Özkan EroğluUncategorized

Eleştiri ve Bilim -Özkan Eroğlu

 

A.M.Celâl Şengör’ün “Bilgiyle Sohbet-Popüler Bilim Yazıları” isimli kitabını okurken, bu bilim adamıyla uzunca zamandır yakından ilgilenen biri olarak neler düşünmedim ki. İlk aklıma düşenlerden biri, bir bilim adamının zihnindekileri sürekli yenilemesi gerektiğiydi ki, bu bir bilim adamının eleştiriyi de yanına alarak elemelerde bulunması ve sürekli zihnindekileri boşaltması, yenileriyle de boşalan yerleri doldurabilmesi özelliğini gerekli kılıyordu. Bu özellik, “ben bildiklerimi saklamam, onları paylaşırım, yerine yenilerini koyarım”ın bir bilim insanı için ne kadar gerekli olduğunu bir kere daha göstermesi adına önemliydi. Bir diğeri ise, kutsal kitap ve mitolojilerin inandırıcılıklarının bilimsel gerçeklerle kimi bağları olabilir, fakat asıl bilgiye Tanrı veya Tanrılara gerek duymadan ulaşılabileceği konusunun altının çizilmesi ve böylece tek ve çok tanrılı dinlerin ilişkili her kombinasyona şüpheyle bakmanın bir bilim insanının yegâne özelliklerinden biri olduğunun vurgulanmasıydı. Özetle mesele bilimle ilgili olunca, din kılıfından çıkarıp atmak gerekiyor her şeyi. Böylece Şengör’ün de verdiği örnek; Thales’in tanrıların izni veya yardımı olmadan, yalnızca aklını kullanarak “doğru” bilgiye ulaşması da boşuna değildi. Bu yönde, insanın doğayla diyaloğa girmesinin de en önemli yol olduğuna işaret edilmesi; bilim ve doğa ilişkisinin rolü üzerinde yeniden düşünmemizi sağlıyordu. Doğayla olan ilişkide en değerli konu, kuşkusuz gözlem; bu aynı zamanda en sağlam yöntem de. Gözlem ile birlikte “göz” konusu da bambaşka düşünsel silsilelere sürüklemekte ve şöyle bir zincirin oluşmasına da neden olmakta: “bakmak- görmek- algılamak- almak- içselleştirmek- sunmak.”[1]

Bilim ve eleştiri sözcüklerinin yan yana gelmesi durumuna Şengör’ün yazılarında sıklıkla rastlıyoruz. Başından beri bilimin eleştiriyle sürekli kendini yenilediği ve bu yenilemeler sırasında eskilerin yerine yenilerin gelmesi de işin doğası veya evrimi gereği. Bir toplumun çanına ot tıkayanların da, eleştiriye tahammülsüz öğretiler olduğunu bir kere daha anlamamızı sağlıyor Şengör yazılarıyla.

Bilimde “kesin bilgi” diye bir şeye inanç göstermemek gerektiğine, Şengör’ün kitabını okurken bir kere katılıyorsunuz; hem de büyük bir içsel zihinle. Eleştirilmek arzusu ile gerçeğe ulaşabilmek arzusu arasında ciddi bir bağ olduğu, yanı sıra eleştiriden çekinen veya korkan bir kimsenin gerçeğe ulaşmak gibi bir amacının bulunmadığı ve böylesi bir insanın bilimsellikle bir ilişkisinin olmadığını bir kez daha anlıyorsunuz. Dolayısıyla eleştiriyi istemek ve eleştiriden yana demek, bilime dayalı bir insan uygarlığından da yana olmakla eş bir hale geliyor.

Dünyada ve toplumlarda eleştiriye, dolayısıyla bilimsel düşünceye ihanet edenlerle etmeyenlerin bir mücadele içinde oldukları sonucuna dek gittiğimizi yeniden fark ediyoruz; Şengör’ün popüler bilim yazılarını okurken. İhanet edenler, her türlü değişime önlem almakta ve özellikle de sanata ve bilime tahammül etmemek özellikleriyle kendilerini belli etmekteler. Dolayısıyla bilime ihanet edenler ve böyle bir eğilimden yana olanların, tartışılamaz bilgiden yana olmaları da temel özelliklerinden biri olmakta. “Kendini emniyette hissedebilmek için inanmak eğiliminde olan insanoğlu, kesin bilgi vaat eden bir ekolü, bilginin her zaman geçici kalmak zorunda olduğunu söyleyen bir ekole tercih etmiştir. Bir diğer deyişle insan, kesin ve elinde olan bir yalanı, elde edilebilirliği kuşkulu ve doğruluğu hep şüpheli olacak bilgiye tercih etmiştir.”[2] Kesin bilginin mümkün olmadığını bilerek yaşamanın insan yaşamına ve yaşama sanatına kattığı olumlulukların sayısı tahmin bile edilemez.

Bilimsel aklın bir önemi de, inancın yerini bir sorunu çözmek için çıkış yolu arayan akla bırakmasıdır. Gelinen noktada şunu da vurgulamak gerekir: Bilimin kesin bilgiyle ilişkisinin, dinin kesin bilgiyle ilişkisinin yerini almaya başlaması da tehlikeli bir durumdur; çünkü mesele yine dogmatik bir hal almaktadır. Buradan şöyle bir yargıya varılabilir: Her dogmatik yaklaşım şüpheyle karşılanmalı, ele alınan her düşünce, her tahmin nasıl bir gözleme dayanır diye sorgulanmalı, bunun nasıl bir mantıkla değerlendirildiğine dikkat edilmelidir. Gözlemler en mantıklı kuram çerçevesinde açıklanmalı, sürekli sınanarak elden geçirilmelidir. Bütün bunlar yapılırken en acımasız eleştirel kıstaslardan asla vazgeçilmemelidir. Bilim, eleştirel bir akılcılığın peşinden gitmek zorundadır ve her zaman önerisini sunan bir “eleştiri” de toplumun reflekslerinden biri haline gelmelidir.

 

Priv.-Doz.Dr. Özkan Eroğlu

Habilitation in Philosophie der Kunst

 

[1] Ö. Eroğlu, Bir Resme Nasıl Bakmalıyız?, İstanbul, Tekhne Yayınları, 2013, s. 25.

[2] A.M.Celâl Şengör, Bilgiyle Sohbet-Popüler Bilim Yazıları, İstanbul, İş Bankası Yayınları, 2015, s. 30.

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Çağdaş Sanat Duyarlılığı-Sabahattin Şen/Köln

SONRAKİ YAZI

Dünyada Sanat Etkinlikleri

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*