbaşkanımız geliyor, deyip saygıyı elden bırakmıyor, kimi de; arkadaşları hapisteyken “darbeci bir generalin ne işi var üniversitemizde” diyerek isyan ediyordu!

Seçki düzenlemek
Herkese birer görev verilmişti, bana düşen ise bir Türk resim ve heykel sanatı seçkisi düzenlemekti. Tabii ki yapıtların okulun “arka bahçesi” olan müzeden alınması gerekliydi. Ben de belli başlı resim ve heykelleri seçerek Osman Hamdi Salonu’na yerleştirmeye başladım.
Salona bakan asma katın korkuluklarına yaslanarak beni izleyen idareci “yeni prof.’lar” heyetini yan gözle fark ediyordum ancak içimden “sanat sevgileri ne de olsa” diye düşünmekteydim…
Sergi düzenlemesi sonuçlanmak üzereydi, aralarında hararetli bir konuşma yapmaya başladılar ve içlerinden Prof. Kerim Silivrili’nin merdivenlerden bana doğru yaklaştığını gördüm, besbelli sözcü seçilmişti: “Malum önemli bir kişi geliyor”, serginin ortasında bir kaide üzerindeki Zühtü Müritoğlu’nun yatan torsunu göstererek “Sayın cumhurbaşkanımıza eli kolu düzgün daha münasip bir heykel koyalım ve çıplak olmasın” dedi!

Sansür
Şaşırmıştım, akademinin ortasında bir sergiye sansür uygulanmaktaydı…
Heyecanlı ama sert bir ifadeyle heykeli kaldıramayacağımı belirttim, isterseniz siz yer değiştirin deyip uzaklaştım.

Münasip heykel
Bir gün sonra, salona baktığımda, Zühtü Müritoğlu heykelinin yerinde bir başka “münasip heykel” durmaktaydı… Aynı gün, bir başka olay patlak verdi! Akademi başkanının odasında büyük boyutlu bir Adnan Çoker resmi durmaktaydı. Daha önceki başkanın ricası üzerine sergilenmek üzere Çoker tarafından asılmıştı.
Ne var ki yeni başkan (artık rektör olmuştu) Kenan Evren’in ziyaretinin estirdiği korku nedeniyle her köşeyi, her birimi gözden geçirtip, azar işitmemek üzere, okulu hazır hale getirmek istiyordu… Ve rektörlüğe A. Çoker hoca çağrılıp resmini indirip alması istendi. Gerekçe: Evren “bu nedir, ne anlamı var, indirin buradan!” diyebilir endişesi…

Adnan Çoker’e sansür
Hoca da haklı olarak “Sayın rektör, gelen kişi cumhurbaşkanı da olsa bizlerin söyleyecek, anlatacak bir şeyleri vardır.
Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa, lütfen beni çağırın resmimi açıklarım!” dedi. Rektör Muhteşem Giray’ın yanıtı: “Yok hoca siz alın resminizi, gelen zatın ne yapacağı belli olmaz, zor durumda kalmayalım…” Doğal olarak, hoca resmini indirip atölyesine götürmek zorunda kaldı.

‘General’e hazırlık…
Ziyaret günü; programda İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ni görmek de vardır. Aynı zamanda müzede çalıştığım için, rektörün telaşı müzeye de yansımıştı.
Müdür Prof. Belkıs Mutlu, benzer özeni(!) müzede uygulamaya çalıştı. En başta, çalışanların derli toplu giyinmeleri ve tabii ki kravat takmaları mecburiydi…
Ve asıl mesleği general olan kişinin mesleğini cumhurbaşkanlığında da devam ettirdiğini bildiğimizden ister istemez söylenenleri yerine getirmeye çalıştık.
Bayramlık elbiselerimizi giyip, müzenin önünde manga gibi (10 kişiden oluşur) dizildik. En başta da Sabri Berkel yer aldı. Kara arabalar müzenin önüne geldiğinde bizim bacaklarımız titriyordu… Komutan arabasından inip şöyle bir baktı, yükseklerden. Kılığımızı kıyafetimizi gözden geçirdi ve lütfedip baştan elimizi sıkmaya karar verdi. Sabri hoca öne çıkarak elini sıkmak istedi. Olur mu öyle şey, sırayı bozmak! Sabri hocanın elini kavradığı gibi sırasına itekledi. Hocanın yüzü kızarmıştı. Bizler de titreyerek ve sıramızı bozmadan elini sıktık. Hiddetli adımlarla merdivenlerden yukarı çıktı. Sanki askeri denetim yapıyordu.
Müdür odasında, besbelli önceden ne yiyip ne içeceği belirlenmiş olduğundan ikram edildi. Ne konuşulduğunu hatırlamıyorum bile, hemen odadan ayrılıp müzenin merdivenlerini çıkmaya başladı. Yanında Orhan Ersoy ve ben bulunuyorduk, hemen sol arkamda Orgeneral Haydar Saltık vardı.
Doğrusu ben en çok ondan tırsmıştım, çünkü İstanbul’da anlatılanların, işkencelerin odaklandığı kişiydi. Bir ara yerimi ona verip arkaya çekilmek istedim ama engel oldu: “Senin yerin orası yavrum!” Neyse kazasız belasız salonları gezmeye başlamıştık.

Evren Paşa ve empresyonizm
Empresyonistlerin salonunu geçtik ki Evren Paşa, durakladı, kızardı bozardı. “Bunlar ne biçim resim ya!” deyip küstahça geri döndü ve müzeyi terk ederken yanında olmama karşın anlayamadığım mırıltıları, el kol hareketleri ve sert adımların çıkardığı sesleri hâlâ belleğimde. O biçim resimlerin sahipleri ise: Ali Çelebi, Zeki Kocamemi’ydi …
Tarihin garip cilvesi, Kenan Evren sonraları ressamlığa soyundu…

12 Mayıs Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazı sanatçının izniyle yayınlanmıştır.

YUSUF TAKTAK 
Sanatçı

Sanatçı Yusuf Taktak

Sanatçı Yusuf Taktak

ÖNCEKİ YAZI

Arkadaşım Sansür

SONRAKİ YAZI

Müzeler Haftası Başlıyor

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*