İzlekler Dergi

Emre Ezelli Latmos’tan Yokyere

Heykeltıraş Emre Ezelli, Bafa Gölü’nün yakınında yer alan Latmos dağındaki kaya resimlerinden etkilendiği Adahan Otel’de yapılan “Olmayan Yer” sergisindeki işleriyle, arkeolojik olarak değerli bir hazineyi heykelin malzeme anlayışla birleştirip ütopik bir kurgu yaratıyor. Heykeltıraş gözüyle Latmos’un mitolojik hikayesini heykelin kırılgan malzemesiyle fütüristik  bir alana çekmeyi  başarıyor. Emre Ezelli, heykel sanatı ve heykel serüveniyle ilgili sorularımızı cevapladı.

Evrim Sekmen:Bize heykeltıraş olma serüveninizden ve okul yıllarından  bahsedebilir misiniz?

Emre Ezelli:Çocukluğum yanımda taşıdığım, ıslandığında suluboya lekesi yapan kırmızı kalemim ve kareli defterim ile geçti. O kalemleri bilirsiniz, ıslandığında lekesi suluboya izlenimi oluşturur. Defterime lekesel çalışmalar ve çizimler yapardım genelde. Her çocuk gibi bitmeyen sorularım vardı. Ailem resim merakımı keşfedip Hürriyet Çocuk Kulübü’ne kaydımı yaptırdı (1992’de). Böylelikle hevesim tutkuya dönüşmüş oldu. Sonraki yıllarda sanata olan ilgim, kesintisiz devam etti. Lise yıllarında, defalarca İzmir Cumhuriyet Meydanındaki Pietro Canonica tarafından yapılan Atatürk anıt heykelinin çizimlerini yaptım. Boşluktaki derinlik, yüzey üzerinde bir yanılsama yaratmaktan daha çok ilgimi çekiyordu. Üniversiteyi Bodrum’da Muğla Üniversitesi’ne bağlı Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünde okudum. Öğrenciyken birkaç heykelimi yurt dışına yarışmalara gönderdim, Çeşitli ödüller aldım.

E.S: Yaratıcılığınızı tetikleyen hangi farklı özellik size heykellerinizde ulaştığınız bu duyarlılığı sağladı?

E.E:İnsanların tepkilerini gözlemlemeyi seviyorum. Olaylar değişmese de ruh durumları değiştikçe tepkiler de farklılaşıyor. Yani her şey duruyor da biz dönüyor gibiyiz. Üniversitede öğrenciyken akşamları dünya mutfaklarından örnekler sunan bir bistroda çalışıyordum. Karşılaştığım ilginç karakterleri üç boyutlu malzemeye dönüştürmenin bir yolunu arıyordum.

E.S: Doğanın ve coğrafyanın sanatınızdaki referansları hangi kavramlara denk düşüyor?

E.Z:Medeniyetler tarihinin en zengin olduğu ülkemizde, kültürel miraslarımıza olan merakım üniversite yıllarımda tanıştığım sanat tarihi eğitmenim Göknur Gürcan’ın anlatış biçimindeki samimiyetten kaynaklanıyor. Varoluşa olan hayranlığım, beni işlerimde varmak istediğim noktaya götürüyor diyebilirim.

E.S:Son dönem dünyadaki çağdaş sanatçıların ve bienallerin iklim değişikliği ve  jeopolitik sorunlarla ilgili ürettikleri yapıtları gerçekte samimi içsel bir dürtünün sonucu mu yoksa moda bir eğilim mi olduğunu düşünüyorsunuz?

E.E:Bu konuda samimi olduklarına inanmak istiyorum ama sanatın kapital olduğu bir dünyada ister istemez samimiyet sorgulamasına gidiyor insan.  Son zamanlarda gördüğüm en etkili iş Tammam Azzam tarafından yapılan özgürlük anıtı, kesinlikle çok etkili!

