Sanat Tasarım

Duyulamayacak Kadar Gürültülü-Evrim Sekmen

Jake ve Dinos Chapman kardeşlerin  Arter’deki “Anlamsız-lık Aleminde” sergisi felsefi içeriklerle yüklü sanata ve hayata dair tüm umutların safsataya dönüştüğü bir yok-ülke inşa ediyor. Temsilin yok olduğu bir sanat topografyasında hayvanlarla, ucubelerle örülü tersine bir coğrafyada yitirilen geçmişle, beklenen geleceğin arasında zamanı durduruyor. Bu ara zamanda  “dünyanın çivisi nasıl çıkmış” sinizminin en üst katından aşağıya doğru gözlerimizi indiriyoruz.  Gülümseyen suratlar, çikolata yerken cadıya yakalanan ve kendileri yenilme tehlikesiyle karşı karşıya olan Hansel ve Gratel’i hatırlatıyor. Çikolatanın ölümü getirdiği paradoksal kötülük,  yerini nedensiz bir kötülüğe bıraktı. “Kendinden şey”e dönüştü.

   Bittiğini sandığımız Faşizmin  kapitalist, tüketime  koşullu bir hayatta kendini her an hissettirmeye başladı. Çevremiz insan ilişkilerinin de ticari bir ağ gibi yürütüldüğü ruhsuz bir rekabet ortamı.  Savaşlar, kimsenin nedenini tam olarak bilemediği    ırk, cinsiyet, din ve kültür üzerinden yapılmaya devam ediyor. İyimserlik ve hoşgörü mekanizmaları bize kötülüğün ve baskının dili kadar kolay ulaşmıyor. İyimserlik ve hoşgörü temelli hümanist yaklaşımlar, ahlaki bir ikiyüzlülüğün kurbanı olmuş durumda.

Gündüz Vassaf “Cehenneme Övgü” kitabında  tüketim üzerinden böylesi bir  toplumun panoramasını çizmiş; okurları  cehennemin yollarına döşenen iyi niyet taşlarıyla  yüzleştirmişti.  “ Sanayi uygarlığı öyle bir toplum yarattı ki bu toplum içindeki insanların belli başlı  tek bir faaliyetleri vardır, o da işleri. Bu faaliyetlerin yürütülmesi dışında bütün zamanımızı başkalarının gösterilerini izlemekle geçiriyoruz.  Durmadan birbirimiz için gösteri yaptığımız , ama asla birlikte icrada bulunmadığımız toplumlarda yaşıyoruz artık” (Vassaf, 1992) Yaşama bakışları ve hayattan bekledikleri birbirine benzeyen standart bireylerin totaliter bir yaşamın olumlayıcısından başka bir şey yapamayacağı açıktır. Tüm bu teslimiyet ve umutsuzluk döngüsü içerisinde Jake ve Dinos Chapman kardeşlerin  negatifi sağlamlaştırarak olumsuzlayan anlatısına odaklanalım.

İçimizdeki canavarı hortlatan Jake ve Dinos Chapman kardeşler; temsili sanattan, Aydınlanmaya modernitenin tüm itkilerine  saldırıyor.   Nietzsche ‘den alıntı yaparak bize diyor ki: “Bir zamanlar sayısız güneş dizgeleriyle akarak uzayıp giden evrenin kıyıda-köşede kalmış bir yerlerinde, bir gökcismi varmış; bunun üstünde yaşayan bazı kurnaz hayvanlar da, bilme yetisini bulup kurmuşlar. Bu, dünya tarihinin en gözüpek ve en yalancı dakikası olmuş. Ama işte, yalnızca bir dakika sürmüş. Doğanın birkaç soluk alıp verişi sonrası, gökcismi donup kalmış; o kurnaz hayvanlar da ölüp gitmişler. –Birisi, böylesi bir fabl kurabilir, gene de insan zihninin doğa içinde ne denli zavallı, ne denli gölgemsi ve uçup geçici, ne denli ereksiz ve gelişigüzel bir yer tuttuğunu, yeterince serimleyememiş olabilirdi. Zihnin var olmadığı sonsuz zaman süreleri vardı. O yok olup geçip gittiğinde de, hiçbir şey olup bitmiş olmayacak.”

Dünyanın zihinsel bir yaratım olduğu varsayımı aslında bizi Baudlliard’ın simülasyon alemine de götürüyor.  Bir bilgisayar belleği içerisinde kurgulanan hayatlarımızı biz kurmasaydık da onlar bir şekilde var olacaktı dedirtiyor. Spekülatif ve ayrıksı bu düşüncelerin dünyanın sonunu getireceği aşikar. Sergide  bu büyük iddianın diyaromalarını ince ince işlemişler. Zanaata kaçacak derecesinde bir ustalıkla sanatın görsel, hoşa giden güzel dediğimiz hiçbir unsuruna yer vermeden kulakları sağır edecek bir gürültünün peşinden gidiyorlar.. Birbirleriyle ilişkisi olmayan figürler şiddet, öfke, ironi ve kaos etrafında anlamsızlaşıyor.  Negatif bir diyalektikle, inançsız bir evrende anlamı yitirmek tüm zihinleri paralize eder ve hiçbir şey hissettirmez.  Serginin bu hissiz havası,   her şeyin sondan başa doğru tekrar ele alınıp zihinsel bir kurtuluşun gerçekleşse dahi  kısır döngüden başka bir işe yaramayacağını  söyler.

