Müze

Dünyanın Eşsiz Müzesi Avanos’ta-Özgen Acar

Hititlerden Torun Mustafa’ya Çömlekçilik

 

Dünyanın hiçbir yöresinde, yerin 20 metre altında bir müze göremezsiniz. Ne yapıp edip yolunuzu Nevşehir’in Avanos ilçesine düşürün ve yeni “Güray Müze’sini” mutlaka ziyaret ediniz. Çünkü bu “olağandışı müzeyi” dünyanın hiçbir yerinde; ne bugün, ne de gelecekte görebilirsiniz.“Kapadokya’nın  geleneksel  kaya altı mimarisinden” esinlenilerek,yerin 20 metre altında ve 1600 metrekare büyüklüğünde, dünyanın ilk ve tek “yeraltı çömlek müzesini” ziyaret eden yerli – yabancı turistler gibi sizi de şaşırtacaktır.Özel araç ve gereçlerle “kayaların oyularak” yapımına 2008’de başlanılan müze, nisan 2015’te ziyarete açıldı.

Neden Avanos?

Nevşehir’e 18 kilometre uzaklıktaki Avanos’un geçmişi Hititlere kadar gidiyor. İsviçreli dilbilimci Emile Forrer, Boğazköy Hitit tabletlerinde 1926’da yaptığı incelemede Avanos’un o zamanki adının Zuwinasa olduğunu saptadı. Bir başka araştırmacı, Asur tabletinde Nenassa adına rastladı. Antik tarihçi – coğrafyacı Strabon’un, “Ouenasa” dediği Avanos’tan, Osmanlı belgelerinde ise Avanos’tan, “Evenez” diye söz edilir. Avanos’a, Hititlerden günümüze bir anlamda Anadolu’nun “çömlekçilik başkenti” de denilebilir. O günlerden bu yana babadan oğula, oğuldan toruna geçen el sanatı çömlekçilik,bu anlamı doğrulayan bir kanıttır.

Bu ilçede yapılan çömleklerinin kalitesinin temelinde, Avanos’un çevre tepeleri ile Kızılırmak’ın eski yataklarındaki yumuşak ve yağlı kil topraklarından kaynaklanır. Bu topraklar “önce elenir, suyla iyice yoğrulup çamura” dönüştürülür. Çamur, ayakla döndürülen, “çark” denilen tezgâhlarda biçimlendirilerek “çanak-çömlek” yapılır. Önce güneşte, ardından gölgede kurutulduktan sonra, “saman ve talaşla” yakılan fırınlarda 800 -1200 derecede özenle pişirilir.

Çömlek Müzesi Nasıl Doğdu?

Gelelim dünyada eşi olmayan Güray Müzesi’ne. Müzeyi tanıtmadan önce bu eşsiz müzeyi yaratan Mustafa Güray Tüzsüz’ü kısaca tanıyalım. Avanos çömlekçilik geleneği, babadan oğula geçen en önemili mirastır. Mustafa Güray, çömlekçiliği dedesi Mustafa’dan öğrenmiş.

1960’1i yıllarda “plastik” günlük yaşama girince “çanak çömleğe” ilgi azalmş. Çömlekçilik geleneğinin yitirilmesine başlandığında babası memuriyete yönelmiş. Ancak dede Mustafa ise torununun tarihsel  geleneği sürdürmesini istiyordu. Bu nedenle torununa ilginç bir yönteme başvurdu. Dede Mustafa, torun Mustafa’ya yalnızca çömlek yapmayı değil, ticaretini de ilginç bir yöntemle öğretti. Dede, Avanos’ta Cuma günü kurulan ilçe pazarına gelen köylülere işliğinin önünde çanak çömleklerini sergileyip satardı. Bir gün yaptıklarından değişik onar çömleği bir köşeye ayırıp, 15 yaşındaki torun Mustafa’ya “Bunlar senin, gelirleri de senin. Her Cuma burada satış yapacaksın.” dedi. Para kazanmak torunun çok hoşuna gitti. Meğerse dede, kendi müşterilerini de torununa gönderirmiş. Ancak dede, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan torununun kanına bir kere Avanos’un tarihsel çömlekçiliği aşılamıştı.

