İzlekler Dergi

Doğu Sanatının Yaratıcı Kökleri

Özkan Eroğlu kitap dizisine dair;

 Batı sanatını doğunun estetik değerleri olmadan düşünmek olanaklı değildir. Bunu olanaklı kılabilmek için sanat tarihinin yaratıcı köklerini tanımlamak gerekir. Dünyayı ikiye bölen algı farklılıkları sanat alanında da Batı’yı daha ilerici ve estetik anlamda daha başarılı, Doğu’yu ise masallar ve efsanelerden ibaret sözlü bir kültürün parçası olarak gösterir. Düşüncenin sanat kabul edilmesinden sonra sanatsal teknik pratikler bu ayrımı aynı düzleme çekmeyi başarmıştır. Kavramsal boyut, sanatın sadece bir temsil ve görsellik içeren; hoşa giden bir çerçeveden uzaklaşmış sosyolojiyi, antropolojiyi de sanatın içine katmıştır. Sanat malzemesiz yapılamaz. Yalnız bugün bu medyumlar çok çeşitlenmiş ve temel değerler tekrar gözden geçirilerek yanlış algılamalar düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Postmodernin bu yeniden okuması ile Doğu’nun primitiflerinin Batı’nın modernlerine kaynaklık ettiği ortaya çıkarılmıştır. Örneğin Sezer Tansuğ, İslami coğrafyanın bezeme ve süslemelerini inceleyerek Batı tarzı bir geleneğin burada çoktan var olduğunu kanıtlar. Yerel kültürlerin araştırılması akademik çalışmalardan öte, biz kimiz, nereden geliyor ve nereye gidiyoruz sorularını sormaya yönelik varoluşsal bir kaygı taşır. Atatürk’ün hasta yatağından kalkıp Çatalhöyük’teki arkeolojik çalışmaları izlemeye gitmesi tam da bu yüzdendir. Atatürk, o zaman kültürü tanımanın bir birlik ve millet olabilmek için gerekli olduğunu öngörmüş, en önemlisi bugünün kültür savaşları üzerinden şekilleneceğini anlamıştı.

Sanat, kültürün yeniden üretilmesinde yaratıcı bir güçtür. Bu gücü şekillendiren binlerce yıldır taşınan sözlü ve yazılı değerlerdir. Batı’nın çağdaşlaşma seviyesini örnek alsak da bir doğu toplumu olduğumuz gerçeği su götürmezdir. O yüzden Batı ve Doğu arasındaki köprüler melez bir kimlik ortaya çıkarırken, sanatsal bir kaynak da yaratır. Batı felsefesini oluşturan temel değerler açıkça ortaya konmuştur. Doğu konusu ise bu noktada gizemini ve bilinmezliğini halen korumaktadır. İnanca Batı kadar keskin şekilde sırtını dönmeyen Doğu toplumları, yarattıklarının adına sanat demeksizin, yaratıcılıkta sınır tanımayan eserler ortaya koymuşlardır. Adını koymadıkları her tekniğin ve her yaratıcılık refleksinin Batı’da kaydı tutulmuş ve sınıflandırılması yapılmıştır.

Görsel okumalardan düşünsel bakış açılarına geçildiğinde İslam felsefesine ve yaşam biçimine koşut yapılan işlerin sanatın ve yönünün ne olduğu konusunda filmini tekrar başa sarmışlardır. Artık tek başına, Lascaux mağarasındaki bizon tasviriyle başlayan bir sanat tarihinden bahsedemiyoruz. Karşılıklı ve geçişli anlatılardan yola çıkarak bu alanın çoğalmasına tanık oluyoruz. Eleştiri de bu yönde kendine yeni mecralar ediniyor ve bilgi dolu olmadan, bir dünya görüşü edinmeden sanat eserinin okuması da yapılamıyor. Bütün bu farkındalıklar ve filmin başa sarması meselesinin gündeme gelmesi, aslında Özkan Eroğlu’nun 3 kitaplık dizisinin de temel amacı. Güncel anlamda doğuya dönük yaratıcı araştırmaların yeknesak gittiği ülkemizde Eroğlu; “İslam Sanatı”, “Minyatür Sanatı” ve “Mimar Sinan Ruhsallığı” kitaplarıyla Doğu sanatını ve sanat yapma biçimlerini tekrar yorumlayarak, sorgulamak istiyor. 

Eroğlu,  dizinin “İslam Sanatı” isimli kitabında sanat tarihsel bir okuma yapıyor. İslam sanatının dayanaklarına yer veren kitapta, İslam’ın tasvir yasağının soyut formlarda ulaştığı mükemmellik işleniyor. Sanatçının ve izleyicinin düşünce yapısının eserlere de yansıdığı vurgulanıyor. Doğu ve Batı arasındaki kültürel farklılıklar ve benzerlikler, eserler üzerinden kendini belli ediyor. O dönemdeki sanatçıların kendini ortaya koymadığı, kulluk inancıyla hareket ettiği düşüncesinin yaygın olmasına karşın, kitapta İslam sanatçısının zihinsel imgeleri, soyut duyumsamayla ifade ettiğini, böylece tinselliğin ön planda olduğunu, kul olan sanatçının manevi bir iddia taşıdığı ortaya konuluyor. Bu, sanatçının bir yaratıcı olarak egosunun hep var olduğunun da bir kanıtı oluyor yine. Yazarın Kandinsky ile devam eden düşünsel yolculuğu İslam sanatçılarını anlamaya çalışırken de devam ediyor. Kandinsky’nin kaligrafiye duyduğu hayranlık, Kandinsky’yi çağdaşı modernlerden keskin bir şekilde ayırmıştır bilindiği üzere.