E.S: Malzeme seçiminizin buluntu nesnelerden olmasının nedeni nedir?

E.E:Kullandığım malzemeleri genelde hurdalıkları gezerek buluyorum, bence doğanın hediyesi organik malzemeler ikinci bir şansı hak ediyor. Ne de olsa ikinci bir şans ilkini değerlendiremeyenlere verilir. Yorgun metal malzemelerimin kalıcılığı  zamanın izlerini  taşırken, irdelediğim konudaki kararlılığımın altını çizsin istiyorum.

E.S:Sanatta yetenekle ulaşılamayacak olan yeni keşiflere nasıl varılabileceğini düşünüyorsunuz?

E.E:Bu konuda benimle ilgili bir bilgi vermek isterim. Motosiklet merakım yeni yerler keşfetmeye ve beni sürekli yeni rotaları araştırmaya itiyor. Tümevarım yaptığımda da hayatımın genelinde bu prensibe sahip oluyorum.

E.S:Heykel sanatını biçimlendiren  önemli unsurlar sizce nedir?

E.E:Bence Gombrich’in de dediği gibi, sanat diye bir şey yoktur sanatçı vardır. Üretim sancısını yaşayan her kimse, yapıtlarının anlatım dilini olduğu ve olmak istediği yer arasında yaşadığı kaos ile belirler. Ben bunu deprem ölçer cihazlarında ki araları uzun kısa çizgilere benzetiyorum nedense, artçılardan sonra oluşan şiddetli sarsıntı gibi.

E.S:Heykelin farklı sanat medyumlarıyla buluşması  tarihte daha işlevsel nitelikte olmuş. Bir saray yapısına bir heykel kaidesinde büst koymak gibi bugünse doğadan veya yapay her türlü içerik sanata dahil edilebiliyor. Bu bir kaos mu yaratır yoksa bir yaratıcı yenilik midir?

E.E:Tekrar olmadığı sürece, keyifli olsa gerek. Sanat akımlarında yeni arayışlar her zaman belirleyici olur diye düşünüyorum.

E.S:Sanatçı kimliğinizi ortaya koyarken sosyal platformlardan yararlanıyor musunuz?

E.E:Evet. Sosyal platformlar bağırmanıza gerek kalmadan sesinizi duyurabiliyor.

E.S:Küratöryal bir sunumun sergilerde olması gerektiğini düşünüyor musunuz?

E.E:  Bunu iletişim stratejisi olarak görüyorum. Dış dünyaya kendinizi kapatıp ürettikten sonra tekrar tüm algılarınızı açıp iletişimini yapmanız olası değil ise kuratöryal bir destek gerekliliğini muhakkak hissettirir, yapıtı üretmek bence iştahlı bir başlangıç, fikirlerinizi paylaşmadıktan sonra etrafında dönüp durmanız sizi tatmin etmez.

E.S:Ütopya serginizin ana izleğini ne oluşturdu? Kaya resimlerini 3 boyutlu ele almak, bugünle bağlantısını kurarak izleyici gözünde neyi amaçladınız?

Ütopya, coğrafyamızın bize verdiği hediyelerden sadece bir tanesi. Var olduğunu görsel kalıntılar ve hikayelerle bilebildiğimiz bir yaşamın, karakter gözlemlerim ile tekrar can bulması ve bunu en azından sesimi duyurabildiğim kitle ile birlikte yorumluyor olabilmem benim için önemli.

E.S: İleriye dönük kısa ve uzun vadeli projeleriniz nelerdir?

E.E:Kısa ve uzun vade olarak bakamıyorum ben pek, her şey çok hızlı gelişebiliyor bazen. Yeni sergi konseptlerim ve projelerim var. Umarım gerektiği şekilde işleyebilirim.Keyifli sorularınız için teşekkür ederim.

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Eylül Sergileri

SONRAKİ YAZI

İzlekler Eylül- Ekim 2017 Sayısını buradan Okuyabilirsiniz !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*