Aslında burası bir “dünya” değil,  “dünya” daha rasyonel bir anlam taşıyor. O nedenle “Alem” diye nitelendirilmesinin nedeni bu rasyonaliteyi yıkmak ve yerine bir şey koymadan sadece yitişini izlemek. Sanatçı kardeşlerin aleminde “Neşeli Ayaklar” animasyonuna gönderme yapan” “Neşesiz Ayaklar” diyaroması insana benzetilerek bakılan hayvanların sömürüsüne ve vahşi canlılar olarak bilinçaltına kazınmasına vurgu yapar. Hayvanlar  rüyalarımızda gördüğümüz her şeyin başka bir anlamı içermesi görüşüne koşut kendinden başka bir şey olmak zorundadır. Sergi    insan dışı canlılar üzerinden  insan-sonrası bir ütopyacılığa ulaşıyor . Bu noktaya gelinceye kadar bu  grotesk manzaranın çıkmasına neden olan olaylar, kişiler ve düşünceler bertaraf edilerek bir kıyamet anı dehşeti sergileniyor. Eleştirinin sonrası bir görüntü duruyor karşımızda. Kurumların vurdumduymazlığı, metinlerarası bir yolculuğa dönüşen modernist sanat yapıtlarının çözümlenişine kısa yoldan Chapman kardeşler soruyor.  Büyük harflerle yazılan bu insanlık destanı artık bitmedi mi? 

Serginin dünyanın tükettiği felsefelerin dışında sanatsal pratiklere de söyleyecek sözü var. Güncel sanat pratiklerinin çok kullanılan işi olan neonlar, upuzun bir metinle neonun   içeriksel sıkıştırılmışlığıyla dalga geçiyor. Metinde yine negatif değillemeler üzerinden kendi söylemlerini yaratıyorlar. Metnin uzunluğu güncel sanat sergilerinde gördüğümüz kısa ve içinden çıkılmaz söz oyunlarının yerine geçiyor.  Sadece bakılıp geçilen seyirlik bir nesne olarak mesajından daha anlamlı duruyor.


Savaşın Felaketleri’ni örtük bir biçimde alaya alan sanatçı kardeşler, Goya’nın gizli, örtük saraya karşı olan yapıtlarına müdahale ederek hem kültürel vandalizmle suçlanıyorlar hem de kendilerine göre Goya’ya yardım ediyorlar. Avrupa modern sanatının büyük ustalarından  Goya’nın bile  bugün yardıma ihtiyacı olduğunu gösteriyor.  Bütün zamanlara seslenen, çağını aydınlatan  sanat yapıtı miti  tarih olmuş demek ki. 

Sanatçıların  Beyaz Küp’e  olan gizli nefreti bir galeri deposundan çıkarılmış izlenimi veren irili ufaklı portrelerle tekrar açığa çıkıyor. Beyaz küp’ün deposunda gerçek sanat eserlerinden daha yaratıcı işler bulunuyormuşçasına sanatı yönetenlerin boyundurluğunda sesi duyulmayan Nadire Kabinesine de  atıf yapılıyor. Küçük olan değerlidir klişesine görünmeyen, geride kalan değerlidir klişesi ekleniyor. Kurumsal eleştiri ile kendilerini dinamitleseler de böyle düşünen sanatçı gruplarından bu duruma daha çok kafayı taktıkları çok belli.

Yaşadığımız çağın bu durumu olumsuzlaması maalesef olanaklı değil. Bu gerçeküstü kurmacayı görünen ve gerçekçi yapan da aslında dünyada metaforik anlamlarla dahi olsa bu savaşın içinde olmamız. Chapman kardeşler de bu çatışmayı ve kötülüğün sıradanlığını kurdukları cehennem diyaromasıyla bizden biri yapmayı başarmışlar. Sergiden ayrılırken  yapıtların bize nüfuz ettirdiği  içten dışa yönelttiğimiz şiddetin  değil, dıştan içeriye ruhumuza sinen psikozların  etkisinden kurtulmak için sokakta adımlıyoruz. Yeni bir savaşa hazırlanarak…

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

İhtiyar Balıkçı'nın Yurt Özlemi Sürüyor - Özgen Acar

SONRAKİ YAZI

Gerome'un Dervişi-Meryem Günana

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*