Torun Mustafa’yı “müze kavramı” konusunda iki olgu etkiledi. Birincisi yörede tarihsel çanakları toplamaya başlayıp Kültür Bakanlığından “Koleksiyoncu Belgesi” aldı. İkincisi ise, o yıllarda yerli – yabancı turistlerin, Mustafa’nın “beşinci kuşak” olduğunu öğrendiklerinde “Atalarından kalan çanak – çömlek ve seramik ürünlerin yok mu? Onları görebilir miyiz?” gibi sorular oldu.

avanos4

Antik yapılar salonundan bir vitrin

Müzenin Bölümleri

Bu olağanüstü müze; üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm (Tarihsel Yapıtlar Salonu):

“Yıldız planlı” salonu bir tünel çevreliyor. 11 metre genişliğinde ve 8 metre yüksekliğindeki yıldız kolların birleştiği bu orta alanı, 9 metre çapında bir kubbe taşıyor. Tarihsel dizine göre yapılan bu salonda, “Geç Kalkolitik (maden-taş)”, “Tunç” ve “Demir Çağları” ile Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin yapıtları sergileniyor.

İkinci bölüm (Çağdaş Yapıtlar Salonu): Burası da “yıldız planlı”. Ortası; 10 metre genişliğinde, 6 metre yüksekliğinde, 7 metre çapında kubbeli bir sergi alanıdır. Bu salonda; Türkiye’nin; ünlü çağdaş ve geleneksel seramik sanatçılarının yapıtları tanıtılıyor. Bu sanatçılar arasında, Turgut Tuna, Mehmet Gürsoy, İsmail Yiğit, Saim Kolhan, Necip Savcı, Haşan Hüseyin Savcı, Mehmet Tüzüm Kızılcan, Mehmet Koçer, Hamza Üstünkaya, Zehra Çobanlı, Ömür Tokgöz, Tayfun Küçükcan, Nurdan Bozkurt, Ayfer Karamani, Vedat Kaçar, Nusret Algan, Önder Ünsal ile Tevfik Türen Karagözoğlu ve de yabancı sanatçılar bulunuyor.

Üçüncü Bölüm (Giriş Salonu): Sergi salonu, kütüphane, kafeterya ve içinde şöminesi de olan giriş ve dinleme alanından oluşuyor. Yabancı müzelerde olan, ancak kamusal müzelerimizde bile olmayan; resim, heykel, seramik, fotoğraf gibi güzel sanatların her alanında, sanatçıların son yapıtlarını sergiledikleri hareketli ve değişken bir alan.

avanos33

Müze, yıl boyunca açık olup gündüzleri ziyaretçilere hizmet vermekle kalmıyor, akşamları ise müzelerimizde alışılmışlığın dışında; “700 kişilik” yemekli toplantı, çalıştay, kokteyl, dans, sema gösterisi ve konser gibi etkinlikler için de “özel canlı salon” olarak kullanılıyor, iş dünyasının dikkatine ve bilgisine sunulur. İlginç olan “doğal akustiğin” sağladığı ortamda, konserler için herhangi bir ek ses düzenine gerek de duyulmuyor. 1.5 yılda nice özel sergiler ile yerel ve uluslararası çalıştayların, sergilerin, buluşmaların düzenlendiği “yaşayan müze” oluşunu da anımsatmalıyım.

ÖNCEKİ YAZI

Toplumsallık ve Ruhsallık Arasında Joseph Beuys’un Kişisel Miti-Liza Gasyuk

SONRAKİ YAZI

Yeni Bir "Çağdaş" Tartışması: Erol Deneç

Gazeteci-Yazar Özgen Acar

Gazeteci-Yazar Özgen Acar

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*