Üç kitapta da bu etkilenmeler somut bir şekilde görülebilir. İslam sanatında Batı ile olan farklılıklar örneğin süslemelerin Batı’da yer aldığı gibi değil, kendi içinde bir sanat türü olarak değerlendirildiği örneklerle anlatılıyor. İslami yapılara bakarken aslında göremediklerimiz yazarın dikkat çektiği konularda görünür kılınıyor. Öznel bir yorum olarak söylersek eğer, İslami yapılar sadece dini anlamda bir kullanım alanı olmakla kalmayıp, manevi duyguları harekete geçiren birer huzur yerleri de olduklarını ortaya koymaktadırlar.

“Mimar Sinan Ruhsallığı” kitabında bahsedildiği gibi mekânın, mimari ustalığın dışında mimari ögelere yüklediği anlam, mabetlerin yüce ve göksel inşalar olmasını sağlayacak düzenlemelerle kişiye dünyadan soyutlanmış ve tefekkür edecek bir ortam yaratmıştır. Özkan Eroğlu, içsel olanı cisimleştiren Sinan’ı çok iyi tanımlıyor. İslam sanatının,  Rönesans kadar biçim ve geometrik özellikler taşıdığını, sanat eserlerine bakarken içindeki ruhsallığı ve dünya inancını ayırmamızı sağlıyor. Bir resimle örtüşmeyen bir minyatür varsa da onun yerine bir cami ile örtüşen bir resim olabiliyor. İslam sanatı en temel olarak külliyeler, camiler, medreseler ve sivil mimarilerle kuruluyor.

Özkan Eroğlu’nun bu üç kitabı, konu başlığındaki ağırlık nedeniyle kısa bulunabilir. Yalnız Eroğlu bir tezle ortaya çıkıyor. Size tarihsel bilgi doluluğu yaratmıyor. Başında söylediğini sonuna kadar savunuyor ve bir konunun iyi bilinmesini istiyor. Minyatür konusu hikâyeleri ile anlatılsaydı belki iki katı büyüklükte olabilirdi bu kitap, fakat biçimsel okumasıyla analoji kuran tarafın artık siz olmasını isteyene kadar kitabın çoğalmasını, çoğaltılmasını istiyor. Düşünme biçimleri üzerinden giden bir okuma biçimi… Ezbere veya malumatfuruşluğa dayalı bir birikme faaliyeti değil. Herat üsluplu bir minyatürde Courbet esintisi bulmak, sanatın sınırlarını yok etmekle kalmıyor, sanata bakış biçimlerinin de tarihsel bir ezberden başkasına ihtiyaç duyduğunu da gösteriyor. Yazar, kitaplarının hiçbirinde sanat tarihsel doğrultudan şaşmıyor. Sanat tarihine tutunan fakat ondan kendine notlar alan ve bize bunları örneklerle kanıtlayan bir yol izliyor.

Eroğlu’nun kitaplarda bilgi vermeye çalışan gayreti de gözden kaçmıyor. Bu da kitaplara dönüp dönüp bakılmasına neden olacak bir başvuru yayın özelliği kazandırıyor. Son dönemlerde felsefi içeriğe boğulmuş neredeyse sanat yapıtını unutan metin içeriklerinden sonra, sanat nesnesine odaklı bir sanat tarihi kitabı okumak bizi sanat tarihinin temel kaynaklarına götürüyor.  Sanat tarihini çapraz okumalarla gündemde tutan bu kitap dizisi, okuyucunun okumaya ve bilgilenmeye yönelik eksiğini kapatıyor. Yıllarca birkaç kitaptan öteye geçmeyen araştırmalara yenisini eklemek için şevklendiriyor. Bununla beraber kitaplarının sonlarına doğru hep aynı hissi taşıyorsunuz. Özkan Eroğlu, sanat tarihçi olduğu kadar, aynı zamanda sorumlu bir yazar da olduğunu belli ediyor. Yaşadığı toprakların geçmişinden aldığını geleceğe aktarma sorumluluğuyla harekete ediyor. Batı diye sürekli bilincimize yerleştirilmeye çalışılan uygarlığın karşısında düşüncelerimizin ve yaşantımızın köklerinin bulunduğu Doğu’yu tanımak, sanatçıların üretimlerini ve zihin yapısını görebilmek, kafamızdaki ulaşılmaz Batı algısını yıkıp araştırılmayı bekleyen doğu coğrafyasını yeniden kurmakla mümkün olabilir.

Evrim Sekmen Becan

 

Evrim Sekmen

Evrim Sekmen

ÖNCEKİ YAZI

Bilim, Ahlak,Sanat- Prof. Dr. Oğuz Adanır

SONRAKİ YAZI

Terörizmin Estetiğinden Söz Etmek Mümkün müdür?-Gökçe Özdem

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*